Çok şaşkınım, bu kitabın böyle olmasını asla beklemiyordum. Yani kitabın daha farklı bir konusu olmasını bekliyordum ama kitap da beni ısıta ısıta alıştıra alıştıra öyle bir verdi ki konuyu önüme. Ağzım açık okumaya devam ettim ama inanır mısınız bir yandan da çok hoşuma gitti bu konunun işlenmesi. Politik kısmını bi kenara bırakacak olursak (ki normalde yapmam) bu ilişkinin bu şekilde anlatılması beni çok şaşırtırken bir yandan da güldürdü.
Normalde böyle önemli klasik eserlere yapılan konu değişimleri gibi saygısızlıklar hiç hoşuma gitmez. Mesela keşke Notre Dame’ın Kamburu kitabının filmini yapanlar mahkemelerde yargılansa. Ama bu konu öyle bir konu değil, İlyada’da bu ikilinin çok yakın olduklarını biliyorduk, arkadaş olduklarını düşünüyorduk ancak böyle bir şey hiç aklıma gelmezdi. Halbuki antik yunan devrinde böyle şeyler sandığımdan daha yaygınmış. Her ne kadar tamamen uygun görülmese de bu ilişkiler varmış ve hatta toplumda biliniyormuş. Yani o halde gerçeklikle ilgili bir kapışma yok, kitapta bu ikisinin inanılmaz yakın dostlar olduklarını biliyoruz, o halde biraz hayal gücümüzü kullanıp aralarında böyle bir ilişki yaratmaktan kime ne zarar gelir ki? Diye düşünmüş olmalı yazar. Bence kimseye gelmemiş. Hatta bu hareketini cesurca buldum açıkçası. Sonuçta bu İlyada’dan asla çıkmayacak bir şey değil, hikayede bir boşluk, ve bu boşluğu hayal gücüyle doldurmuş yazar kişimiz.
İşin politik kısmına girecek olursak da eşcinsel karakterlerin ne kadar zorlama olmadan da sanat eserlerinde bulunabileceği ve insanlara nefret değil de sevgiyle gözükebilecekleri çok güzel gösterilmiş. Sırf eşcinsel olmak için eşcinsel olmamış bu karakterler, gerçekten de bir efsane hikayede bulunan boşluk doldurulmuş, yaşlarına rağmen yaşadıkları şeyler çok cesurca anlatılmış, üstelik kendi