Didem Madak

Didem Madak

8.8/10
1.204 Kişi
·
3.479
Okunma
·
1.748
Beğeni
·
76.207
Gösterim
Adı:
Didem Madak
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İzmir, Türkiye, 8 Nisan 1970
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 23 Temmuz 2011
Didem Madak 1970'te İzmir'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" olamadı.

Şiirleri Ludingirra, Öküz ve Sombahar'da yayımlandı.
Asuman Kafaoğlu-Büke (1959, İstanbul), Eleştirmen

Türkiye'deki ilköğreniminin ardından, babasının diplomatik görevle gittiği Cenevre-İsviçre'de, College Calvin lisesinde orta öğretimini tamamladı. 1980-84 yılları arasında Amerika'da California State University, Long Beach üniversitesinin Felsefe bölümünden mezun oldu. Türkiye'ye döndükten sonra, ODTÜ'de yüksek lisansa başladı ve önce ODTÜ'de, sonra da Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

İngilizce ve Fransızca'dan çeviriler yaptı. John Updike'ın "S." adlı romanının çevirisi 1992 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Vikram Seth'in "An Equal Music" ("Maggiore Dörtlüsü", 2000) adlı romanını Türkçeye çevirdi.

1996-2004 yıllarında düzenli olarak TRT İstanbul Radyosu - Radyo III için klasik müzik ve edebiyatprogramları hazırladı. Ayrıca 1996 yılında bir yıl boyunca "Mitoloji ve Müzik" adlı bir programı Açık Radyo için hazırlayıp sunmuştur.

2002-2003 yıllarında dört sömestr boyunca İstanbul Üniversitesi Dramaturji bölümünde "Platon'dan Günümüze Estetik Kuram" dersleri vermiştir. 2003-2004 ders yılında, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde, yüksek lisans öğrencilerine "Sanat Felsefesi" dersleri vermiştir.

2001 yılı Ocak ayından beri, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki'nde "Yazın Sanatı" başlığı altında her hafta edebiyat eleştirileri yazmaktadır.

2011 yılında kolon kanserinden öldü Didem..
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Her bir saç telin kadar şiir yazmadan gitmemeliydin...

Seni tanımış olsaydım sardunyalar ekerdim saksılara. Her saksının adını da Didem Madak koyardım. Ama ekmeyeceğim. Muhtemelen hiçbir zaman. Çünkü onlar da öylece solup gidebilirler senin gibi. Ve ben, buna şahit olmak istemiyorum.

Didem Madak... Bazı şairler var ki okurken düşünürüm, bir insanın kalbi nasıl böyle olabilir? Grapon Kağıtları gibi, renkli. Bu kadar güzel söyleyiş güzelliği mi olur Allah aşkına? Yazdığı şiirlerin çoğu tatlı bir yaz akşamı, salıncağa binmek gibi, yıldızların gökyüzünde delice dağıldığı ve her sallanışta onları alıp bileğimize dizecekmiş gibi heyecan verdiği bir akşam. Ha bir de ilk aşk gibi. Henüz acıtmamış bir ilk aşk gibi.

Ölümün soğukluğunu, bir yakınınızın toprağına dokunduğunuzda anlarsınız en çok. O toprağı alıp elinize dökerken dahi inci inci gelir taneler onun şiirinde. Ölüm müdür elinize dolan inci midir şaşırırsınız. Nasıl başarmış bunu bilmem. Şimdi ben babamın ellerine şiir yazsam şuraya, yapamam. Ağlarım. Hasretinden çok geceler eskitmişim. Ama yapamam. Aklıma kızını kemerle döven baba denilen kişiyi duyunca babama koşup sarılışım gelir. Yazamam o şiiri. Bayramda elini öpüşüm gelir. Bana süslü kutuda mum getirip sen seversin böyle şeyleri deyişi gelir. Elim ayağım buz keser. Şiir miir yalan olur. Ama sen yaparsın. Yapmışsın her şeyi şiirleştirmişsin Ey Kadın. İçtiğin çayı, çekildiğin fotoğrafı dahi şiirleştirmişsin. Annene yazdığın şiiri yazarken ağladın mı?

Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde demişsin. Benim gözlerim de ateşi avuçlasam yanmayacakmış gibi bakıyor. Ki avuçladım da. Yanmayacağını bilmiyordum. Bunun bir rengi var mı bilmiyorum.

Ben defolu bir kelebeğim demişsin ya hani bir de, yanılıyorsun. Sen kanatlarında kainatın en güzel desenlerini barındıran mükemmel bir kelebeksin.

Henüz bitirmedim. Her bir şiiri defalarca okuduktan sonra bitiririm belki. Bir de kalbimi yerinde tutabilirsem tabi. Şiir okurken benim kadar heyecananlanan biriyle henüz karşılaşmadım. Ama şunu biliyorum ben bu kitabı okumasaydım ve bunu bana biri hediye etseydi, o kişiyi kalbimde sağlam bir yere koyardım. Şiirden daha güzel bir iz olmaz... Seni seviyorum Didem Abla. İyi ki geldin geçtin bu dünyadan. İyi ki yazdın...
"Ben toprağa otuz altı numara ayaklarıyla basan, biraz şaşkın bir kadınım" diyorsun Didem Madak. Düşünmeye koyuluyorum; otuz altı numaralı bir ayak kaç şiir taşıyabilir? Kaç metre kare toprağa denk gelir bir şiir; dünyayı kaplayan karalara mı, yoksa sulara mı denktir?

Yaşamın denklemi şiirin denklemine denk ise ve yeryüzünde yaşamın olmadığı bir kare dahi yok ise, karalar ve suların tümünün toplamına denk gelir. O zaman bir şiir tüm otuz altılı, yedili, sekizli, kırklı numaralı ayakların geçiş güzergahıdır desek. Sende cevabını vermiştin zaten, "yerde ne var yer boncuk, gökte ne var gök boncuk, işte ortasında ben varım." İşte bu kadar: yaşamın matematiksel karmaşık denklemini alt edip yaşam varlık gerçekliğinin şiirsel denklemiyle cevabını oluşturuyorsun. Ve ekliyorsun "bütün bu karışıklığın üstesinden gelmek için şiir yazıyorum"

Benim sana geç kaldığım, ama senin bizlere erken veda edişinin ardında Ah'lar Ağacı'nın ahlatıyım şimdi. Oysa daha şiirin denklemiyle çözülmesi gereken çok ah vardı.
“Şair bir tahrip etkenidir, bir virüstür, kılık değiştirmiş bir hastalıktır ve harikulade biçimde belirsiz olmasına karşın alyuvarlarımız için en vahim tehlikedir. Onun çevresinde yaşamak mı? Kanımızın inceldiğini hissetmektir bu; bir kansızlık cenneti düşlemek ve damarlarımıza gözyaşlarının aktığını işitmektir.” (E.M.Cioran)

