Londra'nın en hızlı çapkını Nicholas Challoner, kız kardeşinin mahvolmasına neden olan Godfrey Demarestten intikam almak için yaşamaktadır.
Fırsat ayağına gelir ve Demarest'in biricik kızı Cassandra Londra sosyetesine takdim edilir.
Cassandra yüklü bir çeyizle eş aramak için oradadır fakat Ranelaw Markisinin planları çok başkadır. Sonuçta intikam soğuk yenen bir yemektir.
Ama önünde çok büyük bir engel vardır: düşmanının masum kızının şaperonu Antonia Smith.
Bir zampara tarafından oyuna getirilip itibarını kaybeden Antonia, masum genç kızı aynı acımasız kaderden korumaya yemin eder. Ve olaylar başlar...
Tarihi aşk okumayı severim fakat ne istediğini bilmeyen, düşüncesi farklı söylediği farklı yaptıkları ikisinden de farklı karakter okumayı hiç sevmem. Malesef ana karakter Antonia böyle biriydi.
Hem "Ranelaw sen adi herifin tekisin, sen bir zamparasın, senin amaçların farklı" diyebiliyorken iç dünyasında da "Ranelaw sen karşı konulamaz derece de yakışıklı, ihtiraslısın, sana çekilmekten kendimi alamıyorum, ne olur bir kere dudaklarının tadına bakayım" diyebiliyor. Hiç sevmem.
Neysen o ol. Adamı istiyorsan belli et. İstemiyorsan da adama umut verecek hareketler yapma. Sakız gibisin nereye çeksen oraya gidiyorsun.
Kitapla bağ kuramadım. Olaylar son 30 sayfa da (saçma bir neden yüzüne) çözüme ulaştı ve ben çözümlenmesini dört gözle beklediğim olayın çözüme ulaşamadığını, baştan savıldığını okudum.
Puanımı yazarın yazım tarzındaki akıcılığına ve tarihi aşk kategorisindeki bir kitap olmasına veriyorum.
Okuduğuma pişman değilim ama bir daha okumam.
Kitaplarla kalın.
Mahremden sonraki en beğendiğim kitabı bu oldu yazarın.güzeldi,sıkılmadım.diğer kitaplarındaki kadar her şeyden çok yoktu,dozundan aşk,dozunda hasret :)insan gerçekten sevince ,intikam gerçek bir his olmaktan çıkıyor ve tabii ki görünüşe aldanmamak lazım dedirtti :) çok eğlenceli atışmalar vardı ,seviyorum bu diyalogları.umarım ölmeden zaman makinesi icat edilir de şu balolarda kabarık eteklerle vals yapma şansını yakalarım :D bu tarzı sevenler okuyabilir.
Açıkcası yarım bıraktığım tomanlar arasında en kötüsü diyebilirim hiç beğenmedim !!!!
Kitap sadece gereksiz yakınlaşmalardan ibaret, sürekli
Bir müstehcenlik Ya huu
Uykusuz Geceler
Anna Campbell,
Anna'nin bu kitabını nasıl okumamışım şaşkınım ki tüm kitaplarını okudum diye dönüp bakmamistim bile. Bu kitabı da beklenen gibiydi. Yani beni şaşırtan hiç bir şey olmadı . Her satır annanin kalemi olduğunu gösterdi.
Konuya gelecek olursak kardeşini kirleten adamdan intikam almak isteyen bir marki . Planlar kurulur fakat bir pürüz vardır oda kızımızın ejderha şaperonu Antonia
Sıkılmadan okunacak bir kitap ama beklendik olması birazcık kastı beni birazcık farklı şeyler olsun isterdim
Çok klasik, çok ortalama, çok klişe, çok tahmin edilebilir.
Aynı konu defalarca farklı yazarlar tarafından defalarca yazılmış, bu da onlardan biri.
Çapkın, playboy soylu erkek ve katı sürekli laf dalaşına giren kadın karakter. Tek fark *spoiler* kadın karakter bakire değil.
