Adı:
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
Baskı tarihi:
Ocak 1994
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753880190
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Heart Of Man Its Genius For Good And Evil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Payel Yayınları
Yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan birtakım nitelikleri gerektirir. Yaşamı yoketmekse yalnızca bir tek niteliği -şiddete başvurmayı- gerektirir. Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yokederek onu aşabilir. Böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister, yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer. Caligula'ya şunları söyletirken Camus, bu fikri özlü olarak dile getirmiştir: "Yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin insanı kendinden geçiren gücünü yaşıyorum; bununla karşılaştırıldığında yaratmanın gücü çocuk oyuncağından başka bir şey değildir." Bu, sakatların, yaşamın kendilerinden insanca güçlerini olumlu bir biçimde ortaya dökme yetisini esirgediği kimselerin kullandığı şiddettir.
(Arka Kapak)
143 syf.
·5 günde·Beğendi
Sevgi ve şiddetin kaynağı nedir? İnsan kurt mudur, koyun mudur? Ölümü sevenlerle(nekrofiller) yaşamı sevenler(biyofiller) arasında temel bir ayrım yapılabilir mi? Hepimiz nekrofil, narsist ya da ensest özellikleri içimizde mi taşıyoruz? Hitler gibi yıkım insanlarının nasıl değerlendirmesi gerekir? İnsan özgür müdür? Erichh Fromm okumak ayrıcalık mıdır?

Geçenlerde Erich Fromm’un “Yaşama sanatını ya da mutlu olmayı gösteren belirli reçeteler yoktur. Birkaç kitap karıştırmakla kolay formüller bulunacağını sanmak da, yanıltıcı olur” alıntısına denk gelmiştim. Alıntıyı görmeden önce Alfred Adler’den Yaşama Sanatı’nı okumayı düşünüyordum. Aslında iyi yaşamak ya da mutlu olmak için bir kitaba bel bağlamak gibi bir nedenim yok ama yine de biraz ertelemeye karar verip bu kitabı okudum. Kitap açık açık sevgi ve şiddeti tanımlamıyor, sevgi ve şiddete kaynak olan eğilimleri referanslarla açıklıyor. Ama illa bir tanımlama yapmak gerekirse benim kitabı okuduktan sonra çıkardığım sonuç: Sevgi, şiddetin ta kendisidir, olduğu. Hatta kitap “sevgi şiddetin ta kendisidir” diye bağırıyor gizli gizli. Fromm’un en büyük referansı kuşkusuz Freud. Her bölüme Freud’un düşünceleri ele alınarak başlanıyor. Ama Fromm, Freud’un değerlendirmelerinin çok azını kabul ediyor, bununla da kalmayıp açıktan giydiriyor. Nedeni ise Freud’un terimlerle dolu bir dile kaçarak anlaşılmasını zorlaştırması ve her şeyi libido teorisine göre açıklamaya çalışması. Buradan da anlaşılacağı gibi Fromm’un dili gayet net ve kavramada zorluk çektirmeyecek nitelikte. Yaşama karşı olan, ağır ruh hastalıklarının ve kötülük denen kavramın özünü oluşturan 3 eğilimden bahsediliyor kitapta: Ölüm sevgisi, bireysel ve toplumsal narsizm, ensest bağları. Peki, nasıl oluyor da bunlar sevgi ve şiddete nasıl kaynak oluyorlar bakalım.

Sokağa çıkıp “Nekrofilya ya da Nekrofili nedir?” diye bir anket yapsak insanlar bu soruya iki şekilde cevap verirlerdi sanırım. Bunların ilki, bilmiyorum; ikincisi ise ‘ölüye karşı cinsel arzu beslemek’ olurdu. İlk cevap tamamıyla doğru. Ama ikincisi hakkında doğru bilinen bazı yanlışlar var(mış). Normalde ikinci cevap nekrolfilya teriminin karşılığı olarak kullanılıyor. Ama Fromm bu tanıma eksik ve aydınlatılması gözüyle bakıyor. Fromm’un anlattığı kadarıyla “nekrofilya” ölüm sevgisi demek. Ölüme âşık olmak, cesetlerin, pisliğin, çürümenin çekimine kapılmak, yaşamı öldürmek demek. Ölümü sevenler yani nekrofiller için kitapta genel bir profil çiziliyor. Değerlerini yaşamdan değil ölümden alırlar. Gücü severler. Güçlü olanlar güçlerini hayat vermek için değil yok etmek için kullanırlar. Güçsüzler ise öldürene taparlar. Düzen ve kontrol hastası olduklarından yaşam denen düzensizliğe karşı korku beslerler. Ölümseverliğin aşırı görüldüğü bir insanda soğuk, cildi ölü gibi ve yüzünde de kötü bir koku almış gibi bir ifade vardır. Bu profile en uygun kişi kitapta Hitler olarak görünüyor. Aslı var mı bilinmiyor ama kayıtlarda Hitler’in bir cesedin başında trans durumunda olduğu geçilmiş. Bu açıklamalardan sonra ‘ölüye karşı cinsel arzu beslemek’ gibi bir cümleye indirgenen nekrofilyanın aslında tam manasıyla öyle olmadığını anlıyoruz.

