‘De Warren’ serisinin 2. kitabı olan bu kitapta, ilk romandaki Rolfe ve Deidre’nin oğlu Stephen ve İskoç Kralı Malcolm’ın kızı Prenses Mary’nin hikayesini okuduk.
Kral Rufus’un en güçlü adamlarından biri olan Stephen de Warren, kaçırılıp kampına getirilen güzeller güzeli kızın iddia ettiği gibi bir köylü kızı olmadığını hemen anlar. Onu kendi kalesine götürüp kimliğini açıklayana zorlasa da genç kız açıklamaz, hem de namusu pahasına. En sonunda kızın Stephen’ın ezeli düşmanı İskoç Kralının kızı Mary olduğu anlaşıldığında, Stephen genç kızla evlenmeyi ve uzun yıllar süren savaşı bitirmeyi amaçlar. Ancak hem kendi kralı Rufus’un, hem de Malcolm’ın bambaşka planları vardır. İngiltere ve İskoçya üzerinde oynanan bu büyük ve kanlı satranç oyununda Stephen ve Mary birer piyon olmaktan öteye gidebilecek mi? Güvensizlikler, ihanetler, düşmanlıklar son bulup, aşk kazanabilecek mi?
Brenda Joyce’un tarihi aşk kitapları, mesela Julia Quiin tarzına göre daha sert hikayeler içeriyor. Ama bu kesinlikle daha kötü demek değil. Yazarın yazdığı dönem 11. yüzyıl olduğu için genç kızlar siyasi evliliklerde kullanılan birer araç gibiler. Erkek çocuklarsa özellikle soylu bir ailedense rehine olarak başka kralların sarayında yaşamak zorunda kalabiliyor. Mary’nin ailesinin başına gelen her şeye rağmen hala Stephen’ı bu kadar sevebilmesi başta bana olanaksız gelse de, sonradan kabullendim. Stephen’ın güvensizliği ve yaptığı bazı şeyler beni deli etse de, o dönemde bir Norman lordu olarak İskoç Prenses’e güvenmemesini anladım. Dolu dolu, dönemin İskoç-İngiliz sorunlarını da içine alan, aşkı hissebildiğiniz, karakterlere sık sık kızsanız da kıyamadığınız bir kitaptı! Stephen’ı babasından daha çok sevdim ben