"Ey mehtap, sevgiliyi resmet göğe
Bütün kâinat onun ışığıyla aydınlansın"
Üzerine yüzyıllardır yazılan şiirler, söylenen türküler ve dudaklardan dökülen ah'lar... Aşkın dili sevdiğinizin dilinden ibarettir derler Elifce de şairin tüm sevenlerin sevdiğini bulabileceği bir dil. Öğrenmesi en kolay dillerden biri belki de aşkın dili, anne karnında verilmiş bu yeti belli ki.. Öyle ki bir anda aşkın dilinden konuşurken, aşkın dilini okurken buluyorsunuz kendinizi. Bu dilde uzman olmanın şartı belki yine binlerce ah'ta gizli... Şiirlerde gizlenen sevgiliyi, dizeler gözlerinizin önüne getiriyor ve bir anda cebeci istasyonunda sevgiliyi bekleyen bir aşık da siz oluyorsunuz. Ankara'nın şiirlere bu kadar yakıştığını bir kez daha görüyorum tam da şairin "Ankara'nın sokakları hep sana çıkarmış" dediği yerde. Hoş, aynı sokaklarda da birbirinize çıkmayan yollarınız olabiliyor.. Sevgiliye giden bir yol da şiirlerse, kitapta da o yollardan birine koyuluyorsunuz. Nereye, kime gittiğinizin bir önemi yok. Sadece gitmeniz gerektiğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İncelememi yine kitaptan bir dize ile bitirmek istiyorum. Umarım dünya üzerinde aşka dair şiirler yazılmaya devam eder çünkü aşka en çok şiirler yakışıyor yahut şiirler en çok aşka yakışıyor..
Hasret dört bir yanımda duvar
Duvarlardan geçip sana gelmek isterim ey yâr
Özlem'in her gün ağır basar
Sinemdesin her gün, her gece
Herkes şiir diye okur
Bunlar senin destanın Elifçe.