Günlük hayatta kendini beğenmişler için en çok kullandığımız kelimelerden biri narsistir. Peki, nedir bu narsist? En basit örneğiyle kendi bedenini, kendi yüzünü, şeklini şemalini beğenip de başkasını beğenmeyen kişidir. Bu kişiler başkalarının sözleriyle ilgilenmezler. Gevezedirler. Akli yargının nesnelliğini ben olduğum için öyle diyerek çarpıtırlar. En ufak eleştiriye gelemeyip öfkeden kudururlar. Tam bir delilik hali. Bir toplumun yaşaması için o toplumu oluşturan bireylerin kendi yaşamlarından çok toplumun yaşamına önem vermeleri, diğer topluluklardan üstün olunduğuna inanması ölçüsüne bağlıdır. Yani bireysel narsizm grup narsizimine dönüştürülerek toplumun geleceği sağlanabilir, diyor kitapta. Burada çevirmenin notlarına dönmekte fayda var. Erich Fromm bir Yahudi idi. Çevirmen “Nazi soykırımının Fromm’u etnik azınlıklar konusunda epeyce duyarlı kıldığı açık. Ama aynı duyarlı Fromm, İsrail yönetiminin Filistin halkına karşı yürüttüğü şiddet politikalarına karşı da benzer bir duyarlılık gösterebilmiş midir? Ben kendi adıma böyle bir bulguya rastlamadım” diyor. Fromm’un bu ikilemi, bireysel narsizmden grup narsizmine geçişi, bunların, anlatan kişiyi bile sürüklediğini göstermek için güzel bir örnek olabilir. Ama buna birazcık kendi ayıbına kılıf uydurmak da denilebilir.

Ensest. Yine yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konu. Ana saplantısı. Doğduğumuz karna bilinçsizce tekrar dönme, özgürlüklerden kaçış isteği. Bu saplantının bilinen en iyi örneği kuşkusuz Oidipus Kompleksi’dir. Ensest saplantısının en hafif düzeyi bir erkeğin onu teselli edecek, koruyacak, ona hayran olacak ve analık yapacak bir kadın arama çabalarıdır. En derin düzeyi de ‘ensest sembiosi’dir. Ensest sembiosisinden bağlanan kişinin bağlandığı kişiyle ayrılmaz bir bütün olduğu düşüncesini anlamamız gerekiyor. Yine ölüm sevgisi ve narsizmde bahsettiğimiz çoğu şey ensest bağlarında da geçerli. Normal bir insan istese de istemese de biraz ensesttir. Ensest deyince insanlar genelde cinsel yönden bir şeyler düşünüyorlar ama sadece ensestin deliliğe uzanan seviyelerinde cinsel sapmalardan söz edilebilir(miş). Şimdiye kadar sevgi ve şiddete kaynak olan 3 eğilimden bahsettim. Bu üç eğilim birbiriyle çok yakından ilişkili. Normallik seviyesinin aşıldığı boyutlarda bu üç eğilim yıkımın, ölümün kaynağı oluyorlar. Tıpkı Hitler’de olduğu gibi.

Sevginin, şiddetin ta kendisi olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliriz. Ölümü severiz, yaşamı yıkarız; kendimizi severiz, karşımızdakini yıkarız; ve ana karnını severiz, dışarıyı yıkarız.