Aklım şiir hakkında kısa bir hikâye anlatmıştı geçenlerde bana, inanmamıştım: “Şiir vardı ya da yoktu o zamanlar, Ortaçağda kılıç kuşanmış şövalyenin biri atının üstünde insanı romana sığdırmaya çalışarak anlatmayı denedi. İnsan sığmadı romana, taştı, daha da büyüdü. Ondan sonra gelenler kılıç yerine farklı akımlarla, farklı tekniklerle; kimi yüz kimi bin sayfayla insanı romanda yer yurt sahibi etmeye çalıştılar. İnsanın hüznü yer edinse sevinci; sevinci yer edinse kederi yer edinemedi. Vazgeçmediler. Sonra büyümüş insanın sevinçlerini, hüzünlerini, aklını hikâyeye sığdırmayı denediler, insan yine tek kaldı hikâyede. Ve sonra kansızlık şarabını içmiş başıboş dolaşan şairler işe el attılar. Şiire sığdırmayı denediler insanı. Şaşırdılar. Çünkü başarmışlardı. Sadece insan değil insandan varlık bulan her şey şiire sığmıştı, bazen bir kelime bazen de bir satırla. Ve anladılar o insan ki şiirdi yazılmış, yazılmayı bekleyen. Tedavisi olmayan sancılı bir veba gibi yayıldı durdurak bilmeden. Ama herkes nasibini alamadı bundan: vebalı şairlerin sadece hüsnükuruntusu kalmıştı bizlere.” Didem Madak ile artık bu hikayeye inanıyorum. Onun hüznüyle, ahlat ağacıyla, Ah’lar Ağacıyla, Pollyannasıyla, içindeki çocukla, topu topu birkaç şiiriyle buna inanıyorum. Sanki dünya vardı kitabın içinde ama aynı zamanda yok gibiydi. Tek kelimeyle bayıldım! Keşke bir 10 puan daha olsa da verebilseydim. “Ve ah dedim sonra, ah!”

İlk defa Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı’nı okumuştum şiir kitabı olarak. Aslında okumayı becerememiştim. Bazen çok hızlandım okurken bazen de çok yavaşladım bu da doğal olarak uyum sağlayamama neden oldu şiire. Ondan sonra da artık şiir okumam deyip kitabı bıraktım bir kenara. Bu kitabı ne zaman aldığımı hatırlamıyorum ama iyi ki almışım. Son zamanlarda roman ve hikayelerin boşluğunda iyice boğulmaya başlamışken şiir okumak taze bir nefes gibi oldu olmasına ama... İnsan kendinden olan şeyleri diğer insanlarla paylaştığı kadar insan olurmuş derler ya daha kitabın ilk sayfasından sizinle paylaşılmış duyguların olduğunu hissediyorsunuz: Didem Madak hüznünü paylaşıyor bizlerle. Ama öyle bir hüzün ki insan dik duruyor karşısında. Benim diye sahipleniyor. Daha ilk sayfada: “Yapıştırsam da parçalarını hayatımın/Su sızıyordu çatlaklarından.” demesiyle boğazınız düğüm düğüm oluyor. Ne güzel, şiirlerinde toplumsal kaygı, eleştirme çabası, imgelem kullanma çabası yok. Okuduğunuz şeyler size yabancı da gelmiyor. Sanki sevdiğiniz bir romanın kelimeleri azaltılmış da onu okuyor hissine kapılıyorsunuz. Okudukça onu insan yapan şeyin hüzün olduğunda karar kılıyorsunuz. Aklınız da tek bir soru var: Bu kadına hangi dünyalık şeyler bulaşmış, onu üzmüş, hüzünlendirmiş? Ben böyle hüzünlü şiirler yazmak zorunda kalmasına çok üzüldüm gerçekten. Hüzünlenmese güzel şeylerden bahsetse fena mı olurdu! (“Cezaya kaldım./ Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı”) Şöyle diyor kendi de: “Kim bir şairi kırsa/Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela/Bilirim kim dokunsa şiire/Eline bir kıymık saplanacak.” ve “Acıklı sözler kraliçesiyim ben.” Ona ah! dedirtenlere ah olsun! “Vasiyetimdir: Bin ahımın hakkı toprağa kalsın.” Kalsın bakalım. Hayatımda ilk defa bir şiir kitabını ve şairi bu kadar benimsedim. Keşke Didem Madak yaşasaydı da ‘bir şiir miktarı otursak diyorum’ diyebilseydim kendisine. Ah!

