10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 44. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2025 22:36
Fahrettin Çelik Fırat'ın İki Yakası Ne kadar acı dolu ve soğuk ifadeler TÖRE ve KAN DAVASI Çocukları öksüz yetim, nice anaları gözü yaşlı, nice kadınları ise dul bırakan .... Savaş gibi kazananı kaybedeni olan ..... Ufacık bir hiddet de tartışma da insanların değil silahların konuşması .... Bekçi Yusuf ve kardeşi Hacı 'nin acı dolu hayat öyküsü bizi karşılıyor Fırat'ın iki yakasında Yazarımız Adıyaman /Samsat'ın da tarihini, o yörenin örf ve adetlerini , misafir perverliklerini, törenin üstünde hiç bir gücün olmadığını da vurgulayarak başlıyor anlatmaya Hacı askerden gelmiştir abisinin evine gider askere giderken onu uğurlayan gözü yaşlı annesini bulamaz çünkü o bu dünyaya veda etmiştir artık. Hacı çok üzülür abisiyle sohbet ederken hayatına nasıl devam edeceğine ilişkin konulardan bahsederler . Evlilik ilk başta aklında yoktur ama yengesi eşi Yusuf'a belli etmeden Haci'yı akrabalarından genç yaşta üç erkek çocuğuyla dul kalmış Hazal ile tanıştırır . Tabi o yöre de akraba evliliği de çok yaygınmış. Hacı ilk başlarda olaya sıcak bakmamış ama gidip gelmeler konusmalar artınca Hazal'a aşık olmuş. Yusuf ise olayı duyunca eşine çok kızmış hiç onaylamamis bunu. Hacı 'yı vazgeçirmeye çalışmış ama nafile . Sonrasında evlilik olmuş ve bütün olumsuzluklar çorap söküğü gibi peşi sıra gelmiş.... Hazal'ın davranışlarındaki değişiklikler , Hacı'nın pişmanlıkları akacak olan kanı damarda durduramamıştır. Yazarımız yarı kurgu yarı gerçek hayattan kaleme aldığı bu eseri okurken bu kadar olmaz diyeceksiniz . Kimi karakterlere çokça kızıp kimisine içiniz yanacak . Daha önce iki güzel şiir kitabıyla kalemiyle tanışma fırsatı bulduğum yazarimiza emeklerine sağlık diyorum okurunuz bol olsun Tekrardan çok teşekkür ederim
Fırat’ın İki YakasıFahrettin Çelik · Efsus Yayınları · 20243 okunma
7/10
·184 syf.··
2025 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2025 12:08
Kan davaları, Arnavutlar arasında oldukça yaygınmış. Kan davalarının yaygın olmasının sebeplerinden biri de 1481 yılında yazılan Lek Dukakin Kanunuymuş . Bu kanun anane ve geleneklerin bir bileşimi. Kanun, şeref için işlenen cinayetlere herhangi bir ceza öngörmemekte. İnançlarına göre öldürülen kişinin ruhu, kan alınmadan asla dinlenmiyormuş . Katilin kanını almak, maktulün en yakın erkek akrabasına düşüyormuş. Ölen akrabasının kanını almayan kişi toplum içinden dışlanıyormuş. II. Abdülhamit döneminde kan davalarını çözmek için Musalaha-i Dem Komisyonları kurulmuş. Bu komisyon, düşman aile reislerini bir araya getirerek barıştırmakla ve katilin ödeyeceği kan bedelini saptamakla görevliymiş. Bu diyet bedeliyle kan davası tarafları barıştırılıyormuş. Kitap, kan davalısını vuran Corg ile başlıyor. Daha sonra Corg besa (geçici barış) döneminde kan bedelini ödemek için kuzeye doğru yola çıkıyor. Bu sürede bu olayları merak edip, prense mesaj göndererek kuzeye yolculuğa çıkan yazar ve eşi de dahil oluyor kitaba. Tüm kitap boyunca kara bir hava hakim. Bu iç sıkıntısını, mutsuzluğu çok güzel hissettirmiş yazar. Gerçek olaylara dayanması açısından ilgi çekici olmakla beraber çok da beğenemedim kitabı. Daha önce yazarın ‘’Piramit’’ kitabını okumuştum daha çok sevmiştim. Farklı bir tarzda yazar okumak isteyenler için tavsiye ederim.
