“Kayra, ‘Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. Ne kadar terk edersen o kadar ölürsün!’ demiştik. Hatırlarsın… Seni Abidjanda’ki otel odanda gördüğün rüyalardan uyandırdığım için pişman değilim… Ama bil ki, zihnin cehennemindir. Sonsuza kadar yaşayacak. Senin gibi. Öldüğünde ise, sen orada olmayacaksın ne yazık ki!”
Yürüdük. Terlemiştik. Hiç konuşmadan. Hızlanan nefeslerimizin sesi. Yürüdük. Dönüp arkama baktığımda arabayı hala görebiliyordum. Bundan nefret ettim. Çok yürüdüğümü sanıp, dönüp arkaya baktığımda, başlama noktasından hiç de o kadar uzaklaşmadığımı görmek dünyanın en iğrenç duygularından biriydi.
Eskiden beni gerçekten sevmiş bir kadının sözler aklıma geldi:
“Daha çok erken! İçme!”
Ve benim kendisine verdiğim yanıtı düşündüm. Hep aynı yanıt.
“Şu an saat bir yerlerde gece yarısını geçti bile!”
Ve mutfaktakiler aklıma gelince bu cümle biraz değişip yeni bir hal aldı.
“Şu an bir yerlerde iki insan doğdu bile!”