Ahmed Arif

Ahmed Arif

Yazar
9.1/10
5.564 Kişi
·
21.177
Okunma
·
4.703
Beğeni
·
101529
Gösterim
Adı:
Ahmed Arif
Unvan:
Kürt Şair ve Gazeteci
Doğum:
Diyarbakır, 23 Nisan 1927
Ölüm:
Ankara, 2 Haziran 1991
Ahmed Arif, 23 Nisan 1927’de Diyarbakır’ın Hançepek semtindeki Yağcı sokak 7 no’lu evde dünyaya gelir. Ahmed Arif Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Türkçeyi en iyi kullanan şairlerdendir.

Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Ahmed Arif şiiri hala gençliğe damgasını vurmaktadır. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca bir çok şiiri bestelenmiştir. Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Edebi Eleştiri

Ahmet Oktay'ın Karanfil ve Pranga (Istanbul: Metis Yayınları, 1990) adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir.

Ayrıca, Muzaffer İlhan Erdost'un 'Üç Şair' adlı kitabında da, Ahmed Arif şiirinin yorum ve çözümlemeleri bulunmaktadır.

Adiloş Bebe adlı şiiri Cem Karaca , Moğollar ve Grup Kızılırmak tarafından şarkı yapılmıştır.

Şiir kitapları

Hasretinden Prangalar Eskittim. (Everest yayınları, ISBN 975-297-021-4, 57. basım, 2006);
Yurdum Benim Şahdamarım (Everest yayınları, İstanbul, Kasım 2005, 5. Basım, ISBN 9789752891036)
Hasretinden Prangalar Eskittim (1968-2008 40. Yıl Özel Basımı), İlk Basım: Mart 2008, Metis Edebiyat

Şiirlerinden bazıları


Akşam Erken İner Mahpushaneye
Anadolu
Ay Karanlık
Sen Hep Şerefinle Yaşarsın Baba
Bu Zindan Bu Kırgın Bu Can Pazarı
Diyarbekir Kalesinden notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi
Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden
Hasretinden Prangalar Eskittim
İçerde
Kara
Karanfil Sokağı
Leylim Leylim
Merhaba
Otuz Üç Kurşun
Sevdan Beni
Suskun
Unutamadığım
Uy Havar!
Vay Kurban
Yalnız Değiliz
Kara

Bestelenen şiirleri
Ay Karanlık: Ahmet Kaya - Maviye Çalar Gözleri
Ay Karanlık: Cem Karaca - Ay Karanlık
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Cem Karaca - Adiloş Bebe
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Grup Yorum - Adiloş Bebe
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Kızılırmak - Adiloş Bebe
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Moğollar - Adiloş Bebe
Hasretinden Prangalar Eskittim: Ahmet Kaya - Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim: Suavi - Hasretinden Prangalar Eskittim
İçerde: Rahmi Saltuk - Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin
Kara: Grup Ekin - De Be Aslan Karam
Otuzüç Kurşun: Cem Karaca - Otuzüç Kurşun
Otuzüç Kurşun: Grup Baran - Otuzüç Kurşun
Otuzüç Kurşun: Zülfü Livaneli - Kirvem
Otuzüç Kurşun: Fikret Kızılok - Vurulmuşum
Otuzüç Kurşun: Onur Akın - Otuzüç Kurşun
Sevdan Beni: Cem Karaca - Sevdan Beni
Sevdan Beni: Fikret Kızılok - Haberin Var Mı
Suskun: Fikret Kızılok - İki Parça Can
Suskun: Ahmet Kaya - Suskun
Suskun: Edip Akbayram - Suskun
Suskun: Alaaddin Us - Suskun
Unutamadığım: Cem Karaca - Unutamadığım
Unutamadığım: Grup Baran - Unutamadığım
Uy Havar!: Ahmet Kaya - Oy Havar
Vay Kurban: Cem Karaca - Vay Kurban
Vay Kurban: Grup Baran - Seni Sevmek Felsefedir
Vay Kurban: Grup Yorum - Gün Ola
Mağlup mu desem, mahçup mu?
Ama ikisi de değil,
Ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
Öyle tuhafım bu akşamüstü.
(...)
Ahmed Arif
Sayfa 153 - Yeryüzü sayı 11 - Mart 1952
''Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha ustaca ve korkusuz yaşarım.
Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem...''
“Merhaba canım.
Mektubun gecikti gene. Belki de ne yazacağını kestiremiyorsun! Oysa adını yazman yeter. Görünce içim aydınlanıyor.”
184 syf.
·10/10
Pranga ne demek baba?

İnternet ortamında doğan çocuklardan değildik. Bilgiye kolay ulaşamazdık. 2000 ve sonrası doğumlular bence çok şanslı bu konuda.

Kitabın kapağında bir pranga fotoğrafı yoktu. Babam eliyle göstererek anlatmaya çalıştı. Yetmedi kağıda şeklini çizdi. İşte pranga budur dedi. En son iyice kavrayabilmem için bacağımı şu an ne olduğunu hatırlayamadığım bir kumaş parçasıyla masaya bağladı. "Hadi git gidebilirsen. Eğer kötü şeyler yaparsan sana böyle pranga takarlar." dedi.

Hasretinden prangalar eskittim kitabının hikayesi ise şöyle;
Ahmed Arif’in kitabı için düşündüğü ilk ad bu değildi. “Kitabımın adını ben 'Dört Yanım Puşt Zulası“ koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana “Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok' dedi. ''Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarımı söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme mısra olarak kalsın.“

Düşündüm ve Ali'ye hak verdim. Madem öyle kitabımın adı Hasretinden Prangalar çürüttüm olsun dedim.

