İki yüzün arasında asılı kaldım: Biri, uyku sersemi itirafların açık kalmış penceresi; diğeri, sabahın soğuk kapısı. Hangisi sendin, hangisi ben oldum bilemedim...
Şimdi uzak iki saat arasında çınlıyor suskunluk; kırık bir kadeh gibi parlak ve keskin...
Belki hiç yaşamadık, belki büyük bir aşkı sarhoşluğun buharına yazdık. Yine de, gecenin dudak payında yanıp sönen her kelimeyi kalbimde saklıyorum. Gerçek olup olmadığını bilmeden, ama gerçekmiş gibi özleyerek...