Erich Fromm

Yazar 8,6/10 · 559 Oy · 33 kitap · 1704 okunma ·  417 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

417 okur beğendi.
559 puanlama · 1.420 alıntı
1 haber · 13.563 gösterim
1.704 okur kitaplarını okudu.
2.004 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
85 okur kitaplarını şu anda okuyor.
47 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Erich Fromm'un Biyografisi

Erich Fromm (23 Mart 1900, Frankfurt - 18 Mart 1980), Musevi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist ve sosyologdur. Ruh bilimine Marksist - Sosyalist ve insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerindendir.
Hayatı

Heidelberg ve Münih Üniversiteleri'nde toplum bilim ve psikanaliz eğitimleri gördü. 1922 yılında Heidelberg Üniversitesi'nde doktora öğrenimini tamamladı. Münih'te ruh hekimliği ve ruh bilim üzerine ek incelemeler yaptıktan sonra, Berlin Psikanaliz Enstitüsü'nde eğitim gördü ve 1931 yılında mezun oldu.
30'lu yılların başlarında Almanya'da Nazi hareketinin güçlemesi nedeni ile İsviçre'nin Cenevre şehrine yerleşti. 1933 yılında Chicago Ruh çözümleme Enstitüsü'nden aldığı davet üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. 1934 yılında , 1938'e kadar kadrosunda bir uzman olarak görev aldığı Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü ile birlikte New York'a taşındı. Özel çalışmalarını sürdürdü ve Columbia Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1946 yılında William Alonson White Ruh Hekimliği , Ruh Çözümleme ve Ruh Bilim Enstitüsü'nün kurucuları arasında yer aldı. Yale Üniversitesi , New York Üniversitesi Bennington Koleji , Michigan Eyalet Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1949 yılında Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi'nden gelen bir profesörlük önerisini kabul etti ve tıp fakültesi lisansüstü bölümünde ruh çözümleme şubesini kurdu , 1965 yılında emekli olana kadar orada çalıştı.
Emeklilik yıllarını geçirdiği 1980 yılında İsviçre'de öldü.
Marxist ve sosyalist , insancıl dünya görüşünü benimseyen Fromm , batı kapitalizmi ve SSCB komünizmini reddetmiştir.
Biyofili hipotezine olan katkıları, evrimsel psikoloji konusundaki araştırmalara temel sağlamıştır.
Erich Fromm'un çalışmaları birçok dile çevrilmiştir.

Erich Fromm'un Kitapları Kitap Ekle

1. Sevme Sanatı (Sevmek Bir Sanat Mıdır? Öyleyse Eğer, Bilgi ve Çabaya Gereksinimi Vardır)
8,4/ 10  (251 Oy) ·  806 Okunma
5. İtaatsizlik Üzerine (Özgürlük Neden Otoriteye "Hayır" Demektir?)
8,5/ 10  (33 Oy) ·  79 Okunma
6. Kendini Savunan İnsan (Ahlak Psikolojisi Üzerine Bir Araştırma)
7,9/ 10  (15 Oy) ·  62 Okunma
8,6/ 10  (21 Oy) ·  51 Okunma
8,8/ 10  (10 Oy) ·  42 Okunma
9. Rüyalar, Masallar, Mitler (Sembol Dilinin Çözümlenmesi Bütün Eserleri 6)
8,7/ 10  (12 Oy) ·  30 Okunma
17. Olma Sanatı (Oto Analiz, Öz-Farkındalık ve Meditasyon Üzerine)
9,0/ 10  (4 Oy) ·  17 Okunma
18. Umut Devrimi (İnsancıllaşmış Bir Teknolojiye Doğru)
8,2/ 10  (5 Oy) ·  14 Okunma
19. Hayatı Sevmek (Bütün Eserleri 9)
10,0/ 10  (3 Oy) ·  13 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Sevda ALTUNTAŞ, bir alıntı ekledi.
04 Haz 2017

Hayatımıza giren herkes değerlidir ; ama herkes özel değildir. Saygı hepsine , sevgi layık olana verilir.
İnsan seviyorsa iki şeyi asla yapmaz.
Aldatmaz ve Ağlatmaz !
Çünkü aldatmak insan onuruna , ağlatmak ise insan yüreğine yapılmış en çirkin saldırıdır.

Sevme Sanatı, Erich FrommSevme Sanatı, Erich Fromm
ayvalı ıhlamur, bir alıntı ekledi.
22 Haz 2015 · İnceledi

Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek 'sevgisi'ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz 'etken ilgi'dir.

Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 30)Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 30)
Semanur*, bir alıntı ekledi.
20 Mar 2015

"İnsan seviyorsa iki şeyi asla yapmaz.
Aldatmaz ve ağlatmaz.
Çünkü aldatmak insan onuruna; ağlatmak ise insan yüreğine yapılmış en çirkin saldırıdır."

Erich FrommErich Fromm
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
14 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Anne içinden çıktığımız yuvadır, doğadır, topraktır, okyanustur.

Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 49 - DE Yayınevi(1979 basım))Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 49 - DE Yayınevi(1979 basım))
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
14 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Baba çocuğun öğretmenidir, ona dünyaya açılan yolu gösteren kimsedir.

Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 49 - DE Yayınevi(1979 basım))Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 49 - DE Yayınevi(1979 basım))
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
13 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Sevgi vermektir, almak değil.

Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 29 - DE Yayınevi(1979 basım))Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 29 - DE Yayınevi(1979 basım))
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
20 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Yaşam hiçbir zaman kesin, tahmin edilebilir, kontrol edilebilir değildir; yaşamı kontrol edilebilir kılmak için, ölüme dönüştürülmesi gerekir; gerçekten de yaşamdaki tek eminlik ölümdür.

Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Erich Fromm (Sayfa 40 - Öteki Yayınevi, Çeviri: Selçuk Budak)Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Erich Fromm (Sayfa 40 - Öteki Yayınevi, Çeviri: Selçuk Budak)
mukavvadan adam, bir alıntı ekledi.
07 Oca 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 5/10 puan

birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir. bir karardır bir yargıdır., bir söz vermedir.

Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 58 - payel)Sevme Sanatı, Erich Fromm (Sayfa 58 - payel)
Bütün Alıntıları Göster
Murat Sezgin, Sevme Sanatı'ı inceledi.
15 Mar 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Gerçekten sevdiğinizi sandığınız birisini acaba gerçekten seviyor musunuz? Bir kişiyi ya da bir nesneyi o olmadan yaşayamam, hayatın bir anlamı olmaz diye mi seviyorsunuz? Kendinizi tanımadan ve sevmeden başkasını sevmeye kalkıyor musunuz? Cevaplarınız tereddütlüyse sevme, sevme sanatı hakkında öğreneceğiniz çok şey var derdi Erich Fromm. Kitap sevme konusunda takınılan üç yanlış tutumun açıklamalarıyla başlıyor. İlki, çoğu kişinin sevmeyi; kendini ya da başkasını sevmekten çok, kendilerini sevdirme olarak görmesidir. Yani bunlar için sevmek yerine nasıl sevimli olabilecekleri önemlidir. İkinci yanlış tutum ise sevmenin kolay olduğu ancak sevilecek ‘nesneyi’ bulmanın zor olduğudur. Satın alma odaklı gelişen toplumlarda erkekler ya da kadınlar birbirlerini çekici yapan şeyin dönemin kafa ve vücut modası olduğunu düşünürler. Bu bağlamda sevme bir nesneye dönüşeceğinden gerçek anlamda bir sevmeden bahsedemeyiz. Üçüncü ve kitapta bahsedilen son yanlış tutum ise âşık olmanın sürekli sevme olarak görülmesidir. Birbirlerine başta âşık olan insanlar birbirlerini daha yakından tanıdıklarında aradaki bağlılık umut kırıklığına, düşmanlık ya da bıkmaya götürüyorsa burada da sevmeden bahsedemeyiz. Peki, bu yanlış tutumları düzeltmenin yolu ne olabilir? Erich Fromm atılacak ilk adımın sevmenin de tıpkı yaşam gibi sanat olduğunu kabul etmek ve bu sanatı öğrenme yolunda adımlar atmak olduğuna inanıyor. İnsanların istemeden doğduklarını, istemeden öleceklerini, yakınlarının onlardan önce ya da sonra öleceklerini düşünmeleri ve doğanın ve toplumun gücü karşısındaki çaresizliklerini bilmeleri hayatlarını bir hapishaneye çevirir. Bu hapishaneden çıkmanın yolu sevgidir. İnsanlar bu yüzden çeşitli yollarla sevgiyi bulmaya çalışmışlardır. Bunlar tapınma, lükse kapılma, her şeyden el etek çekme, Tanrı’ya yönelme, delice çalışma vs. şeylerdir. Sevgi kişiyi diğer insanlardan ayıran, duvarları yıkan, birleştiren etkin bir güçtür. Bu güç her türlü sevgide görülen temel öğelerde(ilgi, sorumluluk, saygı ve bilme) de kendini gösterir. Bu öğeleri kitapta geçen cümlelerle aktarmak istiyorum. “Sevgi sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir,” cümlesi ilgi öğesini açıklamak için yeterli olacaktır. “Gerçek anlamıyla sorumluluk, bütünüyle gönülden gelen bir davranıştır; açık olsun, gizli olsun, başka birisinin ihtiyaçlarına verdiğimiz yanıttır,” buradan sevgi açısından sorumluluğun, karşıdaki kişinin ruhsal ihtiyaçlarına cevap verme olduğu kanısına varmak yanlış olmaz diye düşünüyorum. “Korkmak ya da çekinmek değildir saygı; bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir,” anlaşılacağı üzere insan karşıdaki kişiyi ona saygı duyduğundan, onu o olarak gördüğü için sevmelidir. Bu üç öğenin tamamlayıcısı bilme yani tanımadır. İnsan başkasını ya da kendisini tanımadan ne sevgiye ne de sevginin öğelerine vakıf olabilir. Sevgi nesne değildir dedik ama sevginin kendine has nesneleri var –ben bunlara çeşit demeyi daha doğru buluyorum. Bunlar kardeş sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, Tanrı sevgisi ve kendini sevmedir. Sevme bir sanatsa bu sanatı icra etmek için gereken şeyler nelerdir? Herhangi bir sanatı icra etmek disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgi gerektirir. Sevme sanatını gerçekleştirmek için ilk ve bana göre en önemlisi insanın narsisizmini yenmesidir. Narsist kişi sadece kendi ortamı içindeki şeyleri doğru saydığı ve yararlılık ilkesine bağlı kaldığı için sevme sanatıyla mutabık olamaz. Kendini bundan ne kadar kurtarabilirse o kadar sevgiye yaklaşır. Benim aldığım notlar burada sona eriyor. Detaylı bilgiler için kitabı okuyabilirsiniz. Sevme, sevgi ne kadar açıklanmaya kalkılsa da her zaman eksik bir açıklama olacak ve insan sevme ve sevgiyi hiçbir zaman anlamayacaktır. Son olarak sevme ve sevgiye tanım olabilecek kitapta geçen üç sözü sizinle paylaşıp iyi okumalar dilemek istiyorum:
“Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin sadece bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.”

“Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir karar vermedir. Sevgi yalnız bir duygu olsaydı, birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi.”

“Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır.”

Murat Sezgin, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı'ı inceledi.
24 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Sevgi ve şiddetin kaynağı nedir? İnsan kurt mudur, koyun mudur? Ölümü sevenlerle(nekrofiller) yaşamı sevenler(biyofiller) arasında temel bir ayrım yapılabilir mi? Hepimiz nekrofil, narsist ya da ensest özellikleri içimizde mi taşıyoruz? Hitler gibi yıkım insanlarının nasıl değerlendirmesi gerekir? İnsan özgür müdür? Erichh Fromm okumak ayrıcalık mıdır?

