Bir Mazlum Padişah: Sultan Vahdeddin
Vahdettin'in yaverlerinden Sadrazam Tevfik Paşa'nın oğlu Ali Nuri Bey'e söylediği, "Ağlama Ali Bey, gittiği iyi oldu, ya kalsa idi biz onu ne yapardık?" sözü, hakikati büyük ölçüde aydınlatmaya yeter.Bu sözden, Sultan Vahdettin eğer gitmemiş olsaydı, Ankara'dakilerin niyetinin onun Yassıada'dakine benzer bir şekilde yargılamak ve idam etmek olduğunu anlıyoruz. / Şefik Okday, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Padişah Yaveri İki Sadrazamın Oğlu Anlatıyor, İstanbul 1998,s. 107.
Tarih
Kürdler ve Komünistler
Bugün de partilerin çoğunda kürtler bulunmaktadır. Yeni Türkiye Partisinin bir süre önce ölmüş bulunan mebusu Mustafa Ekinci ile Yusuf Azizoğlu kürttür. İkiside kürt milliyetçisidir. Yine aynı partiden Muhlis Görentaş da milliyetçi kürtlerdendir. Halk Partisinden Cihat Baban ve Esat Mahmut Karakurt kürttürler. Adalet Partisinden Devlet Bakanı Cihat Bilgehan ile Gümrük ve Tekel Bakanı İbrahim Tekin de kürt asıllıdır. Kürtlere büyük millet meclisi dışında da rastlamak mümkündür. Prof Şükrü Baban ile Prof. Abdülkadir Karahan ve Yassıada Komutanı Tarık Güryay kürttürler. Yani Türk Devleti şimdiye kadar bunları kendisinden ayrı tutmamış, onlara her makamı vermiştir. Fakat ayrı kürt devleti kurmak gayesi ile bir takım davranışları olan üniversiteli kürtlerin çoğalmasından sonra devlet şüphesiz kürt asıllılara karşı daha uyanık olacak, bunları kritik noktalara getirmeyecektir. Kürtler mevcut nisbetteki akıllarını başlarına devşirmeyerek yabancı kışkırtılara oyuncak olmakta devam ve kürt devleti hayali ardında koşarlarsa nasipleri yeryüzünden kazınmak olacaktır. Türk ırkı oluk gibi kanı ve sayısız emeği pahasına yurt edindiği Türkiye’ye göz dikenleri ne yapabileceğini göstermiş, 1915’de Ermenileri, 1922’de Rumları bu ülkede yok etmiştir. Bu sonuca varırken daha 1944 yılında yapılmış bir büyük muhakemeyi düşünüyor ve o zamanki sanıkların ne kadar haklı olduklarını düşünmekten kendimi alamıyorum. 30 Nisan 1966 / Makale, Ötüken Hüseyin Nihâl Atsız
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Babaların açtığı yaralar iyileşmez.
Ölümün yanındaki ölü kız olmak... İşte bunu sevdim :)
Ateş Böceği Mezarlığı
Savaşın Gölgesinde Bir Yaşam Mücadelesi: Ateşböceklerinin Mezarı Genel Bakış Studio Ghibli tarafından 1988’de çekilen "Ateşböceklerinin Mezarı", İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcılığını bir askerin değil, iki sivil çocuğun gözünden anlatan sarsıcı bir dramdır. Isao Takahata tarafından yönetilen ve Akiyuki Nosaka’nın kendi yaşam öyküsünden esinlenen bu başyapıt, animasyon dünyasının en güçlü trajedi örneklerinden biri kabul edilir. Hikayenin Özü Kobe şehrinin bombalanması sonucu evsiz ve annesiz kalan Seita ve Setsuko adlı iki kardeş, hayatta kalmak için amansız bir mücadeleye girişirler. Akrabalarının yanında maruz kaldıkları baskı ve üzücü durumlardan dolayı oradan ayrılmak zorunda kalırlar. Toplumun savaşın etkisiyle duyarsızlaştığı bir ortamda, terk edilmiş ve çürümeye yüz tutmuş bir sığınağa (mağaraya) yerleşen kardeşler, burada her gün ölüme biraz daha yaklaşırlar. Öne Çıkan Temalar * Masumiyetin Kaybı: Savaşın, çocukların dünyasındaki oyun ve hayal gücünü nasıl acımasızca yok ettiği. * Ateşböceği Sembolü: Hem çocukların kısa ömürlü hayatlarını hem de gökten düşen yangın bombalarını simgeleyen hüzünlü bir metafor. * Toplumsal Çürüme: Kıtlık ve korku anında insanların bencilleşmesi ve en yakınlarının bile masumlara sırt dönmesi. Neden İzlenmeli? Bu film, alışılagelmiş her hikaye gibi bir "mutlu son" vaat etmiyor; aksine hayatı tüm çıplaklığıyla sorgulatan ve herkese güvenmemek gerektiğini öğreten bir "ders" veriyor. İzleyici, özellikle de genç nesil, bu hikayeye tanıklık ederek psikolojik dirençlerini güçlendirebilir ve hayatta tutunmanın ne kadar zorlu bir çaba olduğunu fark edebilir. En önemlisi de film; "aile" kavramının değerini, bir anne ve babanın yerini dünyada hiç kimsenin tutamayacağını sarsıcı bir dille anlatmaktadır. Sahiden ne demek " aile "
İçimdeki Yolcu
Kalbime bıçak saplanmış, boğazıma bir yumru dayanmıştı. Her acı bu kadar uzun süre yatıya kalır mıydı? Oysa beni bir gün her şeyin biteceğine ve güneşli günlerin er ya da geç hayatıma uğrayacağına inandırarak büyütmüşlerdi. Anne ve babalar da koca bir yalancı mıydı? Evet, öyleydi. İnsanlar, insanları daima bir şeylere inandırırdı. Kim olduğunun ya da neye inandırdığının bir önemi yoktu. En küçük umutlardan büyük vaatlere kadar uzar giderdi. Tamamını okumak için👉🏻 Hikayelerimden görüntüleyebilirsiniz
Alıntı