Ali Ünal

Ali Ünal

YazarÇevirmen
8.0/10
62 Kişi
·
135
Okunma
·
9
Beğeni
·
3.203
Gösterim
Adı:
Ali Ünal
Unvan:
Araştırmacı Yazar, Mütercim
Doğum:
Uşak, 1 Ocak 1955
Ali Ünal(1955,Uşak) araştırmacı yazar, mütercim.HayatıAtatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.rnrn19 Ocak 1955 doğumlu olan ve bir süre öğretmen ve öğretim görevlisi olarak çalışan Ünal 1980 yılında öğretmenliğe ara verdi. Öğretmenlik yaptığı yıllarda ve bu ara dönemde Yeni Devir adlı gazetede, Kitap ve Girişim dergilerinde yazılar yazdı. Bu arada İnsan Yayınlarının kuruluşunda yer aldı. Bir yandan kitap yazarken, diğer yandan İngilizceden Türkçeye çevirilerde bulundu. Kitapları o dönemde Pınar, Düşünce, Beyan, Kültür Basım-Yayın, İhya ve Seçkin Yayınları arasından çıktı. Risale İlimler Ansiklopedisi ve Şamil İslam Ansiklopedisine maddeler yazdı. 1986 yılında tekrar öğretmenliğe döndü fakat tercüme ve yazı çalışmalarına devam etti. Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur ile İngilizce The Fountain dergilerinde yazdı. 4er yıl süreyle Yeni Ümit ve The Fountain dergilerinde yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkçe ve Arapçadan İngilizceye kitap çevirilerinde bulundu. Ali Ünal, özellikle Kuranda Temel Kavramlar ve hem İngilizce hem Türkçe Kuran meal tefsiriyle dikkat çekmiştir.rnrnKitapları Nil, Işık, Kaynak ve The Light yayınevlerinden çıktı. Halen Zaman gazetesinde yazmaktadır. Evli ve dört çocuk sahibi olup, İngilizce, Arapça ve orta düzeyde Farsça bilmektedir.DüşünceleriAli Ünal, ilk yazmaya başladığı dönemlerde "İslamcı" çizgide görünmekle birlikte, pek çok noktada İslamcılardan ayrılıyordu. Nebevi Tebliğ adlı çalışmasında, daha Türkiyede eleştirisi yapılmazken Neo-Selefilik temelinde İslamcılığı ciddi eleştirdi. Daha sonra, özellikle Bediüzzaman Said Nursinin eserlerinden etkilendi. İslamın bir din olarak algılanması ve ideoloji haline getirilmemesi gerektiği üzerinde durdu. İslamcıları ve daha başka bazı İslami akımları ve yönelişleri reaksiyoner ve İslamı kendi pratiğinde değerlendirememekle tenkit etti. Tasavvufa hiçbir zaman karşı olmadı. Çok geniş sahada yazan, çalışmalar yapan Ali Ünal, modernizme ve modern medeniyete kendi içinden de ciddi eleştiriler getirmektedir. İnsan ve tarih felsefesi konularında da çalışmaları vardır. Eserlerinin pek çoğunda müstear isimler kullanmıştır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Ateistin kutsal kitabı mı olur kardeş? Kitapsız değil mi bunlar yahu? Dur biraz başa saralım.

"Bütün çocuklar ateisttir, tanrı fikri onlarda yoktur."
// Baron D'Holbach

Kitapta geçen bu alıntı ile başlayalım. Okula başlar başlamaz aynı sene yaz tatilinde, çoğu çocuk gibi camiye Kuran kursuna gönderildim. Küçükken de Allah ismi hep geçiyordu ama kimdi neydi bu in miydi cin miydi yerde miydi gökte miydi?

