Brenda Joyce

Brenda Joyce

7.7/10
136 Kişi
·
397
Okunma
·
27
Beğeni
·
3.527
Gösterim
Adı:
Brenda Joyce
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 1963
Brenda Joyce, 49'dan fazla romanı ile New York Times ve USA Today'ın en çok satan yazarlarından biri. İlk romanı Masum Ateş ile En İyi Batı Romantizmi ödülünü kazandı. İlerleyen zamanlarda En İyi Tarihi Romantizm ve iki kez Yaşam Boyu Başarı Ödülü kazandı. Romanları 14 milyondan fazla baskı yaptı ve bir düzineden fazla ülkede yayımlandı.
Muhteşem bir kırmızı gül...
Genç kadın şaşırarak duraksadı. Sersemlemiş bir halde Stephen 'a baktı;
genç adam tembelce ona bakıyordu.
"Bunu nereden buldun?"
"Tuhaf bir durum değil mi? Kış ortasında bir gül. Senin için, benden bir hediye"
"Neredeyse kazanacaktım"
"Zaferin yanına bile yaklaşamadın Bayan Hugnes. Yaklaşamayacaksın da. Eğer benimle savaşmak istiyorsan o başka."
"Bir gün senin mezarının üzerinde keyifle dans edeceğim, adi herif"
"Ona ne şüphe."
Stephen onun yanından hızlı adımlarla geçti. "Bir içkiye ihtiyacım var".
Alexi birkaç ışığı yaktı." İçmek için çok uzun yoldan gelmişsin. Ama gerçekten içkiye ihtiyacın var gibi görünüyorsun.; zaten alkol kokuyor olsan da . Dışarısı çok soğuk olmasına rağmen üzerinde pardesün de yok."
"Arabamın içerisinde bir viski şişesi kırdım." Stephan dönüp arkadaşına baktı.
Alexi'nin gözleri yine kocaman açıldı. "Sen asla bir şeyleri kırıp dökmezsin;burnum hariç." Büfeye yaklaşarak içki hazırlamaya başadı. "Bu arada sabah saatin biri."
Elizabeth Fıtzgerald’a bütün kalbini vermişti ve kadının ihanetini asla unutmayacaktı. İlk baştaki kadar yaralı değildi ama yaranın izi kalmıştı ve durmadan sızlıyor, yanıyor, onu rahatsız ediyordu. Bir süre önce çareyi, öfkeye sığınmakta bulmuştu. Çünkü acı çekmekten daha katlanılabilir bir duyguydu. Artık acı çekmek yerine içinden öfkeleniyordu.
Herkes cehennemin alev alev yanan bir yer olduğunu düşünürdü. Oysa herkes yanılıyordu.
Cehennem karanlıktı. Karanlık ise sessizlik ve yalnızlıktı.
Aşk denilen şey, insanı tüketen bir sevinç, tamamlanma hissi, keyif ve ihtiyaçların gitgide büyüyüp kocaman bir hale gelmesiydi.
Brenda Joyce
Sayfa 370 - Pegasus Yayınları
Başta birbirleri ile kan davasına varan bir düşmanlığın olduğu iki aile ve onun ötesinde sürekli bir savaş halinin hakim olduğu iki ülkenin mensubu olan Mary ve Sephen'ın aşk hikayesi. Joyce'un De Warren serisine ait bir roman Gülün Sözü. Gül Stephen'ın topraklarını temsil eden bayrağın ana teması. İskoç ve İngiliz çatışmalarının arasına sıkışmış aşk romanlarını çok severim. Joyce'un bu serisine de genel anlamda bu tema hakim. Bu romanda gerçek tarihten esinlenmenin getirdiği bir gerilim var ne yazık ki. Bir yandan yaptığı araştırmalardan edindiği bilgilere sadık kalmaya çalışmış diğer yandan ise kendi kurgusunu ilerletmeye çabalamış. Hal böyle olunca olaylara dahil olan onlarca kahramanı baş kahramanlar kadar detaylandırmış. Bu romanın asıl hikayesini boğduğu gibi aynı zamanda yan karakterlere ait hikayeleri ortada bilinmez bir şekilde bırakmasına sebep olmuş.
Karakterler güçlü kurgulanmış olmasına rağmen yukarıda sözünü ettiğim kaygılar yüzünden anlamsız bir güvensizlik kaosu içinde sıkıcı gel gitler yaşanmış. Tutarsız davranışlar diz boyu. Son ise öylesine damdan düşen bir mutlu son olmuş ki mutsuz sonlardan nefret etmeme rağmen bu sondan sadece bir "nasıl yani"lik kadar keyif alabildim.
Dediğim gibi bu bir seri. Birbirlerine göbek bağı sadece aile soyunu bilmeniz gereken durumlar kadar mevcut. Bu da yeri geldikçe anılan bir konu olduğundan sıralamaya uymak durumunda değilsiniz. (Zaten serinin birkaç romanı henüz çevirilmemiş)

