(...)
Kimi zaman bir mezar taşının silinmiş yazısı,
yıllanmış ölü,
toprak oluyorsun.
ki sen oluyorsun bu oyunda sahte papaz,
seni beynimde öldürdüğüm vakit
kalbimde doğuyorsun.
Ah, suçsuz ve kaygısız ruhu, bu küçük yaklaşmaların bana verdiği acılardan habersiz. Bir de benimle konuşurken elini elimin üstüne koyunca, konunun heyecanına kapılıp cennetten gelen nefesi dudaklarıma değecek kadar bana yaklaşınca: İşte o zaman yıldırım çarpmışçasına dermansızlaşıyorum.
"Birinin yüreği üzerinde sahip oldukları güçle o yürekte kendi kendine serpilen yalın sevinç duygularını baskı altına alanlara lanet olsun," dedim. "Bütün hediyeler, dünyanın bütün iyilikleri bir an bile böyle bir insanın kendi yüreğinde duymak istediği, ama başkasının despot, kıskanç keyifsizliği tarafından engellenmiş olan bir sevinç duygusunun yerini tutamaz."
Eğer yaşım yirmiyken öptüğüm dudaklar senin olsaydı ve öptüğüm dudakların sahibi ben olsaydım, dudaklarımı sahiplendirebilseydim sana, başka dünyada, başka yaşında, hayatımızda başkaları yokken karşılaşsaydık, sana bugün derdim ki: küçük sevgilim, aşığım saçının her bir teline.