Bir belgeselde çocuklara Tanrı'yı tasvir etmeleri isteniyor. Kimisi akarsu çiziyor, kimisi dağ başında yeşiller içinde huzurlu bir ev, kimisi de sakallı bir ihtiyar. Aslında tanrı tasavvurunun oluşumu, içinde bulunduğumuz topluma ve o toplumun inandığı değerlere, bu değerlerin bize yansımasına göre farklılık gösteriyor. Ben olsam Batman çizerdim o yaşta. (bulunduğum toplumda Batman yoktu ama çizgi filmleri beni çok etkilerdi) Çünkü Batman insanlara yardım ediyordu. Aynı şekilde Tanrı-Allah da iyi birisiydi-bir şeydi . Bize böyle tasvir edildi, iyilerin dostu kötülerin düşmanı. Peki o halde, kötülerin düşmanı ise neden onları yarattı? İşte burada şalterler atmaya başlıyor.

"Tanrı sonsuz iyiliğe sahipse, o zaman ondan korkmamıza ne gerek var? Sonsuz bilgeliğe sahipse, geleceğimizle ilgili neden bir şüphemiz olsun ki? Her şeyi biliyorsa, ihtiyaçlarımız konusunda onu uyarıp neden dualarımızla yoruyoruz? Her neredeyse, neden onun için tapınaklar inşa ediyoruz?"

//Percy Bysshe Shelley

"Tanrıya inanmak Tanrı'ya hakarettir. Çünkü bir taraftan onun akla hayale sığmayan zalimlikle kötülükler yaptığını, öbür taraftan da eğer serinkanlı ve dürüst olurlarsa kaçınılmaz olarak kendi varlığını inkar etmede onlara yol gösterecek bir aleti, yani zekayı, insan denilen yaratıklara sapkınca verdiğini de kabul etmek demektir. Tanrı varsa, onu en çok sevenlerin ateistler ve agnostikler olduğu sonucuna varmak çok cezbedicidir, çünkü onu en çok ciddiye alanlar onlardır."

//Galen Strawson

İlk defa ateist olan birini gördüğümde -abimi- çok şaşırmıştım. "Nasıl ya? Yani inanmıyor musun şimdi?" Üstelik kendisi de her türlü dini etkinliğe katılmıştı. O zamanlar bana ürkünç geliyordu. Çünkü Allah kendisine inanmayanları cehennemi ile tehdit ediyordu. Demek ki inanmayanlar çok kötü insanlar diye düşünüyordum küçükken. Öyle ya, Tanrı bizim iyiliğimizi istemiyor muydu? O halde neden kötüleri yarattı? Bu kötülük nereden geliyor?

"Epikuros'un kadim soruları henüz yanıt bulmadı. Tanrı, kötülüğü önlemek istiyor ama bunu beceremiyorsa, o zaman aciz mi? Becerebiliyor ama istemiyorsa, o zaman kindar mı? Hem becerebiliyor hem de istiyorsa, peki bu kötülük nereden geliyor?"

//David Hume

Aradan zaman geçti gördüğüm bildiğim insanların diğer yüzlerini gördüm. Dini bütünler ama geri kalan her şey (insanlığa dair ne varsa) parça parça. Liğme liğme edilmiş derler ya o hesap. İğrenç suçlar gördüm. Üniversiteye gelmemle artık araba fren tutmaz oldu, ivme gittikçe arttı. Haberler gittikçe mide bulandırıcı oldu. Hala aklım almaz arkadaş. Bir insan(lafın gelişi) bir bebeğe, hayvana, çocuğa, kadına, erkeğe, canlıya ..... (boşluğa akla gelen her şey dahil) neden cinsel saldırıda bulunur? Bunları nasıl aşarız arkadaş? Hadi biz insanız aciziz diyelim. Bize söylenen, anlatılan tanrı, iyilik timsali değil miydi? Bunları görüp de kılı kıpırdamıyorsa ne işe yarıyordu peki? "Bu dünya bir sınav, cezası diğer tarafta verilecek." gibi bir söz söylenirse şayet, bu taraf ne için var o zaman? Her şey önceden biliniyorduysa, neden bu kadar tiyatro yapıldı? Biz bir sirkte bizi izleyen varlıkları mı eğlendiriyoruz? Mr. Nobody ve Truman Show filmlerindeki gibi. Belki de Matrix deki gibi bir simülasyondayızdır? Belki de tanrı gerçekten öldü veya çekti gitti veya tanrı sandığımızın aksine iyiliği güzelliği değil, kötülüğü savunuyor ve destekliyor? OFFF ulen sabah sabah cin mi yuttun ne bu kadar şiştin bilader? Altı üstü neskafe 3ü1arada fındıklı içtim. :/ Neyse kitaba döneyim.


