Anna Campbell

Anna Campbell

8.0/10
53 Kişi
·
150
Okunma
·
12
Beğeni
·
1.977
Gösterim
Adı:
Anna Campbell
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Brisbane, Avustralya
Avustralya Brisbane'de doğdum. Çocukluğumu kitap sayfaları arasında geçirdim. Hayatın en güzel zevklerinden birinin, harika bir kitap yakaladığımda kendimi kaybettiğim zamanlar olduğunu düşünüyorum.

Böyle hevesli bir okuyucu olmak, doğal olarak bu muhteşem yazarların yaptıklarını yapmak istemekle sonuçlanacaktı.
Hayal kırıklığı tozlu satılmamış kitap raflarından daha etkili bir şekilde hayatının bir parçası oldu ...
" İhanet ve reddedilmeden ibaret bir hayatın içinden geçerken, Jonas sevgiye güvenmemeyi öğrenmişti. Sevgi çoğunlukla kendine dönük menfaatleri maskelemeye yarardı. Çoğunlukla en ufak bir baskı altında kopuveren kırılgan bir iplik gibiydi sevgi. Ve eğer bu şairlerin dediği gibi çok güçlü, karşı konulamaz bir duyguysa beraberinde mutlaka yıkımı da getirirdi."
Bir karaktee ne kadar dengesiz ve calkantili olabilirse bu kadin da oyleydi.Bu kitabi sevmedim,sevemedim.Malesef yarim birakmak durumunda kaldim.Erkek karakter desen normalde kusurlu erkek okumayi cok severim ama bu adamda itici ve yaomacik durmus.Hisleri aktaramamis yazar.Boyle karakterler okumak isteyen varsa Elizabeth Hoyt bir numaradir kusurlu karakterler yazmakta.Ama bu kitap benim icin fiyasko
.
.
.
Grace Paget kaçırılmış, gizlice uzaktaki bir çiftliğe götürülmüş ve Lord Sheen'in her arzusunu karşılaması söylemiştir , eğer bu isteği yerine getirmesi hayatını kaybedecektir. Grace onların sandıkları gibi bir fahişe değildir ve hayatını kurtarmak için her türlü riski göze alacaktır fakat birden kendini bu yakışıklı adam tarafından başka çıkarılmış bir halde bulur. Adamın gözlerindeki bir şey Grace onun göründüğü kadar acımasız olmadığını fısıldar.
Sheen'in, bu kadının çiftliğe neden ve nasıl getirildiğine dair hiçbir fikri yoktur. Bir mahkûm gibi kilit altında tutulan ve herkes tarafından "deli" olarak tanınan bu adam hayatını geri kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdır fakat Grace'in büyüleyici güzelliği bütün amaçlarını unutmasına sebep olur. Ve onun yanından bir an bile ayrı kalmak istememesine rağmen Grace'in zorla çiftlikte tutulmasına katlanamaz. Birlikte, onların tuhaf bir şekilde bir araya getiren bu güce karşı gelmeleri gerekmektedir . Ancak o zaman birbirlerine ait olacaklardır . Sonsuza kadar...
.
.
.
#Mahrem
#AnnaCampbell
#Epsilon
#GraceMatthew
#HümeyranınKütüphanesi
Epsilon Anna konusunda beni şaşırttı. Ben yeni kitabını 1.5-2 sene arası beklerim diye düşünürken 14 ay gibi bir sürede bize sunulması buna da şükür dedirtiyor. Aslında bundan 1 ay önce Anna'nın bizde çevrilmemiş 2 kitabını almıştım onlar da seriyle alakası olmayan kitaplardı neyse ki. Biri bitti, ötekinin yarısı hala duruyor.

Gelelim şimdiki kitabımıza. Serserinin Öpücüğü Sons of Sins serisinin 2. kitabı. Baş karakter de Yedi Gece kitabında beni meraka sürükleyen Richard'dır. Sebebi de kitap çıkmadan aylar önce konuyu okuduğumda ve Yedi Gece kitabından anladığım kadarıyla Richard'ın, Anna'nın yazmış olduğu diğer karakterlere göre daha az acı çeken bir karakter olmasıydı. Kitabı da acaba gerçekten öyle mi sorusuyla başlayarak okudum.

Arka kapaktaki konudan bir şey anlamadıysanız size kısaca bahsedeyim. Harmsworth Düşesi yıllar önce kocasından başka biriyle ilişkiye girerek Richard'a hamile kalmıştır ama kocası Richard'ı oğlu olarak kabullenmiştir. Yine de herkes Richard'a yıllardır piç demektedir.

