Kamu Spotu: Bu inceleme spoiler içermemektedir.
Afgan yazar Halit Hüseyin’in 2003 yılında İngilizce olarak yayımlamış olduğu orijinal adı ‘The Kite Runner’ olan Uçurtma Avcısı, yazarın ilk romanıdır. Uluslararası beğeni kazanmış, birçok dile çevrilerek New York Times’ın en çok satanlar listesine girmiş olan bu kitap; üslup açısından iyi yazılmış, kolay okunabilen ve yer yer farsça kelimelerle süslenen akıcı bir kitaptır.
Yazar bu kitabında, birlikte büyüyen Emir ve Hasan’ın çocukluk ve yetişkinlik hikayelerini anlatırken uzun yıllardır siyasi karışıklıklara ve savaşlara maruz kalan Afganistan’ın insanlık dramına dikkat çekmiştir.
Daha çok pişmanlığın ve dostluğun öne çıktığı bununla birlikte sadakat, fedakârlık, kıskançlık, suçluluk, utanç, nefret, hüzün gibi duyguların da işlendiği Uçurtma Avcısı; beni oldukça derinden etkiledi ve sarstı. Özellikle kıymetli Hasan ve sevgili oğlu Sohrab’ın hüzün dolu ve kalbime ağır gelen hikayelerinin etkisiyle gözyaşlarımı tutamadım. Çoğu zaman ise yaşanılan akıl almaz olaylar bana kitabı kapatıp mola verdirtti; önyargıların, bağnazlıkların, yobazlıkların hayatları nasıl kararttığını görmek sinirlerimi alt üst etti, boş duvara bakarak insanlığı ve hayatı sorgulama gereksiniminde bulundurdu.
Sohrab...
Sözlerimin tükendiği, kelimelerimin kifayetsiz kaldığı kanayan bir yarasın kalbimde.
Emir…
Rahmetli dedem kendisini eleştirenlere karşı Mevlana’dan şu alıntıyı yapardı: 'Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin.' Demem o ki biz senin yaşadıklarına yalnızca