Aylin Balboa
Puan vermedi·148 syf.··
2026 4. kitabı
·
70 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:08
Aylin Balboa’nın kaleminden okuduğum ikinci kitap.Kitap boyunca en çok hissettiğim şey samimimet ve duyguların olduğu gibi yalın bir dille aktarılması oldu. Kitabın bir öznesi yok, özne bir insanın içi, hissettikleri ve yazarın kafasının içindekiler. Hüznün mizahını yapan derlemelerle dolu.. Yas,ölüm,ayrılık, kendini kaybetme/bulma.Hissettiğimiz ama dile getirmekten çekindiğimizi pat diye karşımıza çıkarıyor yazar. Okurken hiç bitmesini istemedim. “Yerleşirken kimsenin yardımını kabul etmedim. Böyle şeyleri yalnız yapmak daha iyidir. Ev kurmak sadece koltuğu, dolabı, beyaz eşyaları bir yerlere sığıştırmak değil nihayetinde. Hatırlarınıza da yer bulmanız gerekir. Hatırlattıkları, bir daha yaşanamayacağı için canınızı acıtabilecek olanlar derinlere, herhangi bir kurcalama anında karşınıza çıkmayacak kutulara saklanmalı örneğin, bu en önemli kural. Katettiğiniz yolları gösteren şeyleri bir araya getirip sadece sizin görebileceğiniz bir yere yerleştirmelisinizdir. Bazen bakmanız gerekir çünkü. Hayatın durmuş olduğu hiç bir yere ilerleyemediğiniz düşündüğünüz zamanlarda özellikle. “
Belki Bir Gün UçarızAylin Balboa · İletişim Yayınevi · 20214,492 okunma
Toplumsal Aynalar
Puan vermedi·494 syf.··
2026 3. kitabı
·
247 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 16:19
Bu kitap için “1970-1990’lı yıllarda geçen dostluk ve aşk ilişkilerini konu alan bir roman” demek yetersiz kalır. İrlanda’da geçen ve Amerika’ya uzanan, yer yer “Amerikan Rüyası” izlerine rastlansa da -Kitabın yazıldığı ve basıldığı yılların yapısı durumu açıklayabilir- birçok hayat hikayesini barındıran, dolu dizgin bir yapıt. En etkileyici yanı ise; toplumsal konuları ve cinsiyet rollerini “gözünüze sokmadan” , büyük bir rahatlıkla ele alınması. Hayatın tam içinden hikayeler, güçlü iç gözlemler ve diyaloglarla aktarılıyor. Başlarda: bir beyaz yaka hikayesi okur gibi hissettim. Ortalarda: Monoton bir dizi tadında, sürükleyici bir aile trajedisine dönüştü. Sonlara Doğru ise: Geçişler hızlandı, verilmek istenenler netleşti; sanki 90’larda geçen, merak unsuru yüksek bir Amerikan dizisi izliyor gibiydim. Bu kitabı psikolojik yönden ele almamak imkansız. Bazı karakterlerin derinleşmesine veya geçmiş öykülerine daha fazla ihtiyaç duysam da insanın en yalın hallerini, psikolojik çıkarımlara son derece elverişli şekilde görebildim. Kitap adeta zengin bir laboratuvar gibi; içinde şunları barındırıyor: • Cinsiyet rollerinin yansıması • Bireyci ve toplulukçu kültürlerin karşılaştırılması • Travma, yasın halleri ve bağımlılık psikolojisi, • Değersizlik ve yetersizlik duygularının oluşturduğu döngüler, • Sevilme ihtiyacının davranışa yansımaları ve çocuklukta karşılanmayan ihtiyaçların doyumsuz davranışlara dönüşmesi… Ve en önemlisi: Dönüşümün birden gerçekleşmeyen, sancılı bir doğum süreci gibi olan o gerçekçi yapısını izliyorsunuz. Değişim öyle hemen yayılmıyor; zamana yayılıyor. Üstelik kitabın sonuna geldiğinizde bunun bir son değil, o büyük dönüşümün sadece başlangıcı olduğuna şahit oluyorsunuz. Özetle; psikolojiden demeçler vermeye zorlamayan, toplumsal konulara değinme
1000Kitap
Yalnız Kadınlar SokağıMaeve Binchy · Doğan Kitap · 20021,671 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ANEMONLAR
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 89. kitabı