Bu aralar kitaplara inceleme yapmak gelmiyor içimden. Ah’lar Ağacı’nın bende uyandırdığı duyguları paylaşmak istedim sadece. En baştaki Cioran’ın şair tanımı çok acımasız gözükse de benim sevdiğim tanımlardan biri. Onu da paylaşmak istedim. Şimdiden hepinize mutlu, huzurlu bayramlar diliyorum. Bayramdan sonra yeni kitaplarla görüşmek üzere…


NOT:
“Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim. “ Sizce taşımışlar mıdır? -_-
Şiir, hayatım boyunca kendi kişiliğim ve benliğim ile hiçbir zaman bağdaştıramadığım, benim dışımda bir var oluşum gibiydi. Abartmıyorum; şiir benim nazarımda antik çağlarda konuşulan lisanlar kadar uzak ve yabancı bir kavramdı. Tabi dili geçmiş zaman kullanmamdan artık bu durumun tümüyle değiştiği kanısı oluşmasın lakin fark ettiğim bir gerçek varsa o da şiir ile aramızdaki mesafenin her geçen gün daha da azaldığıdır, okuduğum şiirlerin azalttığıdır.

Şiir hakkında bazı tanımlar okudum. Bunlardan en dikkat çekeni ise “şiir, cümleyi ortasından çözüp başını sonuna bağlamaktır. Geriye kalanı suratlara çarpmaktır. Çünkü şiirin ortası yoktur, o ya hep iyidir ya da hep kötü.“ diyen tanımlamaydı. Madak’ın şiirleri de esasen bu tanımlama ile kendi değerini biz okurlara kanıtlar nitelikte. Zira 8 satır, yani epitopu 2 paragraftan oluşan bir yazım nasıl olur da sayfalarca yazılmış kitaplardan daha çarpıcı ve daha etkili olabilirdi.

Didem Madak acılarını şiirin o esrarengiz havası ile yansıtması yeni yeni şiir okuyan bana göre oldukça başarılı. Acıların yanında, pişmanlıklar, geçmişe dönük özlemler, yaratıcıya ve hayata savrulan sitemler de fazlasıyla kendini belli eden duygu yansımaları da Madak’ın melankolik ruh halinden ipuçları niteliğinde. Evet, genel anlamda şiirlerinin üzerinde tüten keskin hüzün kokuları okurun burnunun direğini sızlatacak cinsten. Son olarak çok süslü cümleler oluşturmamış olsa bile çok iyi tasvirlerde bulunduğunu da belirtmek isterim. Şiir severlere tavsiye ederim ve çok beğendiğim bir paragrafı ile de bu şiir acemisi okurun incelmesini sonlandırmak isterim.

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum ...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!


Keyifli okumalar.
Zamanın akmadığından şikayet etmişsin Didem, "zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada.
Ve çok ağır ilerliyor"
Şiirlerini okurken vakit hiç ilerlemesin istedim, nolur kızma bana... Çok güzellerdi. Kedileri, kadınları, acılarını incecik bir kitaba nasıl sığdırabildin? Bir fotoğrafa, bir fesleğene bile nasıl anlam yükledin?

Son kitabının arkasına fotoğrafını koymuşlar Didem, gülüyorsun. Söyle bana, şimdi neden böylesin? Neden umutsuzluk kokuyor şiirlerin?
"Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
ANNE!"
Ürpertiyor şiirlerin, satırlarından yüreğime hüzün sızdı Didem. Çaresizlik anlatılabilir mi demeyin, ben okudum.
"Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor."

Ben de annemden çok yara aldım Didem, en çok da babama kırıldım. Ama senin gibi cesaretli değildim ben şair olamadım, acılarımı hep içime attım. İtiraf edeyim, yanlızlığıma ortak ol diye okudum seni. Kahve koydum şiirlerine, karşılıklı içelim diye. Tabi °° Vaveyla °° da teşekkür ediyorum güzel incelemesi olmasaydı cesaret edemezdim seninle tanışmaya.