Fakat 'çürüttüm' sözcüğünü sevmedim. Bir de bu sözcükte üç tane 'ü' geliyor ya arka arkaya, kulağımı tırmaladı. İç kulağımı, yani gönlümü tırmaladı. Her şairin bir de yüreğinde kulağı vardır. Onu tırmaladı işte. Müzik ve anlam bakımından daha güçsüz buldum. O nedenle 'eskittim' dedim"

Ahmed Arif bana pranganın ne olduğunu merak ettiren kitabın sahibi idi. Pranga kötü şeyler yapana takılıyordu ya hani Ahmed Arif işte öyle kötü sevmiş ki hasretten prangalar eskitmiş bir yüreğe sahipti. Hırçın sert şiirler yazan başıbozuk bir dağ şairiydi. Öfkesini, umudunu her mısraya mavzerle işlemişti. Cesur ve korkusuzdu şiirleri. Herbiri birer ağıt niteliğinde olan bu şiirler kesinlikle okunmalı.
240 syf.
·4 günde
22 Şubat 2018

İstanbul

Ahmed abime;

Mektubuma yeni başlamış gibi görünüyorum değil mi abi, ilk hitap edişimmiş, ilk cümleye başlayışımmış gibi. Yok ama. Sana mektup yazmayı dördüncü deneyişimdir bu. Sen nasıl yazıyordun ki acaba, canından çok sevdiğin Leylin'e? Hiç düzeltmeden içinden geldiği gibi mi, yoksa törpüleyerek mi? Ah, evet. Okudum onları. Leylâ ablama yazdıklarını. Affet, girdim özeline. Şahit oldum nasıl sevdiğine, fedakarlıklarına, acılarına, hayatına abi. Okuyamadım ama hepsini, mektupların varmış hani; alıcısını bulamayan. Hah işte, onları okuyamadım ben. Ah be, keşke görseydim, okuyabilseydim hepsini. Sövme bana, Leylâ ablamın cevaplarını merak etmedim mi sanıyorsun? Sadece mektuplarını da değil, senin elinden çıkan her şeyi okuyabilseydim keşke. İster miydin ki senin şairliğini böylesine seven bir insan olsun? Senin Leylâ ablamı sevdiğin gibi olamaz belki –belki?!- ama biz de severiz be abi. Seninkinin yanında esamesi okunamayacak olsa da ben de değer verebilirim nihayetinde. Hem de senin gibi görüp tanıyarak, konuşarak da değil. Bak, hiç tanımadan, sadece okuduklarını bilerek hem de. Bu konuda kendimi senden üstte sayabilir miyim? Hayır mı? Öyle olsun.



İlk okuyuşum seni. Ne ayıp değil mi ama?! Oysaki sen herkesin -kızma ama evet, herkesin- okuması gereken birisin. Hem de okurken de "bu nasıl aşktır?", "bunu diyebilmek yürek gerektirir", "nasıl bir adamın mektuplarını okuyorum ben" ve "bunların yazıldığı kadın nasıl biri ola ki?" diye sorgulayacağı biri de, aynı zamanda. Aşk, sevgi diyorum ama abi, aşk mıdır seninki? Değildir bence. Hem zaten bizim zamanda aşk ayağa düştü, seninki öyle adlandırılsa seni aşağılamış oluruz. Bambaşka bir şey seninkisi.



Yeni paragrafa geçiş yaptım. Çünkü o arada bir sürü kelime karalandı abi. Ne olduğunu bulmaya, adlandırmaya çalıştım senin Leylin'e olan sevgini. Ama yok. Bulamadım. Bulabilecek bir kelime dağarcığına sahip olmamakla birlikte, adlandırmaya gerek de yok hani. Seviyorsun ki işte. Evleneceğini öğrenince, "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım." diyecek kadar, kendi üzüntünü yazarken Leylâ ablamın üzüleceğini bildiğinden kısa kesip ondan bahsetmeye devam etmek isteyecek kadar, onun kocasına selam yollayıp "Gözlerinden, burnunun, üst dudağına düşen fark edilmez incecik gölgesinden öperim canım. Öperim ömrüm..” diyebilecek kadar. Bak abi bunu yazınca aklıma ne geldi, ya kocası seninle konuşmasını istemeseydi? Ne yapacaktın o zaman? Hep yazdığın -ve okurken bizi (Ne? Bir okuyan benim mi sandın?) kahreden- gibi; öldürecek miydin kendini? Kıyacak mıydın o mücadeleci, haksızlığa göz yumamayan ve tüm o güzel şiirlerin (evet, ablamdan tavsiye istediğin yerleri de biliyorum, şaşırma artık.) arkasındaki ruha? Neler yaşamışsın, bi Leylâ ablamın düzensiz -hep de geç- mektuplarıyla mutlu olurdun tabii. Sürgünlerden kaldırabilseydin başını, mutluluğu da tadabilirdin belki. Hastalıktan bir de bak. Ne çok hasta oldun be abi, sanki sağlıklı olsan mutlu olacakmışsın gibi sağlığına kavuşamadın bir türlü. İkisi de olamadı zaten.



Tekrar geliyorum, anımsatmak olacak biraz ama (Unuttuğunu kastetmiyorum hayır, bir anlığına bile unutacağına inanmam, sen söylesen de inanmam abi. Leylâ ablaya yazdıklarına güvenirim çünkü ona yalan söylemezsin sen.) Nasıl sevdin abi? Sadece mektuplarının sonundaki kelimeleri bile toplasak bir aşk mektubu eder. Hiç mi hiç umut vermemesine rağmen hem de Leylâ ablamın. Hep dost gibiydin onun için sen. Ama o sana neler nelerdi... Senin de dediğin gibi: "Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... Hepsi. En çok da en ilk de Leylâ'sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun." Eh, bu sözün üzerine daha ne diyeyim ki ben?