Kendi Yaralarından Çiçek Açanlara ​Engin,üniversiteye başladığı yıl yazı geçirmek için Cundaya gider.Orada eski bir tekneyi onarırken yan teknede kalan huysuz bir kaptanın kızı ve torunu küçük Mavisu ile tanışır. Mavisu etrafa neşe saçarken bir sabah annesiyle aniden ortadan kaybolur.Aradan 28 yıl geçer. Engin artık doktordur ama mutsuz bir evliliğin içindedir. ​Diğer yanda Serap modern hayatın koşturmacasından yorulmuş,çocukluk travmalarıyla baş etmeye çalışan bir bankacıdır.Kendini toparlayabilmek için bir psikoloğa gider.Toplumun dayattığı mükemmel insan maskesinden çok yorulan serap "Beni dengeli,mutlu,kendine güvenen ve muhteşem bir insana dönüştürmeniz" istiyorum der.Aslında Engin ve Serap, kendilerine iyi gelmediğini bilseler de sırf orada birbirlerini görebilmek için kliniğe gitmeye devam eder. ​Bir gece Serapın kapısını üst komşusunun kızı küçük Hayal çalar.Annesi Jale acil bir iş için şehir dışına çıkmıştır. Bir günlük diye başlayan bu misafirlik uzar ve Engin, Serap ile Jale’nin yolları Hayal sayesinde yolları kesişir. ​Başta bağlantıları kurmak kolay olmuyor ama sayfalar ilerledikçe psikolog Hakan pek sevilecek biri olmasa da tüm düğümleri çözüyor. Jale’nin gerçek kimliği ve asıl adı ortaya çıkınca her şey yerini buluyor.İlk başta Hayale davranışından dolayı Jaleye kızıp bir annenin bunu nasıl yapabileceğini eleştirsemde geçmişini öğrendikçe ona çok üzüldüm.İnsanların kötü oldukları için değil, çocukken çok fazla yara aldıkları için yanlış kararlar verebildiğini anladım.Tıpkı kışın toprağın altında saklanıp güneşi görünce açan narin anemon çiçekleri gibi,karakterler de ayıp denilerek üzeri örtülen aile sırlarıyla ve çocukluk yaralarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kitap toplum olarak üstünü kapattığımız ne varsa çok yalın bir şekilde yüzümüze vuruyor. Bu
AnemonlarZeynep Kesler · Ceres Yayınları · 20269 okunma
Neyim,Kimim ve Ne Hissediyorum?
8/10
·110 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 09:11
Albert Camus’nün Yabancı romanını bitirdiğimde, zihnimde ne işlenen suç ne de olay örgüsü kaldı; ben sadece Meursault’nun o sarsılmaz dürüstlüğüne ve topluma karşı verdiği sessiz direnişe takılı kaldım. Kitap boyunca toplum, Meursault'dan yazılı olmayan kurallara göre oynamasını, herkes gibi yapmacık maskeler takmasını bekliyor. Bizden beklendiği gibi üzülmemizi, sevinmemizi ya da pişman olmuş gibi yapmamızı istiyor. Meursault ise sadece dürüst kalıyor; ne hissediyorsa onu yaşıyor, hissetmediği hiçbir duygunun ise taklidini yapmıyor. Annesi mi öldü, yeterince üzülmedi mi üzülmüş gibi yapmıyor. Vs vs. (Olaylara dair spoıler vermek ıstemedıgım icin bu örnekte kestim.) İşte beni bu romanda en derinden yakalayan şey tam olarak bu oldu: Bir insanın, sırf toplumun ikiyüzlü kalıplarına ve sahte ahlak kurallarına ayak uydurmadığı için "canavar" ilan edilmesi. Hikaye ilerledikçe anlıyorsunuz ki, sistem aslında bireyin özünü ya da niyetini değil, kendi tiyatrosuna eşlik edip etmediğini yargılıyor. Meursault bu yapay tiyatronun bir parçası olmayı reddettiği an, toplum tarafından tamamen dışlanıyor ve hedef tahtasına oturtuluyor. Çünkü toplum, kendi yalanlarını yüzüne vuran bu yalın dürüstlüğü asla hazmedemiyor.Bence Yabancı, basit bir karakter analizi değil; sahte bir düzene ayak uydurmaktansa kendi doğrularıyla ayakta kalmayı seçen bir insanın manifestosudur. Eğer yaşamak, sırf başkaları tatmin olsun diye maskeler takıp sahtekarlık yapmak anlamına gelecekse, bu sistemin dayatmalarına boyun eğmemek en büyük özgürlüktür. Varsın dışlasınlar, varsın yargılasınlar; çünkü kendi doğrularınla bir "yabancı" olmak, toplumun yalanlarıyla kaybolup gitmekten çok daha dürüst bir duruştur.
