"Gün gelir, hatırlamak bile bir acı olur.
Gençlik aşkı, sevinci, daha dünkü ümidi...
Yumruklasan göğsünü bir boş yankı duyulur.
Gün gelir, en gür çeşmeler damla damla kurur.
Bakarsın, bir yazın ağaçlarında şimdi
Üç-beş kuru yaprak çırpınır durur."
“Yine de Samanyolu‘nun kendine özgü bir ayrıcalığı vardı; çünkü içinde Dünya’yı taşıyordu. Ve Dünya’da, evreni anlamaya çalışan bilinç, sorgulayan akıl, kendini fark eden tek varlık bulunuyordu. Bu yüzden galaksinin sessizligi, en çok insanın iç sesinde yankı buluyor, dış âlemin derin sükûneti, insanın iç âlemindeki uğultuya karışıyordu.”
Özgürlük türküsü dillerde yankı buldu.
Hürriyet nidası kulaklarda, duası gönüllerde..
Gerçekten özgürlüğü bilenler, insanların eliyle çizdiği sınırları hep reddetti.
Yeryüzü, sadece insanlara değil, Allah'a aitti.
Öyleyse İslam'ındı ve Müslüman'ındı..!
Bir gün, tutsak sanılanlar hür kalacak, güvercinler mavi göğe kanat çırpacaktı.
Özgür olacaktı dünya, insanlar, yürekler ve ruhlar..!
Özgür olacaktı İslâm şehirleri, erleri ve evlatları..
Özgür olacaktı Filistin.!
O zaman, gönülden haykıracaktı şimdi ümmet:
"Filistin özgür olana dek.!"
Türkü, çağın gürültüsünü boşa çıkaran yegane gelenektir. Bütün kakofoni içinde bizi sükunet çağıran bir yankı olan Türküler, ülke insanının rotasını kaybettiğinde onu rotasına sokan şaşmaz bir pusuladır.