Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Kendi ölümlülüğünün, sonlu hayatının farkında olan tek varlık insandır. Bugün geçmişe ışıklarını düşürdüğünde, kendimizi "kader kurbanı" olarak mı göreceğiz yoksa "Acılarımdan öğrendiğim bir şeyler var," mı diyeceğiz? Geriye dönüp baktığımızda, "içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayat"ın suçunu mu duyacağız yoksa "Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar!" mı diyeceğiz?
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zaman geçiyor: "Günler gelip geçmekteler, kuşlar gibi uçmaktalar..." Geçenlerde bir dostum, başka bir müşterek dostumuza uğramış. Yaşça ve başça bizden ileride olanın ilk sözü: "Zaman daralıyor." olmuş. Zaman daralıyor. İyi şeyleri yapmak için acele etmeli. Kendi ömrümüzü ve sevdiklerimizin ömrünü güzelleştirmek için yarışmalı. Bir fidan dikmeli. Kuruyan bir ağaca su vermeli. Ânın evlatları olmalı. İnsanlara tebessüm etmeli. Güzellik ve iyiliği dile getirmeli, olmuyorsa susmalı. Ölüme, o "küçük kıyamet"e hazırlanmalı.
Alıntı

Kitabı Farika

, bir kitap okudu
9/10
·282 syf.·
13 günde okudu
·
2025 21. kitabı
Cemil Meriç
8.7/10 · 1.774 okunma
Batıya Göre Akıl
Tabiattaki yerimizi şöyle belirtiyordu Pascal: "Sonsuz karşısında hiç; hiç'e kıyasla sonsuz, hiç'le sonsuz arasında bir köpür." İnsan bir saz parçasıydı, "sefil, çelimsiz, ama düşünen bir saz"; büyüklüğünü yapan düşüncesiydi. Descartes, varlığın biricik delili sayıyordu düşünceyi: "Cogito ergo sum." Konvansiyon, 1793'te yeni bir mezhep kuruyordu: Akla ibadet. Hegel'e göre, gerçeğin tek ayırıcı vasfı akla uygunluktu. İslam için "hayvan-ı nâtık" olan insan, mahlûkların en şereflisiydi. Nutuk, mantık demekti; mantık akıl. Soyumuzun imtiyazı olan akıl, Batı'da da Doğu'da da yüceltilmiş; mahiyeti anlaşılmış, buutları tespit edilmiş mi göreceğiz...
Bir Protestan, Bible’ın Katolikler için yayımlanan nüshasını inceleyince görür ki, kendi nüshasında bulunmayan bir sürü risale vardır. “Nasıl olmuş da bu risaleler Bible’a katılmış?” der kendi kendine. Kitab-ı Mukaddes kanonu üzerindeki çalışmaların amacı, bu soruya cevap vermektir. Dahası da var... Herhangi bir okuyucu, Bible’ın yeni bir tercümesini karıştırınca çok iyi bildiği bir parçanın atlanmış olduğunu fark eder. Allah Allah! Bu parçalar neden çıkarılmış? Bu ikinci sorunun cevabını da Bible metinleri üzerindeki çalışmalarda bulacağız. Gerçekte cevaplandırılması gereken soru tektir: Kitab-ı Mukaddes’e neler girebilir, neler giremez? Yeni Ahit, Eski Ahit’e kıyasla daha az güçlük arz eder.
Alıntı