Geçenlerde Erich Fromm’un “Yaşama sanatını ya da mutlu olmayı gösteren belirli reçeteler yoktur. Birkaç kitap karıştırmakla kolay formüller bulunacağını sanmak da, yanıltıcı olur” alıntısına denk gelmiştim. Alıntıyı görmeden önce Alfred Adler’den Yaşama Sanatı’nı okumayı düşünüyordum. Aslında iyi yaşamak ya da mutlu olmak için bir kitaba bel bağlamak gibi bir nedenim yok ama yine de biraz ertelemeye karar verip bu kitabı okudum. Kitap açık açık sevgi ve şiddeti tanımlamıyor, sevgi ve şiddete kaynak olan eğilimleri referanslarla açıklıyor. Ama illa bir tanımlama yapmak gerekirse benim kitabı okuduktan sonra çıkardığım sonuç: Sevgi, şiddetin ta kendisidir, olduğu. Hatta kitap “sevgi şiddetin ta kendisidir” diye bağırıyor gizli gizli. Fromm’un en büyük referansı kuşkusuz Freud. Her bölüme Freud’un düşünceleri ele alınarak başlanıyor. Ama Fromm, Freud’un değerlendirmelerinin çok azını kabul ediyor, bununla da kalmayıp açıktan giydiriyor. Nedeni ise Freud’un terimlerle dolu bir dile kaçarak anlaşılmasını zorlaştırması ve her şeyi libido teorisine göre açıklamaya çalışması. Buradan da anlaşılacağı gibi Fromm’un dili gayet net ve kavramada zorluk çektirmeyecek nitelikte. Yaşama karşı olan, ağır ruh hastalıklarının ve kötülük denen kavramın özünü oluşturan 3 eğilimden bahsediliyor kitapta: Ölüm sevgisi, bireysel ve toplumsal narsizm, ensest bağları. Peki, nasıl oluyor da bunlar sevgi ve şiddete nasıl kaynak oluyorlar bakalım.

Sokağa çıkıp “Nekrofilya ya da Nekrofili nedir?” diye bir anket yapsak insanlar bu soruya iki şekilde cevap verirlerdi sanırım. Bunların ilki, bilmiyorum; ikincisi ise ‘ölüye karşı cinsel arzu beslemek’ olurdu. İlk cevap tamamıyla doğru. Ama ikincisi hakkında doğru bilinen bazı yanlışlar var(mış). Normalde ikinci cevap nekrolfilya teriminin karşılığı olarak kullanılıyor. Ama Fromm bu tanıma eksik ve aydınlatılması gözüyle bakıyor. Fromm’un anlattığı kadarıyla “nekrofilya” ölüm sevgisi demek. Ölüme âşık olmak, cesetlerin, pisliğin, çürümenin çekimine kapılmak, yaşamı öldürmek demek. Ölümü sevenler yani nekrofiller için kitapta genel bir profil çiziliyor. Değerlerini yaşamdan değil ölümden alırlar. Gücü severler. Güçlü olanlar güçlerini hayat vermek için değil yok etmek için kullanırlar. Güçsüzler ise öldürene taparlar. Düzen ve kontrol hastası olduklarından yaşam denen düzensizliğe karşı korku beslerler. Ölümseverliğin aşırı görüldüğü bir insanda soğuk, cildi ölü gibi ve yüzünde de kötü bir koku almış gibi bir ifade vardır. Bu profile en uygun kişi kitapta Hitler olarak görünüyor. Aslı var mı bilinmiyor ama kayıtlarda Hitler’in bir cesedin başında trans durumunda olduğu geçilmiş. Bu açıklamalardan sonra ‘ölüye karşı cinsel arzu beslemek’ gibi bir cümleye indirgenen nekrofilyanın aslında tam manasıyla öyle olmadığını anlıyoruz.

Günlük hayatta kendini beğenmişler için en çok kullandığımız kelimelerden biri narsistir. Peki, nedir bu narsist? En basit örneğiyle kendi bedenini, kendi yüzünü, şeklini şemalini beğenip de başkasını beğenmeyen kişidir. Bu kişiler başkalarının sözleriyle ilgilenmezler. Gevezedirler. Akli yargının nesnelliğini ben olduğum için öyle diyerek çarpıtırlar. En ufak eleştiriye gelemeyip öfkeden kudururlar. Tam bir delilik hali. Bir toplumun yaşaması için o toplumu oluşturan bireylerin kendi yaşamlarından çok toplumun yaşamına önem vermeleri, diğer topluluklardan üstün olunduğuna inanması ölçüsüne bağlıdır. Yani bireysel narsizm grup narsizimine dönüştürülerek toplumun geleceği sağlanabilir, diyor kitapta. Burada çevirmenin notlarına dönmekte fayda var. Erich Fromm bir Yahudi idi. Çevirmen “Nazi soykırımının Fromm’u etnik azınlıklar konusunda epeyce duyarlı kıldığı açık. Ama aynı duyarlı Fromm, İsrail yönetiminin Filistin halkına karşı yürüttüğü şiddet politikalarına karşı da benzer bir duyarlılık gösterebilmiş midir? Ben kendi adıma böyle bir bulguya rastlamadım” diyor. Fromm’un bu ikilemi, bireysel narsizmden grup narsizmine geçişi, bunların, anlatan kişiyi bile sürüklediğini göstermek için güzel bir örnek olabilir. Ama buna birazcık kendi ayıbına kılıf uydurmak da denilebilir.

Ensest. Yine yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konu. Ana saplantısı. Doğduğumuz karna bilinçsizce tekrar dönme, özgürlüklerden kaçış isteği. Bu saplantının bilinen en iyi örneği kuşkusuz Oidipus Kompleksi’dir. Ensest saplantısının en hafif düzeyi bir erkeğin onu teselli edecek, koruyacak, ona hayran olacak ve analık yapacak bir kadın arama çabalarıdır. En derin düzeyi de ‘ensest sembiosi’dir. Ensest sembiosisinden bağlanan kişinin bağlandığı kişiyle ayrılmaz bir bütün olduğu düşüncesini anlamamız gerekiyor. Yine ölüm sevgisi ve narsizmde bahsettiğimiz çoğu şey ensest bağlarında da geçerli. Normal bir insan istese de istemese de biraz ensesttir. Ensest deyince insanlar genelde cinsel yönden bir şeyler düşünüyorlar ama sadece ensestin deliliğe uzanan seviyelerinde cinsel sapmalardan söz edilebilir(miş). Şimdiye kadar sevgi ve şiddete kaynak olan 3 eğilimden bahsettim. Bu üç eğilim birbiriyle çok yakından ilişkili. Normallik seviyesinin aşıldığı boyutlarda bu üç eğilim yıkımın, ölümün kaynağı oluyorlar. Tıpkı Hitler’de olduğu gibi.