Kırık Nisanİsmail Kadare · Jaguar Kitap · 2024190 okunma
Reklam
9/10
·164 syf.··
2024 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2024 16:17
Mürebbiye, kelime anlamı olarak bir evde yatılı ve aylık maaş ile çalışan, evdeki çocuğun bakımı ve eğitimi ile özel olarak ilgilenen görgülü ve bilgili kadın demek. Terbiye eden, eğiten anlamı da en kısa haliyle kelimeyi bize sunmakta. Bir evde mürebbiyenin olması Batı'nın etkisinin yoğun olarak hissedildiği Osmanlı döneminde zengin aileler de oldukça yaygınmış. Amaçsa çocukların doğuştan Batı kültürü ve bilgileri ile yetiştirmek olsa da işlevselliği tartışmaya açıktır. Hüseyin Rahmi Gürpınar, toplumda varolan bu uygulamayı eserinde işleyerek belli bir dönemi bizlere kelimelerle resmetmiştir. Eserde yer alan mürebbiye ise bilgi, ahlak, donanım gibi özelliklerden tamamen uzak bir hayat kadınıdır. Fransa' da ki bu hayatından sıkılıp yorularak İstanbul 'da Dehri efendinin konağına mürebbiye olarak girer. İlk başta kendisini tam bir mürebbiye olarak tanıtmakla birlikte zaman içerisinde can çıkar huy çıkmaz misali kötü huylarından vazgeçemez ve konakta ki tüm erkeklerle farklı ilişkiler kurmaya başlar. Bu durumlardan sonra ise konakta işler arapsaçına döner ve kitabın sonu hiç beklenmedik şekilde biter. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın akıcı ve sürükleyici kurgusu sayesinde okurken oldukça zevk aldım ve eğlendim. Özellikle kitabın sonu tam bir ahlak dersi niteliğinde. Ben her şeyiyle kitabı çok sevdim. Özellikle de Türk klasikleri sevenlere tavsiye ettiğim bir kitap oldu. Herkese keyifli okumalar diliyorum.
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Cesurca ve Güzel Bir Kitap
7/10
·376 syf.··
2024 4. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2024 23:18
Çok şaşkınım, bu kitabın böyle olmasını asla beklemiyordum. Yani kitabın daha farklı bir konusu olmasını bekliyordum ama kitap da beni ısıta ısıta alıştıra alıştıra öyle bir verdi ki konuyu önüme. Ağzım açık okumaya devam ettim ama inanır mısınız bir yandan da çok hoşuma gitti bu konunun işlenmesi. Politik kısmını bi kenara bırakacak olursak (ki normalde yapmam) bu ilişkinin bu şekilde anlatılması beni çok şaşırtırken bir yandan da güldürdü. Normalde böyle önemli klasik eserlere yapılan konu değişimleri gibi saygısızlıklar hiç hoşuma gitmez. Mesela keşke Notre Dame’ın Kamburu kitabının filmini yapanlar mahkemelerde yargılansa. Ama bu konu öyle bir konu değil, İlyada’da bu ikilinin çok yakın olduklarını biliyorduk, arkadaş olduklarını düşünüyorduk ancak böyle bir şey hiç aklıma gelmezdi. Halbuki antik yunan devrinde böyle şeyler sandığımdan daha yaygınmış. Her ne kadar tamamen uygun görülmese de bu ilişkiler varmış ve hatta toplumda biliniyormuş. Yani o halde gerçeklikle ilgili bir kapışma yok, kitapta bu ikisinin inanılmaz yakın dostlar olduklarını biliyoruz, o halde biraz hayal gücümüzü kullanıp aralarında böyle bir ilişki yaratmaktan kime ne zarar gelir ki? Diye düşünmüş olmalı yazar. Bence kimseye gelmemiş. Hatta bu hareketini cesurca buldum açıkçası. Sonuçta bu İlyada’dan asla çıkmayacak bir şey değil, hikayede bir boşluk, ve bu boşluğu hayal gücüyle doldurmuş yazar kişimiz. İşin politik kısmına girecek olursak da eşcinsel karakterlerin ne kadar zorlama olmadan da sanat eserlerinde bulunabileceği ve insanlara nefret değil de sevgiyle gözükebilecekleri çok güzel gösterilmiş. Sırf eşcinsel olmak için eşcinsel olmamış bu karakterler, gerçekten de bir efsane hikayede bulunan boşluk doldurulmuş, yaşlarına rağmen yaşadıkları şeyler çok cesurca anlatılmış, üstelik kendi
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,4bin okunma
9/10
·632 syf.··
2024 52. kitabı