Sana sormak istediğim ama cevabını alamayacağım çok soru var. Sevdiğini görmek için delirip onu gördükten sonra ayrılacağınız ve evinize döneceğiniz zamanı düşünerek kahrolmak ne be abi? Herkes seni tutuyor biliyor musun, ah zalım Leylâ diyorlar onun için. (Ben de diyorum ama seni yeni okuduğumdan, duygularımın tazeliğinden abi, kızma lütfen.) Ahmed Arif seni böylesine severken--- Şimdi. Olmadı ki bu. Sanki sen isminle tanınmışsın da meşhur bir adam Leylâ'yı sever gibi oldu. Yok. Öyle demek istemem ben, çünkü sen ona olan sevginle Ahmed Arif olmuş adamsın. Düzeltiyorum bak: "Seni böylesine seven bir Ahmed Arif varken" Nasıl? Daha uygun oldu mu? Senin gibi cümle kuramıyorum affet. Ben de isterdim burada iki mısrâ döktürmek falan ama işte, olmayınca olmuyor. Dönüyorum şimdi tekrar: Seni böylesine seven bir Ahmed Arif varken, sen nasıl onu onun gibi olmasa da –kimse de beklemiyor zaten bunu- beraber olacak kadar sevemedin diyorlar. Diyoruz işte, neyse. Haklılar be abi. Okurken seni, yazdıklarını, düşündüm hep "Leylâ abla ne demiştir ki buna cevaben?" diye. Ne diyebilmiştir ki? Onu sıktığından değil, hayır. Senin yazdıkların öyle şeyler ki ne cevap vereceğini şaşırır insan. Altta da kalır tabii, her türlü. Mütevazı desen nereye kadar, böbürlense nereye kadar. Çok zor duruma düşmüş benim ablam. Sen düşürmüşsün onu bu duruma ama üzülme, biz sendeki mektupları göremesek de –harbi, ne yaptın onları?- eminim ki üzmemiştir o seni. Hem, nasıl üzsün ki, senin gibi seveni bulmak kolay mı, bir de üzme lüksüne sahip olsun? (Bulmak kolay mı dedim de, kim isterdi senin onu sevdiğin gibi sevilmek acaba, istemezdim bak ben. İki tarafa da yazık değil mi?)



Biraz önce son cümlelerimi yazarken yavaşladım abi, aklıma geldi çünkü. 15 Ocak 1957. O gün yazdığın mektup. Daha önce hiçbir kitap okurken ağlamadım abi. Bir seninki işte. Dahası da olur tabii ama ilkler unutulmaz ya... Neyse, konudan saptım bak, mektuba gelelim; Leyla ablanın mektubunu ona geri yolladığını söylediğin olan hani. Maddelemiştin bir de tüm diyeceklerini. Üzmüş seni Leylâ abla ("ablam" değil, "abla", hatırladım çünkü kırgınlığımı. Sana ne oluyor deme, ağladım ya işte, önemsedik demek ki canım, sen de!) ben de üzüldüm. Senin amacının kötü olmadığını biliyorum ama ben, Leylâ abla yanlış anlamış sadece. Üzme sen kendini. Üzülmeseydin keşke. Buz tutmuştu o mektubun bak. Yine sevgi doluydu ama mesafe mi sokmuştun biraz, bir şey olmuştu. Hem Leylâ'yı şiir yazmaya teşvik eden sen değil misin? Nankörlüktür bence bu. Öyle demeyeyim mi Leylin'e? Peki tamam.



Diyeceğim çok daha ama seni yormak ve de zamanını almak istemiyorum. Ama son bir düşüncemi dile getireceğim sana karşı, bazen düşünüyorum ki; sen mutlu olsaydın da biz seni bilmeseydik mi daha iyi olurdu, yoksa; bu haliyle, senin mutsuz olman sebebiyle bizim seni tanımamız mı daha iyi? Bilemiyorum. Ne burnun kalkıyor hemen? Bi senden bahsetmiyoruz herhalde. Birçok şair için de derim bunları, tek sanma kendini. Yerin de ayrıdır ama artık, bilesin.



Sevdim ama seni. Sen Leylâ'dan başkasını sevmeye değer görmezdin belki ama, olsun karşılıksız sevmenin ne düzeyde olabileceğini okudum zaten senin elinden. Diyarbakır'a benden selam olsun. (Karpuz da yollamak istemiştin bak, canım çekmişti. Biz istesek umurunda olur mu hiç?!)

Sevgilerimle,

(İmza)



***

Buraya kadar olan kısım Ahmed abimeydi. Buradan sonrası ise asıl inceleme denebilecek şekilde; kitap hakkında bilgiler, benim birkaç(!) lafım (çoğunluğu bu oluşturuyor, çaktırmayın) ve teşekkürümden oluşuyor. ^^

***



Sitede takip ettiğim bir okurun bu kitabı okuduklarına eklemesiyle başladı her şey. Hayır, hayır. Hikaye anlatmaya geçmiyorum bu sefer de, merak etmeyin. Ahmed Arif'i hiç okumadım daha önce. Okusam da şiirlerinden başlarım diye düşünüyordum ama işte, o paylaşımı görünce ben de eklemek istedim okuyacaklarıma. Ekledim eklemesine de hemen okumayı düşünmüyordum ki, daha okuyacağım bir sürü kitap vardı sırasını bekleyen. Ama Yaren Bolat/Duvar/ yorum yaptı, ben de okuyacağım beraber okuyalım diye. Çok mutlu oldum çünkü kendisi sitede sevdiğim okurlardan birisiydi ve birkaç gün sonra da okumaya başladık. Böyle tanıştım işte Ahmed Arif ile, alelacele. Nasıl hazır olunabilirdi bir kitap veya yazar/şair için bilmiyorum ama erteledikçe ertelediğimi düşününce şans eseri sayabiliriz.



Kitabın ön sözünün "Mektup, mektubu yazan ve gönderen ile mektubu alan ve okuyan arasındaki gizlidir." diye başlamasıyla birbirini desteklercesine Leylâ Erbil başta yayınlamak istememiş mektupları. Kendisi öldükten sonra basılması düşüncesindeymiş ki sonradan Ahmed Arif'in oğlu Filinta Önal ile tanışıp onun da onayını alınca yayınlanmasını kabul etmiş. İyi ki de etmiş ama ölmeden önce kitabı görmek istediğini dile getiren Leylâ Erbil ne yazık ki kitabın basıldığını görememiş. Hepsini birlikte kitap olarak okuyabilseydi pişmanlıkları olur muydu acaba, insan düşünmeden edemiyor...



