·
Okunma
·
Beğeni
·
5123
Gösterim
Adı:
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
Baskı tarihi:
Ocak 1994
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753880190
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Heart Of Man Its Genius For Good And Evil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Payel Yayınları
Yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan birtakım nitelikleri gerektirir. Yaşamı yoketmekse yalnızca bir tek niteliği -şiddete başvurmayı- gerektirir. Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yokederek onu aşabilir. Böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister, yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer. Caligula'ya şunları söyletirken Camus, bu fikri özlü olarak dile getirmiştir: "Yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin insanı kendinden geçiren gücünü yaşıyorum; bununla karşılaştırıldığında yaratmanın gücü çocuk oyuncağından başka bir şey değildir." Bu, sakatların, yaşamın kendilerinden insanca güçlerini olumlu bir biçimde ortaya dökme yetisini esirgediği kimselerin kullandığı şiddettir.
(Arka Kapak)
143 syf.
·5 günde·Beğendi
Sevgi ve şiddetin kaynağı nedir? İnsan kurt mudur, koyun mudur? Ölümü sevenlerle(nekrofiller) yaşamı sevenler(biyofiller) arasında temel bir ayrım yapılabilir mi? Hepimiz nekrofil, narsist ya da ensest özellikleri içimizde mi taşıyoruz? Hitler gibi yıkım insanlarının nasıl değerlendirmesi gerekir? İnsan özgür müdür? Erichh Fromm okumak ayrıcalık mıdır?

Geçenlerde Erich Fromm’un “Yaşama sanatını ya da mutlu olmayı gösteren belirli reçeteler yoktur. Birkaç kitap karıştırmakla kolay formüller bulunacağını sanmak da, yanıltıcı olur” alıntısına denk gelmiştim. Alıntıyı görmeden önce Alfred Adler’den Yaşama Sanatı’nı okumayı düşünüyordum. Aslında iyi yaşamak ya da mutlu olmak için bir kitaba bel bağlamak gibi bir nedenim yok ama yine de biraz ertelemeye karar verip bu kitabı okudum. Kitap açık açık sevgi ve şiddeti tanımlamıyor, sevgi ve şiddete kaynak olan eğilimleri referanslarla açıklıyor. Ama illa bir tanımlama yapmak gerekirse benim kitabı okuduktan sonra çıkardığım sonuç: Sevgi, şiddetin ta kendisidir, olduğu. Hatta kitap “sevgi şiddetin ta kendisidir” diye bağırıyor gizli gizli. Fromm’un en büyük referansı kuşkusuz Freud. Her bölüme Freud’un düşünceleri ele alınarak başlanıyor. Ama Fromm, Freud’un değerlendirmelerinin çok azını kabul ediyor, bununla da kalmayıp açıktan giydiriyor. Nedeni ise Freud’un terimlerle dolu bir dile kaçarak anlaşılmasını zorlaştırması ve her şeyi libido teorisine göre açıklamaya çalışması. Buradan da anlaşılacağı gibi Fromm’un dili gayet net ve kavramada zorluk çektirmeyecek nitelikte. Yaşama karşı olan, ağır ruh hastalıklarının ve kötülük denen kavramın özünü oluşturan 3 eğilimden bahsediliyor kitapta: Ölüm sevgisi, bireysel ve toplumsal narsizm, ensest bağları. Peki, nasıl oluyor da bunlar sevgi ve şiddete nasıl kaynak oluyorlar bakalım.

Sokağa çıkıp “Nekrofilya ya da Nekrofili nedir?” diye bir anket yapsak insanlar bu soruya iki şekilde cevap verirlerdi sanırım. Bunların ilki, bilmiyorum; ikincisi ise ‘ölüye karşı cinsel arzu beslemek’ olurdu. İlk cevap tamamıyla doğru. Ama ikincisi hakkında doğru bilinen bazı yanlışlar var(mış). Normalde ikinci cevap nekrolfilya teriminin karşılığı olarak kullanılıyor. Ama Fromm bu tanıma eksik ve aydınlatılması gözüyle bakıyor. Fromm’un anlattığı kadarıyla “nekrofilya” ölüm sevgisi demek. Ölüme âşık olmak, cesetlerin, pisliğin, çürümenin çekimine kapılmak, yaşamı öldürmek demek. Ölümü sevenler yani nekrofiller için kitapta genel bir profil çiziliyor. Değerlerini yaşamdan değil ölümden alırlar. Gücü severler. Güçlü olanlar güçlerini hayat vermek için değil yok etmek için kullanırlar. Güçsüzler ise öldürene taparlar. Düzen ve kontrol hastası olduklarından yaşam denen düzensizliğe karşı korku beslerler. Ölümseverliğin aşırı görüldüğü bir insanda soğuk, cildi ölü gibi ve yüzünde de kötü bir koku almış gibi bir ifade vardır. Bu profile en uygun kişi kitapta Hitler olarak görünüyor. Aslı var mı bilinmiyor ama kayıtlarda Hitler’in bir cesedin başında trans durumunda olduğu geçilmiş. Bu açıklamalardan sonra ‘ölüye karşı cinsel arzu beslemek’ gibi bir cümleye indirgenen nekrofilyanın aslında tam manasıyla öyle olmadığını anlıyoruz.

