Hikmet biraz düşündü. "Oyunun sonunda Mills evlensin Monika ile, albayım," dedi sonunda.
"Çünkü, susup beklemesini bilenler kazanır.
Schlick'i de savaşta öldürmekten vazgeçelim; zaten eninde sonunda aklını kaybedecektir, bu gerilime daha fazla dayanamaz. Eskiden böyle kocalar, düelloda filan ölürdü; ben buna benzer bir film
görmüştüm. Şimdi kılıcın yerini ruh hastalıkları aldığı için, bu çeşit ölümleri tasvir etmek biraz teknik bilgiyi gerektiriyor. Schlick'in akıl hastanesindeki yaşantısını da anlatalım mı albayım?
Hüsamettin Bey elini tahtaya vurdu: "Oraya girmiş
gibi konuşuyorsun Hikmet."
"Girmesine girerim de albayım, çıkması zor olur diye korkuyorum. Bugünün doktorları, insanın delirdiğini çok kolay kabul ediyorlar da, iyileştiğine inanmakta biraz nazlanıyorlar.."
Kızlardan biri, "Alkışları duydun mu?" diye soruyor. "Kazandık, kesinlikle biz kazandık." Sarhoş bir genç, "Eee, ne kazandınız?" diye soruyor. "Ödül falan yok" diyor kız. "Ama kesin biz kazandık."
"Ashley'nin bakışlarında şaşkınlık, inanamama ve bir şey daha vardı, ama neydi? Evet, Gerald atının ayağı kırıldığı için onu öldürmek zorunda kaldığı gün aynı böyle bakıyordu."