Mektuplar 1954-1959 yılları arasında ve 1977'de de son bir mektup olarak yazılmış. Ahmed Arif kesinlikle düzgün konuşan birisi değil, kitabın içerisinde sansürlenmiş bir sürü küfür var. Birkaç tanesini de Ahmed Arif'in kendisi sansürlemiş. Genel olarak mektupları okuduğunuzda üzülüyorsunuz onun için evet ama Leylâ'ya yazdıklarıyla Leylâ'ya da üzülüyorsunuz. Özellikle Ahmed'in yüceleştirdiğini okuyunca Leylâ'yı; Leylâ ne hissetmiştir, ne düşünmüştür, ne cevap vermiştir, ne yapmıştır da bunları hak etmiştir gibi düşüncelerde buluyorsunuz kendinizi. Tanrılaştırmak dedim ama, nasıl bir tanrılaştırma? "Seni Tanrı gibi değil, Tanrı kavramını Leylâ gibi seviyorum. Yoksa korkunç bir şey olurdu. Ömrümce; kıyamete dek elimi bile değdiremeyeceğim Tanrıyı neylerim ben?" kendisinin ağzından tam olarak böyle işte.



Okurken sürekli sayfa sayıma baktım, nasıl bağlanacak, nasıl bitecek bu mektuplar diye ve okunmadık sayfa sayısı azaldıkça kalp atışım hızlanmaya başladı. Bittiğinde de o duygu yükünü boşaltmam gerektiğine karar verdim ve işte şu an buradayım. Dört yıla yakındır bu sitede olup da tek bir inceleme yapmadan, sadece takip ettiğim okurların incelemeleriyle yoluma devam eden biriydim ben. İnceleme yazmak bir süredir aklımdaydı ama kendime güvenim yoktu ve utancım vardı. Nasıl yazacaktım ben bir kitap hakkında kendi düşüncelerimi de insanlar okuyacaktı onu? Böyle düşünürken tabii çok sevdiğim cânım okurların da teşvikiyle (üstünkörü geçmeyeceğim bu konuyu tabii ki, huyum değildir) yazdığımı yayınlama kararı aldım. İlk inceleme yazdığım kitap da Ahmed Arif oldu, mutluyum. Teşekkürler iki inceleme uzunluğunda olan bu yazıyı okuma zahmetine katlandığınız için -kaç kişi kaldıysanız artık.



Benim için asıl önemli kısım burası ama. Beni inceleme yazmaya teşvik eden insanlara teşekkür ettiğim kısım yani. Başlıyorum:

Şu an kendisi burada olmasa da başlıca destekçilerimden Beyza (Horselover), ben tam incelemeye başlamışken bana "neden inceleme yazmıyorsun, yazmalısın" diyen Tuba Türker/Duvar/, kendisinden inceleme yazmamı istediğini duyunca şok olduğum Semih/Duvar/ abi, yazıp yazıp sildiğim incelemelerimi bilen ve ben okurdum diyen tek kişi olma özelliğini taşıyan Oğuz Aktürk/Duvar/ (güzel inceleme okumak istiyorsan git kendinkilerinin üzerinden geç :p), kendisinin hesabı bulunsa hesabına şu an girmeyen ama vakti zamanında yine ısrarda bulunup cesaretlendirmeye çalışan canım https://1000kitap.com/ulalume/Duvar/'m, ilk tanıştığımız zamanlarda bana söyleyen ama benim o zamanlar hiç oralı olmamamdan ısrarı kesen ve sitedeki profilini ne yazık ki boş tarlaya çevirmiş Freyja/Duvar/, hiç muhabbetim olmadan sadece takip ettiğim ama bana mesaj atıp yazmalısın diyen, kendisi bilmese de benim için çok değerli olan sayın zeyneb/Duvar/, kendisinin ilk incelemesine şahit olduğum ve beni de gaza getirmeye çalışan -ki göründüğü üzere işe de yarayan- https://1000kitap.com/hc31/Duvar/ ve incelemenin puanlamadan çok daha iyi olduğunu söyleyerek benim de inceleme yazabileceğimi ve yazmamı sabırla bekleyeceğini söyleyen https://1000kitap.com/mukkef/Duvar/. Hepinize çok ama çok teşekkür ediyorum. Artık ben de başkalarını inceleme yazmaya teşvik edebilirim. ^-^ Buraya kadar okuyan –ya cidden, gelen var mı buraya kadar, amma uzun oldu- herkese sonsuz teşekkürler. Sabrınızdan ötürü de seviliyorsunuz ayrıca. *-* Ee, nasıl bitiriyoruz incelemeleri? Öylece bırakmalı mıyım? O kadar mı? İyi, kolaymış.



Değilmiş.

Buradan benim çenemi açtırmamanız gerektiğini anlamış bulunmaktasınız. Son olarak, ama son olmayarak; (buna last but not least deniyor da Türkçede ifade edemedim) bu ilk ve muhtemelen en uzun incelememi de burada arada tartışmalar yaşasak da en uzun süredir konuştuğum şahsa ithaf ediyorum. Üzerimdeki en büyük destek onunkiydi. Özleneceğini bilsin ve var olsun. ^^
184 syf.
·144 günde·10/10
Ahmed abimin doğum gününden daha güzel bir gün yoktur, onun şiirleriyle beslediğim yüreğimden düşen en güzel mektubu paylaşmak için. Bu kitaba inceleme olmaz, bu kitap sizi inceler ve en küçük bir açık bulup damarlarınızdan içeriye hücum eder. İşte benimki de öyle bir şey...

