Onun karanlığı mum, içi geçmiş karpuz, ertesi gün asılmayı bekleyen ıslak çamaşır kokar: Merdiven boşluklarının, kumarbaz batakhanelerinin, ucuz yatakhanelerin, ani karşılaşmaların karanlığıdır bu. Umutsa, bu karanlığı birden aydınlığa çıkaracak şeyde değil, karanlığın kendisindedir. Karanlığın sağladığı sığınak göreli bir sığınaktır, çünkü ışık ve gölge acı, vahşet, özlem ve ölümün habercisidir; ama bu haberi hiç olmazsa bir içtenlikle verir. Gün ışığıyla kapı dışarı edilen şey uzaklık ve yalnızlıktır -- bu ikisiyse, yeraltında yaşayanlara korku verir.
Seni algılayışım aynı ya da ayrı yerlerde oluşumuza göre değişiyor. Yani sen diye tanıdığım iki kişi var.
Benden uzakta olduğunda bile, benim için varsın. Varlığının bu şekli çok-biçimli: Sayısız imgeler, geçişler, anlamlar, bildiğimiz şeyler ve yerlerden oluşmakta, ama her şeyin altını çizen şeyse, her yere yayılmış yokluğun. Sanki sen bin mekâna dönüşmüşsün, hatların da ufuk olmuş. İşte o zaman bir ülkede yaşar gibi yaşıyorum içinde. Sen her yerdesin. Fakat bu ülkede seninle asla yüz yüze gelemiyorum.
Uzun ayrılıklardan sonra bile uçsuz bucaksız göğün içinden geri döneceğim sizlersiniz, bizleri yorgunluğumuz ve böylesine muhtaç olduğumuz bedenlerimizin üstüne düşen başlarımızın ağırlığından tanıyacaksınız.