İnsanoğlu işte!Birisi ağlarken,bir başkası güler
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:24
Bu yazarın ilk defa bir kitabını okuyorum ve neyle karşılaşacağımı bilmeden başladım okumaya.Kitapta islami terimlerden bahsetmesi ,hayatın gerçeklerinden ve tabi yer yer sitemleri oldu.Zaten hangimiz yaşadığımız hayata bazen kızıp bazen isyan etmedik ki.Kitabın içeriğinde yok yok herşey var akıcı bir kitaptı bitirdikten sonra da baya etkisinde kaldım .Hırs,öfke,ihanet...Karakterleri öyle bir anlatmış ki herbiri gözümün önünde canlandı.Ana karakterlerden Zülküf onu öyle bir yaşadım ki yer yer üzülüp yer yer sinirlendim.Çünkü ne yapıyorsa kendine yapmış oldu .Hayattan payını aldı.Hani tam herşey yoluna girdi düzeldi deriz ya Zülküf o yolunda gitmeyen kısımda kalıyor.Aşk konusuna da değinmek istiyorum .Yazar bu kitabında aşkın çıkarlığından ve ihanetinden bahsetmiş.Unutmuyorum o sözünü ''Aşk işkencedir ,yanılgıdır''demişti.Gerçekten de öyle olmuştu .Hayat hakkında sitemleri vardı neden bu dünyaya gelmişiz derken aslında bir sorgulamaya ihtiyaç duymuş.Kitap hakkında fazla detaya girmeden anlatmaya çalıştım .Ben ilk defa okuduğum bir yazarın kitabını çok beğendim özellikle kitabın sonlarına doğru beklenmedik süprizlerle karşılaşabilirsiniz.Şimdiden iyi okumalar dilerim.
1000Kitap
Tutkular Keder OlduNurullah Genç · Timaş Yayınları · 2024655 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 44. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
Liam annesi Erika'nın mükemmel çocuğu göz bebeğiydi. Erika eşi Jason ve kızı Hannah'ı da seviyordu ama Liam onun için başkaydı. Lisenin popüler çocuğu Liam okulun çekingen kızı Olivia'ya aşık olmuştu. Olivia'nın arkadaşı Aidan Liam'dan hoşlanmıyor onun çocukluğundan itibaren garip biri olduğunu söylüyordu. Olivia buna inanmıyordu ta ki bir gece onunla buluştuktan sonra ortadan kaybolanadek. Tek suçlu Liam görünüyor, çocukluğunda yaptıkları, öğretmenleri ile yaşadığı olaylar tek tek gün yüzüne çıkıyordu. Erika oğlunu korumak için elinden geleni yapsada içten içe onun yaptığını düşünmekteydi. Bir annenin içsel çatışması, evladı için neler yapabileceği, geçmişin gölgesinde psikolojik bir gerilim. Yazarın bir çırpıda okunan merakla sayfaları çevrilen kitaplarından biriydi. Son sayfaya kadar merakta bırakan, gerilim ile son noktayı koyan yazar yine kafa dağıtmalık keyifli bir kitap yazmış tavsiye ederim. Kimi anneler bütün evlatlarını sahiden de eşit sever. Söylediklerine tam olarak inanıp inanmadığımdan emin değildim fakat bağırmam onu zerre kadar endişelendirmemiş gibiydi. Yani muhtemelen doğruydu.
Kusursuz ÇocukFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 2026823 okunma
Reklam
yana
Puan vermedi·256 syf.··
2026 20. kitabı
"Hayatta sadece bir kez kendini göreceksin ve bu hayatının en mutlu ya da en acı anı olacak." Kitabın bende bıraktığı iz belki de en çok bu cümlede saklı. Bunun dışında ne yazarsam yazayım eksik kalacak gibi. Çünkü kitaptaki tüm karakterler hepimizin içinde yaşıyor; kimisi daha baskın, kimisi daha silik...
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
İnsan en çok hangi yarasına ağlar?