Sevdiğim.. Hasretinden prangalar eskittim. Nasıl gidersin o yollarda bensiz? Bilmem. Deyip başladım yazmaya. Yalnız değilsin. Tabii ki, hiç yalnız bırakır mıyım seni oralarda? Bak bir sağına soluna. İstasyondaki terli çocuğum. Yanaklarım al al oldu. Çünkü seni yolcu etmek için kilometrelerce koştum da geldim. Yeşillenmiş yapraklarda görürsün beni. Kucak açtım sana, orman gibi. Yüreğimden düşen damlaları emanet ettim, asi Fırat gibi coştum da geldim.
Sana eşlik etsin diye, özel bir hediye. Bu güzel kitabın içindeki şiirleri sana tek tek okudum. Gerek renksiz gecelerimizi, gerekse hüzünlü günlerimizi renklendirdi bu şiirler ve bizimle özdeşleşti her bir dizesi. Her satırında seni buldum, her satırını sana armağan ettim, yarım yüzyıl öncesinden. Ya yazmasaydı Ahmed abi böyle güzel şiirleri? Nasıl anlatırdım sana kendimi.. Sadece şiirlerini mi. Mektupları da ilham verdi bana. Bazen Leyla'sına yazdığı gibi Leylim Leylim dedim sana. Düştüğüm halleri döktüm içimden, bu beyaz satırlara. Seni görünce tutuluşumu anlattım, diz çöküşümü, sevdamı haykırdım sana. Bazen de Kafka'nınki gibi dert yandım sana. Aynı onun yandığı gibi Milena'sına. Yanında olamayışını, onsuz çektiği acıları ve kavuşma arzusunu, kelimelere sığdıramayıp, ondan önce eline ulaşan mektubunu bile kıskanışında buldum kendimi sana yazarken. Biraz da Halikarnas Balıkçısı'ydım. Azra Erhat'a hitap ettiği gibi sayıkladı adını mektuplarım. Canım Canım Canım..
Hepsinden, her şeyden kattım içime ve en güzelini sana yazmak için uğraştım Sevdiğim.. Hani bir cümle yazacak olsam şu olurdu; yüzyıllar öncesinden yapılmış bir çeşmeden su içmişliğim var, ama senin adın kadar, tarih bile titretemez dudaklarımı.. Adını söylediğimdeki ferahladığım kadar, içtiğim su bile ferahlatamaz yanan yüreğimi. Sen ki kıskandırırsın gökkuşağının yedi rengini, dudağının kenarındaki ufacık bir gülüşünle. Senin için kuşlar göç yolunu değiştirir, ve senin için, vaktinden önce gelir buralara bahar. İlk cemre yüreğime düştü senin gülüşünle. İkincisi dilime bir bakışınla. Üçüncüsü elime, kalemime, kalbinin kalbime biraz yakın atışıyla. Bitmedi. Benim doğama düşürdüğün cemrelerin haddi hesabı yok. Cemre yağmuruna tutuyorsun durmadan beni.
En güzel anlarımızda, düşler sokağındaydık, sen tuttun elimden benim. Dokunuşların can verdi o an kurumuş toprağıma. Bahar geldi, can geldi sararıp solmuş yaprağıma. Nasıl da aydınlığa alıştırdın ürkek kalbimi. Nasıl yol gösterdin, rehber oldun bana. Ömrüm uzasın isterim artık, sen varsın diye yanımda. Dilim kurumasın ki okuyayım şiirlerimi kulağına. Dudaklarımdaki hayat türküsünün adısın sen Sevdiğiim, durmadan sayıkladığım.
Gülüşün. Birde gülüşünü resmetmeye kalksam mesela, sağ yanağındaki tebessüme bile yetmez hiçbir boya. O yüzden yanaklarına dizmek için, yıldızları kuyruğundan sallayıp yere dökmem gerek. Gözlerin gibi parlak ayı ve güneşi dudaklarından öpmem gerek. Saçlarına taç yapmak içinse, gökkuşağını, bulutların kalbinden sökmem gerek. Ancak o zaman, gülüşün kadar güzel bir şey olur. Ne olursa olsun benimle ol. Her anımda, hep yanımda. Dolaş sürekli heyecanla damarlarımda...

Bilmem; gönlümün, hayallerimin ulaştığı yere ömrümüz ulaşabilecek mi..

Ahmed abimin de dediği gibi.

Yokluğun, cehennemin öbür adıdır.
Üşüyorum, kapama gözlerini...
240 syf.
·Beğendi·9/10
"LEYLİM" bir insan sevdiğine en güzel nasıl seslenebilir? Hem onun adından uzaklaşmadan hem de kendi kalbini katarak nasıl çağırabilir ki? Bir Ahmed Arif'in Leylim'i olmak nasıl bir duygu? Peki ya, Leylim'in Arif'i olamamak? Böyle diyordu Leyla Erbil'e, Leyla'sına Leylim, Sevgili Canım, Canım Leylâm, Ömrüm diye başladı mektuplarında böylesine içten böylesine yürekten, böylesine sıcak, böylesine samimi bir dille.

Bıkmadı usanmadı canı Leylim'ine yazmaktan ne kadar zor durumda olsa da. "kahrolası boşluğunda, ben garip, ben duyan, ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?" dediğinde Ahmed Arif o boşluğu ben hissettim buz gibi ve karanlık içimde sanki. Yapma Leyla, Ahmed Arif böyle söylerken yokluğunla onu bin parçaya ayırma :(

Her mektubun sonunda gözlerinden öptü sevdiğinin. Yanlış hatırlamıyorsam bir mektubunda yazmıştı gözlerinden öpmeyeceğim birine yazmam diye. Ah! Bu nasıl bir duyarlılık, güzelliktir böyle?
"Gözlerinden öperim cânım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.
Yarı parçan" sen en tatliş şair cümlesi olabilirsin mesela.