Kitap, farklı kategorilere bölünmüş. Her bölümde çoğumuzun bildiği, okuduğu kişilerin söylemiş-yazmış olduğu düşünceler var. Yazarlar, şairler, felsefeciler, bilim insanları, ressamlar vs vs. Kitabın orijinal adı "atheist bible" . İçindekilerin çoğu kısmı da Hristiyanlığa yönelik söylemler. eleştirel bir dille söylenmiş sözler, varlığa, iyilik-kötülük kavramlarına, yaratılışa, bilime, vahiylere vs vs dair pek çok cümleler var.

Aslında aforizmalardan ve üzerine tartışabileceğimiz güzel sorulardan oluşuyor. Komik sözler de var. Simpsons dizisindeki Homer karakteri demiş ki "Tanrı dinsizleri korusun".. :D


Ama ateizm neticede örgütlü bir harekettir. Dini ve tanrı inancını çoğu dindardan daha fazla ciddiye alır ve araştırır. Sistematik ve özverili bir çalışma gerektirir. Ama İslam için örneğin, iki iman biçimi vardır.

1) Taklidi İman: Hemen hemen bütün Müslümanlar bence bu kategoridedir. Çünkü İslamın hakim olduğu bir coğrafyada doğup büyüdüğü için miras olarak İslam'ı alır. Üzerine sorgulamaz çünkü sorgulamanın önü kesilmiştir. Allah yargılanamaz, ona sitem edilemez. Namaz kılar, Kur'an okur ama ne dediğini bilmez. Ezbere okur. Anlamını söyleyince de sana kızar. Bir nevi milliyetçilik gibidir. Bir kesime ait olarak diğer sorunlardan, sorulardan kendini geri çeker. Sesini yükseltmeye cesaret etmez.

2) Tahkiki iman: Burada ise din araştırılır, bu husustaki hakikatlere ulaşmak için her türlü çaba sarf edilir. Kutsal kitaplar incelenir ve tüm bu tahkik neticesinde bir kanıya varılıp iman edilir. Tabi bunları yapmak belki yılları belki de bir ömrü alabilir. Zaten din alimi diye addedilen insanlar bunu yaparlar. (tabi kime göre din alimi, tartışılır, bu başka bir konuya dal açar :/ )

Zaten Tahkiki İman araştırmaları neticesinde kişi kararını verir. Aklına yatar, kendine yakın bulur iman eder ya da etmez. Ya da hiç dini araştırma yapmadan kendi aklı ve zekası ile de bu kanılara varabilir. Neticede düşünebilen, sorgulayabilen, tahkik yetisine sahip canlılarız.

Ateizm misyonerliğini de gayet iyi yapar. Ateşli ve heyecanlı konuşurlar. Ama Metin T. abinin de dediği gibi fazla üfürürler. Her şeye bir kanıt delil ararlar isterler. Abi inançta-imanda kanıt olmaz ki? Allah'a veya peygamberlere vs vs iman nedir? Onu görmeden, duymadan onun varlığına inanmak. Bu bağlamda kanıt gösterilmez zaten.

"Bir filozofla bir dinbilimci arasında geçen şu tartışmayı aklımdan hiç çıkaramıyorum: İkisi bir konu üstünde anlaşmazlık yaşıyor ve dinbilimci, filozofu karanlık bir odada, aslında orada bile olmayan siyah bir kediyi arayan kör bir adama benzeterek onunla dalga geçiyor. "Haklı olabilirsin," diyor filozof da, "ama işte bir dinbilimci onu bulurdu."

//Julian Huxley

Fakat bu noktada inanan insanlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bilime inanmak yerine güveniriz. Çünkü güven duygusunda bir deneyimleme vardır. Doktorun verdiği majezik ağrımızı kesmiştir, artık o doktora güvenebiliriz. Güven de beraberinde inancı getirir. Bilime güveniriz haliyle inanırız da. Ama "dinime güveniyorum ben" demek biraz tuhaf gelir bana. Peki din bir dogma ise bilim de dogma değil mi? O da yeni bir din olma yolunda ilerlemiyor mu? Yoksa çoktan oldu mu?

"Ben son derece dindar bir inançsızım. Bu da yeni bir din şekli."

//Albert Einstein


SORU : Takıldığım bir diğer konu, ateistin yobazı olur mu?
CEVAP: Olma mı güzel kardeşim, olma mı?

Yukarıda da biraz bahsettim. Ama şöyle bir durum mevcut. Çoğu yerde olduğu gibi ülkemizde de şekle göre hüküm vermek çok meşhur. Sırf kapalı olduğu için toplu taşımalarda kibirli ve tiksinç bakışlara maruz kalan insanlar var. Önemli olan bir kadının kafasının üstündeki bez parçası mı yoksa içindeki fikirler mi? Aynı bağlamda, dövmeli veya küpeli veya rastalı(ben mesela :D ) birileri de hemen yaftalanır. "dövmesi var, gusül geçmez, o halde dinsiz" derler mesela. Yok saçı sadece kadınlar uzatırmış falan feşmekan.. Velhasıl, alınlara etiket yapıştırmayı seviyoruz. Yobazlık herkes için geçerli. Ateist insan da inanan birini kontrpiyede bırakıp onun inancını sarsmaya çalışır. Bu yönde her türlü yola başvurabilir. Ama ne diyor Yaşar Kemal:

"İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli."

Yani inanç konusu insanların hassas noktaları. Buraya yaklaşırken dikkatli olmak gerek diye düşünüyorum. İnansın inanmasın, biz bizeyiz şu üç karış dünyada. Karşıdakini kırıp ne kazanabiliriz ki şişinmekten başka?

Örneğin ellili yaşlarında bir insan. İnançlı. Dua ederek, ibadet ederek kendini huzurda ve güvende hissediyor. Kendi sosyal çevresinden gelen dertleri veya sıkıntıları bu vesile ile def ediyor. Şimdi bu insanla bu gibi şeylerde tartışmaya girip, tutunduğu bu dalı kırmanın kime ne faydası olabilir? Onun inanıcını sarsıcı kırıcı harekette bulunmak bu noktada o kişiye yapılan bir haksızlık, saygısızlık ve yobazlıktır.

Sabah sabah çok uzattım. Kısa bir hikaye ile son veriyorum.

Bir gün bayram namazına gidiyoruz. Ateist abim ve dindar arkadaşı önde kol kola yürüyor. Arkadaşı diyor ki şaka yollu "Lan Bilal, senin cenaze namazın da kılınmaz şimdi. Ben gelmem olum senin cenazene". Abim de diyor ki "Ya Ömür, sen öl, ben bile senin cenaze namazına gelip kılacam" :)

Ders almıyoruz, derste uyuyoruz, unutuyoruz.

"Niye bu kan, bu kin, bu öfke, bu nefret, ey geçmişinden, deneyimlerinden hiçbir ders çıkarmayan, hemencecik çılgınlığın ve şiddetin cazibesine kapılan "hep ben hep biz" diyen unutkan insanoğlu?"

