Ne var ki işte,sen bana kendimden kaçma ve elçisi olduğun bir başka yere yerleşme fırsatı sağlamıştın.Seninleyken kendi gerçekliğimi askıya alabiliyordum.
Seninleyken beni çeken şey,beni başka bir dünyaya sokmandı.Çocukluğuma damgasını vuran değerler orada geçerli değildi.Bu dünya beni büyülüyordu.Ne mecburiyet ne aidiyet olmaksızın oraya girdiğimde her şeyden kaçabiliyordum.Seninle başka bir yerdeydim,yabancı,kendime bile yabancı bir mekanda.
Psikanalitik psikoterapinin varsayımlarından bir tanesi, çocukluk acılarımızı tekrarlayıp durduğumuzdur. Freud buna “tekrarlama zorlantısı” adını vermiştir. Alkolik bir kişinin çocuğu bir alkolikle evlenir. Taciz edilen çocuk ya bunu tekrar eden biri ile evlenir ya da kendisi istismar eden bir yetişkin olur. Cinsel olarak kötüye kullanılmış çocuk, bir fahişe olabilir. Aşırı kontrol edilen çocuk diğerlerinin onu kontrol etmesine izin verir.Bu çok çarpıcı bir durumdur. Niçin bunu yapıyoruz? Niçin çektiğimiz acıyı uzatmaya devam ediyoruz? Niçin daha iyi hayatlar kurup bu kalıpları kırmıyoruz? Neredeyse herkes çocukluklarından gelen bu olumsuz kalıpları kendini yıkıcı biçimde tekrar eder. Bu, terapistlerin neredeyse her seansta ikna oldukları garip bir gerçektir. Her nasılsa, yetişkin yaşantımızda, çocukluğumuzda bu kadar yıkıcı olanlara benzer durumlar yaratmaya devam ederiz. Şema, bütün bu kalıpları yeniden yaratma yöntemlerimizin tümüdür.