Günlük hayatta kendini beğenmişler için en çok kullandığımız kelimelerden biri narsistir. Peki, nedir bu narsist? En basit örneğiyle kendi bedenini, kendi yüzünü, şeklini şemalini beğenip de başkasını beğenmeyen kişidir. Bu kişiler başkalarının sözleriyle ilgilenmezler. Gevezedirler. Akli yargının nesnelliğini ben olduğum için öyle diyerek çarpıtırlar. En ufak eleştiriye gelemeyip öfkeden kudururlar. Tam bir delilik hali. Bir toplumun yaşaması için o toplumu oluşturan bireylerin kendi yaşamlarından çok toplumun yaşamına önem vermeleri, diğer topluluklardan üstün olunduğuna inanması ölçüsüne bağlıdır. Yani bireysel narsizm grup narsizimine dönüştürülerek toplumun geleceği sağlanabilir, diyor kitapta. Burada çevirmenin notlarına dönmekte fayda var. Erich Fromm bir Yahudi idi. Çevirmen “Nazi soykırımının Fromm’u etnik azınlıklar konusunda epeyce duyarlı kıldığı açık. Ama aynı duyarlı Fromm, İsrail yönetiminin Filistin halkına karşı yürüttüğü şiddet politikalarına karşı da benzer bir duyarlılık gösterebilmiş midir? Ben kendi adıma böyle bir bulguya rastlamadım” diyor. Fromm’un bu ikilemi, bireysel narsizmden grup narsizmine geçişi, bunların, anlatan kişiyi bile sürüklediğini göstermek için güzel bir örnek olabilir. Ama buna birazcık kendi ayıbına kılıf uydurmak da denilebilir.

Ensest. Yine yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konu. Ana saplantısı. Doğduğumuz karna bilinçsizce tekrar dönme, özgürlüklerden kaçış isteği. Bu saplantının bilinen en iyi örneği kuşkusuz Oidipus Kompleksi’dir. Ensest saplantısının en hafif düzeyi bir erkeğin onu teselli edecek, koruyacak, ona hayran olacak ve analık yapacak bir kadın arama çabalarıdır. En derin düzeyi de ‘ensest sembiosi’dir. Ensest sembiosisinden bağlanan kişinin bağlandığı kişiyle ayrılmaz bir bütün olduğu düşüncesini anlamamız gerekiyor. Yine ölüm sevgisi ve narsizmde bahsettiğimiz çoğu şey ensest bağlarında da geçerli. Normal bir insan istese de istemese de biraz ensesttir. Ensest deyince insanlar genelde cinsel yönden bir şeyler düşünüyorlar ama sadece ensestin deliliğe uzanan seviyelerinde cinsel sapmalardan söz edilebilir(miş). Şimdiye kadar sevgi ve şiddete kaynak olan 3 eğilimden bahsettim. Bu üç eğilim birbiriyle çok yakından ilişkili. Normallik seviyesinin aşıldığı boyutlarda bu üç eğilim yıkımın, ölümün kaynağı oluyorlar. Tıpkı Hitler’de olduğu gibi.

Sevginin, şiddetin ta kendisi olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliriz. Ölümü severiz, yaşamı yıkarız; kendimizi severiz, karşımızdakini yıkarız; ve ana karnını severiz, dışarıyı yıkarız.

Gelelim, “Erich Fromm okumak ayrıcalık mıdır?” sorusuna. Çevirmen, Erich Fromm okuyup da bu okumanın amacını sonradan çarpıtmış kişilere şöyle diyor: “Bazı insanlar, “Erich Fromm okuyan ayrıcalıklı sınıfın üyeleri olarak,” herkesi anlama yanılsaması içinde, kendilerini dünyadan, yaşamdan soyutlayarak küçük, kapalı gruplar içinde dışarıya karşı bir türlü dile gelmeyen, ama grup içinde dinamikleri işleyen yoğun yıkıcılık tepkiler üretiyor.” Sorunun cevabını vermeden bir soru daha soralım. Bu tür kişiler sadece Erich Fromm okuyan kişilerden mi çıkıyor? Ah, keşke sadece onlardan çıksaydı. Erich Fromm okumak ayrıcalık değil ama iyidir. Okuyan mutlaka bir şeyler öğrenip, bir şeyleri sorgulayacaktır. Ve şimdi de sadece Erich Fromm okumayı ayrıcalık olarak görenlere değil kendini ayrıcalıklı gören o küçük gruplara da elimizi sallayıp incelemeyi bitirelim.
143 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Erich fromm psikoloji de ve sosyal ilişkilerde okunması gereken yazarlardan..
Bu kitabinda insanın kurt mu? Yoksa kuzu mu? Olduğunu irdelemiş.Kendisi Yahudi asıllı bir Alman olan Fromm ırkçılık zemininde oluşan şiddet nedeniyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış, ABD’ye yerleşmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tanımına göre şiddet; sahip olunan gücün yaralanma veya kayıpla sonlanan/sonlanma olasılığı yüksek bir biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba veya bir topluma karşı tehdit yoluyla ya da bizzat bunun uygulanmasıdır.

Bu eseri de çok kıymetli kitapta şiddet konusu irdeleniyor.Trafikte, okulda, işte, parkta sosyal medyada ve insanlarla etkileşim içinde olunan her yerde pozitif veya negatif korelasyonla, şiddet hayat denkleminde bir parametredir.Bu da ortaya güvenlik kavramını çıkarıyor. insanın asıl özü, farklı şiddet biçimleri, ölüm sevgisi, narsisizm,kandaşla cinsel ilişki yaşam sevgisi, ve özgürlük gibi kavramlarınin kitapta incelendiğini söyleyebilirim.Fromm kitabın daha başların da Herkesin içinde kötünün ve şiddetin var olduğu bunun belli koşullar altında kendini belli oranda dışa vurduğu üzerinde duruyor  Buradaki bu yaklaşım aslında Freud’un id, ego ve süper ego yaklaşımındaki bütünsellikle bir benzerliği akla getiriyor . İlkel kendi içimizde sürekli yaşamaktadır lakin toplumsallık ve iyi olma çabası ilkeli bastırmamızı sağlamakta Freud’un daha çok cinsellik üzerinden yaptığı tartışmayı Fromm şiddet üzerinden yürütüyor.

Aslında etrafımıza baktığımız zaman ülkemiz de bilhassa ilişkiler içinde görürüz daha sık tabi ebeveyn_çocuk arasında da yaşanıyor maddi manevi olarakta ama sevginin dozunu kaçırmak ya da sevgisizlik kıskançlık, intikam duyguları psikolojik ve fiziksel şiddeti beraberinde getiriyor tabi bahanesi olan da sebep uydurup yapıyor.Bana göre bu insanların her birinin tedaviye ihtiyacı var mesela adam cinsel sorunu olduğu için yapıyor olabilir,ya da işsizlikten yoksulluktan dolayı,ya da kıskançlıkla ilgili,kadın da sevilmediği ,yalnizlastigi,daha çok iyi görünmek için yapıyor olabilir.Bu konu da Fromm, şiddeti sınıflandırırken bu örneklemelerle tepkisel şiddet, öç alıcı şiddet, ödünleyici şiddet, kana susamışlık gibi şiddet biçimlerinden bahsediyor.Bu konunun detaylı halini anlatmak yerine okumanızı isterim :)


Şiddetin nedenlerine baktığımızda psikoloji araştırmaları hayvanda ve insanda hükmetme güdüsünün biyolojik temeline ve yaşamsal önemine işaret eder. Hükmetme güdüsü, saldırganlığa yol açabileceği gibi iyi bir çevresel yönlendirme ile sporda üstünlük ve liderlik gibi olumlu yönlere de gidebilir.Hükmetme güdüsünün saldırganlığa dönüşmesi, kişinin çocukluğundan başlayan engelleme sonucu oluşan öfke ve sıkıntı ile olabilmektedir.

Kitabın ülkemiz gündemine de çok iyi kılavuzluk yaptığını düşünüyorum.En çok fiziksek ve psikolojik şiddetin olduğu Kadina yönelik olansa devlet korumalı, örgütlü cinayetlerdir.kendinden güçsüz birine el kaldırmak acizlerin ve zavallıların başvurabileceği bir yoldur.Kadinlar da tabi tercih konusunda dikkat etmeli o ayrı konu.
Her gün yeni bir iğrençliğe uyanmaktan canım yanıyor bu konun zihinler de bitmesi tarafındayım lafla olacak iş değil çünkü herkes konuşuyor..Lafla peynir gemisi yürümediği için de (şiddet)etkisini arttırıyor duyarı sadece oluşan olayla etkili olup dediğim gibi geçiyor.Ülkemizde aile yapısı gelenekler vb. sonucu, fiziksel ceza ile büyüyen çocuklarda, iç kontrol gelişimi yetersiz kaldığından, öfkelendiğinde saldırganlaşıyor, çok sıkı dış kontrol varlığı, iç kontrolün gelişmesini gereksiz kıldığı için vicdan (ahlak) gelişimi olmamış erişkin bireylerle karşı karşıya kalıyoruz bu da ayrı bir sebeptir.