Üzülme artık her yer İzmir'i anlattığın şiirlerin gibi olsun, grapon kağıtları gibi...
Şuraya incelememin olası uzunluğundan dolayı özrümü ve kitabı bana haberim olmadan alıp gönderen çok değerli 5 senelik dostum DUA ya teşekkürümü bırakayım :)
Bu inceleme kitap okunduktan sonra yapılan ikinci inceleme olup, birincisi de duygu yönünden silemediğim için kalmış bulunmaktadır.
Didem Madak nerden anlatsam nasıl başlasam bilmiyorum... Belki çok duydunuz benden bu ismi yine mi diyeceksiniz, evet biliyorum ve evet yine...
Gönlümün baş köşesine taht kuran şairem benim <3
*Yüksek dozda spoiler içerir * =D
Neden sevdim seni bu kadar bilmiyorum belki "Bazı yaralar yararlıdır buna inan" (64) dediğin yerden yazmaya başladığın şiirlerinden mi, yoksa çatlakların sızan hayatında kendime yer bulduğumdan mı?
"Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta." diyorsun iyi hoş ama dalgınlığımıza gelir mi bu dizeler?
Ah! Seninle ilgili o kadar çok konuluşacak konu var ki aklımda bir de onları yazıya aktaracak o kadar çok kelime yok ki lügatımda... Aynı senin dediğin gibi "Sözler vardı içimde işe yaramayan" işte işe yaramıyor bazen o sözler...

"İnsan kaybolmayı ister mi? / Ben işte istedim bayım. /uzaklara gittim / Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin " neden gittin uzaklara, dizelerin içine beni savuran kadın neden?

Çocukluğunu öldüren bir kadındın sen ve yazgısını çokamel kağıdı gibi düzeltemeyeceğini bilen. Şiirleriyle annesinin ölüsünü yıkayan şimdi soruyorum sana demişsin ya hani " Çok şey görmüşüm gibi, / Ve çok şey geçmiş gibi başımdan /Ah dedim sonra" diye, daha ne geçebilir ki başından?

Ve şimdi ben de "Annemin temizlik günleri gibiyim / Yorgun, solgun ve beyaz." beni bu hale sen sürükledin ama ne de iyi ettin...

Ve;
"Hayattan söz edilirdi,
Zor denirdi,
Ve ardından susulurdu mutlaka. "
Hayatın zorluklarını sonuna kadar yaşayan kadın nur içinde yat biz senin krem kullanmadığın şiirlerini asla yaşlandırmayacağız...
-------------------------------------------------------------
İlk incelemem (pdf okunup yazılmıştır)
Didem Madak kaç okur arkadaşımdan gördüm, beğendim. Zaten kitap severler öyle değil midir, gördüğü kitabı okumak ister ama aklımda yoktu yakın zamanda okumak çünkü alıncaklar listem kaparmıştı fazlasıyla...
Dua sağolsun hakkını ödeyemem verdiği link işe yaradı açtım okudum. Okudum ama yetti mi? Yetmedi tabi... Altını çizemedim canım sıkıldıkça çizili cümlelerimin üstünde gezdiremeyeceğim parmaklarımı eksik ama güzel bir okuma oldu benim için...
Ne demiş Didem ablamız "Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin" ben de uzaklara gidiyorum şimdi kitapların arasında....
'' Bu kitapta yer alan şahıs ve mekanların gerçekle alakaları tamdır. Kahramanları hep yanlış ata oynayanlardır. Kediler, kadınlar, muhabbet kuşları, gözyaşları... Hepsi sahiden vardır ve bir dönem yaşamışlardır.
Şiirden hazzetmeyenler, Grapon Kağıtları'nı yılbaşı ve diğer ehemmiyetli günlerde evi süslemek için kullanabilirler ya da bir ruh çağırma seansında, inatçı ruhlara seslenen uyduruk şarkılar olarak mırıldanabilirler. ''

Der..
Didem Madak..
Arka kapakta..

Ben umudu bitince inadı başlayan inatçı ruhlara seslenmeyi tercih ediyorum :)

EYYY İNATÇI RUUUH..

inadı bırak...

hayat çok kısa..
herşey su misali akıp gidiyor elllerimizden..

ve

'' Öfkem
üstü kalsın derdi ve bırakırdı hayatımı.''