Kısacası Joyse bu romanda bence çuvallamış. Kendim de roman yazan bir okur olarak emeklerine ciddi anlamda üzüntü duyduğumu belirtmeden geçemeyeceğim.
Aşk kitaplarından en çok sevdiklerimden biri. Brenda Joyce nun bütün kitapları muhteşem ötesi ve bu kitapta sizi büyülemeye, hadi artık kavuşsunlar demeye itiyor.
Acaba sonu farklı yazılabilir miydi diye düşünsem de bence MUHTEŞEM bir romandı. Her şeyden önce romanın geçtiği dönem askeri, sosyal, kültürel...vs bakımlardan her bir ayrıntıda öylesine güzel resmedilmişti ki elinizde olmadan dönemin o kasvetli yapısında kendinizi buluveriyorsunuz. Derebeylik düzeninde insanın adının yokluğu, bunun ötesinde kadının hiçliği o yoğun aşk hikayesi kurgusunun geri planında nakış gibi işlenmişti. Bu da De Warren hanedanlığının anlatıldığı serinin ilk romanını bence daha da etkileyici kılmıştı.
Tam benlik bir romandı çünkü daha ilk sayfasından son noktanın bulunduğu yere kadar neredeyse tüm karakterlerin her bir bakımdan ete kemiğe bürünecek şekilde üzerine düşülmüştü. Ana kahramanlar Rolfe ve Ceidre, yaşananlara paralel olarak oldukları her anda duygu, düşünce ve fiziksel tasvirlerle hiç üşenilmeden anlatılmıştı. Olayların akışı sırasında ikisi adına bir çıkmaz sokağa girildiği hissi, dönemin yapısal baskısı okuyucuya hazmettirilerek, inceden inceden kabullendirilmişti. Erkek kahraman Rolfe, bu çağa ait bir aşk romanında bekleyebileceğiniz en üst seviyede özelliklerle karşınıza çıkarılmıştı. Ne döneminin gereklerinden aykırı düşmüştü ne de aşk unsuru bu adama fazla gelmişti. On numara beş yıldızdı kısacası. Kadın kahraman Ceidre ise döneminin kadın düşmanı şartlarına rağmen kaya gibi mağrur ve güçlü, dünya adamı cebinden çıkaracak kadar vatansever ve bir o kadar tutkulu, naif bir karakter.
Böyle bir hikayede beklenen birbirlerine hislerini yok saymaya çalışma dönemlerinden, birbirlerine kapıldıklarını dünya evren görse de kendilerinin fark edemedikleri döneme ve ardı sıra ise aşkları için canlarını verecekleri aşamaya geldikleri anlara kadar tutkunun her bir evresi çok güzel kaleme alınmıştı.

