Bugün arabada giderken sana uzun uzun baktım. Belki yine gözlerimle günaha giriyordum; çünkü sana bakmak, güneşi görmek için inatla başını gökyüzüne kaldıran bir insanın güneşe bakması gibiydi. Keskin, yakıcı ve vazgeçilmez...
Gözlerim yanıyordu. Ama insan bazen yanmayı da severmiş. Çünkü bazı sıcaklıklar can yakmaz, insana yaşadığını hatırlatır.
O an kalbimden sessizce bir dua geçti:
"Rabbim, o benim bereketim... O benim bana gönderdiğin en güzel rahmet. Onu benden alma. Eğer kaderime yazdıysan, kaderimde kalsın."
Aradan birkaç dakika geçti ya da geçmedi. Birden yağmur damlaları düştü ön camımıza. Yağmur, gökyüzünün yeryüzüne uzattığı bereketti; rızıktı, rahmetti.
İşte o an anladım...
Gözlerimi yakan o güneş sıcaklığı da bana verilen bir bereketti. Bir nimet, bir rızıktı. Belki de yirmi beş yıllık dualarımın ardından Rabbimin sessiz ama en güzel cevabıydın sen.
Şimdi söyle bana gül yüzlüm...
İnsan nasıl bakmasın güneşe? Nasıl şükretmesin kendisine emanet edilen güzelliğe?
Söyle bana sevgili...
Esen rüzgâr incitmesin seni. Dalında açan çiçekler boynunu eğmesin. Gözlerinden hüzün geçmesin, kalbine keder uğramasın.
Söyle bana sevgili, bu kız böylesine kıymetli bir emaneti nasıl sevmesin, nasıl korumak istemesin ve onu her duasının en güzel yerine koymasın?
ص❤