Arkamda ne bırakmıştım ki böyle hüzünleniyordum? Bir yurt mu? Bir ana mı? Bir sevgili mi? Hayır, hiçbir şey, hiç kimse. Bütün kaybettiğim şeyleri burada bulmağa geliyorum.
...hayretle açılan gözler ve sinsi bir istihza ile bükülen dudaklar görmeye başladım. Bana bakarken her birinin gözlerinde parlayıp sönen, sönüp parlayan bir acayip bir ışık damlası beliriyordu. Şüphesiz, kökleri benim erişemeyeceğim derecede uzaklarda bir nevi gizli ve şeytani zekanın bir sızıntısı olan bu ışık kadar beni rahatsız eden bir şey hatırlamıyorum.
...
En basit, en sade, en tabii hareketlerim onlara, bir sirk ortasında, bir soytarınun takla atışları, sıçrayışları, yuvarlanışları kadar tuhaf geliyor.
Ama hakkımı yemeyeyim, asla hakkımı yedirtmem, ben de artık insanlara iki çift laf etmeyi iyice unutmuşum. Başkalarıyla düzenli olarak görüşen biri görünümü vermeye çalışırken kim bilir suratım hangi şekillere girdi.