9/10
·128 syf.··
2026 38. kitabı
Bu eserle psikolojinin ne olmadığını öğreneceksiniz desem yerindedir. Popüler psikoloji türünde olan birçok eserde, sen her şeyi yaparsın, başarırsın, sen en iyisin söylemlerini görürüz. Bu söylemler insanın egosuna her ne kadar iyi gelsede bazen gerçek dışı olabiliyor. Çünkü insan kusursuz bir varlık değildir. İşte bu noktada yazar bize psikolojiyi asıl gerçekliğiyle açıklıyor. Psikolojik safsatalar diyerek açıklık getirdiği bazı cümleler gerçekten de farkındalık yaratacak türden. Mesela psikolojimizin iyileşmesi için önerilen ve çok sık duyduğumuz ‘sana iyi gelmeyen insanlardan uzak durmalısın’ cümlesini düşünelim. Yazar bu cümlenin ne kadar hayatla kopuk bir cümle olduğunu çok iyi açıklıyor. Çünkü bunu gerçekten hayata geçirmek imkansız gibi bir şey. Bunun yanında inançlı insanların neden psikoloji bilimine mesafeli olduğunu ve aslında olmaması gerektiğini bizlere açıklıyor. Din ve psikoloji arasındaki bağları öğrenirken aynı zamanda bu konuda kafanızdaki tüm sorulara da cevap bulacaksınız. Yani eser istediğimiz insan olma yolunda neleri yanlış düşünüyoruz bir bakıma bunları bize sunuyor.
İstediğim İnsan Olma YolundaEsra Oras · Timaş Yayınları · 202624 okunma
Kutlu Olsun I
7/10
·432 syf.··
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:00
" Yetmeyecek. Ben artık bana sunulan kırıntılarla yetinmek istemiyorum, Rüzgar. Bu, en çok da senin için geçerli. Ya hep, ya hiç. -Meltem T. A. " İlk konuşmalarında bir sürü günlerini kutlayarak hep bir konu açtı Meltem. Sevdiğini söylemesine rağmen Rüzgar hep dedi ki, Sen eski hislerimizi seviyorsun. Ancak Meltemin söylediği tam tersi oldu... Görelim ama ben sana hep seni seviyorum dedim... Bir telefon araması size geçmişinizi verebilir miydi? Rüzgar ve Meltem için tam da böyle olmuştu. Yaptıkları daha doğrusu Meltem'in Rüzgar'ı araması ve konuşmaları onlara geçmişlerini verdi. Telefonda yaşanan bir olaydan sonra 1 aylık gibi zaman atlaması oluyor. Sonrasında Rüzgar geliyor ve bam! Rüzgar ve Meltem bir anda kendilerini güzel bir maceranın içinde buluyorlar. Yazım dili bazı yerlerde komik olsa da içinde biraz dram barındırıyor. Geçmişten gelen misafir ya kalıcı olacak ya da bizim hayatımızda temelli bir ev sahibi olacak. Rüzgar ve Meltem işte... Tam bizimkilerin hikayesi ya bu cümle. Buraya çok şey yazarım ancak yazacağım bir cümle bile spoiler olarak değerlendirilebilir. Süslü kelimeleri pek sevmem ancak yapılması gerektiği düşüncesini de haklı buluyorum. Bu yüzden biz yorum yapıp sonrasında direkt alıntılara geçelim. Yazım dili basit gibi görünse de altında anlam barındıran birçok kelime var. Bunları anlamamız gerekiyor ki devamında gelen cümleler bize anlamsız gelmesin. Bunun için bir yeri iki kere falan okumuş olabilirim. Yetimhanelerin kötülenmesi değil de belki de yazarımız, yaşanılanlara şahit olmuştur falan. O kadar kötüleme yoktu ama bir yandan da şöyle düşünürsek, bu okuduğumuz bir kitap. O ise, yaşanılan bir hayat. Daha fazla sözü uzatmayacağım... Finalde öyle şeyler oluyor ki ben hiç duraksamadan Kutlu olsun I'nin satırlarında kendimi buluyorum.
