..Velev ki bir yanlış kendini büyütmüş ve tahammülü zor bir yaygınlık kazanmış olsun, bu durum insanın kendini kötüye, kötülüğe teslim etmesini meşrulaştırır mı?
İstişare yapmak veya birilerini uyarmak gayesiyle yola çıkıp gıybet ve dedikodu kuyusuna düşmemek dikkat ve otokontrol ister. Zira maksadın ulviliği, usulün süfli-çirkin-yanlış olmasını örtmez, örtemez..
... Sadece o zamanları yaşamış kişiler
tarafından değil, sonrakiler tarafından da
yalan yanlış anlatılan bir öykü: Büyük
önem taşıyan bütün kayıtların şüphe ve
muğlaklıkla sarmalandığı öyle doğrudur ki;
bazılarında son derece şüpheli dedikodular
mutlak gerçek kabul edilirken, bazılarında
da gerçekler yalana dönüştürülür ve sonraki
nesiller ikisini de abartır.
TACITUS
Toplum ve birey birbirlerinden ayrılamaz, karşıt değil birbirlerine gerekli ve tamamlayıcıdırlar. Donne'nın ünlü sözleriyle: "Hiç kimse kendi içinde bütün bir ada değildir, herkes kıtanın bir parçası, karanın bir kısmıdır." Bu, gerçeğin bir görünümüdür.
Öte yandan, klasik bireyci J .S. Mill'in özdeyişini alın: "İnsanlar bir araya getirilince, başka bir öze dönüşmezler." Elbette dönüşmezler. Fakat yanlış olan, onların "bir araya getirilmiş" olmadan önce varolduklarını ya da herhangi bir öze sahip bulunduklarını düşünmektir. Biz doğunca, dünya üstümüzde işlemeye başlar ve bizi, salt biyolojik birimler olmaktan çıkarıp toplumsal birimlere dönüştürür. Her insan, tarihin ya da yazılı tarih öncesinin her döneminde bir toplumda doğmuş ve daha ilk yıllardan başlayarak bu toplumca kalıplanmıştır. Kullandığı dil, bireysel
bir kalıt değil, içinde büyüdüğü gruptan toplumsal bir edinmedir.