Kitap ayracına ihtiyaç duymadan okunan bir kitap… Ruhu zedeleyen, yaraları saran, heyecandan içinin kıpır kıpır olduğu, bildiğin şeylerin sana tekrar sunulduğunu zannettiğin ama aslında kişiye özel acıların biricikliği… Bu kitapla ilgili ne yazsam yarım kalacak. Üç kuşağa yayılan bir acı, bizim acımız hepimizin acısı. Kitap elimdeyken aklımdan geçen düşünce keşke insanların içlerini görebileceğim bir şeye sahip olsaydım. Böylece herkesin hikayesini herkesin acısını mutluluğunu görebilirdim fakat ne mümkün. Mümkün olmalı mıydı gerçekten yoksa saklı mı kalmalıydı?
Yaşantıları ile büyüyüp olgunlaşmış olan bir kişidir bu kişi kendi yazgısının çilesini bütün trajedisi ile bilinçli olarak yaşayabilen bir insan, başkalarının acısını da (bunu belli etmek istememesine rağmen) çok daha fazla ve çok daha çabuk hisseder.
Bilincin ötesinde zaman boyutu yoktur, bu alemde her şey zamansız, olduğu gibi ve değişmez olarak sürüp gider, bilinçlenme değişime götüren yönde atılan bir ilk adımdır.
İşe yaramaz, pis, kötü, bencil, yozlaşmış gibi sözcükler kullanmamakla birlikte kendi aralarında narsistik, teşhirci, yıkıcı, regresif ya da sınırda olan hastalardan söz ederken bu ifadelere aşağılayıcı anlamlar kattıklarını fark etmiyorlar. Kullandıkları soyut ifadelerde, her şeyi objektif bir hale getirmek isteyen tavırlarında, hatta kuramlar oluşturmalarında ve teşhisler koymaya fevkalade düşkün oluşlarında annelerin aşağılayıcı bakışları ile ortak yanlar bulunabilir.