Kutlu OlsunAyça T. K. · Pukka Yayınları · 0814 okunma
Reklam
Puan vermedi·848 syf.··
2026 276. kitabı
İki ayrı dünyadır: Wittgenstein, özü aynı olan. Büyük bir dönüş ve bitmeyen felsefe. Çünkü o Tractatus’un önsözünde şunları yazmıştı: “Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve-sanıyorum- gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır.” ve devam eder “Böylece, şu kanıdayım ki, sorunları özlerinde sonuna dek çözdüm.”1 der, önsözünün sonlarında. Fakat yanılmıştı Wittgenstein. O, tüm sorunları çözdüğüne inandığı felsefeyi tamamen bırakarak, artık hiç geri dönmeyeceğini sanarak, kendine, felsefesine uygun olarak iş aramaya koyuldu. Çünkü babasından kalan mirasın bir kısmını entelektüel çevreye, geri kalan kısmını ise kız kardeşine bağışlamıştı. Onun için yapacak tek bir şey kalmıştı, tüm sorunları çözdüğüne inandığı felsefeden sonra kendisinin inandığı felsefeyle bağlantılı iş yapmasıydı. Şüphesiz ki onun bu fikirlerinin oluşmasını sağlayan kendisinin defalarca okuduğunu söylediği Tolstoy’un İncil’i, Thakur’un fikirleri ve belki de Schopenhauer olmuştu.Belki de o artık Tolstoy’un İncil’indeki Wittgenstein’a gösterdiği yolu aramak üzere, bir İsa yaşamı, yani basit bir yaşam modeli belirleyerek mutluluğa ulaşmakdı.2O, Birinci Dünya Savaşı’na katıldığı zaman da şöyle bir not almıştı: “Mutlu bir biçimde yaşamak için ne yapman gerektiğini biliyorsun .” der. Yine devam eder: “Neden yapmıyorsun peki? Çünkü akılsızsın. Kötü hayat akıldan yoksun hayattır.” Ve bunun için Wittgenstein Tanrıya dua eder; kendisine güç vermesi için.3İşte onun mutlu biçimde yaşaması için bildiği şey ise, bir İsa hayatı gibi basit ve yalın bir yaşam sürmesiydi. (O, basit yaşam için, giyimine dahi dikkat etmeye başlamıştı. Ömründe tüm bu geçiş aşamasından sonra çok nadiren kravat takmaya başlamıştı.4) Bunun içinde mirasını dağıttı ve kırsal da
WittgensteinRay Monk · Kabalcı Yayınevi · 200533 okunma
9/10
·320 syf.··
2026 95. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:58
Ben bir #challenge başlattım. Kitaplığımda ki her sıradan bir okumadığım kitabı okuyorum. İlk kitabım bu güzellik oldu. Gerilim ve ters köşe kitaplarda favorilerimi sıralasam bu yazarı ilk beşe koyardım. Biliyorsunuz geçenlerde bir kitabıda film oldu. O da çok iyiydi diyebilirim. Önce konusundan sonrada beni delice ters köşeleriyle sınayan bu kitaba kişisel yorumumdan bahsedeyim. Eden Fox bir akşam koşudan evine döndüğünde hayatını altüst eden bir olayla karşılaşır. Anahtarı kendi evinin kapısını açmaz ve kapıyı açan kadın korkutucu şekilde ona benziyordur. Daha da kötüsü, kocası bu yabancı kadının kendi gerçek karısı olduğunu söylüyordu. Aynı sırada Birdy de aldığı ağır bir haber ve gizemli bir miras nedeniyle Hope Falls kasabasına gelir. İki kadının yolları, sırlarla ve psikolojik oyunlarla örülü Spyglass adlı ev etrafında kesişir.Kimin doğru söylediği sürekli değişiyor ve bu durum sizi delirtiyor. Herkes suçlu, herkes sorunlu...deli gibi durmadan devam eden ters köşeler.. Bu kitap beni ilk sayfalardan itibaren huzursuz etmeyi başardı. Eden'ın yaşadığı şey zaten başlı başına insanın aklını karıştırıyor çünkü kendi evine gidiyorsun ve sana ait olması gereken hayat bir anda senin değilmiş gibi davranıyor. Okurken sürekli bir dakika