Merhaba ey okur!
Uzun bir aradan sonra, sıkıntıdan olsa gerek naçizane bir inceleme yazmak istedim. Son dönemde bir çok bilimkurgu romanı okumama rağmen, aralarından en çok iz bırakan eserin bu olması, beni inceleme yazmak için ateşleyen unsurlardan biri oldu. Bir diğeri de, yazarın müthiş hayal gücünü övme isteğini kaleme dökme amacıdır. Ancak; Hiç merak etme bir çift göz ve dimağ, sana tat kaçıran bilgiler vermeye meyilli olmayacağım.
Zaman, her bilincin aklını başından alan özel bir fenomendir. Zamanı kontrol etmek ise, herkesin hayal gücünü gıdıklar; gıdıklar ancak, eğer o kavramı absürt bir yapı üzerine inşaa ederseniz, okuyucu bu sıradanlığı umursamaz hâle gelir ve bir çuval inciri heba etmiş olursunuz.
Oysa bu kitaptaki zaman kavramı, Niagara şelalesi gibi üzerinize akıyordu. Gözlerimi dinlendirmek yada iş dolayısıyla kitaba ara verdiğim zamanlarda, hâlâ o şelalenin debisini hissediyordum. İster inanın, ister inanmayın; gece yatağa yattığımda, izafiyet teorisini tıpkı ışık gibi zihnimde eğip bükmeye başlıyordum. Bilimin mevcut sınırları, hayal gücüne direniyor ama engel olamıyordu.
"Aaa bunu neden düşünemedim" dedim, (Bu arada, bunu bir çok paragrafta söyledim) "...ama entropi ve uzay-zaman nasıl olacak!" Sonra aklım bana: "kendine gel, bunların hepsinin olması olası!" diye seslenip susturdu. Kitabın sonunda, Asimov'a yenik düştüm ve bu elleri öpülecek adama saygı duymak gerektiğini anladım. Burada kesiyorum; çünkü incelemeye daha fazla devam edersem, korkarım kitabı size tamamen anlatacağım.
Bu arada kitabın sonunda, mevcut kurgunun ötesine atıyor sizi yazar, gözleriniz büyüyor. "Hadi canım!" diyorsunuz. Öylece kalıyorsunuz...
Siz ise sağlıcakla kalın...