Tarih okumayı severim, köprünün tarihi ve köprü etrafında gelişen olayları okumak ilk başta heyecanlı gelse de okudukça bazı yerleri sıkmaya başlıyor kitap itekleyerek okunuyor sanki.
Not: Seni Seviyorum genç yaşında aniden eşini kaybeden Holly'nin yas sürecinin anlatıldığı bir roman. Ben pek bu tarz kitaplar okumasam da filminden çok etkilendiğim için okudum. Yine de beklediğim kadar etkilenmedim. Filmi daha güzeldi.
Konusu dediğim gibi çocukluğundan beridir beraber olduğu eşini beynindeki tümör sebebiyle kaybeden Holly'nin yas süreci. Böyle büyük bir aşkın birden bitmesiyle derin bir kedere boğulan Holly bir gün eşinin her ay birini okuması için geriye mektuplar bıraktığını öğrenir. Bu mektuplar aslında Holly'nin hayatını düzene sokabilmesi için yönlendirmelerdir. Holly her ay bu mektupta yazanlara uymaya çalışır ve yas süreci daha katlanılabilir hâle gelir. Hatta bu yönlendirmelerle hayatı düzene girer. Okuması biraz sıksa da genel olarak yas, arkadaş ilişkileri üzerinden ilerlediğinden bir süre sonra akışına bıraktım. Daha önceki yıllarda okusam muhtemelen daha fazla keyif alırdım ama şimdi biraz çocukça hissettirmedi değil. Ayrıca sonu da bana biraz basit geldi. Her şey o kadar başka yerlere gitti ki eşini kaybetmiş değil de bağımlısı olduğu sevgilisinden ayrılmış bir kız izlenimi verdi. Bütün kitap boyunca izlenen yas sürecinin basite indirilerek bitirildiğini düşünüyorum. Bence "akışına bıraktı" tarzında bir son önceki 400 sayfaya daha yakışır bir son olurdu. Yine de birkaç gündür vakit ayırdım ve keyifle (gibi) okudum.
Filme duyguların daha iyi geçtiğini düşünüyorum. Normalde kitapları daha çok tercih etsem de bu hikayede bence metin biraz basit kalmış. Yine de göz atmak isteyenlere önce filmine bakmak üzere önermek isterim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Selammm, çok ama çok tatlı bir kitapla geldim
Bu hafta sürekli ağlamalı kitap okuduktan sonra bu tatlış kafamı dağıtmam için iyi geldi konusu bence çok farklı;
Yalnızca geceleri kapılarını açan sıra dışı bir kütüphane düşünün … Burada rafları dolduran kitaplar, artık hayatta olmayan yazarlara ait. Kuralları ise oldukça katı; içeriye kitap getirilmiyor, dışarıya da hiçbir kitap çıkarılamıyor.
Bu gizemli kütüphanede işe başlayan genç bir kadın, zamanla hem çalışanların hem de mekânın alışılmadık düzenine tanık oluyor. Üstelik her akşam hazırlanan yemekler, kitap sayfalarından çıkıp masalara geliyormuş hissi yaratıyor.
Kütüphanenin görünmeyen sahibi, cevap bekleyen sorular ve sakin ilerleyen hikâyesiyle kitap; okura huzurlu ama merak duygusunu canlı tutan bir atmosfer sunuyor. Bitirdiğimde en çok aklımda kalan şey ise bu büyülü kütüphanenin hissiydi , içimden sürekli dedim ya gerçek olsaydı
Hem akıcı ve farklı bir konu arayanlara hem de kafa dağıtmak isteyenler favorilerine ekleyebilir ayrıca tarifleri evde deneyebilirsiniz :)
Sakura’nın Ailesi’ni okurken uzun süre yanlış bir hikâye okuduğumu sandım.
Yeni bir eve taşınan, hayata uyum sağlamaya çalışan, kendi küçük sorunlarıyla büyüyen bir ailenin hikâyesi gibi başlamıştı her şey. Karakterlerin yaşayacağı zorlukları tahmin etmeye çalışırken aklıma gelenler oldukça sıradandı: okul sorunları, arkadaşlık ilişkileri, dışlanmak, yeni bir çevreye alışmak… Oysa kitap beni hazırlıksız yakaladı ve bambaşka bir yere götürdü.
Sayfalar ilerledikçe olaylardan çok, bir ailenin taşıyamadığı yükleri okumaya başladım.
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey, trajedinin yüksek sesle anlatılmaması oldu. Büyük acılar yaşanıyor ama kimse uzun uzun konuşmuyor. Kimse kendini açıklamıyor. Acı, karakterlerin bedenlerinde, davranışlarında ve sessizliklerinde görünür hale geliyor.
Annenin yaşadığı değişim bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Yaşadığı yükü anlatmak için kelimelere ihtiyaç duymuyordu. Bedeni onun yerine konuşuyordu. Babanın bir noktadan sonra ortadan kaybolması ise ilk başta öfke uyandırsa da, zamanla başka bir duyguya dönüşüyor. Çünkü kitap onu bir kötü karakter olarak değil, taşıdığı yükün altında ezilen bir insan olarak gösteriyor.
En sarsıcı bölümlerden biri ise ağabeyin hikâyesiydi. Aynaya baktığı anı okurken içim düğümlendi. Çünkü orada yalnızca fiziksel bir kayıp yoktu. Hayatın, hayallerin ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir anda değişmesini görüyorduk.