Gençlik döneminde davranışların şekillenmesi ve bireyin kendini kanıtlama, bağımsızlığını ilan etme gibi amaçlar güderek şiddete yönelmesinin yanı sıra romantik ilişkilerin de daha net bir biçimde yaşanmaya başlanması şiddet algısına yeni bir boyut olan, flört şiddetinin tartışılmasına neden olmuş. Flört şiddeti; evli olmayan partnerlerden birinin ya da partnerlerin birbirlerine cinsel, fiziksel, sözel ve duygusal istismar uygulaması ve sosyal kısıtlamalar yapması olarak tanımlanmakta daha çok. Bu konuda Flört ilişkileri gençlerin yetişkinliği öğrenmeleri için faydalı olsa da henüz olgunlaşmamış bu bireylerde şiddete eğilim görülmesinin nedeni; kadın partnerler için erken yaşta flörte başlamak, erken yaşta cinsel aktivitede bulunmak, geçmişte şiddete uğramak, aile içi şiddet görmek ve toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle kadına uygulanan şiddetin benimsenmesidir. Erkek partnerlerde ise iletişim becerilerinin yetersizliği, kişiler arası şiddete maruz kalmış olmaları ya da bu duruma tanık olunması ve toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle ilişkilerde erkek partnerlerin kadın partnerlerinden daha üstün olduğu düşünülerek şiddetin normal bir davranış olarak algılanmasıdır.

Saldırganlık öğrenilen bir davranıştır. Gözlem ve taklit ile küçük yaşlardan itibaren öğrenilir. Çocukluğunda kendisi dayak yiyen, kendi çocuğunu ve eşini döver.

Siddetin psikoloji öğrenilmesi lazım.Şiddete yönelik tüm yaklaşımlar Fromm’da olduğu gibi konuyu bütünsel bir açıdan ele almalı ve burada gerek insansal(genetik) yönler gerekse de çevresel etmenler göz ardı edilmemeli İnsanın içerisinde var olan şiddet ve sevginin dışa vuruluşundaki süreç incelenmelidir.

Işte tam da bu konular da İnsanın neden şiddete başvurduğunu, hangi koşular altında şiddet içeren tavırlar gösterdiği kitap içerisinde yanıtı aranan en önemli soru olarak karşımıza çıkmakta ve bu yanıt insanın kendi içerisinde sahip olduğu dinamiklerde zıtlıklarda aranmaktadır. Kuzu-kurt tezatlığı ile insanın hem kurt hem kuzu olduğu bu iki olguyu da bünyesinde topladığı ve belli aralıklarla birinin diğerine oranla baskın durumda olduğunu belirtiyor. Şiddetin ön planda olduğu durumlarda insanın içinde ölüm sevgisi, hastalıklı narsisizm ve kandaşla cinsel ilişki sapkınlığı gibi üç temel kötülük eğiliminin bulunduğunu belirten Fromm; bu yıkıcı olgular karşısında kişinin yaşam sevgisini, insan sevgisini ve bağımsızlığı kullanarak karşı durma eğilimine dair bir davranış geliştirdiğini ifade ediyor.


Kitapla ilgili daha fazla detay ve Frommun görüşlerini öğrenmek isterseniz;

https://www.cafrande.org/...kuzu-mu-erich-fromm/

Kitaptan önemli alıntılar;

"günümüzde yaşama yaklaşım gittikçe mekanikleşmektedir. başlıca amacımız nesne üretmektir; bu nesnelere tapma süreci içinde kendimizi de mala dönüştürürüz. insanlar sayılar gibi işlem görür. burada sorun insanlara iyi davranılıp davranılmadığı (aslında cansız nesnelere de iyi davranılabilir) ya da onların iyi beslenip beslenmedikleri değildir; sorun insanların cansız nesneler mi, yoksa canlı varlıklar mı olduklarıdır. insanlar canlı yaratıklardan çok mekanik araçları sevmektedirler. insanlara zihinsel-soyut bir biçimde yaklaşılmaktadır. insanlara canlı bireyler olarak değil ortak özellikleri, kitle davranışlarının sayısal kuralları açısından nesne olarak yaklaşılır...dev üretim merkezlerinde, dev kentlerde, dev ülkelerde insanlar cansız nesnelermiş gibi yönetilmektedirler; insanlarla onları yönetenler cansız nesnelere dönüştürülmüştür; cansız nesneleri yasalara uyarlar. ne var ki insan cansız bir nesne olarak yaratılmamıştır; nesneleşirse yok olur; nesneleşme süreci tamamlanmadan önce de insan umutsuzluğa düşerek yaşamı yok etmek ister."

"yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan birtakım nitelikleri gerektirir. yaşamı yok etmekse yalnızca bir tek niteliği, şiddete başvurmayı gerektirir. güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yok ederek onu aşabilir. böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. yaratmayan bir insan, yok etmek ister. yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer. caligula‘ya şunları söyletirken camus, bu fikri özlü olarak dile getiriyordu: -yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin insanı kendinden geçiren gücünü yaşıyorum; bununla karşılaştırıldığında yaratmanın gücü çocuk oyuncağından başka bir şey değildir. bu, sakatların, yaşamın kendilerinden insanca güçlerini olumlu bir biçimde ortaya dökme yetisini esirgediği kimselerin kullandığı şiddettir."

Kitabındaki şu yorum bana çok çarpıcı geliyor: “Diktatörler kendi düzenlerini oluştururken insanların kuzu olduğu fikrine dayanırlar. Hatta bu kuzu koyun olma nedeniyle, kendi adlarına karar verecek önderlere gereksinme duyarlar. Önderler de şuna içten inanırlar, acı da olsa ahlaksal bir görevi yerine getirmekte olduklarına, insanların omuzlarından sorumluluk ve özgürlük yükünü aldıklarına”

Tavsiye eder iyi okumalar dilerim.
143 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Kafamda birçok şey aydınlandı bu kitapla birlikte, okunması kolay Freud'a nazaran ama roman okur gibi hızlı hızlı değil düşüne düşüne sorgulaya sorgulaya ilerlenmeli bana kalırsa. Ben hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak için sindire sindire okudum. Aklımda yer edinen bazı yerler şunlardı:

* Dini veya siyasal liderler yandaşlarını düşman tarafından tehdit edildiklerine ikna ederek tepkisel düşmanlıktan doğan bir karşı koyma duygusu yaratır. Her iki taraf da sanki saldırıya karşı kendini savunuyormuş gibi davranır çünkü liderler onları buna yönlendirir. Zamanında Hitler'de sanki Polonya düzenlemiş gibi kendi ordusuna yalancı bir saldırı tertipler ki Polonya'ya karşı giriştiği haksız saldırıyı haklı çıkarabilsin.

*Ölümsever kişiyi şöyle tanımlıyor, ölümsever kişi nesneye ancak sahip olduğu zaman ilgi duyabilir bu yüzden onun sahip olduğu şeylere yönelen tehdit kendisini yöneltilmiş gibidir, sahip olduklarını yitirirse yaşamının anlamını da kaybeder. Onları kaybetmektense yaşamını yitirmeyi tercih eder. Denetime tutkundur, denetlerken yaşamı öldürür. Yaşama karşı derin bir korku duyar çünkü yaşam düzensiz ve denetimsizdir. Yasalara ve düzene taparlar. Düzenli, saplantılı bilgiçtirler. Benizleri ölü gibidir, soğukturlar. Durmadan kesinlik peşinde koşar. Ama yaşam kesin, önceden belirlenebilir, denetlenebilir bir şey değildir; denetlenebilir kılmak için yaşamı ölüme dönüştürmek gerekir, yaşamda kesin olan tek şey ölümdür. Ölümsever kişiler sadece Hitler, engizisyoncular ararında görülmez: öldürme olanağı ve gücü bulunmayan ama ölüm sevgilerini daha zararsız biçimde belli eden bireyler vardır. Örneğin sürekli çocuğunun hastalıkları, başarısızlıkları, geleceği konusunda karamsar varsayımlarda bulunan anne çocuğundaki olumlu gelişmelere sevinmez, neşesine tepki göstermez. Bu anne çocuğuna gözle görülür bir zarar vermez ama onun yaşama sevincini, büyümeye duyduğu inancı yavaş yavaş öldürür; çocuğa kendi ölümseverlik eğilimini aşılar.