//Mehmed Uzun - Nar Çiçekleri (sf. 35-İthaki)

Kitabı okumanızı öneririm elbet. Eleştirel olarak yaklaşılmasında fayda var. Yazan her aforizma elbet haklı olamaz. Okuyup üzerine uzun uzun tartışmaya mahal veren bir kitap. Tanrı bu kitabı okuyanları affetsin :D Keyifli okumalar dilerim. Esen kalınız.

Son olarak Ruhi Su'ya kulak verelim.
https://youtu.be/jci8pLCwHC0
Belki bir çoğumuz itibari ile (-ki bu rakam en az %50) son çıkışı çoktan kaçırdık. Ali Ünal işte tam olarak bunu anlamamızı sağlayacak. Dil son derece sade ve anlaşılır. Ve her şey belgeli. Kitabı daha da okunası kılan şey tanıtım metninde ki bir cümle... "maalesef gerçekleşen bir müşahadenin serencamıdır."
Ünlü düşünür, filozof, bilim insanlarının tanrı, din, yaratılış, ahlak, cennet v.s. kavramları üzerine yorumlarını,tanımlamalarını içeren sözlerden oluşuyor. Bakış açısı kazandıracak sorgulatacak aratırmaya teşvik edecek bir kitap.

Din üzerine yapılan birçok eleştiri ve yorum hristiyanlığa ait . Ancak çoğunu diğer dinlere de uyarlayabilirsiniz. Çok fazla değişen birşey olmadığını göreceksiniz.

Kişisel kanaatim; din üzerine yapılan eleştiri ve yorumlar insanların kurmuş oldukları din düzeninin sapkınlıklarına yönelik olduğu için haklılık payı yüksek olan yorumlar içeriyor. Maddi dünya düzeninde şaşmaz tanrı adaletinin aranması, tutarsızlıkların ve haksızlıkların tanrının istediği gibi görülmesi ve böyle isteklere sahip tanrının reddedilmesi inkarın genel ortak görüşü.

İlahi Nizam inanışına sahip spritualist bakış açısı ile değerlendirildiğinde bu tür sorgulamalar çok somut kalmaktadır.

Tanrı adaletinin somut dünya düzeninde aranmasını; farklı bir benzetme olacak belki ama şuna benzetiyorum:
Eskiden bir bilgisayar oyunu vardı, Carmageddon diye. Oyunda bölümü geçmek ya ipuçlarını ve yönlendirmeleri takip ederek gizli bir imgeyi bulmak ya da oyun içersindeki zombileri arabayla ezip öldürmek, diğer arabaları parçalamakla oluyordu.