'' Uzun bir nekahet döneminden sonra
Otuzaltı numara bir hayata başlamak...''

şiir çok okumayanlardanım ben..
daha çoğu şairle barışmadım..
ilham perileri ya da
yürek yangınlarından tüten kelimeleri okumayı
halbuki ne çok severim..
Bu ufacık zaman diliminde bi solukta okuduğum
hatta Didemle konuştuğum diyelim
bu dizeler beni anında sarıp sarmaladı..
Belki davudi sesiyle
ve de arkada hüzünlü bir fon müziğiyle
ya da bir ayrılık anında aşk kokan bir film sahnesinde
Selçuk Yöntem okusaydı
ya da Çetin Tekindor
belki de Yılmaz Erdoğan..
daha bir güzel olurdu eminim..

'' söküyorum şimdi sözleri birer birer
kalpten kalbe giden yolları kapayan..''

ve şairane efsunlu kelimelerle
şiir gibi bir hayat başlasın..
polyanna..
Kaç gündür sitede rastladığım, Mehmet arkadaşımızdan görüp alıntılarını beğendiğim Didem Madak ismini duymuştum ancak okuma fırsatım olmamıştı.

Bugün kendimi Didem Madak kitaplarına adadım. Genç yaşta ölmüş olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Zaten acı olan şiirlerini daha çok hüzünlenerek okudum. Çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. İncelemeler aynı ancak linkler farklıdır. Şikayet edilirse linkleri silerim isteyene özelden gönderirim.
Kaç gündür sitede rastladığım, Mehmet arkadaşımızdan görüp alıntılarını beğendiğim Didem Madak ismini duymuştum ancak okuma fırsatım olmamıştı.

Bugün kendimi Didem Madak kitaplarına adadım. Genç yaşta ölmüş olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Zaten acı olan şiirlerini daha çok hüzünlenerek okudum. Çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. İncelemeler aynı ancak linkler farklıdır. Şikayet edilirse linkleri silerim isteyene özelden gönderirim. https://yadi.sk/i/q26yB27g3PcNQf
En keskininden bir makas düşünün.. Acılar ve zaman onu ustalıkla bilemiş ve gülüş; o makastaki yağmur, merhamet, acıtmasın duası..
En keskininden o makasla, daha çok keskin anılar düşünün.. Hiç solmayan ve ruhu talan eden karesiyle bir fotoğrafın itinayla ikiye bölünmüşlüğü.

...

Kristal gözyaşı taneleri düşüyor gecede, güneş hemen ardında ışığına küskün, güneş olduğu için ışığından vazgeçmemiş ama.. Kristal gözyaşları ismi şair olan, ismi füsun olan, kızının ismini en ölümsüz isimle füsun koyan bir annenin gözlerinden..

Yanaklarımda donuyor zaman, çözülmüyor..


Tebessüm ediyor Didem.. bir zafer kazanmış gibi. Ve ne tuhaf.. onun pınarlarından bir buz kütlesi daha yıldızlarıyla kayıyor… Ustalıkla siliyor, bir çırpıda..
Zamana bırakmayarak..
gerek duymayarak…


13 yaşında bir kadın kahkahasıyla savuruyor anıları Didem Madak. Ve o güldükçe anılar çok daha parlak…

...

Işıl düşüyor önce anılardan,
Meleklerin ve bir Ablanın kanatlarına dokunarak, bir Annenin..
Sonra mavi kareli gömlekli bir Baba, suretiyle.. Tüm şiddetiyle dokunmak üzereyken yere, avuçlarına alıyor Didem Madak ve görüyorum.. sol cebine itinayla koyuşunu, saklayarak..


Anne kalıyor geriye.. Hiç solmayan bütün bir fotoğraf,
Aşk,
Hayat..


Kristal gözyaşları çözülüyor zamanda ve şair kahkahalarını tutamıyor, yumuşacık bir güvercin kanadından...