Sonra "Hal, yani şimdiki zaman seninle başlar" diyen bir adama "Yazma! Sevme! ne demek?" Hakikaten ne demek bu? Leyla farkında mısın öl diyorsun ona hatta öl deseydin daha iyiydi ama yazma, sevme demeyecektin, kelimeleriyle sana tutunan bu insana. Koparamazsın ki onu ne kendinden ne de her defasında seni anan ve anlatan tüm o sözcüklerinden. Biliyor musun? Ahmed Arif duysaydı beni, çok kızardı bu söylediklerime eminim, Leylim'e bunu söylemeye hakkın yok derdi. Seni incitecek ufacık bir kelimeye dahi katiyen izin vermezdi. Bu kadar "delin divanenken" o böyle diyordu ya sana, sen ona karşılık veremedin.
"Hep, yaz diyorum ama hiç yazmıyorsun."
"ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol."
"İhtiyarlayacak olsam bile, seni bekleyeceğim."
Üzdün Ahmed Arif'i o böyle bir şeyi her ne kadar kabul etmese de tam aksine senle yücelmiş sade. Beni de üzdün :/
Gittin evlendin başka biri ile
"Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur."
Ağlanmaz mı bu cümlelerde sen söyle Leylim, bunu yazan kalem kırılmış mıdır bu cümlede?
"Anlat bana. Senden bir şeyler ummak... Umutların en olmazı da bu belki."
Offf umutsuzluk en sevmediğim şey benim. Bu cümle umutsuzken bile umutla göz kırpıyor buna. Ne ettin sen Ahmed Arif'e Leylim şair ettin, viran ettin, mafettin :((
"Ne güzel şey, sana inanmak! Bunu bir anlatabilsem." dedin çok güzel anlattın o kadar güzel anlattın ki ben de ona inandım. Ama bilir misin Leylim'e senin gözünle asla bakamadım, bakamazdım zira ben sen gibi kalp ateşiyle bu şiirleri, mektupları yazamazdım.
"Sana mahkûm kalmak güzel." dedin sen;
"Kalbindeki yerim en güzel esaretim. Bilirim sonsuza kadar kalsam yüreğinde, sevginin sıcaklığı bu kadar güzelken, ordan hiç çıkmak istemem ki. Sensiz özgürlükse zindan bana. Tıpkı kanatsız bir kuşu, soğuk ve karanlık bir gökyüzüne terk etmek gibi." demiştim ben de, aynı anlamlarda farklı satırlarda buluştuk bak gördün mü seninle? :)
"Hasret ile gözlerini öpeyim. Orası öyle ya, bu hasret böyle biter mi?"
Bitmez, bitmedi
"Canım Benim,
Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
Bundan mıydı Leylim'e bu denli çok "Canım" demen mektuplarında?
Araya gönderdiğin şiirler de iliştirilmişti kitapta:
"Bilsinler!
Sana nasıl yandığımı..." diyor Ahmed Arif.
Bildik, bilmeyen kaldı mı daha, sanmam. Kalmasın da :)
"Müthîş özledim seni." Sen müthişsin asıl biliyor musun? Hayır şair olarak zaten öylesin ama onu demiyorum ben insan olarak, kalbin işte çok müthiş diyorum. Bu zamanlarda kimse kimseyi müthiş özlemiyor. :/
"Evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten."
"Şiirse içimde uyur. Sen gibi, içimde büyür."
Evren=sen, şiir=sen. Her şey sade sen, sen olmayan tüm nenler hiç. Bunu diyor Arif, anla be Leylim.

"Ya, sensiz edebilmeğe mahkûm eder misin beni?"
"korkuyorum, sen uzakken. Gitme!"
"Söyle yittin mi? Söyle! Yitebilir misin?"

Senin de suçun yok elinde değildi belki ama Leyla mahkum ettin onu, üzgünüm gittin belki de yittin :(
Oysa seni sevdiğini haykırmıştı, sana rağmen defalarca
"Seni seviyor, seviyor, seviyorum."
"SEVİYORUM. Başkaca da yokum." demişti.

"Kazağın sırtımı, canımı, sevdan evrenimi sarmışken böyle nasıl üşürüm?"
Neden bilmem, ben üşüdüm bu satırlarında...

"Seni öper, öper, öper, öperim."
Senin yalnız senin diye mektupları bitirişlerin, yandırdı içimi benim.
"Gözlerinden, gözlerinden öperim -Bir umudum sende- Anlıyor musun?"
Anlaşılmak istedi hep sevenler anlamadı kimi zaman sevilenler ve en iyi şairler böyle yetişti inanır mısınız? En çok acı çekenlerdi zira gerçekten sevenler...

Son olarak en sevdiğim alıntılardan
"Ne güzel şey senden gayrisini tanımamak, takmamak!"
"Ve seni, canımın gizlisindeki candan aziz sakınır, düşünürüm."
"Zaten, senden gayrı güzel düşün olur mu ki."
"Ne zaman bu düşüne kapılsam, aklıma hep senden açmak gelir."
"Seni anlamak, seni sevmek mühim ve aziz bir iştir."
...

Yazacak o kadar çok şey, söylenecek nice cümlelerim var da ellerim varmıyor devamını yazmaya ben susayım, siz daha da fazlasını anlayın olur mu?

Kitapta küfürlü kısımlar vardı, keşke olmasaydı bunun dışında çok sevdim.
Ahmed Arif Ve Leylim'ine ithafen bu incelemem. Okuyan ve hisseden güzel yüreğinize sağlık.
Sevgilerimle,
Şiirle kalın...
Üzdüysem sizi affola.
"Nasıl bitireyim, umutlu mu, sevdalı mı, yoksa ağlamaklı mı?"
Benimki hepsinden biraz oldu işte :)

NOT: Kitap linki aşağıda mevcuttur, okumak isterseniz oradan indirebilirsiniz :)
Bu arada kitaptan epey alıntı yapmam rahatsız ettiyse üzgünüm gerçekten. Kendi cümlelerimle anlatsam da onları eklemem kitabın güzelliğini gerçekten görebilmeniz içindi o yüzden onlar olmadan benim satırlarım eksikti :)
207 syf.
·6 günde·8/10
Vay be Leyla nasıl duyarsız kalmayı başardın bunca mektuba ? Bir evet desen, dünyaları serermiş Ahmed ayaklarına.

Kitap, Ahmed Arif'in Leyla'sına gönderdiği mektupların, resimleriyle beraber yer almasından oluşuyor. Ahmed Arif'in büyük aşkından ve aynı zamanda yaşadığı zorluklardan bahsediyor. O ne güzel bir aşk, ne güzel bağlılıktır ki; mektuplara, bir kalbe hatta Dünya'ya sığmamış, kırık bir kalpten dökülen kelimeler, kâğıda düşerken incinmiş, yaralanmış, yaralıymış hep...
Alıntı :

"Özledim diyebiliyorum ya, yeter bana. Evet özledim seni. Hastalıklar, musibetler, uzak kalsınlar sana. Yerine ne çekeceksen ben çekeyim. Yerine, ne belâ bulacaksa beni bulsun...
184 syf.
Ahmed Arif, şiirlerini, halkından, bir dize olsun ayrı tutmamıştır. Halkı için dizelerini gür sesle okumak ister. Şiirini belki de en çok dostları ve o güzelim halkı için yazıyor gibidir." Sevgilim" dediğinde o etten ve kemikten sıyrılır, ortak bir sevgilimiz olur birden. O denli pürüzsüz bir şiirdir ki onun yazdığı şiir, okuyucu bir burgaca kapılıp giderek hızlanır ve içeri doğru bir yolculuğa çıkar. Sözcük seçimleri, ses ile ahengi tam anlamıyla gerçekleştirir; anlam ve duyguyla taşar yüreklerimizden.

Beni Etkileyen dizeleri:

" Sus, kimseler duymasın
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğrur bizi?"
184 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Hasretinden prangalar eskittim"
Başlığı altında ne çok hüzün, yakarış, veda, hasret, meftun, dilhun, muaşaka olmayan satırlar var.
..
Şiir deyince aklıma hep Ahmed Arif gelir onun bir türlü tutunamadığı sevdası, çabalayışı, bir türlü kavuşmaya gücü yetemediği, sevdiği başkasıyla evlendiği için "suskun" adlı şiiri hediye etmesi kadar ruhumuza dokunan dizeler.. "Sus, kimseler duymasın.Duymasın ölürüm ha." cümlesi herkese dokunmaz ama dokundu mu içinden çıkamayacak kadar derinleşir..
Sadece bir şiir kitabı var ama bir dünyayı içine sığdırmayı başarmış bir Şair.
\\
Şiirlerini seslendiren Ahmed Arif ve diğer sanatçılar ayrı bir güzellik katmış,
İçerde;
https://youtu.be/-Zmt3108iRY
Yalnız Değiliz;
https://youtu.be/3T96FxXV4Rc
Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden;
https://youtu.be/njUhe3hAlFU
Ay Karanlık;
https://youtu.be/K7ZHU4rBFvQ
Uy Havar;
https://youtu.be/K3rM_gJWttc
Hasretinden Prangalar Eskittim;
https://youtu.be/uIsSAmb5KaI
Otuzüç Kurşun;
https://youtu.be/6DaNaEh7-Pg
..
Otuzüç Kurşun şiiri (Van'da kurşuna dizilen insanlar üzerine yazılmıştır.)
Bu şiiri yazdıktan sonra tutuklanır, işkencelere maruz kalır, onca dayağa rağmen oku derler okumaz. Baygın bir şekilde çöplüğe atıp ordan sıvışırlar.
İnsanın içi kan ağlıyor nasıl kıydılar anlam veremiyorum.. Şiir üstadların satırlarını okumaya kıyamazken onlar dokunmayı bırakın dövmekle yetinmemiş üstüne ölüme terketmişler..
..
Hani diyor ya Ahmed Arif;
"Yokluğun cehennemin öbür adıdır,
Üşüyorum kapama gözlerini.."
..
İşte ben bu noktadan sonra susuyorum.
240 syf.
·10/10
Şairlerin, yazarların mektupları vardır; sevgiliye, babaya, evlada yazılmış mektuplar. Ahmed Arif’in “Leylim Leylim”i de bunlardan biridir.

Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e seslenişi, serzenişi bir sevgiliye yakarış şeklindedir ki özel sayılacak hatta mahrem denilecek nitelikte mektupları da dikkat çekicidir kitabında. Arif, dost gördüğü, dost bildiği Erbil'e açmıştır koca yüreğini. Onu, yere, göğe sığdıramamıştır dünyasında. Çok sevmiştir, delicesine, tutkulu, şehvetli, ihtiraslı, önüne geçemediği, yüreğine söz geçiremediği bir aşktı bu. Bunun yanı sıra koruyan, esirgeyen babayiğit bir yürekle sarıp sarmalamıştır sevdiğini. Gözünden sakınmıştır. Onca kaba söylemlerinin içinde ne incelikler saklıdır oysa. Mektupları okurken ilk dikkatimi çeken de bu olmuştur. Mektuplarını kaba bir dille ve bazen küfür sayılabilecek söylemleriyle yazmış olması beni şaşırttı diyebilirim. Fakat okudukça ve derine indikçe anlaşılıyor ki koca yürekli Adamın yaşam tarzından dolayı kullandığı bir dil, bir ifade şekliydi bu. Yaşamındaki sürgün ve hapis yıllarının etkisi de bir hayli yansımıştır sözlerine.

Ahmed Arif, Leyla Erbil’e büyük bir aşkla bağlıydı. Ancak Erbil’de bu aşkın karşılığı yalnızca dostluktu. Aslında Ahmed Arif'in bu konuda da sessiz bir kabullenişi var. O ne olursa olsun Leyla Erbil'i hayatında tutma derdindeydi oysa.

Ahmed Arif’in, her mektupta hitabı değişmektedir. Mektuplara “Leylâ Zalim Leylâ!, “Leylim”, “Leylâ cânım Leylam”, “Leylam”, “Kardeş Çocuk”, “Dost”, “Canım Kardeşim”, “Canım”, “Çok Aziz ve Biricik Dost”, “Merhaba” gibi hitaplarla giriş yaparak onu yaşamının her yerine koymuştur. Âşıktır… Yeri geldiğinde bu duygusunu dile getirmiş, güzelliğinden, kadınsı cesaretinden ve yüreğinden dem vurmuştur.
“Suskun, uzanmış seni yaşıyorum."

"Gözlerinden, burnunun üst dudağına düşen fark edilmez incecik gölgesinden öperim canım. Öperim ömrüm. Yaşşa! "

"Gene uykusuz, mutsuz, tedirginim. Sana yazmak, yazmak, yazmak istiyorum... Seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim. Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin."

"Beni sevmediğini söylemek ne diye üzer seni? Bu da bir gerçek. Sevgiyi yaratmak gerek. Bunda da bazen tek yönlü uğraşma, verme, ölümü göze alma, sonuç vermiyor. İster istemez işi bir talih meselesi olarak ben çoktan kabullendim. Üzme, zorlama kendini. Beni hiç sevmedin."

Leylâ Erbil'in yaşam tarzı Ahmed Arif’in yaşam tarzıyla tamamen zıttır. Erbil, mütevazi, kibar bir hanımefendidir, bu yüzden Arif'in kullandığı küfürlerden ve kaba sözlerinden oldukça rahatsız olmuş ve onu uyarmıştır

Okuduğum ve hissedebildiğim kadarıyla söyleyebilirim ki bu derece mahrem mektuplarının paylaşılmasını asla istemezdi Ahmed Arif. Mektupları Leyla Erbil'in ısrarlara dayanamayıp yayınlattığını okumuştum bir makalede.

