Anladım ki aşk gözlerini kaybetmekti zaten. Sesini kaybetmekti, tümden kaybolmaktı.
Başkasının gözünden bakıp ağzıyla konuşmaktı. Aşk yakalandığım en kişiliksiz hastalıktı.
İstediğim zaman istediğim her şeyden vazgeçebilmek kaybetmek istemediğim tek lüksümdü. Hayatım boyunca vazgeçme hakkımdan hiç feragat etmedim. Can acıtmak pahasına olsa bile.
Derinlerde yüzeysel ilişkilerdense kıyıdan çok uzaklaşmayan derin ilişkileri tercih ediyordum.
Çünkü birinde boğulma ihtimaliniz vardır, diğerinde her zaman güvendesinizdir. Ama en önemlisi bir gün fazlaca açılacak olsanız bile ya kıyıya çağrılacağınızı ya da derinlerde yalnız kalmayacağınızı bilirsiniz.
İçimde hep uzaklara gitme arzusu vardı. Birçokları bunu kaçmak için yapar. Ben kaçacak bir şeyim olmadığını biliyordum. Benimki olsa olsa bir arayıştı.
Bizi bekleyen en önemli iş, çevremizde ve içimizde neyin yaşaması, neyin ölmesi gerektiğini anlamayı öğrenmektir. Yapmamız gereken, ikisinin de zamanlamasını kavramak; ölmesi gerekenlere ölmeleri için, yaşaması gerekenlere yaşamaları için izin vermektir.