9/10
·128 syf.·
2026 75. kitabı
✯Bellisperennis✯ Hayatın ağır yaralarını taşıyan iki kalp bir araya gelirse ne olur? Sanırım biri diğerinin yaralarını sarmaya çalışırken kendi yaralarını unutur. İşte bu hikâye tam da böyle bir hikâye… Nedenini tam olarak anlayamadığım bir şekilde, bu kitabı okurken deli gibi ağladım. Belki hikâye benim de yaralarıma dokundu biraz. Ya da İlknur gibi kaybolmak, etraftaki sahteliklerden uzaklaşmak, yok olmak istediğim içindir; bilmiyorum. Hikâyede zaman 18.10’da kaldı öylece… Peki ya senin hikâyende zaman hangi saatte durdu? Tarık Tufan ve yine o muazzam kalemi… Anlatmak yetmez, okumak gerek. Benden bu kadar. Hadi ben kaçtım… Daima sevgiyle ve kitaplarla kalın, emi :)
Hayal MeyalTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 20207,3bin okunma
9/10
·342 syf.··
Beğendi
·
2026 646. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:38
Köklerinden Kopmadan Evrenseli Yakalayan Toplum: Japon Mucizesi İkinci Dünya Savaşı’nda uğradığı ağır yıkıma rağmen Japonya’nın bugün dünyanın en güçlü devletlerinden biri haline gelmesi, Doğru perspektifinden derinlemesine analiz edilmesi gereken bir başarı hikayesidir. Japonların bu süreçte neye dayandığını ve başarının sırrını sorguladığımızda, karşımıza saf taklitçilikten uzak, muazzam bir toplumsal irade çıkar. Japonlar iki büyük savaşı kaybettikleri halde vazgeçmemiş, kendi inanç ve kültürlerinden koparak başka bir toplumun kimliğine bürünmemişlerdir. Ne Hristiyan ne Müslüman olmuşlar ne de başka bir ülkenin geleneklerini körü körüne benimsemişlerdir. Kendi öz kimliklerini korurken, bilginin insanın ortak malı olduğunu bilerek nerede olursa olsun onu almayı, analiz etmeyi ve somutlaştırarak hayata geçirmeyi başarmışlardır. Bu kültürel direnç ve ilim aşkı, ülkenin kalkınmasını sağlayan diğer stratejik hamlelerle birleştiğinde gerçek bir mucizeye dönüşmüştür: Zorunluluktan Doğan Güç ve İnsan Kaynağı: Coğrafi olarak neredeyse hiçbir doğal kaynağı ve madeni olmayan Japonya, en büyük yatırımı tek kaynağı olan "insanına" yapmıştır. Savaş sonrası dönemde eğitim sistemi; ezberden ziyade disiplin, analitik düşünce, dürüst çalışma ve yüksek iş ahlakına dayalı olarak yeniden inşa edilmiştir. Devlet ve Sanayi İş Birliği (Keiretsu Sistemi): Japonya’da kalkınma rastgele değil, devlet ile dev şirketlerin (Toyota, Sony, Mitsubishi gibi) ortak aklıyla yürütülmüştür. Devlet stratejik alanları belirlemiş, AR-GE (Araştırma-Geliştirme) çalışmalarını fonlamış, şirketler ise küresel ölçekte rekabet edecek teknolojiler üretmiştir. Askeri Harcamaların Sıfırlanması: Savaş sonrasında yapılan anlaşmalar gereği Japonya'nın büyük bir ordu kurması yasaklanmıştır. Bu durum,
Japonya Nasıl Modernleşti ve Kalkındı?Ahmet Cihan · Akademik Kitaplar · 03 okunma
Kurumsal din vs dinin özü tartışması
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:35
Kitap o kadar harika ki hemen okumayın; anlayabileceğinizi düşündüğünüzde okuyun. Kitap aylardır elimdeydi çünkü bazı terimleri anlamak çok zordu. Tolstoy'un anlam arayışı beni çok cezbetti. Çünkü yazdığı başyapıtların ona kazandırdığı ün ve şöhrete rağmen hayatın anlamını aramaya başlıyor. İlk başta pozitivist bir yerden yaklaşıyor ama bulamıyor; hatta felsefenin bile bu konuda yetersiz kaldığının farkına varıyor. Bu beni çok etkilemişti. En sonunda alt sınıfın nasıl yaşadığını gözlemliyor ve inanç olmadan yaşamın olmayacağına inanıyor. Kendisinin de bulunduğu camianın yaşamını reddettiğini söyleyerek, bu sebeple o zamana kadar hayatın anlamını yanlış yerde aradığından bahsediyor. Yani hayatın anlamının nasıl yaşadığınla ilgili olduğunu söylüyor; bu nedenle de "Benim için hayatın anlamı bir hiçti." diyor. Yaşamını bir parazitin yaşamına benzetiyor. Sonuç olarak, yeryüzünün bir iradenin sonucu oluştuğunu ve biz de bu iradenin anlamını kavramak istiyorsak önce bizden istenenleri yerine getirmemiz gerektiğini söylüyor. Bu cümlelerine âşık olmuştum. Kitabın 11. bölümü ayrı bir kitap olmalı. Tolstoy zaman zaman yine Tanrı'nın varlığını hissedemediğinden yakınıyor ve şöyle bir cümle kuruyor: "Ben, onsuz hayatın olmayacağı şeyi arıyorum." Daha sonra, Tanrı olmadığında intihar düşüncesiyle dolup taştığını; inandığında ise yaşama sevinciyle dolduğunu fark ediyor. Şu cümleler beni özellikle çok etkilemişti: "Tanrı'nın varlığını bildikçe yaşıyorum; onun varlığından emin olmadığımda ölüyorum." Ve sonra şu sonuca varıyor: "Orada işte. O, onsuz yaşanılamayandır. Yaşamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı hayatın ta kendisidir..." Daha sonra Tanrı'ya tamamen inanıyor ama kilisede doğru bulmadığı şeyler üzerine düşünmeye başlıyor. Bunlara inanmayı kendine yalan söylemek
1000Kitap
İtiraflarımLev Tolstoy · Flamingo Yayınları · 202229,3bin okunma
Reklam
Reklam