İğneleri teker teker kırılan terzi
Dikerim sandı yazgısını, yanılgı...
Aynada görülen:
Düşecekmiş gibi durup tedirgin eden o düğme.
Henüz vakit var, daha var düşmeye.
“Fikrimde bir hata olduğunu anlarsam eğer, fikrimi değiştirmekte özgürüm. Ama
kimsenin, düşüncemle alay etme, onu aşağılama hakkı yoktur.
İşte bu yüzden fikirlerim, onlara sahip olduğum süre boyunca, yanlış değillerdir.
Fikirlerimin yanlış olduğuna karar verdiğimde onları zaten değiştiririm. Bu konuda istediğim insandan ya da kaynaktan dilediğimce yardım almakta özgür olsam da fikirlerimin yanlış olması, ancak benim karar verebileceğim bir şeydir.”
Kılık kıyafete,asıl söylenişi ile şekle takılan bir ben değilim.Aksine,Türkiye'nin son iki yüzyıllık tarihinde en belli çizgi bu yanılgıdır;şekle göre, görünüşe göre hüküm vermektir;şekli,görünüşü önemsemektir. Ve bu yanılgı resmi'dir:Devlet politikası bile olmuştur.
İslâmi öğretide, bu söylediklerimizle bağıntılı olan ilginç ve önemli bir husus vardır: sözlük anlamı "açılış" olan Fatiha suresinde, yani Kur'an'ın birinci suresinde sözü edilen "doğru yol" (Strat-t mustakim), Lao-tseu'nin "Te"si gibi, "doğru (ya da düz)" olması ve yükselmek (kalkmak) anlamına gelen "kam" kökü uyarınca burada dikey yönün söz konusu olduğu tasavvur edilmelidir. Böyle olduğunda, bu "doğru yol"un "Dalâlette olanların ya da Tanrı'nın gazabına uğrayanların değil de, Tanrı'nın lütfuna mazhar olanların yolu" olarak tanımlandığı sonuncu ayetin anlamı kolayca anlaşılabilir. İlahi lütfa mazhar olanlar varlıkları evrensel (ilahi) irade ile uyum içinde olarak "Göğün etkinliği"ne (activitè du ciel) doğrudan muhatap olanlar ve bu etkinlik tarafından yüksek hållere ve bütünsel tahakkuka yöneltilenlerdir. Öte yandan, gazabın lütufa doğrudan zıt oluşu nedeniyle, gazap da dikey eksen vasıtasıyla tahakkuk eder. Fakat, inici yöndedir, aşağı hallerle ilişkilidir. Bu semavi yolun (cennet yolunun) zıttı olan cehennem yoludur ve bu iki yol dikey eksenin beşeri hålden itibaren, biri yukarı diğeri ise aşağı yönde olmak üzere, ayrıldığı yarılarını oluştururlar. Nihayet, sözcüğün özgün anlamında, delâlette olanlar insanların çokluk ve çeşitliliğe kapılmış olan ve "Merkezdeki Ağaçın etrafına sarılmış olan yılanın kıvrımlarıyla temsil edilen tezahür devrelerinde yanılgı içinde başıboş dolaşan çoğunluğudur.