–Mânada neler kazandınız?
Necip Fazıl: Mânada idealimin fikriyatını kazandım ve gene, yarı mâna yarı madde ifade edeyim, büyük bir gençlik kazandım. Yassıada muhakemelerinde beni şahit olarak dinlediler. Fakat bir mücrim gibi sorguya çektiler. O zaman bana hâkim şöyle bir sual sordu: “Gençlik aleyhinde ne dersin?” Dedim ki, “Hakim bey, hangi gençlik?” Bunu da kazancımın içerisine ilâve etmenizi rica ederim.
–Bir Fransız ansiklopedisinde sizin biyografiniz gayet ilginç sözlerle belirtilmişti. Bunları hatırlıyor musunuz?
Necip Fazıl: Hatırlıyorum. Bir ansiklopedide benim için doğru bilgiler verilirken bu arada deniyordu ki, “Hapisleri üniversitelerini geçer.” Bu kadar...
Yassıada mahkûmlarını siyasî hakları verilmekle şüphesiz Türkiye'nin bütün meseleleri çözümlenip yurt bir güllük gülistanlık olacak değildir. Fakat milyonlarca insanın içindeki düğümün çözülmesi az şey midir? Türkiye bu kanunla, Kıbrıs konusunda olduğu gibi tam bir millî birlik manzarası gösterecekken solcuların kış-kırtması ile bu birlik sağlanamayacaktır. Onlar bir numa-ralı vatan haini ve Moskof uşağı Nâzım Hikmet'in affi için didinirken kendilerini haklı görüyorlardı. Sıra Celâl Bayar'a gelince kıyameti kopardılar. Neden? Bayar Anayasa'yı çiğnemişmiş.
Anayasa çiğnemek suçtur. Fakat bu suç mahkeme kararıyla tescil olunsa bile nihayet bir suçtur ve hiçbir zaman vatanını yabancı bir devlete bağlamak isteyen İslav tohumu Nâzım Hikmetof Verzanski'nin suçu gibi vatan ihaneti değildir. Türk devlet başkanlarından siyasî görüşte ve geleceği kavramakta yanılanlar olmuş, fakat şimdiye kadar vatan haini çıkmamıştır.
Gözlem, 22 Mayıs 1969
İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahate çekildim, uyuyordum... Saat 23'te dairemin kapısı hem vuruldu hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan firlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne 5 adet Tomson dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim, silahları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi Tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Torumtay da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada irtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu, canavar kesilmişti, hiçbir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen jipe bindirmek için uğraşıyordu.
Kendisine aynen şu cevabı verdim. “Ben henüz Türk Ordusu'nun bir albayıyım, giyinmeden hiçbir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne gerek vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim" dedim. Her türlü ısrarlara rağmen
kapı önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim, kızım, bir de karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: "Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Herhalde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu.
Dışarı çıkınca ne göreyim, evin etrafında Tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmay'a geldik. Oradaki manzara şuydu: Sanki bir Rus albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı Tomsonlu Kurmay Subaylar vardı. Hepsi de büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı.
Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce “Bir emrin var
"Nurculuk ve Büyük Doğuculuk, Demokrat Parti iktidarının iktidara geçmesiyle birlikte milliyetçi gençleri hedef aldı. "Önce Türk müsün, Müslüman mısın?" gibi, saçma sapan fitnelerle gençler arasında ayrılıklar, bölünmeler çıkarmaya, ellerine aldıkları bir sihirli değnekle, canlarının istediğini kafir ilan etmeye o yıllarda başladılar. Bu yaygara, 27 Mayıs 1960 darbesine kadar devam etti. İslamcıların hamisi Adnan Menderes'in dindarlığı, bu darbeden sonra yapılan Yassıada duruşmalarında çok iyi anlaşıldı (!)
Menderes iktidarı bir ihtilal ile sonlandırıldı. O günleri hatırlıyor musun?
İhtilal olunca bütün hükümet erkanını Yassıada’ya götürdüler. Her gece radyo gazetesinden sonra Demokrat Parti Hükümeti’nin yaptıkları kötülükler, yolsuzluklar, tarih ve numara verilerek anlatılır,….
Halkın büyük ekseriyeti üzüntü içindeydi. Seneler geçince bu haberlerin zamanın meşhur gazetecisine 75 TL verilerek yazdırıldığı anlaşıldı.
Bir gün avukat, “hocam isteyenleri Yassıada mahkemelerini dinlemeye götürüyorlar” dedi. Babam üzüntüsünden gidemem deyince; ben giderim dedim. İzin kagitlarini getirdiler ve sabahleyin erkenden Dolmabahçe Camii’nin rıhtımına gittim. .. Yassıada .. yol boyunca kara, hava ve deniz askerleri birer birer ellerinde tüfeklerle dizilmiş duruyorlardı. Geniş mahkeme salonuna girip dinleyici sıralarına oturduk… Menderes o kadar zayıflamış ki ceketinin içinde kaybolmuş gibiydi.