burada bir şeyler yanlış hissi yaşıyorsunuz. Karakterlere güvenmek çok zor çünkü herkes bir şeyler saklıyor gibiydi ki öyleydi. En sevdiğim tarafı da buydu; her şeyi çözdüğümü sandığım anda düşüncelerim değişiyordu. Hep bir bu ds tutmadı, bu ds değilmiş deyip deyip durdum. Kasabanın o tekinsiz havası ve psikolojik gerilim tarafı da bayağı güçlüydü ve ben bunu cidden sevdim . Bazı anlarda gerçekten insanın kendi hafızasına bile güvenemeyeceğini düşündürüyordu. Genel olarak merak duygusunu hiç düşürmeyen, insanın elinden bırakmak istemediği
1000Kitap
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202686 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 473. kitabı
Emma, Jane Austen’ın toplumsal sınıf ayrılıkları, evlilik kurumu ve insan karakterinin zaafları üzerine kurguladığı, mizah ile zekânın harmanlandığı klasik bir başyapıttır. Roman, çevresindeki insanların hayatlarına müdahale etmeyi, onları birbirine yakıştırmayı ve romantik meseleleri yönetmeyi bir görev bilen, zeki, kendine güvenen fakat kendi hatalarına karşı kör olan Emma Woodhouse’un hikayesini merkezine alır. Austen, 19. yüzyıl İngiliz taşra toplumunun dar kalıpları içinde yaşayan kahramanının, kendi yanlış kararları ve bencilliğiyle yüzleşerek nasıl bir olgunlaşma süreci geçirdiğini, keskin bir gözlem gücü ve ironik bir dille anlatır. Toplumsal statü, kibir ve gerçek sevginin ne olduğu üzerine kurulu bu eser, Austen’ın kusursuz karakter analizleriyle okuyucuyu hem gülümseten hem de karakter gelişimi üzerine derinlemesine düşündüren zamansız bir başyapıttır.
EmmaJane Austen · Can Yayınları · 201814,2bin okunma
8/10
·144 syf.··
2026 29. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:26
Daha önce adını hiç duymadığım, hiç tanımadığım bir yazarın kitabını rastgele seçerek okumak istedim ve bu kitaba rastladım. Kitabı ilk gördüğümde adı ilgi çekici geldi. Kitap klasik bir aşk, ayrılık, özlem hikayesi. Genel olarak güzel şans verilesi bir kitaptı. Yazar annenin evladı için çektiği acıları çok derinlemesine işlemişti ki takdir etmek mümkün. Kitabın çok anlamsız bulduğun noktası şu "tuzlu su". Yazar hanım hiç gözyaşı dememiş de tuzlu su demiş hep. Açıkçası bu benim pek hoşuma gitmedi, yazarın farklı bir şey yapmak isteği ile yanlış bir hamle yaptığını düşünüyorum. Ağlamak insanı bir ihtiyaç ve ihtiyacı suyun içine karıştırılmış tuz anlamı vererek anlamsızlaştırmış yazarımız. Kitabın ilk başlarında Murat'ın Esrayı kıskanması ve Esra'nın bağımsız olma isteğiyle sınırlarından kurtulma çabasını çok sevdim. Ben kitabın ileri taraflarında bağımsız ve güçlü bir kadın olarak tek başına yaşamaya devam eden bir Esra bekliyordum fakat hemen yeni birine şans veren Esra ile karşılaştım, bunu da anlayabiliyorum hayat böyledir zaten. Esra'nın oğluna kavuşması sahnesini onca duygusallıktan sonra biraz yetersiz buldum. Çünkü tam 19 yıl beklenmis bir hayatın akışı yarım sayfaya sığmamalı bence. Kavuştukları sahnede Aydın'ın da kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum ayrıca. Çünkü sadece Esra'nın oğlu kaybolmamıştı, Aydın'ın da çocuğuydu ve bütün acıyı Esra çekiyor gibi gösteriliyordu bence. Okunmaya değer bir kitap, bir şans verin yeni yazarlar tanıyın derim.
S'aklımdasınYasmin Korkut · Az Kitap · 20202 okunma
Reklam
Reklam