Bir Nuh tufanı daha...


Gül yaprakları birikiyor suda, bir bir, kıpkırmızı gül yaprakları..
Bir dokunuş, efsunla..
O gül yaprakları ki bütün hâlâ ..
Ve dikenlerini anılar makasının keskinlik yurdundan almış...


Tek bir gül,
Anne kadar...

...


Kanıyor 13 yaş elleri Şairin, kanıyor ruh, kıpkırmızı..
Durduramıyorum..
Batırıyor tam kalbine büyük bir şiddetle..
Durduramıyorum!!
Durduramıyor hayat...




Ölmek isterken, sımsıkı kapattığı gözlerini açıyor bir güvercinin düşünde,
Zaman, en beyaz..

Bu duygu.. hatırlıyor,
aldığı nefes kadar Dünyadan..

Gözyaşlarını siliyor 13 yaşın,
Ve baharını bırakıyor, kalbinden tohumunu koparıp, tam kalbine..
Yaşamalısın diyor,
Yaşayacaksın...


Şair olarak...


" https://www.youtube.com/watch?v=Q3Kvu6Kgp88 "


Mekanın cennet olsun Güzel İnsan, Güzel Anne Didem Madak...
Sen bizlere bir kitap ve ruhunun o acı, keskin tadıyla yazdığın bir şiir bırakmadın ya da bir şair, hâlâ anlayamadığımız..

Sen kabuk kabuk, ismi sayfa olmuş ve ruhumuzdaki yaralara tam uymuş bir yara bıraktın. Hiçbir zaman iyileşmeyecek...

Huzurla uyu...


Didem Madak ile kıymetlenen bu incelememi, İnci Küpeli Kız 'a ve
Yaren 'e armağan ediyorum...


Okuyan gözlerinize ve Yüreğinize sağlık efendim.

Sevgiyle...

Yazarın biyografisi

Adı:
Didem Madak
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İzmir, Türkiye, 8 Nisan 1970
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 23 Temmuz 2011
Didem Madak 1970'te İzmir'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" olamadı.

Şiirleri Ludingirra, Öküz ve Sombahar'da yayımlandı.
Asuman Kafaoğlu-Büke (1959, İstanbul), Eleştirmen

Türkiye'deki ilköğreniminin ardından, babasının diplomatik görevle gittiği Cenevre-İsviçre'de, College Calvin lisesinde orta öğretimini tamamladı. 1980-84 yılları arasında Amerika'da California State University, Long Beach üniversitesinin Felsefe bölümünden mezun oldu. Türkiye'ye döndükten sonra, ODTÜ'de yüksek lisansa başladı ve önce ODTÜ'de, sonra da Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

İngilizce ve Fransızca'dan çeviriler yaptı. John Updike'ın "S." adlı romanının çevirisi 1992 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Vikram Seth'in "An Equal Music" ("Maggiore Dörtlüsü", 2000) adlı romanını Türkçeye çevirdi.

1996-2004 yıllarında düzenli olarak TRT İstanbul Radyosu - Radyo III için klasik müzik ve edebiyatprogramları hazırladı. Ayrıca 1996 yılında bir yıl boyunca "Mitoloji ve Müzik" adlı bir programı Açık Radyo için hazırlayıp sunmuştur.

2002-2003 yıllarında dört sömestr boyunca İstanbul Üniversitesi Dramaturji bölümünde "Platon'dan Günümüze Estetik Kuram" dersleri vermiştir. 2003-2004 ders yılında, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde, yüksek lisans öğrencilerine "Sanat Felsefesi" dersleri vermiştir.

2001 yılı Ocak ayından beri, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki'nde "Yazın Sanatı" başlığı altında her hafta edebiyat eleştirileri yazmaktadır.

2011 yılında kolon kanserinden öldü Didem..

Yazar istatistikleri

  • 1.748 okur beğendi.
  • 3.479 okur okudu.
  • 56 okur okuyor.
  • 1.700 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları