Sonsuz işkence
Kalbimi canlı canlı söktüler, Hâlâ atıyor avucumun içinde. Her vuruşunda senin adın, Her vuruşunda yeni bir bıçak. Gözlerimi oyup yerine kor koydular, Gözyaşlarım asit gibi akıyor. Bağır, çığlık at... Sesin mezarımda yankılansın, Asla bitmesin işkencemiz
Adım adım, düşe kalka büyümek bize olgunlaşma için şunları kazandırır: • Bekleyebilmek • Sabredebilmek • Anlayabilmek • Kendini tutabilmek ( Sınıra uyabilmek, sınır koyabilmek, sınırı değiştirmek ) • Kendi ihtiyacı ile başkasınınki arasındaki dengeyi kurabilmek • Bilerek, anlayarak yaşamak (Düşe Kalka Büyümek) -Yankı Yazgan
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
Hayırlı geceler
Dualarımız semada yankı bulsun Kalplerimiz huzur içinde olsun Gönlümüze dolan şükürlerle Geceniz Hayr olsun 💐
1000Kitap
Babadağ’ın Eteklerinde Muhabbet Üzerine
Geçen yıl ağır yalnızlık hissiyle savaşırken insanın kalabalıklar içinde nasıl da sağır edici bir gürültüye maruz kaldığından dem vurmuştum. Şimdi Babadağ’ın eteklerinde esen rüzgârın serin ve telaşsız ritmine bırakırken kendimi, zihnimde yepyeni bir pencere aralanıyor. Hayatın zorunlu koşturmacalarından, mesailerden, rutinlerden tamamen sıyrıldığımız geniş zamanlarda insan gökyüzünün sonsuzluğuyla beraber karşısındakinin içini de çok daha berrak görebiliyor. Hani kelimelerin gürültüden sıyrılıp hakiki bir anlama dönüştüğü ince bir çizgi vardır ya. İşte muhabbet tam da sınırda başlıyor. Muhabbet yalnızlıktan kaçmak için uydurduğumuz geçici oyalanmalardan çok farklı. Oyalanmak içimizdeki boşluğu ne pahasına olursa olsun doldurma telaşıyken, muhabbet aynı boşluğu iki kişiyle, omuz omuza seyredebilme cesaretidir aslında. Gerçek bir sohbetin içinde sessizliği bastırmak için sarf edilen sahte kelimelere hiç yer kalmıyor. Karşındakinin gözünün içine bakarak edilen sahici iki çift laf, insanın kendi içindeki görünmez cepheleri bir süreliğine de olsa ateşkese zorluyor. Bilirsiniz ki en derin muhabbetler insanın kendi yalnızlığıyla barıştığı anlarda filizleniyor. Kendiyle kalmayı öğrenememiş birinin bir başkasına sunabileceği yegâne armağan kendi gürültüsü oluyor genelde. Fakat Babadağ’ın ulu ve göğe uzanan sessizliğinde, insanın kendi iç sesini duyabildiği bir yerde edilen sohbet, iki ruhun birbirine dolaysız temasına dönüşüyor. Bir düşünceyi, bir anıyı ya da anlık bir hissi karşındakine usulca bırakmak ve bir başka kalpte yankı bulduğunu görmek gerçekten paha biçilemez. Artık esas mesele yalnızlığı yenmekten ziyade beraberce paylaşılabilir, yaşanabilir kılmaya evriliyor. Yalnızlık kendimizi duyamayacak kadar büyük bir gürültünün içinde kaybolmaksa, muhabbet tüm
Hayata Dair