Ben soluksuz okudum. Sonuyla ilgili ilk cümlemdeki yorumumu dillendirmeyişimin nedeni sonun tadını kaçırmamak. Tarihi aşk romanı tarzınızsa mutlaka okumalısınız diyorum.
de Warenne serisinin 9. kitabı. Artık kitaplardaki karakterlerin çoğunu tanıyorum. Bu kitapta baş kahramanlarımız Emillian ve Ariella idi. Ariella'nın küçüklüğünden çok hoşlanmamıştım ancak büyüyünce dönüştüğü kadından hoşlandım. Hiçbir zaman yalan söylemedi, numaralar yapmadı. Ne istediyse açıktı her zaman.
Emillian ise yarı çingene yarı ingiliz karakterimiz. Çok acılar çekmiş bütün kitapta bunu görüyoruz ancak kitap boyunca acısını Ariella'dan çıkardı. Sonuna doğru yaklaştığımda bile düzelmedi hiçbir şey ve neredeyse bütün umudum bitiyordu. Emillian'nın kabullenmesi çok uzun sürdü, herkes gördü o görmedi.
Güzel bölümlerin biraz daha uzun olmasını isterdim.
Bu kitapta yine en sevdiğim karakter Cliff oldu. Harika bir baba olmuş. Cliff'in her zaman yeri başka bende.
Güzel bir serinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Kitap, şu sıralar içinde bulunduğum okuma isteksizliğime çok iyi geldi, kitabı 2 günde bitirdim.

De Waranne Serisi gözümde çok başarılı bir seri olmasına rağmen serinin 2 kitabı beni hayal kırıklığına uğratmıştır: Yemin ve maalesef yorumunu gireceğim Oyun beklentimin altında olan kitapları oldu.

Benim için kitabın hem olumlu hem olumsuz yönü baş karakterimiz Liam O'Neil oldu. Liam, seride Cliff ile beraber beni delirtmeyen erkeklerden biriydi. Katherine için yaptıkları, çektiği zorluklar ile kendini sevdirdi. Fakat kitabın büyük bölümünde Liam, birliktelik için Katherine'yi aşırı zorluyor. Korsan olduğu için ondan beklenilen davranış bu yönde olsa da Liam'ın kıza biraz daha sabırlı yaklaşmasını isterdim.

Brenda Joyce gerçekten bambaşka bir kaleme sahip. Yazdıklarıyla tekrara düşmeyen nadide yazarlardan biri. Bir kez daha başarılı bir kurgu göze çarpıyor. Olayların ardı arkası kesilmiyor. Yalnız olay açısından "Gülün Sözü" gibi bir kitap beklemiştim. Ülkemizde kitabı çevrilmeden önce okumuş olanlar kitabı aşırı beğendikleri için böyle bir beklenti oluşmuştu. Yine de dediğim gibi, bu kurgu diğer historicallere 10 basar.

Katherine tam bir eski dönem kadını. Hayattaki tek amacı soylu ve iyi bir eş ve aile hayatı. 488 sayfa boyunca bu isteği bir süre sonra beni delirtmeye başladı. Bir de erkek beğenmiyor hanımefendi. İlle soylu biri olacakmış, soylu geliyor onda da bir sebepten ötürü beğenmemezlik yapıyor. Her erkeğin hangi amaç olursa olsun Katherine ile uğraşması da sıkmaya başlıyor.

Her zamanki gibi Pegasus'u da kınıyorum. Bundan önce çıkan Gülün Sözü, Oyun'un sayfa sayısı kadardı ve 29.90 idi. Şimdiki kitap 34.50 olmuş ve internetten alış veriş yapamadığım için maalesef bu parayı verdim. Yorumlarda da dedikleri gibi galiba sayfalara altın serpiştiriyorlar. Ne kadar gitmeyeceğim desem de fiyatlar sağ olsun başta CNR Fuarı'nı bekleyim dedim ama standlarına baktığımda anca 1 tane kitap gördüğüm için kendilerine güvenemedim. Bir de verdiğim paraya değse. Kitapta fazla imla hatası mevcuttu. Örneğin "ismini" yazacağına "simini" gibi saçma sapan şeyler çokça vardı.

Sonraki kitabın fiyatını korkuyla bekliyorum ve yeni bir seri ile başlarlarsa "Francesca Cahill Serisi"ne başlamalarını umuyorum.

http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2017/02/oyun-yorum.html
Kadın sen ne yaptın! Cidden okuyucularını kalpten götürmek istiyorsun bunu anlamış oldum. Waow, cidden waow! Bu cümlelerle kitaba ne kadar bayıldığımı söylememe gerek yok sanırım.

Nasıl bir yorum gireceğimi ciddi anlamda düşündüren nadir kitaplardan biri oldu. Ortaya karışık bir yorum yapacağım gibi görünüyor, şimdiden kusura bakmayın.