* Toplumsal narsisizm için de toplumların liderlerinin onlara yüklediği aşırı gereksiz özgüven diyebiliriz. Hitler mesela Rusya'daki kışın etkisini küçümsemiş orduları kendi gücüne inandırmıştı ama sonuçta binlerce asker öldü, gerçekliği nesnel bir gözle göremiyordu. Toplumlara en üstün topluluğun onlar olduğu diğer bütün toplulukların aşağı olduğu öğretilir. Dinsel topluluklarda yine kendi topluluğunun gerçek Tanrı'ya inanan tek topluluk olduğu, diğer toplulukların hepsinin saptırmış inançsız kişilerle dolu olduğu işlenir ve topluluk narsisizmi geliştirilir. Ben bunun savaşların temel nedeni olarak görüyorum, insanları birbirine ne kadar ötekileştirirsen o kadar nefret ederler ve savaşa haklı gerekçe olarak toplu nefret yeter.

*Birey kendisini dünya vatandaşı olarak görebilirse, ülkesinin başarılarındansa insanlığın başarılarından söz etmeyi gururlanmayı öğrenebilirse yararlı narsisizmden bahsedebiliriz diyor özetle, ki sonuna kadar katılıyorum.

" Sadizmin özü başkalarına acı vermek değildir. sadizmin gözlenebilen tüm değişik türleri, tek bir temel dürtüye dayanır: başka bir insan üzerinde tam bir egemenlik kurmak, onu isteklerimizin çaresiz bir nesnesi durumuna sokmak, onun tanrısı olmak, onunla istediğimiz gibi oynayabilmek. o insanı aşağılamak, tutsak etmek, asıl amaca giden yollardır; asıl amaç da o insana acı çektirmektir; çünkü kendini savunma gücünü yitirmiş bir insan üzerinde, ona zorla acı çektirmekten daha büyük bir egemenlik kurma yolu yoktur''

''Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yok ederek onu aşabilir. Böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister, yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer''
143 syf.
Kafamı karıştıran sebebini bilmedigim bir cok seye yanit bulmama ragmen ilerleyen gunlerde birkez daha okumam gerekiyor tam anlayabilmek icin
Erich fromm la ilk tanismam oldu bu kitabini hakkiyla anladiktan sonra diger kitaplarini da okumak kismet olur insallah
143 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Freud okumaları yapmış olanların okuması gereken bir kitap. Kitap sonlara doğru Budizm ve Hıristiyanlık üzerinden anlatımlar yapıyor sonu biraz sıkıcı. Bazen de tekrarlar vardı ancak okumaya değer bir ruhbilim çalışması..
143 syf.
·Beğendi·8/10
bu kitabın türkçe çevirisinde geçen “kandaşla cinsel ilişki bağlılığı” olarak tercüme edilmiş olan kısmın asıl hali “incestuous ties”; veya bazı yerlerde “symbiotic–incestuous fixation” olarak yazılmış. ıncestuous kelimesinin birinci anlamı “ensest yapan veya yapılan” ve kitabı çevirenler de zannediyorum bu yüzden “kandaşla cinsel ilişki” olarak çevirmiş o kelimeyi, ancak incestuous’un ikinci bir anlamı daha var ki bence kitapta da bu anlamda kullanıldı. ikinci anlamı, “aşırı derecede yakın ve dış etkilere karşı dirençli ilişki” olarak açıklanmış ki ben de bu durumu açıklayan türkçe kelime bulamadım.

bana göre “infectuous” terimi ile yazarın anlatmak istediği; anneye veya anne yerine geçen başka bir nesneye, kişinin o nesne ile tek bir varlıkmış gibi veya onun bir parçasıymış gibi davrandığı bağımlı ilişki türüdür. o yüzden eserde “kandaşla cinsel ilişki bağlılığı” olarak geçen kısımları bu anlamda düşünerek okumak, eseri anlamak açısından daha faydalı olur diye düşünüyorum. çünkü kitap okununca da görüleceği üzere bu bölümlerde ensest ilişkilerden bahsetmiyor. ayrıca kitapta çürüme sendromu’na neden olan 3 eğilimden biri olan “kandaşla cinsel ilişki” nin zıddı olarak “bağımsızlık, özgürlük” veriliyor. bağımsızlığın tersi olarak; bağımlı ilişkiyi düşünmek daha doğru.

kitabın kendisine geçecek olursak, erich fromm önsözünde, bu kitabın, daha önce yazmış olduğu sevme sanatı’nın tamamlayıcısı olduğunu belirtiyor. sevme sanatı’nda asıl konu insanın sevme yetisiyken; bu kitap ölümseverlik, narsisizm, bağımlı hastalıklı ilişki gibi konularda yazarın fikirlerini anlatıyor.