Kadın karakterin karakteri özelliklede tarihi kitaplarda çok sık yazılmış artık bıktırdı. Çapkın erkeğe sürekli olarak karşılık veren ama bu sadece lafta kalan ve içten içe onu arzulayan. Yeter ya. Hep mi aynı kişilik özellikleri olur. Bu kitaplar ne zaman yazılmış ama o kadar uğraşıp tarihi bir kitap yazıyorsunuz biraz daha uğraşıp farklı bir konu düşünmek bu kadar zor olmamalı ya. O kadar kitap yazıyorsunuz bari karakterlerini biraz değiştirin.
Hep aynı olaylar, hep aynı kişilikte erkek karakterler, hep aynı basic yalın kadın karakter.
Neyse tek oturuşta bitti kısa bir şey zaten ama okunmasa da olur yani bunun gibi aynı konu aynı karakterlerle 10 kitap okumuşsunuzdur.
Okuduğum diğer Anna kitabı. Bu da Mahrem kadar güzeldi ancak Antonia'nın aile ilişkisi yönünden Mahrem'deki Grace'ye benzettim. Keşke yayın evi bu yazarın kitaplarına daha çok ağırlık verse.
Eğlenceli, sıkılmadan okunabilecek çerezlik bir aşk hikayesi. Karakterlerin atışmaları, kavga ederek başlayan ilişkilerinin zamanla birbirlerine karşı koyamama durumuna geçmesi dozunda ve tatlı yazılmış. Özellikle başlarda yazarın anlatımı çok basit. Ya da çeviri çok yetersiz. Bilemedim. Ama hikaye akıcı. Türü sevenler şans verebilir.
*Spoiler*
Bir bölüm okuyup, direkt kitabı bıraktım. Bu kadar ergen erkek karakterleri gerçekten hiç sevmiyorum.
Bu ne azgınlık ya. İlk bölüm baloda geçiyor. Karakterlerin ilk etkileşimini görüyoruz.
Adamın aklından geçenler sırasıyla
“Şaperon bakışlarını, Ranelow’ın itici bulduğu bir şekilde Thorpe’nin şakalarından birine kıkırdayan Bayan Demarest’e yoğunlaştırdı. Ona sahip olurkende böyle gülebilecek miydi?”
“Bu kadın çok cüretkardı. Hem de şüphe götürmez bir şekilde. Tereddütlü ilgisi birden kararlılığa dönüştü. Bayan Demarest’e sahip olacaktı. Sorgusuzca. Üstelik bu iş bitmeden şaperonuna da sahip olacaktı.”
“O çirkin elbiseyi üzerinden sıyırıp atar, arkadan bağlanmış saçlarını çözerdi, ta ki saçları omuzlarına dökülene dek. Onun el değmemiş memelerini öper, bir erkeğin okşamalarının tadını çıkarmayı öğretirdi.”
“Ahmak suratlı kız kurusunun onu amacından saptırmasına izin veremezdi.”
Sadece ilk 20 sayfa beni o kadar hayal kırıklığına uğrattı ki. Böyle bir adamın ana karakter olduğu bir kitabı okumak istemedim. İntikam almayı, ilişkiye girip kenara atmak sanan, aklından daha iki kelam etmediği iki kadın hakkında böyle sapkın düşünceler geçiren bir karakteri kimse güzelleyemez ya. Ona karşı gelen kadınların ırzına geçmeyi düşünmekten keyif alan birinin, tam da bu düşüncelerinin başrolü ile aşk yaşacağı bir kitap.
Tahminimce ona meydan okuyan şaperonu ( ki işi bu leydisine böyle hovardaların yaklaşmasını engellemek) ilerleyen sayfalarda baştan çıkarmaya çalışacak (çünkü hiçbir kadın onu reddedemez) , sonra da aşık falan olacaktır. Hiç şaşmaz.
Hovarda karakterlerin olduğu çok nadir güzel kitaplar var. Fakat bu kesinlikle onlardan biri değil. Bu bildiğin kadınların itibarıyla oynayan, ahlaksızın teki. Kafasının içi o kadar iğrenç ki okumaya katlanamadım.
Ek
Avustralya Brisbane'de doğdum. Çocukluğumu kitap sayfaları arasında geçirdim. Hayatın en güzel zevklerinden birinin, harika bir kitap yakaladığımda kendimi kaybettiğim zamanlar olduğunu düşünüyorum.
Böyle hevesli bir okuyucu olmak, doğal olarak bu muhteşem yazarların yaptıklarını yapmak istemekle sonuçlanacaktı.