Şimdi; oyunun kurallarına göre baktığında kimin yaptığının doğru olduğunu yorumlamak, burada adalet aramak sığ bir bakış açısı olmaz mı? Birisi oyunun içerisinden çıkıp gelse,zombilerin öldürmenin, arabalara çarpıp yakıp yıkmanın kabul edilemez olduğunu savunsa, gizli imgeye ulaşmak için insanları yönlendirenlerin şarlatan olduğunu kendi uydurmaları ile insanları yanlış yönlendirdiğini söylese ona ne anlatabilirsiniz ? Oyuna dair bu gibi pek çok sorgulamaları yaptığımızda; dünya hayatının da Avatar filmindeki gibi öz varlıklarımız tarafından kontrol edilen maddi beden ile vâr olduğumuz sanal ortam olduğunu düşünsek ... Ya öyleyse ! Oyundaki gibi HAK sorgularının cevabı nerede ?
Yürüyen kentler serisinin üçüncüsü olan bu kitabı, bir öncekine göre daha fazla merak ederek okudum. Net bir sonla bitmedi. Kitabın sonunda gerçekleşen olaylar, her şeyin son kitapta iyi ya da kötü bir sona kavuşacağını gösteriyor.
Ünlü düşünür, bilim insanları, yazarlar ve sanatçıların tanrı, yaratılış ve dinler gibi konular hakkında söylemiş olduğu sözleri içeren, değerli bir kitap. Beyin jimnastiği yapmak için birebir.
Seyyid Hüseyin Nasr'ın okuduğum ilk kitabı oldu. Benim gibi ilk başlayanlar için bu kitabı önermem. Zira hem çeviri yönünden biraz sıkıntılı geldi hem de yazarın savunduğu tradition(gelenek) düşüncesini aşırı ideolojik, taraflı ve ön yargılı buldum. Kitabın sonlarına değin sanki Batı Düşüncesi'nden hiçbir şey almamalıyız gibi bir tezi savundu durdu. Her ne kadar sonlara doğru hafif de olsa bir yumuşama olsa da.
Tabi bir de şunu belirtmek lazım ki, yazarın muhatap kitlesi bu noktada Batı kültürü ile yetişmiş ve modernleşmiş müslümanlardır. Sanırım o yüzden bu kadar katı bir uslübu vardı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Ünal
Unvan:
Araştırmacı Yazar, Mütercim
Doğum:
Uşak, 1 Ocak 1955
Ali Ünal(1955,Uşak) araştırmacı yazar, mütercim.HayatıAtatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.rnrn19 Ocak 1955 doğumlu olan ve bir süre öğretmen ve öğretim görevlisi olarak çalışan Ünal 1980 yılında öğretmenliğe ara verdi. Öğretmenlik yaptığı yıllarda ve bu ara dönemde Yeni Devir adlı gazetede, Kitap ve Girişim dergilerinde yazılar yazdı. Bu arada İnsan Yayınlarının kuruluşunda yer aldı. Bir yandan kitap yazarken, diğer yandan İngilizceden Türkçeye çevirilerde bulundu. Kitapları o dönemde Pınar, Düşünce, Beyan, Kültür Basım-Yayın, İhya ve Seçkin Yayınları arasından çıktı. Risale İlimler Ansiklopedisi ve Şamil İslam Ansiklopedisine maddeler yazdı. 1986 yılında tekrar öğretmenliğe döndü fakat tercüme ve yazı çalışmalarına devam etti. Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur ile İngilizce The Fountain dergilerinde yazdı. 4er yıl süreyle Yeni Ümit ve The Fountain dergilerinde yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkçe ve Arapçadan İngilizceye kitap çevirilerinde bulundu. Ali Ünal, özellikle Kuranda Temel Kavramlar ve hem İngilizce hem Türkçe Kuran meal tefsiriyle dikkat çekmiştir.rnrnKitapları Nil, Işık, Kaynak ve The Light yayınevlerinden çıktı. Halen Zaman gazetesinde yazmaktadır. Evli ve dört çocuk sahibi olup, İngilizce, Arapça ve orta düzeyde Farsça bilmektedir.DüşünceleriAli Ünal, ilk yazmaya başladığı dönemlerde "İslamcı" çizgide görünmekle birlikte, pek çok noktada İslamcılardan ayrılıyordu. Nebevi Tebliğ adlı çalışmasında, daha Türkiyede eleştirisi yapılmazken Neo-Selefilik temelinde İslamcılığı ciddi eleştirdi. Daha sonra, özellikle Bediüzzaman Said Nursinin eserlerinden etkilendi. İslamın bir din olarak algılanması ve ideoloji haline getirilmemesi gerektiği üzerinde durdu. İslamcıları ve daha başka bazı İslami akımları ve yönelişleri reaksiyoner ve İslamı kendi pratiğinde değerlendirememekle tenkit etti. Tasavvufa hiçbir zaman karşı olmadı. Çok geniş sahada yazan, çalışmalar yapan Ali Ünal, modernizme ve modern medeniyete kendi içinden de ciddi eleştiriler getirmektedir. İnsan ve tarih felsefesi konularında da çalışmaları vardır. Eserlerinin pek çoğunda müstear isimler kullanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 135 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 233 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.