fromm’a göre insanda üç iyi üç de kötü eğilim var. iyi eğilimler yaşamseverlik, dış dünyayı/yabancıyı sevme ve bağımsızlık. bu üç eğilimin de kişide yüksek derecede toplanmasıyla büyüme sendromu olarak tanımladığı durum oluşuyor. kötü eğilimler ise iyi eğilimlerin zıddı olarak ölümseverlik, hastalıklı narsisizm ve kandaşla cinsel ilişki diye çevrilmiş olan ama benim ortak yaşam ilişkisi/ bağımlı ilişki gibi anladığım eğilimler. bunların bir insanda bulunmasını çürüme sendromu olarak adlandırıyor.

insan, kurt mu, kuzu mu? başlıklı birinci bölümde insan özünde iyi midir yoksa kötü müdür sorusunu cevaplamaya çalışıyor. ona göre insan hem iyi hem kötüdür, iki yönde de eğilimleri olabilir. insanda büyüme sendromu adını verdiği iyi özellikler baskınsa iyi davranışlar gösterecek, çürüme sendromu adını verdiği üç özellik baskın ise kötü davranışlar gösterecek. bu üç özellik ölümseverlik, hastalıklı narsisizm ve ortak yaşam düşkünlüğüdür.

ikinci bölümde değişik şiddet biçimlerini anlatıyor. tehlikesiz şiddet ve hastalıklı şiddet ayrımı yapıyor. mesela oyun oynarken ortaya çıkan şiddet yazara göre tehlikesiz şiddete bir örnek. çünkü amaç yok etmek değil, beceri göstermek. şiddet burada nefretten doğmuyor. “ödünleyici şiddet” dediği tehlikeli olan şiddet türü ise amacın yok etmek olduğu şiddet türü. burada kişi yaşamseverlik derecesi geri olduğu için, yaşamı sevemediği için, yaratıcı gücü olmadığı için bunu şiddetle, yok ederek, telafi etmeye çalışıyor. bu tür şiddete de ödünleyici şiddet adını vermiş fromm.

üçüncü bölümde yaşamsever ve ölümsever insanın ne olduğunu, bunların özelliklerini açıklıyor. ölümsever insan, cansız nesnelere ilgi duyan, ölüm, kan, cesetler hakkında konuşmaktan hoşlanan, bunlar hakkında sık sık rüyalar gören, yaratmak yerine yok etmeyi isteyen insan tipi. yaşamsever insan ise tam tersine canlılara ilgi duyan, üretmekten yaratmaktan hoşlanan insan tipi. tabi hiç kimse tam olarak yaşamsever veya ölümsever değil. herkeste ikisinin belli bir karışımı var. önemli olan o kişide hangisinin baskın olduğu. (şunu eklemeliyim ki bir insanın ölüm,kan ve cesetlerle ilgili rüyalar görmesi sadece ölümsever bir yapıda olduğuna kanıt olamaz. mesela savaş görmüş insanlar rüyalarında ölüm ve cesetler görebilir ve ya cerrahlar ameliyathane görevlileri kanlı rüyalar görebilirler bu onların ölümsever olduğunu göstermez. yaşadığı travmaların veya yaptığı işin sonucu da olabilir)

dördüncü bölümde narsisizm hakkında oldukça güzel açıklamalar var. yazar sık sık freud’a gönderme yapıyor. jung’u yer yer eleştiriyor. tabi burada fromm’un yahudi asıllı olmasının da etkisi olduğunu düşünüyorum. kitapta sık sık hitler’i kötü eğilimlerin örneği olarak vermesi de bu şekilde yorumlanabilir.

beşinci bölüm kandaşla cinsel ilişki bağlılığı olarak çevrilen bölüm. burada insanın içinde doğumdan itibaren hep tekrar anne rahmine dönme isteği olduğunu söylüyor fromm. insanın içindeki dışarıya çıkma, büyüme, gelişme isteği ile az önce söylediğim bu anne rahmine dönme isteğinin çarpıştığını söylüyor. anne rahmine dönüş gerileme iken tersi ilerleme. bazı insanlarda bu anne’ye bağlılık normalden fazla. bazı insanlar ise anne yerine boy,klan,kulüp,millet,din gibi toplulukları anne yerine koyup bağlılığı buraya yönlendiriyor.