Bir gün bir baloya katılan Richard,annesiyle karşılaşmak zorunda kalmıştır. Normalde Richard, annesine geçmişi yüzünden dargındır. Orada bulunan misafirlerden biri Richard hakkında ileri geri konuşunca Richard kendini kanıtlamak için Harmsworth Mücevherini bulmayı kararlaştırır.

Araştırmaları sonucu mücevherin Genevieve Barrett isimli bir papaz kızında olduğunu öğrenir. Genevieve, Cam'in yani Sedgemoor Dükü'nün topraklarında yaşamaktadır. Aynı zamanda babasının başarısının asıl sebebi odur. Çünkü babasını başarıya ulaştıran makaleleri bizzat kendisi yazmaktadır. Ancak babasının kendisine değer vermemesinden bıkan Genevieve, tarih dünyasında çığır açacak bir şey keşfetmiştir ve bunu gizli bir çalışmayla sürdürerek kendi adıyla yayımlayacaktır.

Cam, Richard'ın mücevheri kolayca alması için bütün halka bir akşam yemeği düzenler. Ancak yemeğe Genevieve gitmemiştir. Böylece Richard ve Genevieve ilk kez Genevieve'nin çalışma odasında karşılaşırlar.

Mücevheri alamayan Richard, kılık değiştirip sözde rahip Barrett'in öğrencisi olarak eve yerleşir. Ve böylece asıl olaylar başlar.

Şimdi gelelim yoruma:

Öncelikle kitaptan öyle aman aman olaylar beklemeyin. Konu ilgi çekici olsa da kitapta bir historicalda olacak birçok klişe durum mevcut. Ama yazarın kalemi öyle güzel ki o klişelerin hiçbir önemi kalmıyor.

Ayrıca bu kitap, Anna'nın yazmış olduğu en rahat kitap diyebilirim. İlk kez hem kadın hem erkek karakterimizin yaraları çok ağır değil. Hepimizin başına gelebilecek şeyler var karakterlerimizin geçmişinde. Ayrıca kitabın birçok kısmı eğlenceliydi. Hatta sizi güldürecek birçok sahne mevcut. Erotizm ise diğer kitaplara oranla az kullanılmış ve fazla da detaylandırılmamış.

Richard-Genevieve çiftine bayıldım. Yazarın diğer çiftlerine göre aşkları daha masumdu, daha romantikti. Genevieve zekası ve güçlü karakteriyle sizi mest edecek; Richard ise neşeli tavırları, kendinden emin duruşu ve içinde yaşadığı üzüntüyle sizi kendine aşık edecek. Yine de Richard'ın diğer erkeklere oranla daha az acı çekmesi benim çok hoşuma gitti.

Bir de kitapta Cam var ki sormayın. Fedakar arkadaş sıfatı tam da bu adam için yazılmış. Ve diğer Anna erkeklerine göre aşka inanan ve bir gün onu bulmasını isteyeni bir karakter. Ahhh hadi Epsilon çok geçmeden Cam'in de kitabını çıkar!!!

Sevdiğim diğer özellikse çevirisiydi. 2014'te Epsilon neydi ya? O çeviri faciasından Anna'nın Yedi Gece'si de etkilenmişti. Ama bu kitabın çevirisi çok güzeldi. Tek kötü yan kapak diyebiliriz sanırım. Evet, gerçekte o kapak kitaba uymamış.

Seri 4 kitap+2 novelladan oluşuyor ama novellalları okuyamayacağız çevrilmiş haliyle çünkü e-book halinde satılıyormuş :( .
Charis, büyük bir mirasa sahiptir. Üvey abileri tarafından zorla istemediği bir adamla evlendirilmeye çalışılır. Aynı zamanda bu üvey abileri kıza her istediklerini kabul ettirmek için de şiddete başvururlar. Yine bir gün yediği dayaktan sonra onu birkaç dakikalığına yalnız bıraktıklarında kapıyı kitlemediklerini farkeder ve bunun tek şansı olduğunu düşündüğü için evden kaçar.