Şöyle not düşülmüştü; Leyla Hanım o yıllarda istemiyordu yayınlanmasını. ‘Ben öldükten sonra...’ düşüncesi hâkimdi. Ahmed Arif’in ailesini incitmekten ya da ‘Leyla Erbil, bu büyük şairin aşkıyla gündeme gelmek istiyor’ dedikodularından çekindiğini de söylemişti. Leyla Erbil yayıneviyle son görüşmelerinde zamanının kalmadığını ve ölmeden kitabı görmek istediğini dile getirdi. Sonra sağlık durumu iyice ciddileşti ve ne yazık ki kitabı göremeden aramızdan ayrıldı.( alıntıdır)

Ne hazin bir sonla bitmiştir bu hikaye.Ben okurken çok etkilendim Leylim Leylim'i. Ve halen etkisinden de kurtulabilmiş değilim. Özel mektupları okumak ne derece doğrudur tartışılabilir fakat okunması gereken bir kitap diyorum.

"Son defa gözlerinden öpüyorum. Sade, mezara kadar götüreceğim tek sevdasın. Bunu unutmamanı istiyorum..."
240 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Ah ulan Leyla... Taş olsa çatlardı. Her bir cümlesi tepeden tırnağa aşk bu adamın, nasıl elinin tersiyle itersin. Öldüm yaaa. Her satırına her cümlesine bittim burda.
Kulun, kölenim diyor cevap yok.
"Öyle seviyorum ki üstüne yar sevemem.
Öyle seviyorum ki senden gayrı hiçbir neni hiçbir kavram olamaz, tutamaz beni.
Seni bugüne dek sevdiğim, iş-dert edindiğim, hiçbir kimseye, hiçbir düşünceye benzetemem.
Sen,, senden gayri hiçbir nenle ölçemem, mukayese edemem ve sana yalan söyleyemem."
Daha napsaydı be...
207 syf.
·2 günde·9/10
Ahmet Arif'in sevdiği kadına Leyla Erbil'e yazdığı mektuplar.
Yazdığı bütün mektuplarda, ona olan sevdasını anlatır. Tüm samimiyetiyle şiirler yazar, bazen de sitem eder.
Her satırı onlarca sayfaya bedeldir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmed Arif
Unvan:
Kürt Şair ve Gazeteci
Doğum:
Diyarbakır, 23 Nisan 1927
Ölüm:
Ankara, 2 Haziran 1991
Ahmed Arif, 23 Nisan 1927’de Diyarbakır’ın Hançepek semtindeki Yağcı sokak 7 no’lu evde dünyaya gelir. Ahmed Arif Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Türkçeyi en iyi kullanan şairlerdendir.

Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Ahmed Arif şiiri hala gençliğe damgasını vurmaktadır. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca bir çok şiiri bestelenmiştir. Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Edebi Eleştiri

Ahmet Oktay'ın Karanfil ve Pranga (Istanbul: Metis Yayınları, 1990) adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir.

Ayrıca, Muzaffer İlhan Erdost'un 'Üç Şair' adlı kitabında da, Ahmed Arif şiirinin yorum ve çözümlemeleri bulunmaktadır.

Adiloş Bebe adlı şiiri Cem Karaca , Moğollar ve Grup Kızılırmak tarafından şarkı yapılmıştır.

Şiir kitapları

Hasretinden Prangalar Eskittim. (Everest yayınları, ISBN 975-297-021-4, 57. basım, 2006);
Yurdum Benim Şahdamarım (Everest yayınları, İstanbul, Kasım 2005, 5. Basım, ISBN 9789752891036)
Hasretinden Prangalar Eskittim (1968-2008 40. Yıl Özel Basımı), İlk Basım: Mart 2008, Metis Edebiyat

Şiirlerinden bazıları


Akşam Erken İner Mahpushaneye
Anadolu
Ay Karanlık
Sen Hep Şerefinle Yaşarsın Baba
Bu Zindan Bu Kırgın Bu Can Pazarı
Diyarbekir Kalesinden notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi
Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden
Hasretinden Prangalar Eskittim
İçerde
Kara
Karanfil Sokağı
Leylim Leylim
Merhaba
Otuz Üç Kurşun
Sevdan Beni
Suskun
Unutamadığım
Uy Havar!
Vay Kurban
Yalnız Değiliz
Kara

Bestelenen şiirleri
Ay Karanlık: Ahmet Kaya - Maviye Çalar Gözleri
Ay Karanlık: Cem Karaca - Ay Karanlık
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Cem Karaca - Adiloş Bebe
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Grup Yorum - Adiloş Bebe
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Kızılırmak - Adiloş Bebe
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Moğollar - Adiloş Bebe
Hasretinden Prangalar Eskittim: Ahmet Kaya - Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim: Suavi - Hasretinden Prangalar Eskittim
İçerde: Rahmi Saltuk - Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin
Kara: Grup Ekin - De Be Aslan Karam
Otuzüç Kurşun: Cem Karaca - Otuzüç Kurşun
Otuzüç Kurşun: Grup Baran - Otuzüç Kurşun
Otuzüç Kurşun: Zülfü Livaneli - Kirvem
Otuzüç Kurşun: Fikret Kızılok - Vurulmuşum
Otuzüç Kurşun: Onur Akın - Otuzüç Kurşun
Sevdan Beni: Cem Karaca - Sevdan Beni
Sevdan Beni: Fikret Kızılok - Haberin Var Mı
Suskun: Fikret Kızılok - İki Parça Can
Suskun: Ahmet Kaya - Suskun
Suskun: Edip Akbayram - Suskun
Suskun: Alaaddin Us - Suskun
Unutamadığım: Cem Karaca - Unutamadığım
Unutamadığım: Grup Baran - Unutamadığım
Uy Havar!: Ahmet Kaya - Oy Havar
Vay Kurban: Cem Karaca - Vay Kurban
Vay Kurban: Grup Baran - Seni Sevmek Felsefedir
Vay Kurban: Grup Yorum - Gün Ola

Yazar istatistikleri

  • 4.703 okur beğendi.
  • 21.177 okur okudu.
  • 604 okur okuyor.
  • 8.800 okur okuyacak.
  • 181 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları