Türkiye azınlık olarak Ermeni ve Rumlara ilişkin sınırlandırmış, Alevi ve Kürtlere bu haklar uluslararası sözleşmelerde geçirilen hakları göz ardı edilmiştir. Bu göz ardılar çekinceler, azınlık olarak sayılabilecek halkların ya da grupların azınlık haklarından faydalanmasını engelleyerek onları ve onların çocuklarının kendi dil, eğitim ve kültür alanındaki haklarından mahrum bırakmıştır. Genel olarak bu çekinceler azınlık çocuklarının dil, eğitimi kültür alanındaki haklarına ilişkindir. Bu çekinceler, yasallaştırılmış haksızlıklar azınlık çocuklarının eğitim sistemine uyumunu güçleştirmiş ve bu çocuklar bir nevi asimilasyona maruz bırakılmıştır.Bu durumda en çok zorluk yaşayanlar arasında Kürt çocukları da vardır. Yapılan çalışmalarda 1965 nüfus sayımına göre, Kürtçeyi anadili veya ikinci dili olarak beyan edenler nüfusun yaklaşık yüzde 7,5’unu oluşturmasına rağmen Kürt çocukları kendi anadillerini ve kültürlerini yaşamaları üzerinde engellerle karşılaşmaktadırlar. Örneğin Kürtçenin Kirmancki lehçesinin giderek yok olması durumu da söz konusudur. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından, güvensiz durumda olan diller arasında, Kirmancki de sayılmıştır (Tunç,2004). BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 17 maddesi ve Lozan Barış Antlaşmasının 40. Maddesinde sözü edilen “(...) her türlü okullar (...) kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak (...)” çocukların en önemli haklarından biri olan anadil eğitimi ülkemizde sınırlanarak çocuk haklarının ihlaline sebebiyet vermektedir (Rudd,2007).
Alevilerin ve Caferilerin bu kurum içerisinde temsillerine imkân tanınmamaktadır. Devlet cemevlerini ibadet yeri olarak tanımayı red etmekte ve imar kanununda da ibadethane olarak gösterilmemektedir (Rudd,2007). Ayrıca