Kitabın ilk cümlesini okuduğumda baş kahramanın kasvetli havasını üzerimde hissetmiştim. ‘’Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.’’ Karşımda umursamaz biri durduğunu düşünmüştüm. Her şey ön yargıyla başlamıyor mu zaten? Kitap,baş kahraman Meursault’un annesinin ölüm haberini almasıyla başlıyor ve Cezayirli bir Arap’ı öldürmesinden dolayı idama mahkum edilmesiyle son buluyor . Annesinin ölümünden önceki hayatını bilmiyoruz. Belki de bilmek romanı daha iyi anlamlandırmamıza yol açacaktı ya da her şeyi daha karmaşık hale getirip özünü kaçıracaktık. Meursault’u bu kadar ‘umursamaz’ yapan nedeni bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki hiçbir insan böyle doğmaz. Onu idama götüren yolda pek çok zorulukla karşılaşıyor aslında. Bunlardan en önemlisi ‘ön yargı’. Sadece Arap’ı öldürdüğü için idam edilseydi kitap hepimize anlamsız gelecekti. Meursault’un başına ne geldiyse annesinin yasını tam olarak yaşayamadığı vetoplumdan farklı düşündüğü
için geliyor. Ne de olsa farklı olanı dışlamaya meyilli varlıklarız. İdam edilmesinin sebebi de
bu. Arap’a sıktığı dört kurşundan dolayı idam edilmesi gerekilirken annesinin ölümüne –güya- kayıtsız kaldığı için idam ediliyor. Mahkeme salonunda savcının şu cümlelerinden anlayabiliyoruz (s 84): ‘‘…bir yabancı kahve ikram edebilir ama bir evlat, kendisini doğuran
kadının ölüsü başındayken bu kahveyi reddetmekle yükümlüdür! … Jüri üyeleri bu noktayı göz önünde bulunduracaktlardır.’’ Her şey doğruydu ama hiçbir şey doğru değildi.
‘’Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.’’(s 64)Bu kitapta yalnız
topluma değil kendine de yabancı olan birinin yok oluşuna şahit oldum. Bu yabancı Meursault da olabilir, Arap da… Albert Camus bu romanında varoluşçuluğu tüm benliğiyle hissettirmiş, toplumu ise tüm yönleriyle eleştirmiştir. Kitabı