Gideon ise Hindistan'da casusluk yapan bir İngilizdir. Ülkesine döndüğünde ise kahraman olarak ilan edilir. Ancak olaylar insanların sandığı gibi değildir. Son 1 senesini üç arkadaşı ile birlikte yer altı çukurunda işkence edilerek geçirir ve sadece kendisi kurtulur. Ve bu işkencelerin sonucunda ise kafasındaki şeytanlara yenildiğinden artık insanlara dokunamamaktadır ve insanlar ona dokunduğu zaman iğrenir ve krizlere girer.

Bu ikilinin yolu Charis'in kaçıp, ahıra sığınması ve Gideon'un atı Khan'ı kontrol etmek için ahıra girmesi ile kesişir. Ve Gideon yardım elini uzatır Charis'e..

Yazarın şu ana kadar 5 kitabı bizde çıktı. Bu kitap benim 3. kitabımdı.
Ancak üzülerek belirtiyorum ki biraz bunalarak okuduğum bir kitap oldu.
Daha önce Mahrem, ardından da Yedi Gece'yi okumuş ve ikisini de çok sevmiştim.

Bu kitabı benim için diğerlerinin yanında çok sönük kaldı.

Karakterleri sevdim. Ancak Gideon'un kafasının içine çok takılı kalması bir süre sonra insanın içini sıkmaya başlıyor.

Charis'in ise pes etmeden savaşmasını okumak güzeldi.

Dediğim gibi yazarın diğer kitaplarına göre çok ortada olan bir kitap olmuş bu.
Eğer daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız, yazarla bu kitapla tanışmanızı tavsiye etmem ;) (
Tarihi aşk romanlarında kahramanlar sorunlar yaşar ama onlara sorun demek bana ters geliyor daha çok sıkıntı diyebilirim. Bazı romanlar da var ki karakterlerin yaşadıkları gerçekten sorundur ve karakterlerin ne denli acı çektikleri gözler önüne serilir. Ne yazık ki tarihi aşk romanlarında daha çok sıkıntılı olan durum ve karakterler görürüz. Anna Campbell ise sorunlu karakterler ve durumlar yaratan ve yarattığını da büyük bir başarıyla gözler önüne seren bir yazar.

Hayatı zaten yeterince berbat olan birinin yanlış anlama yüzünden hayatının daha da kötüye gideceğini düşünürken -ki daha da kötüye gidiyor- aslında aşkı bulursa ne olur? İşte bu roman bu soruya mükemmel bir cevap veriyor. Grace-Matthew asla unutmayacağım çiftlerden biri olarak kalacak.
aslında klasik lord leydi hikayesiydi.sadece daha espirili atışmalı diyaloglar vardı.bu yazarın duyguları çok güzel anlattığını düşünüyorum,hemen gözünüzde o yüz ifadesi canlanıyor ,o duyguyu kalbinizde hissediyorsunuz ya da vicdan azabını,tabii çevirmenin hakkını da vermek lazım.çok güzel bir aşk vardı her zamanki gibi ama çok çoook uzatıldığını düşünüyorum.her şeyin fazlası zarar,çok aşk çok gerilim,çok gizem...burdaki aşkın tutkunun çok göze sokulduğunu ve konuyu boğduğunu düşünüyorum.çok fazla imla hatası vardı,sanki biri yayınevine kitabı zorla bastırmış gibiydi
Sonlara doğru spoiler vardır, kitabı okumayan yorumu okumasın.

Daha önce bu kitap hakkındaki olumsuz yorumlar yüzünden okumak hiç istememiştim ancak yazarı sevdiğimden bir şans vereyim dedim ve iyi ki vermişim. Şu ana kadar 3 kitabını okumuştum. En sevdiğim Mahrem isimli romanıydı. Bu romanı okuyunca Mahrem'den aldığım zevkin daha fazlasını aldım.

Diana isimli genç bayan sekiz yıldır dul bir bayandır,on senedir Cranston Abbey ismindeki bir malikaneyi yönetmektedir. Ancak kendisi burayı yönetse de buranın asıl sahibi Lord Burney'dir. Lord Burney'in ailesi ve yakın akrabaları kısa süre önce bir yangında can vermişlerdir. Miras başkasına kalmasın diye Diana'ya bir teklif sunar. Onla evlenmesini ister böylece Cranston Abbey Diana'ya ait olacaktır. Ancak kendisi artık iktidarsız olduğundan Ashcroft Kontu'nu baştan çıkararak ondan çocuk yapmasını ister. Diana da malikaneyi kazanacağını bildiğinden hiç düşünmeden bu teklifi kabul eder.