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Rüzgarlar Hep Gençtir.
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Okuduğum en iyi otobiyografi… Zülfü Livaneli’nin içten ve kendine özgü o yalın anlatımı ile çok güzel bir kitap olmuş. Kendisinin dediği gibi hep yanlış anlaşılmış bir aydın…Son bölümdeki gençlere hayat ile ilgili önerileri çok güzel.Aralarda Murat Başol’un çizimleri ve çeşitli şiirler ile tam bir Livaneli eseri. Okuyun, sevdiklerinize de önerin…
Rüzgarlar Hep GençtirZülfü Livaneli · Dex Yayınları · 20196,2bin okunma
İmkânsızlığın Kıyısında Bir Aşk Hikâyesi
Puan vermedi·272 syf.··
2026 67. kitabı
"Bir Kürt Sevdim", sadece bir aşk hikâyesi değil; toplumsal sınırların, önyargıların ve kimlik arayışının tam ortasına atılmış bir çığlık gibi. Kitabın sayfalarını çevirirken hissettiğim ilk şey, o derin çaresizlik ve beraberinde gelen amansız umut oldu. ​Bu eseri okurken kendi duygularım da hikâyenin geçtiği o coğrafyanın sert ama bir o kadar da büyüleyici iklimine kapıldı. Yazar, sadece iki insan arasındaki bağı değil, o bağın etrafına örülen görünmez duvarları o kadar yalın ve sarsıcı bir dille anlatıyor ki, ister istemez insanın içine işliyor. Aşk, en saf haliyle; ancak üzerine binen kimlik, dil ve geçmiş yükü, o saf duyguyu çoğu zaman bir imtihana dönüştürüyor. ​Okurken kendimi, iki farklı dünyanın kesişim noktasında bir köprü kurmaya çalışan o aşıkların yerine koydum. Sevmenin, "öteki" olarak görülen birine kalbini açmanın, toplumun dayattığı o keskin tanımlarla nasıl savaştığını görmek hem hüzünlü hem de düşündürücüydü. Kitap, bana şunu hatırlattı: Aşk bazen sadece iki kişinin arasındaki uyum değil, aynı zamanda dış dünyaya karşı verilen sessiz bir mücadele. ​Dili kullanışı o kadar samimi ki, yazar sanki doğrudan benimle, benim acılarımla konuşuyor gibi hissettim. Satır aralarında gizli o sızı; birine bağlanmanın, onunla aynı gökyüzüne bakmanın, ama aynı zamanda onun hikâyesini kendi hikâyenle birleştirememenin yarattığı o derin boşluk... Kitap bittiğinde, zihnimde kalan şey sadece karakterlerin kaderi değil, aşkın tüm insani sınırlarımızdan daha büyük, ama aynı zamanda onların esiri olabilecek kadar da kırılgan olduğu gerçeğiydi. ​Sonuç olarak; bu kitap, ön yargılarımızdan arınıp bir insanın kalbine, gerçekten o insanın kim olduğuna bakarak dokunmanın neden bu kadar zor olduğunu, ama neden uğrunda her şeyi göze almaya değer olduğunu anlatıyor. Okuduktan sonra,
Bir Kürt SevdimDilek Bilgiç Esen · Müptela · 20228bin okunma