Aşk… İnsan ruhunun en büyük coşkusu ve en derin yarası. Tolstoy’un Anna Kareninası, aşkın ne denli yıkıcı olabileceğini gösteren en çarpıcı eserlerden biri. Anna, aşkı için her şeyini feda eden, ama sonunda aşkın ağırlığı altında ezilen bir kadın. Onun hikâyesi, toplumun dayattığı kalıplarla, kalbinin gerçek arzuları arasında sıkışıp kalmış bir ruhun çırpınışı gibi.
Belki de en acısı, aşkın her zaman mutluluk getirmediğini görmek… Anna, sevdiği adam için koca bir dünyayı geride bırakırken, sonunda o dünyadan tamamen kopup yapayalnız kaldı. Toplum, onun aşkını affetmedi. Aşk, onu özgürleştirmek yerine daha da büyük bir tutsaklığa sürükledi.
Bu romanı okurken içimde tarifsiz bir hüzün hissettim. Aşk, gerçekten de insanı hayata bağlayan en güçlü duygu, ama aynı zamanda en büyük yıkımı da getirebiliyor. Anna’nın trajedisi, aşkın ne kadar büyük bir bedel gerektirdiğini bir kez daha hatırlattı bana… Anna Karenina