Ashcroft Kontu, 32 senelik hayatı boyunca ailesinden sevgi görmemiş - zaten ailesi sünepe olduğundan o da onları normalde sevmez-, sürekli çapkınlık peşinde koşan, zamanla bu hayattan sıkılmış bir hovardadır. .Bir gün evine bir kadın gelerek onun metresi olmak istediğini söyler. Başta kabul etmez ama kadın bu cüretkarlığı ve masumiyetiyle büyülemiştir tabi bu kişi de Diana'nın ta kendisidir,kısa sürede bu teklifi kabul eder .

Kitabın genel anlamda beğenilmemesinin nedeni yoğun cinselliğin olmasından kaynaklanıyor. Yazar genelde cinselliği ortalara doğru koyar fakat bu kitapta cinsellik daha ilk sayfalardan başlıyor ve sonlara doğru azalıyor. Ancak bu beni kitaptan hiç soğutmadı.

Tarquin -yani Ashcroft- on numara çapkın ama cömertliği, her daim iyimserliği,sevdiği kadına olan tam inancı, onurlu bir adam olması, o kadar mutsuzluğa rağmen saf bir yüreği olması... Böyle bir adama nasıl aşık olunmaz a be dostlar.

Diana'nın cesareti ve adama olan aşkı beni çok etkiledi ancak Tarquin'e o kadar yalan söylemeseydi keşke.

Bu yazarı iki yönünden çok seviyorum. Kadın kadar erkeğin düşüncelerine de fazlaca yer veriyor ve mutlu sonlar olsa da her şey tam anlamıyla güllük gülistanlık değil.

Örneğin kitabın sonunda Diana, Cranston Abbey'e kavuşamıyor ve babasıyla tam anlamıyla eskisi gibi olmuyorlar aynı şekilde Diana'nın babası Tarquin'e de tam anlamıyla sıcak değil. Yeminle bunu yazan başkası olsa ne yapar eder bu durumların tam tersini yazardı.
mutsuz bir evliliği olan ablasının kumar borcu yüzünden kendini feda eden Sidonie...
Yıllarca kuzeninden intikam almak için bekleyen ve bu fırsatı onun karısının kumar tutkusuyla yakalayan Jones...
İkilinin birbiri hakkındaki yanlış önyargıları...yedi günleri vardı yani antlaşma yedi gün içindi...Jones karşısında böyle bir kadın beklemiyordu ; çok güzel değildi ama zeki,alımlıydı...
Sidonie karşısında böyle bir adam beklemiyordu,despot olmalıydı onu zorlamalıydı ama karşısında çok kibar,ona prenses gibi davranan birini buldu...
zamanla ön yargılar kırıldı yoğun duygulara dönüştü ama geç kaldılar günleri bitti...
peki şimdi nasıl bir gelecek bekliyor onları ...
tarihi aşk romanı sevenleri buraya alalım, romantizm aksiyon ve mutlu sonları seviyorsanız şöyle bir tutam Yedi Gece çok iyi gelir :)
Sıkıldığım bir kitap daha. Bir hikaye nasıl bir insanı kendinden soğutabilir adlı çalışma olmuş. Kız kardeşinin kumar borcunu ödeyemediği için kız kardeşinin kocasının kuzeniyle ilişkiye girmek için kuzen olan çocuğun evine giden kızçenin o çocuğa aşık olmasını anlatan klasik bir aşk romanı...
Mahremden sonraki en beğendiğim kitabı bu oldu yazarın.güzeldi,sıkılmadım.diğer kitaplarındaki kadar her şeyden çok yoktu,dozundan aşk,dozunda hasret :)insan gerçekten sevince ,intikam gerçek bir his olmaktan çıkıyor ve tabii ki görünüşe aldanmamak lazım dedirtti :) çok eğlenceli atışmalar vardı ,seviyorum bu diyalogları.umarım ölmeden zaman makinesi icat edilir de şu balolarda kabarık eteklerle vals yapma şansını yakalarım :D bu tarzı sevenler okuyabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Anna Campbell
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Brisbane, Avustralya
Avustralya Brisbane'de doğdum. Çocukluğumu kitap sayfaları arasında geçirdim. Hayatın en güzel zevklerinden birinin, harika bir kitap yakaladığımda kendimi kaybettiğim zamanlar olduğunu düşünüyorum.

Böyle hevesli bir okuyucu olmak, doğal olarak bu muhteşem yazarların yaptıklarını yapmak istemekle sonuçlanacaktı.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 150 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 42 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.