A.

Yaşamın kötü gidişine çözüm olarak aşka yapılan vurgu o kadar büyüktü ki, insanların kendilerine verdiği değer, aşkı elde edip etmemelerine göre yükseldi veya düştü. Aşkı bulduklarına inananlar; Kalvincilerin, zengin­liği seçilmiş kul olmanın elle tutulur kanıtı olarak görme­leri gibi, bunu kurtuluşun gözle görünür delili sayarak, kendilerini üstün görme eğilimine girdiler. Aşkı bulama­mış olanlar kendilerini sadece yoksun hissetmekle kalma­dılar, daha derin ve daha yıpratıcı olan içsel boyutta, ken­dilerine verdikleri değer de düştü. Kendilerini toplum dı­şına itilmiş yeni bir yaratık türü gibi damgalanmış hisse­dip, psikoterapide, sabahın erken saatlerinde uyanınca his­settiklerinin mutsuzluktan ve yalnızlıktan çok, içlerini ke­miren, yaşamın büyük gizini kaçırmış olma kanısı olduğu­nu itiraf ediyorlardı. Bunlara rağmen, boşanma oranlarının artmasıyla, edebiyat ve sanatta aşkın gittikçe sıradanlaştırılmasıyla, pek çok kişi için elde etmesi kolaylaştığından cinselliğin giderek anlamsızlaşmasıyla, “aşk” tamamen hayal ürünü değilse bile bulunması oldukça zor göründü.
Sayfa 10
Reklam
Aşk, önceleri harekete geçiren bir güç, bizi yaşamda daima ileriye götü­receğine güvendiğimiz bir kuvvet olarak algılanmıştı. Fa­kat günümüzdeki büyük değişiklikler, harekete geçirici gücün kendisini sorgulamamız gerektiğini göstermektedir. Aşk artık kendine sorun olmuştur. Gerçekten de, aşk kendiyle o denli çelişir olmuştur ki, aile yaşamını inceleyenlerin bazıları, “sevgi”nın kabaca ai­lenin daha güçlü üyelerinin diğer üyeleri kontrol etme yönteminin adı olduğu sonucuna varmışlardır.* Ronald Laing aşkın, şiddete bir kılıf olduğunu iddia etmektedir.
Sayfa 11 - * İngilizcede “aşk" ve “sevgi” için Türkçede olduğu gibi iki ayrı söz­cük yoktur. Bu metinin ana konusunu oluşturan “love” sözcüğü her iki an­lamı vermektedir. Anlam karmaşalarını önlemek için, uygun olan yerlerde “aşk", diğer yerlerde “sevgi&qu
"Bir hedefi ve mirası olan kişi, hedefine de barisine en faydalı olacak zamanda ölümü ister. Hedefine ve mirasına saygısından yaşamın kutsal mekanına cılız çelenkler bırakmaz."
Sayfa 13 - Niçe
Zamanında öl: diye öğretti Zerdüşt. Hiç zamanında yaşamamış birisi nasıl zamanında ölsün ki?" İnsan doğru zaman anlayışını tamamen yitirmiş durumda. Doğru zaman uygunsuz zamana boyun eğdi. Ölüm de bir hırsız gibi uygunsuz-zamanda geliyor. "Savaşçıya da muzaffere de eşit derecede düşman, sırıtarak, bir hırsız gibi sinsice yaklaşıyor ölümünüz- ama yine de bir usta gibi geliyor".
Sayfa 12
Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında.
Sayfa 9
Reklam