son bölüm olan altıncı bölümde ise yazarın özgürlük, determinizm gibi konularda fikirleri var. özgür irade konusunda insanın ne tam olarak özgür iradesi olduğunu ne de tam determinizmi benimsediğini söylüyor. ikisinin arasında bir derecede, insanın belli bir seçme özgürlüğü olduğunu düşünüyor.
143 syf.
·Beğendi·10/10
Erich fromm'un insanın özü, farklı şiddet biçimleri, ölüm sevgisi, yaşam sevgisi, narsisizm, kandaşla cinsel ilişki ve özgürlük gibi kavramları incelediği eseri.
erich fromm; "toplum, üyelerinin çoğunu yeterince besleyemiyorsa, toplumsal huzursuzluğu önleyebilmek için hastalıklı bir narsisizmle doyum sağlamak zorundadır." diyerek ırkçılığın gelişimini, "saldırgan nitelikte olan savaşların, kendilerini haklı göstermek için, tehdit korku öğelerinden yararlanarak savunma amaçlı 'tepkisel şiddet' kisvesi altında sundukları görülmektedir." diyerek Abd'nin bugün afganistan ve ırak'a kitle imha silahları ve terör tehditi bahanesiyle saldırmasını daha o günlerden göstermiştir.
143 syf.
·Beğendi·9/10
Değişik şiddet biçimleri,ölüm-yaşam sevgisi,bireysel ve toplumsal narsizm,özgürlük gibi konular E.Fromm'un bulunduğu teoriye göre incelenmektedir.İnsanın ruhunu tanıma konusunda başucu kitaplarından biridir...
143 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitap adından da anlaşılacağı üzere Sevginin ve Şiddetinin kaynağını araştırmaya ve açıklamaya yönelik bir kitap.Çarpıcı bilgiler barındıran kitap Şiddet ve Türleri konusunda kaynak isteyen arkadaşlara yardımcı olabilir bazı konularda
.""Kötülük, insanın insanlık yükünden kurtulma yolunda giriştiği trajik çabada kendisini yitirmesidir "(Syf:138)
143 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10
Fromm'un doyurucu kitaplarından birisi, yaratıcılık ve yıkıcılık güdüleri üzerinden insandaki sevgi ve şiddet eğilimlerini inceliyor. Bireysel ve toplumsal narsisizmi irdelediği kısımdaki tespitlerinin günümüz dünyasında sıkça örneklerine rastlanmaktadır.
143 syf.
·3 günde
Yaratmayan insan, yok etmek ister. Yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer.
Fromm kitabında ölüm sevgisi, yaşam sevgisi-bireysel narsisizm, toplumsal narsisizm-kandaşla cinsel ilişki bağlılıkları gibi başlıklarla; gelişen insan ve çürüme belirtisi gösteren insanı tanımlamaya çalışmış.
Güzel bir çalışmaydı, keyif aldım okumaktan. Tavsiye ederekten keyifli okumalar...
Narsisizmin akıllılıkla delilik sınırında bulunan özel bir türü, olağanüstü bir güç ele geçiren insanlarda görülebilir. Mısır firavunları, Romalı Sezarlar, Borjiyalar, Hitler, Stalin, Trujillo / bunların hepsinde benzer özellikler vardır. Bu insanlar mutlak güç elde etmişlerdir;
Normal, olgun kişi narsisizmini bütünüyle yok edemese de toplumca onaylanan en az duruma indirebilmiş kişidir. Freud'un bu gözlemi gündelik yaşam deneyleriyle de doğrulanır. Öyle anlaşılıyor ki her insanda ulaşılamayacak, her türlü çözülme çabasına karşı direnen narsist bir çekirdek kalır.
Gerçekten de bireyin gelişmesi, Freud'un deyişiyle mutlak narsisizmden nesnel düşünme ve nesne sevgisi geliştirme yetisine doğru bir evrimdir; bununla birlikte bu yeti belirli sınırları aşmaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
Baskı tarihi:
Ocak 1994
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753880190
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Heart Of Man Its Genius For Good And Evil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Payel Yayınları
Yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan birtakım nitelikleri gerektirir. Yaşamı yoketmekse yalnızca bir tek niteliği -şiddete başvurmayı- gerektirir. Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yokederek onu aşabilir. Böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister, yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer. Caligula'ya şunları söyletirken Camus, bu fikri özlü olarak dile getirmiştir: "Yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin insanı kendinden geçiren gücünü yaşıyorum; bununla karşılaştırıldığında yaratmanın gücü çocuk oyuncağından başka bir şey değildir." Bu, sakatların, yaşamın kendilerinden insanca güçlerini olumlu bir biçimde ortaya dökme yetisini esirgediği kimselerin kullandığı şiddettir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 430 okur

  • Öznur Arslan
  • Semra
  • Sarya
  • Okumayı Düşünüyorum
  • Sedat Akdoğan
  • Dafne Mora
  • Ayşe
  • Zafer
  • Kadir gürgen
  • Alvgclkrkc

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%21.8
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%18.2
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.4
Erkek
%57.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.2 (33)
9
%23.9 (28)
8
%23.9 (28)
7
%20.5 (24)
6
%1.7 (2)
5
%1.7 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0