Uyuduğunuzu bilmezseniz, ilelebet uyuyacağınızı hiç bilmezseniz ve bir daha katiyen uyanmayacağınızı hiç mi hiç bilmezseniz faraza, fena mıydı efendim? O da iyi bir şeydi.
Müsamere yapan çocuk gibi yummuştu gözlerini. Beklemişti ki uyku gelsin. Her gün, yalnızlığı aklına her düştüğünde, çocuklarını, torunlarını her yâd edip yandığında, sağolasıcanın her hasretine yanıp da onu her arayıp bulamadığında, şu hayatta kime dokunduysa ölüp gittiğini her yeni baştan idrâk edip her kahr-ı perişan olduğunda, muvaffak olamamış intihar teşebbüsüne her köpürdüğünde diyordu ki bari uyuyabilseydim iki lokma, vakit geçer gider hiç olmazsa; yumuyordu gözlerini sımsıkı, uykuyu temrin ediyordu.