Ellerinin bedenine dokunuşu, konuştuğu zaman sesi, kendine özgü bakışları ve jestleri... Dudaklarını aralayınca dilinin ıslak ve tuzlu tadını alıyor. Saçlarına dokunan elini hissediyor. Bir an için bile olsa, Tanrının yarattığı dünyada bu şekilde birlikte olmak diye düşünüyor. Hayatında bir daha hiç kimse olmayacaksa bile yalnızca burada, onunla birlikte olmak.
Kendisi için korkmadığını söyledi... Sanki aslında onun için korktuğunu dile getirmeden anlatmak istedi. Bir tür maskülen korumacı içgüdü diye düşünüyor Margeret. Aptalca tabi ama sonuçta erkekler ve ve kadınlar, birbirleri için aptallık yapabiliyor. ... Çok mu yanlış bir şey bu, birlikte biraz zaman geçirmek? Birbirinden hoşlanmak, hatta çok hoşlanmak, fazlası değil.
Ona hakkında sormak istediği tüm soruları düşündü. Ne tür kitaplar okumaktan hoşlanıyordu? Okulda popüler miydi? Kız kardeşini mi seviyordu erkek kardeşini mi? Tanrıya inanıyor muydu?
Uykusuzlukla mücadele ederek geçirdiği haftalardan sonra artık onun sabah kahve makinesini açışını duyduğunda uyanıyor. Makinenin alçak sesli tıngırtıları duvarın diğer tarafından geliyor. Öyle yoğun ve eksiksiz bir huzur içinde ki ağlayası geliyor.
Yalnızca onu kollarına almak, sıcak gözyaşlarının omzuna aktığını hissetmek, saçlarına dokunmak ve hatta ona şöyle demek: Margaret sorun değil, endişelenme, her şey yolunda.