Kitabın yaklaşık ilk 100 sayfasına kadar "Herhalde yazarın önceden okumuş olduğum kitabı olan Aşka Yelken Açanlar gibi fazla olaylar olmayacak; hadi olursa da Yemin gibi olur diyordum." Fakat kitap sayfalar ilerledikçe Gönülçelen'i dahi aşarak aşırı entrikalı, bol olaylı bir kitap olarak çıktı karşıma.

Kitapla ilgili yoruma geçmeden önce şunu belirtmek zorundayım. Kitapta gerçekleşmese de oğlancılık ön planda ve bir sahnede ensent ilişki geçiyor. Bunları duymaya bile dayanamayanların kitaptan uzak durmasını tavsiye ederim.

Şimdi yorumuma geçebilirim. Yazarın bu kitabında bazı şeyleri ilk kez gördüm. Örneğin üstteki koyu renklerle belirtilmiş olan durum. Ayrıca ilk kez tarihi ayrıntıları fazlaca dikkate alarak yazmış. Gerçi Gönülçelen'de de tarihi ayrıntılar vardı ama bundaki daha fazlaydı. Bu açıdan Monica Mccarty sevenlerin bu kitabı da seveceğini düşünüyorum.

Sonunda Pegasus, bir historical romanda yazım kurallarına dikkat etmiş. Bu da daha da zevkli bir okuma sağladı. Sadece 2-3 yerde kelime yazımı hatası gördüm ama sallayın gitsin.

Sizi bilmem ama bence yazar, kurgusunu gerçeklerle anlatmaya çalışırken biraz bocalamış. Bir yerden sonra aşırı tarihi bilgi okumak beni biraz yordu. Ayrıca kitapta o kadar savaş geçti ama ayrıntılı bir anlatım yoktu. Gittiler ve kazandılar diye anlatmış sadece yazar. Onun yerine Mary'nin ne yaptığını okuduk daha çok. Sanırım abla güzel bir iş çıkarayım derken kendini biraz fazla kasmış.

Ablamın bir kez daha gerçekçi bakış açısını tebrik ediyorum. Hatta bundan sonra favori historical yazarın kim derlerse Brenda Joyce'un adını vereceğim.

Ufak not: Blogumda azıcık daha ayrıntılı bir yorum var ama spoilera kaçtığı için burada paylaşmadım. Bakmak isteyenler bloguma uğrayabilir :)

http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/...ulun-sozu-yorum.html
Anlatacaklarım SPOİLER İÇERİR. Kitabı okumayı düşünenler bu yorumu okumasın.

İmkansız Aşk'ı okuduktan sonra bu kitabı büyük bir heyecanla bekliyordum ancak okurken hayal kırıklığına uğradım.

Sebebinin konuyla pek alakası yok. Kitap yine önceki çıkanlar gibi kendini okutturuyor, konuların birbiriyle olan bağlantısı her zamanki gibi güzel harmanlanmış. Benim sevmeme sebebim şu: İlk kez bir Brenda Joyce'un yaratmış olduğu baş karakterleri sevmedim gitti.

Zaten Elysee karakterine bir türlü ısınamadım. Geçmişinden pişman ama hala aynı kafayla yaşamaya devam etti; her ne kadar ben böyle davranmaya mecburdum dese de ben onun pişmanlığına inanmadım açıkçası. Fazla bencil ve burnu havada bir karakter olarak kalacak benim gözümde.

Tehlikeli Aşk'ta Alexi'yi pek sevmemiştim; İmkansız Aşk'ta ise kendisine hayran kalmıştım hatta İmkansız Aşk yorumumda "Alexi benim için ilk sırada." demiştim, Stephen'la olan atışmaları beni çok güldürmüştü, kendisini birçok yerde içten,samimi olarak görmüştüm. Bu kitabında ise ilk kısımda kendisini hala seviyordum ancak ikinci kısımda Elysse'ye karşı tutumu giderek saçma bir hal aldı, gerçi Elysse olanları hak etti ancak bu kadar sert ve bencil bir tutum başlarda normal olsa da sonrasında abartı bir hal aldı hatta 15. bölümün son sayfalarında yaptığı şeyden sonra kendisinden nefret ediyorum şu an. Şimdi bu çocuk gerçekten Cliff'in oğlu mu? Kesin huylarını annesinden almış, babasına olan tek benzerliği macera ve deniz tutkusu diyebilirim ancak.

