Yıllar önce henüz küçük bir fangirl iken yazar için şöyle bir cümle kurmuştum. "İçten bir anlatım, ruhunuza kadar işleyen bir kurgu eşittir, Brenda Joyce!" Bence doğru bir cümle kurmuştum. Hâlâ da aynı şeyi düşünürüm. İlk okuduğum zamanki hayranlığı ve etkilenmeyi yıllar sonra da yaşatabiliyorsa o yazar gerçekten iyi yazmıştır. Kitabın kurgusu, anlatılan hikaye, karakterler öyle beni içine çekti ki aklıma gelen her sahnede kalbim burulur. Savaşın ne kadar yersiz olduğunu, tahribatının güçlü olduğunu, her koşulda en büyük zararı sivillerin masumların yaşadığını bir kere daha satır aralarında gizlenenlerde görebiliyorsunuz.
Devlin O'Neill...
Sen, anlatılmayıp yaşanacak bir adamsın.
Yaşadıkları çok can yakacak şeyler, yaşattıkları ise sinirden saç baş yolduracak şeyler. Bir ikilem arasında kalıyorsunuz okurken. Bir yanda hak verir evet böyle hisseder insan derken burnunun dikine gitmesi ve karşında olan kişiye acımadan yaşattıkları ile delirip elime geçse de boğsam dedirtirken öyle bir uçuruma sürüklüyor.
Kitabın konusuna gelirsem; başlangıcı epey gönül yakan bir hikaye. İngiliz askerleri İrlanda topraklarını işgal etmektedirler. Devlin'in babası da korkusuz bir adam, hem ailesini hem vatan toprağını korumak adına savaşa katılır. Devlin ise on yaşında ya var ya yok, çocuk daha.. Kırmızı ceketli subay Hughes, ailesinin gözü önünde Devlin'in babasının katleder. Bir çocuk için bu büyük bir yıkım. Ruhunda tamiri olmaz hasarlar veren büyük bir olay.. İşte o zamandan beri kalbini beynini ele geçiren intikam duygusu ile kavrulan bir adam halini alır Devlin O'Neill.
Yaşadığı bu travma sonrası hayatı tamamen değişmiştir. Devlin, artık Hughes'ın tükenip yok olmasını sağlamak için kurulmuş bir inkitamdan ibarettir. Tabi ezberlerini bozacak hiç aklına gelmeyen düşünmediği biri