Kitabın başlarında hâlâ umutlu düşünüyordum. Yaşananların sevgiyle aşılacağını, ailece birbirlerine sarılacaklarını, her şeyin yoluna gireceğini sanıyordum. Belki de bu yüzden sonraki sayfalar bu kadar sert geldi. Çünkü kitap, okuru güvenli bir yere yerleştirdikten sonra yavaş yavaş o zemini çekiyor.
Sakura’nın Ailesi bana bir kez daha bazı hikâyelerin hayaletlere, canavarlara ya da
Sakura'nın AilesiKanako Nishi · Beyaz Baykuş Yayınları · 202568 okunma
TROYA'NIN EMANETİ - KAYITLARIN PEŞİNDE Serpil Ünal
Herkese merhaba! Bugün sizi tarih, gizem ve dostluk dolu, sayfaları heyecanla çevireceğiniz harika bir macera ile tanıştırmak istiyorum. Yaz dönemine renk katacak, hem 8 yaş üzeri genç kitapseverlerin hem de biz yetişkinlerin keyifle okuyacağı bir öneriyle geldim!
Ece; okulun gürültüsünden, kalabalığından ve tekdüzeliğinden bunaldığı anlarda soluğu kütüphanede alan bir öğrenci. Kütüphane onun için sadece bir sığınak değil; yeni bilgilerle baş başa kalıp zihnini dinlendirdiği sihirli bir oda.
Yine kütüphanede geçirdiği günlerden birinde, yakında okulla birlikte gidecekleri Çanakkale gezisi için kaynak kitaplar aramaya başlar. Tam bu sırada rafların arasında saklanmış, diğerlerinden çok farklı bir defter dikkatini çeker. Üzerinde esrarengiz bir şekilde "Saha Notları Troya 1978" yazmaktadır.
Ece defterin gizemini çözmeye çalışırken, arkadaşları Mert ve Deniz de ona katılır. Kararsızlık ve merak arasında gidip gelen Üç Kafadar, sonunda kendilerini tutamayarak defterin sayfalarını aralar. İlk sayfada tek bir cümle onları karşılar:
"İsteyene değil, hak edene..."
Macera burada da bitmez; diğer sayfalarda üç farklı sembol yer almaktadır:
Bir rüzgâr gülü
Üç yatay çizgi
Özel bir damga
Ve altında şu gizemli not yazılıdır:
"Rüzgârı oku, katmanı anla, envanteri çöz. Üçü birleşmeden emanet yerini söylemez!"
Tam da Çanakkale'deki Troya antik kenti gezisi öncesinde karşılarına çıkan bu defter, çocuklar için adeta büyük bir maceranın kapılarını aralar. Gezi günü geldiğinde çocukların heyecanı her zamankinden çok daha fazladır. Çünkü onları çözülmesi gereken sırlar, şifreli mesajlar ve peşlerindeki gizemli gölgeler beklemektedir!
Troya'nın Emaneti, tarihi zenginlikleri, merak uyandıran şifreleri ve sarsılmaz bir dostluk
Merhaba kitap dostlarım
Bazı kitaplar sadece sayfalar ve kelimelerden ibaret değildir, kapaklarını kapattığınızda bile içinizde bir yerlerde yaşamaya, zihninizi kurcalamaya ve hissettirdikleriyle sizi dönüştürmeye devam ederler.
Alim Serkan Cesur ’un kaleme aldığı, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Türk Damarı kitabı elime alıp kapağındaki o mağrur, hüzünlü ve kararlı bakışlarla göz göze geldiğim an, sıradan bir kurgu olmadığını anlamıştım.
Fakat sayfaların arasında kayboldukça, karşılaştığım duygusal yoğunluk beklediğimden de çok ötesine geçti.
Bir eserin gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanmış olması, okurla kitap arasında henüz ilk sayfadan itibaren sarsılmaz bir köprü kuruyor.
Okuduğunuz her acının, her fedakarlığın, dökülen her damla gözyaşının ve göğüslenen her zorluğun bu dünyada bir yerlerde gerçekten yaşandığını bilmek, satırların ağırlığını kalbinizde hissettiriyor.
Alim Serkan Cesur bu yaşanmışlığı o kadar muazzam bir dengede aktarmış ki, ne anlatımı ajitasyona boğmuş ne de olayların trajik yönünü hafifletmiş. Tam aksine, oldukça duru, samimi ve edebi yönü güçlü bir dille bizi o dönemin ruhuna ortak etmeyi başarmış.
Alim Serkan Cesur dönem atmosferini yaratmadaki başarısı da göz ardı edilemez. Sayfaları çevirirken burnunuza barut kokusu, rüzgarın soğuğu ve toprağın kokusu geliyor. Coğrafyanın sertliği ile insan ruhunun mukavemeti arasındaki o ince çizgi çok başarılı bir şekilde çekilmiş. Kitaba adını veren o kadim "damar" sadakatle, adalet duygusuyla, vatan sevgisiyle ve en zor anlarda bile pes etmeyen o asil duruşla ilmek ilmek işlenmiş.
Benim için yılın en özel, en dokunaklı ve unutulmaz okumalarından biri oldu. Kitap bittiğinde içimde hem derin bir burukluk hem de o karakterlerin dik duruşundan geçen tarifsiz bir gurur hissi kaldı. Kitaplığımın en nadide köşesinde yerini