Uzun kitap okumanın büyüsü üzerimde çok güçlü bir etkiye sahip, hiç yoktan bir hayranlığa sebep oluyor. Böyle olmasına şaşacak değilim çünkü alışkanlıklarına sarılan bir adamım. Hatta ben yaşadıkça öyküsünü okuyacağım bir karakter olsun isterim. Bunun için küçük bir kandırmaca biliyorum gerçi. Güncel bir yazarı, özellikle günce türünde takip etmek. Oblomovluk ifadesinin Rusça başta olmak üzere pek çok dilde yer edindiğinden bahsediyor önsöz. Ben bizde pek rastlamadım. Önsöze göre Rusya’da çok yaygınmış kullanımı. Kitabı henüz bitirmemişken bile kafamda beliren bir düşünce vardı: Etrafımda Oblomovluk ifadesi kullanılsa büyük ihtimalle yanlış bir kullanım olacak ve ben bundan rahatsızlık duyacağımdır. “Oblomovun tapusu sende mi arkadaş” diyebilecekleri için kimseye ses çıkarmayacak, kıyıda köşede sıkıştırdığım insanlara bu rahatsızlığımdan bahsetmekle yetinmek zorunda kalacağımdır. Tabi ki bence haklı olacağımdır. Yukarıdaki paragrafta kokusunu belli ettiğim üzere Oblomov ile kendimi özdeşleştirme derecem bir hayli yüksek. Yalnız işler bende biraz daha karışık. Ben Ştolts’un yaşantısını teoride doğru buluyorum, içimden gelen, uygulamam ise Oblomov. Bildiğimiz üzere Oblomov da bir zamanlar Ştolts’un ilerlediği çizgi üzerine hedeflere sahipmiş. Yani ben kitaptaki Oblomov’un biraz daha öncesiyim, zaten yaşım da tam oralara denk geliyor. “Yazmak için fayda sağlayacak kitaplar” gibi bir soru sorulsa bu kitabı karakter oluşturma açısından başlara koyardım. Bunun tek sebebi karakterlerin çok iyi oluşturulması değil, o birçok kitapta var. Hemen her karakter yazarın, karakterin her hareketinde tutarlı davranması için kendine ayrı olarak hazırladığı bir notta yazacağı şekilde yer almıştı. Öyle yoğun bir halde ve net anlatımlar. İşte bu sayede “oluşturma” apaçık ortada. Hatta
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Puan vermedi·118 syf.··
2024 22. kitabı
Kamer suresinin 29. ayeti, Araf suresinin 77. ayeti, Hud suresinin 65. ayet ve şuara suresinin 157. ayetinde "akara" fiili kullanılıyor. Bu kelime boğazlanmadan önce hayvan kaçmasın diye hayvanın bacaklarını kırmak, diz eklemlerini kesmek, koparmak anlamına geliyor. Bu hunharca adet İslam öncesi Araplar arasında oldukça yaygınmış. Bundan dolayı "akara" fiili zaman içerisinde hunharca boğazlamak ile eş anlamlı hale geliyor. Yukarıdaki ayetlerde Hz. Salih'e mucize olarak verilen devenin katledilişi anlatılıyor. Buraya kadar bir hususun altını çizebilmek için yazdım. Bu dört ayetten sadece Kamer suresinde geçen "akara" fiili tekil olarak kullanılmış, diğerleri çoğul olarak geliyor! Bu noktada ince düşünen müfessirlerimiz buradaki çoğul anlatımın tek bir kişiden sâdır olan eyleminin Semûd toplumu tarafından benimsediğini ve onayladığını, dolayısıyla bu suçun toplumsal bir boyuta taşındığını ve toplumsal bir sorumluluğa dönüştüğünü ifade ediyorlar. Müthiş! Popüler ifadesiyle dilsiz şeytanlık... Ama azap ineceği zaman herkese iniyor! Azap hak olduktan sonra Hz. Salih onlara "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın!” diyor. Kim buna yaşamak diyebilir ki?! Üç gün sonra gerçek bir azabın korkusu insanda hayat bırakır mı? Ölümü hatta korkunç bir ölümü beklemek ölmekten daha beter değil midir? Yüzleri önce sarardı, sonra kızardı ve sonra siyahlaştı... Sonra azap ile yüzleştiler... Sonra sanki hiç orada yaşamamış gibiydiler... *** Söz yine Filistin'e geliyor... Sanki Gazze'de müslümanlar kaçmasın diye dizlerini kırıyorlar, engelliyorlar yardım geçişlerini. Zâlimâne bir ölümle yüzleştiriyorlar Gazzelileri. Dişi devenin yavrusu kaçıyor, Hz. Salih sıyırılıyor aralarından... Yavru devenin Hz. Salih'i temsil ettiğini söylüyor bazı müfessirler... Çocuklar göç ediyor Gazze'den, çocuklar
Salih'in ŞehirleriNecmettin Şahinler · İnsan Yayınları · 201017 okunma
Reklam
Reklam