Onun dışındaki karakterlere sözüm yok zaten. Örneğin Blair orada sevdiğim karakterlerden biri oldu ancak Blair'in Elysse tarafından bir kukla gibi oynatılmasını hiç hoş karşılamadım, bakın yine gıcık etti beni şu kız!

Bu kitabı okuyun veya okumayın gibi bir yorum yapamayacağım çünkü yazarımız gerçekten güzel konular bulup kalemini konuşturuyor ancak bu iki karakter yüzünden siz de benim gibi hüsrana uğrayabilirsiniz.
Etkisinden çıkabilmem bir süre aldı ama Yemin'de yaşadığım travmayı yaşamadan bu dönemi atlattım!

Brenda Joyce kolay okunabilen bir yazar değil. Genel olarak çok güçlü ve tehlikeli konular seçiyor. Bana göre kesinlikle de Warrene kitaplarından birini okumadan önce, en az zararla atlatabilmek için çok sağlam bir ruh halinde olmanız gerekiyor.

Doğrusu nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Yazar aile içi ilişkilerin sınırlarını zorluyor -hatta çoğu zaman aşıyor- ve karakterlerini çok büyük bir duygusal yıkımın altına sokuyor. Ama fazlasıyla ince bir çizgisi var ve hep o çizgi üzerinde yürüyor. Sağa sola sallanıp dengeyi yoklayarak bir cambaz gibi sizin yüreğinizi hoplatmaktan da geri kalmıyor. Demek istediğim Joyce tatlı aşk maceraları içeren romanların yazarı değil. En acımasız ve rahatsız edici, aileleri yıkacak konular ile aşk yazan bir yazar. (Serinin özellikle ilk kitabını okumaktan kaçmamın sebebi de bu)

Ben aile ve ilişkiler konusunda aşırı hassas olduğumdan aslında bu tarza sahip konuları okumam normal değil. Neyse ki yazar bu kitabında en rahatsız edici kısmı -Lizzie'nin ablası- kesti biçti ama gözüme sokmadan uzaklaştırdı.

Sonuç olarak şaşırtıcı bir şekilde Maskeli Balo'yu fazlasıyla severek okudum.
Şimdiye kadar okuduğum en iyi Brenda kitabıydı. Hikayenin büyük bir kısmı denizde geçince ben daha çok beğeniyorum.
Cliff harika bir erkekti ve Amanda'yı çok beğendim.
Kitapta yanlış anlaşılmalar yoktu, sürekli birbirlerini terk etmeleri yoktu. Yalnızca Cliff'in anlaması biraz uzun sürdü.
Diğer kitaplar gibi sıkılmadım bunu okurken. Mary, Eleanor ve Lİzzie''yi tekrar okumak da çok güzeldi. Blanche 'yi çok merak ediyorum.
Şimdiye kadar okuduğum bu tarz romanlardan çok çok daha sertti.
Rolfe inanılmaz kötü bir adam. Ceidre'nin saflıkları, Alice'nin çirkinliği...
Kitapta beni sinirlendiren o kadar çok şey vardı ki...
Sonu güzel bitti ancak ben tatmin olmadım. Gönlümde yaşayacak harika çiftlerden biri olamadılar malesef.
Kitabın son kısmındaki açıklamalar neden böyle yazıldığını bir nebze anlatıyor olsa benim içime sinmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Brenda Joyce
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 1963
Brenda Joyce, 49'dan fazla romanı ile New York Times ve USA Today'ın en çok satan yazarlarından biri. İlk romanı Masum Ateş ile En İyi Batı Romantizmi ödülünü kazandı. İlerleyen zamanlarda En İyi Tarihi Romantizm ve iki kez Yaşam Boyu Başarı Ödülü kazandı. Romanları 14 milyondan fazla baskı yaptı ve bir düzineden fazla ülkede yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 397 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 154 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları