Yaptığımız yanlışların değil de yanlış insanlar için yaptığımız doğruların ağırlığı
°🦋•. Dönüşünde gözüm yok, benim aklım gidişinde Yok sattı hatıralar, senin eksikliğinde ... ....
Müzik
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Pişman da olmam, hata da yapmam.
Genel olarak içimden çok gelir hata yapmak. Ama sadece düşüncede kalır, icraate geçmez. Biraz mükemmelliyetçi bir insanım. Genel ahlaki yargılarım vardır. Biraz bencilce ama aynısını ilerde kendimin de yaşayacağını bilirim çünkü. Bence insanlar hataları zaten nefsine hakim olamadığı için yapıyor. En kolayı bu çünkü. Ama önemli olan zaten bir hata yapmadan önce olası sonuçları görüp ona göre hareket etmek. O yüzden bana hata yaptıramazsınız, arkamda dayım falan yok. Allah var ✨
Benim Duygularım
Otuz beş yaşından sonra belki harfleri yakından göremezsin. Ama bütün yanlışları ve yanlış insanları çok uzaktan bile görebilirsin...
1000Kitap
00.20
Kendimizi bulmaya çalışıyoruz… Çoğu zaman da hayatın en parlak dönemini buna bağlıyoruz. Bir gün kendimizi bulacağımıza, o gün geldiğinde bütün soruların cevaplanacağına inanıyoruz. Fakat aklıma takılan bir şey var: Gerçekten kaybolan biz miyiz?? Bir insan ortada var olan benliğini nasıl kaybedebilir ki?? Ama belki de insanlar kendini bulmaktan bahsederken gerçekten kaybolan bir benliği kastetmiyordur. Belki de mesele başkalarının beklentileri, toplumun dayattığı roller ve hayatın gürültüsü arasında kendi sesimizi duyamamaktır. Bu yüzden bazı insanlar yıllar sonra ilk kez içlerinden geldiği gibi yaşadıklarında “Kendimi buldum.” diyorlar. Aslında buldukları şey yeni bir ben değil, uzun zamandır üzeri örtülmüş olan tarafları… Yine de bu düşünce zihnimde başka bir soruyu doğuruyor. Eğer insan kendini buluyorsa, neden yıllar boyunca değişmeye devam ediyor?? Neden dün doğru bildiğimiz şeyler bugün bize yabancı geliyor?? Neden bazı yaralar bizi bambaşka birine dönüştürüyor?? Halbuki doğduğumuz günden beri yaşadığımız her şey bizi şekillendiriyor. Tanıştığımız insanlar, okuduğumuz kitaplar, ettiğimiz sohbetler, aldığımız yaralar, yaptığımız hatalar… Bunların hepsi bizden bir parça değil mi?? O hâlde aradığımız şey ne?? Henüz hiç tanışmadığımız, olmak istediğimiz kişi mi?? Belki de mesele kendimizi bulmak değildir. Mesele, eksik olduğumuzu düşündüğümüz parçaların peşinden gitmektir… Bir dostta cesareti ararız, bir kitapta bilgeliği, bir yolculukta huzuru, bir sevgide ait olmayı… Sonra bulduğumuz her parçayı alıp kendimize ekleriz. Peki o zaman ortaya çıkan kişi gerçekten “kendimiz” mi olur?? Yoksa yıllar boyunca topladığımız parçaların oluşturduğu yeni bir insan mı?? Galiba bu sorunun kesin bir cevabı yok... Çünkü insan ne tamamen bulunduğu hâliyle kalıyor ne de geçmişinden
1000Kitap
Yüreğimin Filminde Bir Koku
Ey hoş koku, sihirli çiçeklerin hatırası Bu dar evrende, bu unutuluş vadisinde Hiçbir şeyi olmayan ve hiçbir şeye ait olmayan Başıboş bir rüzgâr gibi yalnız bırakma beni Gel doldur yüreğimi görüntülerinle Defalarca kapıldım çünkü sihrine bu rüyanın Defalarca ışık saçıldı üzerime… Öyle çok öptüm ki hayatı dudaklarından Öyle çok dokundum ki alnına ölümün, Ne kadar battıysa toprağa ellerim, O kadar yeşil doğdum ben yeniden. Heyhat! Ne büyük yanılgıymış, ne büyük aldanış! Ah, bu acı anne, tüm sınır kapılarında, bütün evlerde Bütün balkonlarda, tüm yemek tabaklarında Bütün merdivenlerde, tüm kaldırımlarda Ve yataklarda, ve yastıklarda... Ah ne aptalmışım ben anne! Bir şiire benzeyecek sanırdım hayatım Oysa defalarca okşadı yüzümü şu ıslak rüzgâr Defalarca yumuşattı kinimi bu beyaz güneş Ama düşün şakağa değdiği sırada Birdenbire iniverdi gözlerime karanlık. Ne büyük yanılgı! Ne çok yanılmışım ben anne! Çünkü mumlar söner ve kör olur hep aynam Ve aman… Kanayan bir şeyler var Ve kırılan hep, -yüreğimin filminde.