''Ya da iş çıkışı canından bezgin bindiğin taksi, trafiği bahane eder ve seni şehrin evvelden hiç geçmediğin sokaklarında dolandırırken, yol uzar da uzar, tam çileden çıkmak üzeresin, radyoda eski, tanıdık bir şarkı çalıverir, tatlı bir hatırayı peşi sıra sürükler, eve gitmekten vazgeçer, taksiden inip evvelden hiç geçmediğin o sokaklarda kaybolmak istersin. Bir şey yapmıştır sana o şarkı, bir şeyin yerini değiştirmiştir içinde.''
Sabah gözünü açtığında yanında yoktu. Çarşafın üzerindeki izlere baktın. Gecenin kumdaki ayak izleri. Gün doğana denk yanıp durmuş bir savaş gemisinin, sabahın ilk ışıklarını karşılayan kapkara gövdesi gibi, hala tütüyordu yatak.
Sen, kıyıda yan yatmış bir yelkenli,
beyaz, her şeyi uzaktan seyrediyordun. Batacak mısın, kestiremiyordun. Ona kalbini kırması için gereken tüm izinleri verdiğini düşündün. O şahaneliğe çamurlu ayaklarıyla girip ortalığı savaş alanına çevirmesine. Atını bağladığın tüm ağaçları kökünden sökmesine. Ama bunu sadece onun elinden kedere bile razı olduğun için yapıyordun. Çünkü insanın bazen narin boynunu uzatıp birinin keskin kılıcının önüne, ölüme bile karşı gelemediğini iyi biliyordun.
Ancak o uyuşturucuları ve uyarıcıları ve unutturucuları ve oyalayıcıları ve dönüştürücüleri ve hayal kurdurucuları ve güldürücüleri ve hüzünlendiricileri ve fark ettiricileri kullanarak dayanabildiğin bir dünya yaratanların karşısında, sen bağımlı felan değilsin Hülya. Aksine bağımsızsın. Emirlerden, kanunlardan, yapay ahlaklardan bağımsızsın.
Yaralı bir insanı, sokakların tehlikelerle dolu şefkatine gözünü kırpmadan terk edebilen bir düzende, bedenine zerk ettiğin onca zehirle, hala ayakta durabildiğin ve belli etmesen de bir bebeği, bir deliyi hatta bir erkeği sevebildiğin için hepimizden güçlüsün.
Kim her şeyden arınıp da sadece kendisi olmak istemez?
“Ben istemem” diyor Hülya.
Hiçbirimiz, “Neden?” diye sormuyoruz. Çünkü biliyoruz. Hülya kendisini sevmiyor. O yüzden kendisini kendisinden bile gizliyor. O kıyafetler, o makyaj malzemeleri, o çantalar, o tuhaf bakışlar, o erkekler, o uyuşturucular, o uyarıcılar, o sevişmeler, o delirmeler, o her gece başka başka adamlarla ölüp ölüp dirilmeler… Hepsi kendisine tahammülü olmadığından. Kendisine tahammül edemeyen Hülya, bize nasıl tahammül ediyor?