Sevginin, şiddetin ta kendisi olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliriz. Ölümü severiz, yaşamı yıkarız; kendimizi severiz, karşımızdakini yıkarız; ve ana karnını severiz, dışarıyı yıkarız.

Gelelim, “Erich Fromm okumak ayrıcalık mıdır?” sorusuna. Çevirmen, Erich Fromm okuyup da bu okumanın amacını sonradan çarpıtmış kişilere şöyle diyor: “Bazı insanlar, “Erich Fromm okuyan ayrıcalıklı sınıfın üyeleri olarak,” herkesi anlama yanılsaması içinde, kendilerini dünyadan, yaşamdan soyutlayarak küçük, kapalı gruplar içinde dışarıya karşı bir türlü dile gelmeyen, ama grup içinde dinamikleri işleyen yoğun yıkıcılık tepkiler üretiyor.” Sorunun cevabını vermeden bir soru daha soralım. Bu tür kişiler sadece Erich Fromm okuyan kişilerden mi çıkıyor? Ah, keşke sadece onlardan çıksaydı. Erich Fromm okumak ayrıcalık değil ama iyidir. Okuyan mutlaka bir şeyler öğrenip, bir şeyleri sorgulayacaktır. Ve şimdi de sadece Erich Fromm okumayı ayrıcalık olarak görenlere değil kendini ayrıcalıklı gören o küçük gruplara da elimizi sallayıp incelemeyi bitirelim.

Samet Ö., Psikanaliz ve Din'i inceledi.
 25 Tem 2017 · Kitabı okudu · 23 günde · 9/10 puan

Çeviri yetersiz, tüm Fromm kitaplarının say yayınlarından çıktığı gerçeği ise tam bir felaket. İyi çevirmenlerin bu tarz kitapları çevirmek yerine hep çok kazandıran kitap çevirmeleri de üzücü bir durum.

Kitaba gelirsek tarih boyunca dini inancın insan zihninde edindiği yerlere bir bir değiniliyor. Bu konudaki Freud'un din karşıtı, Jung'un ise din taraftarı olduğu algısının yanlışlığını alıntılarla ortaya koyuyor. Yeri geldiğinde de yetkeci ve insancı dinler diye bir ayrımla hangi tür dinlerin insana yarar sağladığı, hangilerinin ise nevrozları besleyerek zarar verdiğini açıkça dile getiriyor.
Özellikle sevmenin doğası üzerine çok sağlam tespitler var. İnsanlardaki sahipleniciliğin, kişiye bağımlılığın, kontrol etme özleminin sevgi belirtisi olarak algılanmasına rağmen kitapta bunun anlamsızlığına dair mantıklı açıklamalar var.
Düşünmek üzerine usavurumculuk diye bir kavram öne sürüyor ki kitapta en fazla sevdiğim noktalardan biri bu. İnsanların neden kabul ettiği değerlerin arkasında durmadığını, neden mesele fikri için mücadele etmeye gelince çil yavrusu gibi dağıldığını açıklayan muazzam bir kavram bu usavurum. #
Psikanalistin görevi ve yöntemi üzerine aralara kaynayan görüşler ise kitabın tuzu biberi olmuş tam olarak.

Fromm alıntı yapılacak bolca tespit ve düşünsel derinlik sunsa da daha önce bu tarz bilgiyi süzgeçlemeden doğrudan ve saf şekilde sunan kitap okumayanları sarsabilir belki. Ayrıca Fromm'a -önünde önlük iliklenecek dehası yüzünden- saygımın katkat artmasını sağladı bu kitap.
Uzun sürede parça parça okumam daha uzun düşünebilme ve gözlem yapabilme fırsatını doğurduğu için güzel oldu.

Eğer bu konuda altyapınız varsa bazı zamanlar bu tür bilgiye bir çeşit açlık duyarsınız, ben de bu açlık vakitlerinde okuduğumdan aldığım zevk de zirveye ulaştı. 18 saat çöl sıcağında yürüyüp sonra kana kana su içen insan benzetmesini yapsam herhalde yerinde olur. Çoğu yerini kavraması oldukça zor bir kitap ama kavrandığında ortaya çıkardığı entelektüel doyum bu çabaya kesinlikle değer. Nitelikli okumalar.

Kitabı bitirdiğimde ilk söylediğim şey; ben bu kitabı evleneceğim adama okutucam illa olmuştu -ki okuttum da- :)) Sevgi tanımı yapılması zor bi duygu, etrafında gezinen ve ona benzeyen çok duygu var. Erich Fromm bu açıdan konuyu güzel değerlendirmiş, sevginin çeşitleri ve insanın sevme tarzını oluşturan etkenleri güzel incelemiş. İnsanı tutsak eden değil, özgürleştiren sevgiyi çok güzel ifade etmiş. Okuyun okutturun efendim :)

Ahmet Y, Sahip Olmak Ya da Olmak'ı inceledi.
 26 Tem 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

DİKKAT BOL MİKTARDA KİŞİSEL GÖRÜŞ İÇERİR-HİÇBİR HEDEF VE KİTLEYİ ELE ALMAZ-ESER ROMAN/HİKAYE/NOVELLA TÜRÜNDE OLMADIĞINDAN SÜRPRİZBOZAN İÇERMEZ-AYRICA BU İNCELEME PSİKOLOJİ-SOSYOLOJİ OKUMALARI EKSENİNDE YAPILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR

İncelemek nedir? Bir kitabı özetleyip,sonunda kitaba methiyeler dizmek mi? Eğer amaç buysa benimki bir inceleme değil bunu baştan söyleyeyim.Zira her eleştirdiğim kitapta şahsıma yönelik saldırı içerikli yorum ve ya mesajlar alıyorum.Bir insanın kitabı beğenip beğenmemesi onun tasarrufunda olan bir şeydir.Yanlış bilgilendirme yaptığım,eserin yazarına ve okur kitlesine hakaret ettiğim görülürse bunu yapmanız revadır..Kimse okumak ya da beğenmek zorunda değil hem incelemeyi hem de incelemenin konusu olan eseri.Eser nasıl eleştirilebilirse,benim incelemelerim de eleştirilebilir,buna sonuna kadar saygı duyarım..

Benim için inceleme yapmak incelmektir..İnce eleyip sık dokumak eseri baştan yazıp,bir daha okumaktır..İnceledikçe incelirsin,ufalırsın,toz olursun..İnceleme yapmak nasıl ki bir eserin yeniden inşasıysa,inceleme yapanın aynı zamanda da dolaylı bir ifşasıdır..Ve o eserle bütünleşmesi,o kitabın ruhuna akmasıdır..İncelemeye sahip olmak değil incelemenin kendisi olmaktır inceleme yapmak..İşte eser tam da bu olmak ve sahip olmak arasındaki uçurumu işliyor..Yani yazdığım birinci paragraftaki üslubum ve ikinci paragraf arasındaki gerilimi..
İnceleme biraz sıkıcı ve uzun olabilir,o yüzden biraz sabırlı olmanızı ya da hiç okumamanızı tavsiye ederim..Bu hafta başladığımız sosyoloji ve psikoloji okumaları etkinliği kapsamında farklı yönlere kaymak zorundayım..Anlayışınız için teşekkür ederek başlayayım..

Esere ilk olarak göstergebilimsel bir eleştiri ile girmek istiyorum.”Sahip Olmak ya da Olmak” ismi bana bir kişisel gelişim kitabı ismi gibi gelmişti ilk başta.Ya sahip olursun ya da sahip olursun şeklinde tezahür etti zihnimde.Belki bu düşüncemin sebebi tavsiye eden amcamın ekonomist olmasından kaynaklanıyordur demek isterdim ama ne yazık ki dilimizde edattan sonra gelen bir fiil ya da fiilimsi ortak özneye dahil olur.Yani ikinci olmak fiili de sahip olma anlamına gelir..Sonrasında kitap ile ilgili incelemeleri okuduğumda fark ettim ki aslında tam tersi durumu yani sahip olmamak durumunu,bu durumun güzelliğini anlatıyormuş..Keşke ismi “Olmak ya da Sahip Olmak” olsaymış diye düşünürken başlangıçta Fromm’un da belirttiği gibi o isimde birçok kitap olduğunu öğrendim ve eser de o doğrultuda yazılmış bir esermiş.Yine de bu mantık oyununun Fromm’un kitapta savunduğu savlara ters düştüğünü düşünmeden edemedim..Çünkü orijinal bir isme “sahip olmak” uğruna eserin isminin bir reklam malzemesine dönüşmesi beni başlangıçta üzdüyse de orijinal dilinin göstergesel farklarına tam vakıf olamadığımdan suçun bir nebze de olsa çevirmende olmasını temenni ediyorum..

Eser ismiyle fazla oyalandım gibi görünse de başka türlü açıklayamayacağımı düşündüğüm içindir.Zira kitabın tamamı aynı şeyin tekrarı gibiydi..Sahip Olmak ya da Olmak..Bu kavramlar farklı boyutlarla ele alınmış olsa da(dini,sosyolojik,psikanalitik,varoluşsal,ekonomik) çok yeni bir şey yoktu maalesef eserin içinde…Her akademik sosyoloji kitabında bulabileceğimiz aşağı yukarı aynı cümlelerden ibaretti..

Yine de yazarın dikkat çektiği birçok soruna değinmeden geçmek olmaz.İnsanların satın aldığı her neyseneyle kendilerine bir sosyal kimlik satın almış olmaları,aldıkları ve attıkları mallarla varolmaları yani kısacası tüketerek yok ederek huzura kavuştuklarını düşünmeleri her “Baudrillard” kitabında olduğu gibi bunda da anlatının belkemiğiydi.Bu açıdan eleştiriye doğru bir yönden yaklaşıldığını düşünüyorum.Fromm’un da bahsettiği gibi günümüz sanayi toplumu bu tüketim esaretini bir nevi özgürlüğün yegane yolu zannetmekte,her şeyi tüketmekte ve her şeyi metalaştırmaktadır.Baudrillard’ın simgesel değiş-tokuş dediği mesele işte tam da budur.Aldığımız her üründe bir kimlik satın alıyoruz.Yani bize bakan insanlar aldığımız araba olarak,taktığımız saat olarak görüyor bizi..İsmet Özel’in bu dizeleri konuyu bize gayet iyi açıklar;(Şiirde farklı anlamda kullanılmıştır ama bu olaya katarsak anlam bütünlüğü sağlar)

Her nesne ödeviyle Kaybediyor nesne niteliğini
Ödevini yerine getiren "o şey" oluyor.

-Bir Yusuf Masalı-İsmet Özel

Yani şiirde de belirtildiği gibi biz belli bir zaman sonra nesneye dönüşüyoruz..Olmaktan uzaklaşıp sahip olduğumuzu zannettiğimiz şeye dönüşüyoruz.Bilakis insan sahip olmakla değil reddetmekle “olur” Bu kendini gerçekleştirme biçimi bir katarsisten ve ya freud’un ipnoz ya da telkin hakkında söylediklerinden çok farklı bir evredir.Kişi olduğunda bilinçlidir,sahip olduğunda ise kitlesel davranır..Uygarlığın Huzursuzluğu’nda bahsettiği gibi uygarlaştıkça,medenileştikçe,modernleştikçe huzuru bulmaz..Aksine bu gelişmeler bireyi belirli (aslında ihtiyaç olmayan)ihtiyaçların kölesi haline getirir ve birey bireylikten yalıtılarak bir tek hücreli canlıya dönüşür..Yani “olmak” eylemini kaybeder.Bundan kurtulmanın çeşitli yolları vardır.Bu dini bir sofuluk,inzivaya çekilerek tam manasıyla gerçekleşmez.Öyle ki kişinin nefsini terbiye etmeye çalışması,onun sahip olma isteklerinin yoğunluğunun bir göstergesidir ve birey asla arınma ve inziva ile “Olmak” sıfatını(normalde olmak eylemdir fakat eserde bir sıfat olarak kullanıldığı için sıfat diye niteledim) asla gerçekleştiremez.Yine de çoğu dinde zenginliğin,özel mülkiyetin günah sayılması ve ya paylaşılması zorunluluğu,bireyin maddi olanakları ile değil de bu maddi olanakların esaretinden kurtulması ile varoluşu “Olmak” sıfatına uygun düşen örneklerdir..Ve bunların bir çoğuna ben de katılıyorum..

Bu noktada da eleştirmek istediğim bir nokta var.Fromm tüm dinlerin bu yapısına- Budizm’den Hristiyanlığa varıncaya dek- eserinde geniş yer verirken İslamiyeti konuya hiç dahil etmemesi şüphelendirici.Zira bu durumu en çok savunan dinlerden biri İslamiyettir..Örneğin Fromm’un verdiği Hz. İsa’nın özel mülkü reddedişi örneğine binaen Hz. Muhammed kendisine yolundan dönmesi uğruna para teklif edenlere “Sağ elime güneşi,sol elime ayı koysanız ben yine de davamdan vazgeçmem” diye karşılık vererek “Sahip Olmak’ı” reddedip “Olmak”ı tercih etmiştir..Yine de yanlış anlaşılma olmaması adına dinleri kesinlikle kıyaslamadığıma hiçbirine de inanmadığımı belirteyim.Zira ülkemizde öyle bir algı var ki bir dini ve ya ona inananları savunmak despotizm diye görülebiliyor,maalesef ülkemizde en çok inanılan din olan islamiyete en ufak bir saygı yok çoğu zaman..Burada Peygamber VS’si yapmadığımı sadece islamiyetin o kadar din içinden örneklenmemesini eleştirdiğimi eseri okuyanlar anlayacaklardır.

Tevrattaki örneklemelerin çok güzel olduğunu belirtmekle beraber,hem Tevrat hem Kur’an’da geçen “Yusuf ile Züleyha” hikayesinin “Sahip Olmak ya da Olmak” meselesini en iyi anlatan hikayeyi eserde görmek isterdim.Eserde göremediğim için bu hikayeyi “Sahip Olmak ya da Olmak” bağlamında açıklamaya cüret edeceğim..

Bilindiği gibi “Züleyha” “Yusuf”a sahip olmak için ona saldırır ve gömleğini yırtar..Yusuf kaçmaya çalışırken odaya Züleyha’nın eşi Potifar’ın adamları girdiğinde Yusuf’un mu Züleyha’ya,Züleyha’nın mı Yusuf’a saldırdığı bilinmez.Bunun üzerine Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığı görülmüş ve Yusuf’un kaçmaya çalıştığı,saldıranın Züleyha olduğu ortaya çıkmıştır.Bu nokta çok önemlidir davranışlar bir göstergeye dönüşmüş ve bir Sahip Olma dürtüsünü ortaya çıkarmıştır..Hikaye’nin devamında “Yusuf”a haksızlık edilmiş ve zindana atılmış,Züleyha bunun pişmanlığıyla kahrolmuş,çirkinleşmiş ve mahvolmuştur..Sonra Yusuf zindandan çıkınca,sahip olmaya çalışan değil kendi olan,kendi olmuş bir Züleyha bulmuştur karşısında..Züleyha sahip olmak dürtüsünden arınmış,”Züleyha Olmak” yani “Olmak” ile varoluşunu tamamlamıştır..Sonra evlenmişler ve günümüzdeki sahiplik üzerine değil bütünleşme üzerine “Olmak” üzerine bir evlilik yapmışlardır..

Eseri her ne kadar bazı konularda eleştirsem de güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum.Ve kitapla haşir neşir olsun olmasın herkesin okuması gerektiğini,okuyana çok şey katacağını iddia ediyorum..Ayrıca aklıma gelmişken bir noktayı daha eleştirmek istiyorum..Fromm’ Sahip Olmak” ile “Olmak” arasında bir zıtlık olduğunu söylüyor.Ben buna kesinlikle katılmıyorum.Aralarında kesinlikle gerilim vardır bu inkar edilemez ama bunu birbirlerinin sentezi ilan etmek,varoluşu benim nazarımda engizisyonun eline teslim etmektir.Bir insanın varoluşu kesinlikle sahip olmak dürtüsünden yalıtılması ile ölçülemez..Zengin olan birinin nasıl ki kendini hırsa kaptırması mümkünse aynı derecede paylaşma olanağı da o derece geniştir.En azından imkanı vardır..Dernekler,yetimevleri,aşevleri kurabilir parasını paylaşma yoluyla da var olabilir.

Ayrıca aktiflik ve pasiflik karşıtlığı da eserde hoşuma gitmedi.Zira kişinin aktif olarak varolacağı,pasif olursa varoluşun anlamsız olacağı yönündeki savı baştan başa yanlıştır..Örneğin Kafka’nın ünlü eseri “Dönüşüm”ü ele alalım,Gregor Samsa bir sabah yatağında kendini bir böcek olarak bulur.Bu böcekleşme olgusu bir derealizasyon ve depersonalizasyon çeşididir.Birey beden algısı yetiyitimine uğramıştır, kendi bedenini hissetmemekte,dış dünyadan kendini yalıtmakta ve pasifize olmaktadır.Bu yokoluş çeşidi bir varoluş felsefesi doğurur..Kafka’nın birçok romanında bu pasiflik durumu işlenir.Ve bu pasiflik Kafka karakterlerinin varoluş biçimidir.Bu bakımdan eserdeki Aktiflik-Pasiflik Olmak-Sahip Olmak mantalitesine dayandırılmasını yanlış buluyorum…

Bu sıkıcı incelemeyi okuyan,okumayan herkese teşekkür ediyorum..Ve son kez eserin okunması gereken güzel bir eser olduğunu fakat eleştirilecek noktaları olduğunu belirtmek istiyorum.Herkese keyifli okumalar…

Matilde, Sevme Sanatı'ı inceledi.
24 May 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Bu kitap benim elimde eskidi. Herkese verdim (hatta kaybolsun elden ele dolaşsin istedim) fakat hep geri döndü, çünkü okuyan herkes bu kadar çizilmiş, karalanmış, notlar alınmış bir kitabi geri vermemezlik edemedi. Aklınızı, empati yeteneğinizi, iç görünüzü, benliğinizi ve kaleminizi alın oturup okuyun. Bittiğinde tatmin duygusu hissediyor olacaksınız ve sevgi alanlarınızda farklı açılar geliştireceksiniz.
Girişte Paracelusun dizeleri kullanılmış. Der ki: "Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri, üzümleri hiç tanımıyor demektir".

Merve, Sahip Olmak Ya da Olmak'ı inceledi.
02 Tem 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Eğer herkese okutabileceğim bir kitap hakkım olsaydı okutacağım kitap 'Sahip Olmak ya da Olmak' olurdu.

Okuduğum bölümün bana en büyük katkısı hiç kuşkusuz ki bu bilim insanlarını tanıma fırsatı sunması oldu. Belki de hayatım boyunca elime geçmeyecek bu kitabı erken sayılabilecek bir yaşta okuduğum için şanslı sayıyorum kendimi. Ama üzüldüğüm bir diğer nokta eğitim sistemimizin bu önemli insanları bizlere yalnızca isim olarak tanıtmaktan öteye gidememesi. Neden bizler üniversite sıralarında Erich Fromm tartışamıyoruz ki?

Kitaba gelirsek özellikle toplum olarak şu an bu kitabı okumaya oldukça ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim. "Kullan, tüket, at" alışkanlığı yediden yetmişe herkesi sarıp, toplumsal bir karakter haline büründüğü için, kitap tünelin sonundaki ışık niteliğinde. 'Eğer insan yalnızca sahip olduğu şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir.' Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım metninin ilk cümlesi ve kitabın özü de diyebiliriz aslında.

Erich Fromm uzun yıllar üzerine çalıştığı ve büyük bir birikimle oluşturduğu, 1976 yılında yayınladığı bu eseri, endüstri toplumlarında 'sahip olmak' üzerine kurulu insan karakterlerini ve sahip olmanın karşısında yer alan 'olmak' ın tanımı yapmakla başlıyor. Sahip olduklarımızdan ibaret olmaya başladığımızı anlatan Fromm nasıl 'olmak' yönünde değişmemiz gerektiğinden bahsediyor. Olmak terimi oldukça soyut bir kavram olmasına rağmen basitçe; aktif olmak, düşünebilmek, paylaşmak, özgürleşmek, insanlara yönelmek ve doğaya dönmek olarak ifade edilmekte kitapta. İşte insanın asıl mutluluğu da bu ‘olmak’dan geçiyor.

Sahip olmak ve olmak kavramları kitapta farklı birçok açıdan ele alınmış, bu en sevdiğim noktalardan biriydi. Okumak, konuşmak, sevmek hatırlamak gibi günlük hayatımızdaki değişik pencerelerden irdelenen kavramlar, insanın yaptığı eylemleri her başlık altında tekrar sorgulatabilme fırsatı yaratmış.

Kitabın en sevdiğim noktalarından bir diğeri de son bölüm 'Yeni İnsan- Yeni Toplum' oldu. ‘Sahip olmak’ ilkesinden ‘olmak’ ilkesine geçmemiz gerektiğini savunan Fromm, kitabın sonunda bazı öneriler sunmuş okuyucuya. Yeni toplumların oluşabilmesi için öncelikle insanın kendini değiştirmesini vurgulayarak yeni insanın özelliklerini sıralamış. Ardında yeni toplum yapısı hakkında görüş ve planlarını açıklamış. Ayrıca kitapta bu konuyla ilgili olanlar için birçok kaynak da önerilmiş.

‘Sahip Olmak ya da Olmak’ şu ana dek okuduğum kitaplar arasında en iyilerindendi. En yakın zamanda tekrar okuyacağım ve sık sık açıp not ettiğim yerleri gözden geçireceğim. Siz de sahip olmaktan kurtulup olmak isteyenlerden iseniz bir an önce bu kitabı okumanızı öneririm.

Hatice Gümüş, Sevme Sanatı'ı inceledi.
02 Tem 2017 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 10/10 puan

Günümüzde içi boşaltılan sevgi kavramı üzerine çok derinlemesine bir inceleme yapılmış. Sevginin bir sanat olduğu ve emek, bilgi, saygı, hoşgörüyle birlikte öğrenilen bir duygu olduğunu belirtmiş, nasıl ki bir kuyumcu işini öğrenmek için emek harcıyor ve işini öğreniyorsa sevgi de öyle bir duygudur. Sevginin bir başka yönü ise sevgi öncelikle vermektir, almak değil. Rahat bir kafayla ve anlayarak okunduğunda yararlı olacaktır. Lakin bu sanatın istediğiniz kadar ustası olun, karşınızda bu sanatı icra edebileceğiniz bir hammadde (sevgili) bulabileceğinizi sanmıyorum. Kitabın en güzel mesajı narsistliği bırakın mesajı. Severken kendinizi değil karşınızdakini düşünün.

Mehmet Reşit, Sevme Sanatı'ı inceledi.
 19 Kas 2017 · Puan vermedi

Spoiler!

Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı kitabıyla sevgiyi irdelemiş, sevgi edimini sanat olarak görmüş ve onun da Sanat'ta olduğu gibi emek harcanarak, aşama katedilerek ve belirli bir olgunluğa eriştikten sonra ulaşılabileceği görüşünü savunmuştur. Sevmenin sanıldığı gibi kolay bir "iş" olmadığını -burada dikkat çekilecek bir noktada sevginin duygu değil, bir eylem olduğu- Hem bireysel olarak, yani karşılıklı ilişkilerde kişinin bir nesne olarak görülmesi itibariyle tüm insani özelliklerinin önemsemeksizin, maddi durumuna, fiziksel yapısına ve kendi durumuna uygun birini arayıp bulduktan sonra onu istediği şekilde yönlendirebilmesi, yaptırımlarda bulunması sevginin yoksunluğunun işaretiyken, diğer taraftan çağdaş dünyada, kapitalist sistemde insanın metaya dönüştüğünü, kişiliğinin ürün gibi satılabildiği, ekonomik olarak insanların birer araç olarak kullandıkları görülüyor. Buna karşılık toplumsal hayatta sevgi yoksunluğunun insanı birbirine yabancılaraştırdığını da söylemek gerekiyor.

Bir diğer konu da Sevgi ile Aşk arasındaki fark?
Aslında bu ikisini kıyaslayarak arasındaki farkları bulmaya çalışmamız yanlış olur.Ancak bir şey söylemek gerekirse, aşkta yaşanılan ani yakınlaşmanın altında yatanın cinsel çekicilik olduğu, anlık ve geçici bir duygu durumuyken, sevginin zamanla oluşabilmesi ve etkilerinin kalıcı olması bakımından onları birbirinden ayırır.
Ayrıca cinsel sevginin aldatıcı yönünü de katarsak, Fromm'un da dediği gibi "Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır." Yani taraflar bu sevgi ile bir bütün olamaz. Aksine birbirinden uzaklaşır ve yabancılaşırlar.

Herhangi bir işte veya sanatta olduğu gibi sevgide başarılı olmak için bazı şartlar gereklidir:
Disiplinli olmak, ona yoğunlaşıp tüm dikkatini vererek ve sabırla sürdürerek sağlanabilir. Ayrıca sevginin önünde bazı engeller vardır. Korku,nefret gibi. Bunları ortadan kaldırdıktan ve İnançla cesaretle onu istedikten sonra elde edilebileceği gösteriliyor.

Ele aldığı bir konu da, Kardeşlik Sevgisi,
En temel, en geniş kapsamlı sevgi çeşididir diyebiliriz buna. Yani bir anlamda bütün insanlığı sevmektir aslında. Birbirleri arasında yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olur insanlar. Kişinin hiçbir özelliğine bakmaksızın "özünde insan olduğu için sevmektir." Bir bakıma kardeşlik sevgisi, insanlar arasında eşitliği esas alır. Fromm bu konuda: "Çaresiz birini sevmek, yoksul ve yabancı birini sevmek kardeşlik sevgisinin ilk adımıdır." ifadesini kullanıyor.

Anne Sevgisi
Öyle görünüyor ki anne sevgisi tüm sevgi çeşitleri arasında en saf ve en temiz olanıdır. Çünkü anne sevgisi koşulsuzdur. Hiçbir karşılık beklemez. Çocuğunu sevmesi için sadece bu yeterlidir. Onun bakımını korunmasını sağlamaya çalışır ve gelecekte mutlu bir yaşam sürmesi için çabalar. Duygusal bağın en derin olduğu sevgi türüdür.

Kendini Sevme'de insan Narsist ya da bencil olursa sevme yetisinden gerçek anlamda yoksundur. Buna karşılık sevgi insanın kendisini sevmesi ile başlar. Yani benim diğer insanları sevebilmem için öncelikle kendini sevmem gerekir. Aynı öze sahip olan insanların bir bütün olabilmesi bireyin kendisinden geçiyor. Tanrı sevgisinde de bu böyledir.

Son olarak Sevgi'nin tanımını, nasıl olabileceğini şu sözlerle çok iyi bir şekilde açıklıyor Fromm:
"Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden bağlanır, her biri kendisini varlığının özünden tanırsa gerçekleşir. İnsan gerçeği de, canlılığı da sevgisinin temeli de, işte bu "özden tanıma" deneyimidir. Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır. Bir köşede dinlenme değil, çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken, kendi kendileriyle bütünleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır; bağlılığın derinliği, seven kişilerin her birinin, ilgisindeki canlılık ve güçlülük. İşte bunlardır sevginin sunduğu meyva..."

Belkıs Aslan, Sevme Sanatı'ı inceledi.
28 Şub 22:08 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

"Sevgi neydi ? Sevgi emekti. " diyerek yeşilçam girişi yapmak istedim. Malum hepimiz bu final sahnesinde tüyleri diken diken olan insanlarız . Belki de bizim tüylerimizi diken diken eden aslında Ilyas'ın sevmeyi bilmemesiydi. Yada bizim Ilyas'in ilgisini sevgi sanmamizdi . Konu aslında sevgi . O yüzden böyle bir giriş yaptım. Herkesin sevgi tanımı var midir bilmem ? Benim sevgi için tanimim FEDAKÂRLİK.  Evet bu sevgi karşıdaki insan için birseylerden vazgecmektir, diyorum ben. Ama yazar diyor ki ; önce sen kendini sevmelisin.  Kendini sevmeyen insan başkasını sevemez . Kendimizi seversek egoist olmazmisiz . Sadece narsistlik düzeyinde değilse kendinize olan sevginiz o zaman birilerine sevgi besleyebilirsiniz, diyor . Efendim okunması gereken akıcı bir kitapti. 
"Aaa gerçekten öyle . Acaba onun için ne söylüyor ? Beni anlatıyor . Hah bu o ." diyeceğiniz bir sürü cümle olacak kitapta. Psikoloji sevin yada sevmeyin  . Değişen bir şey olmayacak . Bu kitabı seveceksiniz . Ha profilimdeki alıntılar zaten kitabı az da olsa anlatır diye umuyorum . (NOT ; psikoloji sevenlerin kitapliginda bulunması gereken bir kitap ) Şimdiden keyifli okumalar :)

Bütün İncelemeleri Göster