Gelelim, “Erich Fromm okumak ayrıcalık mıdır?” sorusuna. Çevirmen, Erich Fromm okuyup da bu okumanın amacını sonradan çarpıtmış kişilere şöyle diyor: “Bazı insanlar, “Erich Fromm okuyan ayrıcalıklı sınıfın üyeleri olarak,” herkesi anlama yanılsaması içinde, kendilerini dünyadan, yaşamdan soyutlayarak küçük, kapalı gruplar içinde dışarıya karşı bir türlü dile gelmeyen, ama grup içinde dinamikleri işleyen yoğun yıkıcılık tepkiler üretiyor.” Sorunun cevabını vermeden bir soru daha soralım. Bu tür kişiler sadece Erich Fromm okuyan kişilerden mi çıkıyor? Ah, keşke sadece onlardan çıksaydı. Erich Fromm okumak ayrıcalık değil ama iyidir. Okuyan mutlaka bir şeyler öğrenip, bir şeyleri sorgulayacaktır. Ve şimdi de sadece Erich Fromm okumayı ayrıcalık olarak görenlere değil kendini ayrıcalıklı gören o küçük gruplara da elimizi sallayıp incelemeyi bitirelim.
143 syf.
Erich Fromm, altı başlık altında, insan eğilimlerinin en kötü ve en tehlikeli temelini oluşturan üç olguyu incelemektedir.
Ölüm sevgisi,Hastalıklı narsisizm,Birlikte yaşayan insanlar arasındaki kandaşla cinsel ilişki saplantısı.

Erich Fromm diyor ki;

İnsan, kurt mu, kuzu mu?

Bir çok örnek vermesine rağmen sonucun muallakta kaldığı bir soru oldu.Bana kalırsa insanlar hem kurt hem kuzu.Hangi yanını beslerse o!

"İnsan seçmekte özgür olduğu ölçüde kendi eylemlerinden sorumludur. Ama sorumluluk ahlaksal bir varsayımdan başka bir şey değildir, çoğu zaman da yetkililerin insanı cezalandırma isteklerini akla uydurmak için başvurdukları bir şeydir. Kötülük insanca birşey, gerileme ve insanlığımızı yitirme yetisi olduğundan her birimizin içinde vardır. Bunun ne ölçüde farkında olursak, başkalarını yargılamaya hakkımız olmadığını o ölçüde anlarız."

Ve Erich Fromm yine diyor ki;

"Pratikte sevgi şiddetin kaynağıdır.Öyle ki bir özneye karşı hissedilen yoğun sevgi, insan davranışlarında şiddete son derece meyillidir. Sevgi hastalıklı bir olgudur. Arttıkça önce seven bireyi, sonra sevgi öznesini, en son da etrafından bulunan her şeyi yok eder. Söz gelimi Hitler'in güce ve kendisine duyduğu derin sevgi olmasa; hem kendisini hem de geriye kalan her şeyi mahvedebilir miydi? "

Hepimiz bu sorunun yanıtını biliyoruz sanırım.


''Zehirle ilacın tek farkı dozdur.'' demiş
~Paracelsus ~
Bu yüzden, dozunu kaçıranlardan uzak durmak lazım.

Son olarak, Erich Fromm diyor ki;

"Gerçekten de iyiliği seçebilmek için farkında olmamız gerekir —ama başka bir insanın acısına, başka bir insanın dostça bakışına, bir kuşun ötüşüne, otların yeşilliğine karşı duyarlılığımızı yitirmişsek, farkında olmanın da yararı olamaz, insan yaşama karşı ilgisini yitirmişse iyiliği seçebileceğini ummamalıdır artık. O zaman yüreği öylesine katılaşacaktır ki "yaşam"ın kendisi sona erecektir. Tüm insan ırkı, ya da insanların en güçlüleri bu duruma gelirse, insanlığın yaşamı en büyük umutlarla dolu olduğu bir anda yok olup gidecektir."

Erich Fromm, belli başlı konuları ele alarak, sorular ve örnekler yardımıyla, birçok teoriler ve tezler ile destekleyerek sağlam bir eser sunmuş bize.Ben sadece birkaç konuyu sizinle paylaşmak istedim incelemeyi kısa tutmak adına.Okudugum en doyurucu felsefe kitaplarından biriydi.Beğeneceğinizi umuyorum.
Ben çok beğendim.

Keyifli okumalar lütfen.
143 syf.
·Beğendi·10/10
Erich fromm'un insanın özü, farklı şiddet biçimleri, ölüm sevgisi, yaşam sevgisi, narsisizm, kandaşla cinsel ilişki ve özgürlük gibi kavramları incelediği eseri.
erich fromm; "toplum, üyelerinin çoğunu yeterince besleyemiyorsa, toplumsal huzursuzluğu önleyebilmek için hastalıklı bir narsisizmle doyum sağlamak zorundadır." diyerek ırkçılığın gelişimini, "saldırgan nitelikte olan savaşların, kendilerini haklı göstermek için, tehdit korku öğelerinden yararlanarak savunma amaçlı 'tepkisel şiddet' kisvesi altında sundukları görülmektedir." diyerek Abd'nin bugün afganistan ve ırak'a kitle imha silahları ve terör tehditi bahanesiyle saldırmasını daha o günlerden göstermiştir.
143 syf.
·Beğendi·9/10
Değişik şiddet biçimleri,ölüm-yaşam sevgisi,bireysel ve toplumsal narsizm,özgürlük gibi konular E.Fromm'un bulunduğu teoriye göre incelenmektedir.İnsanın ruhunu tanıma konusunda başucu kitaplarından biridir...
143 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitap adından da anlaşılacağı üzere Sevginin ve Şiddetinin kaynağını araştırmaya ve açıklamaya yönelik bir kitap.Çarpıcı bilgiler barındıran kitap Şiddet ve Türleri konusunda kaynak isteyen arkadaşlara yardımcı olabilir bazı konularda
.""Kötülük, insanın insanlık yükünden kurtulma yolunda giriştiği trajik çabada kendisini yitirmesidir "(Syf:138)
143 syf.
·Beğendi·8/10
bu kitabın türkçe çevirisinde geçen “kandaşla cinsel ilişki bağlılığı” olarak tercüme edilmiş olan kısmın asıl hali “incestuous ties”; veya bazı yerlerde “symbiotic–incestuous fixation” olarak yazılmış. ıncestuous kelimesinin birinci anlamı “ensest yapan veya yapılan” ve kitabı çevirenler de zannediyorum bu yüzden “kandaşla cinsel ilişki” olarak çevirmiş o kelimeyi, ancak incestuous’un ikinci bir anlamı daha var ki bence kitapta da bu anlamda kullanıldı. ikinci anlamı, “aşırı derecede yakın ve dış etkilere karşı dirençli ilişki” olarak açıklanmış ki ben de bu durumu açıklayan türkçe kelime bulamadım.

bana göre “infectuous” terimi ile yazarın anlatmak istediği; anneye veya anne yerine geçen başka bir nesneye, kişinin o nesne ile tek bir varlıkmış gibi veya onun bir parçasıymış gibi davrandığı bağımlı ilişki türüdür. o yüzden eserde “kandaşla cinsel ilişki bağlılığı” olarak geçen kısımları bu anlamda düşünerek okumak, eseri anlamak açısından daha faydalı olur diye düşünüyorum. çünkü kitap okununca da görüleceği üzere bu bölümlerde ensest ilişkilerden bahsetmiyor. ayrıca kitapta çürüme sendromu’na neden olan 3 eğilimden biri olan “kandaşla cinsel ilişki” nin zıddı olarak “bağımsızlık, özgürlük” veriliyor. bağımsızlığın tersi olarak; bağımlı ilişkiyi düşünmek daha doğru.

kitabın kendisine geçecek olursak, erich fromm önsözünde, bu kitabın, daha önce yazmış olduğu sevme sanatı’nın tamamlayıcısı olduğunu belirtiyor. sevme sanatı’nda asıl konu insanın sevme yetisiyken; bu kitap ölümseverlik, narsisizm, bağımlı hastalıklı ilişki gibi konularda yazarın fikirlerini anlatıyor.

fromm’a göre insanda üç iyi üç de kötü eğilim var. iyi eğilimler yaşamseverlik, dış dünyayı/yabancıyı sevme ve bağımsızlık. bu üç eğilimin de kişide yüksek derecede toplanmasıyla büyüme sendromu olarak tanımladığı durum oluşuyor. kötü eğilimler ise iyi eğilimlerin zıddı olarak ölümseverlik, hastalıklı narsisizm ve kandaşla cinsel ilişki diye çevrilmiş olan ama benim ortak yaşam ilişkisi/ bağımlı ilişki gibi anladığım eğilimler. bunların bir insanda bulunmasını çürüme sendromu olarak adlandırıyor.

insan, kurt mu, kuzu mu? başlıklı birinci bölümde insan özünde iyi midir yoksa kötü müdür sorusunu cevaplamaya çalışıyor. ona göre insan hem iyi hem kötüdür, iki yönde de eğilimleri olabilir. insanda büyüme sendromu adını verdiği iyi özellikler baskınsa iyi davranışlar gösterecek, çürüme sendromu adını verdiği üç özellik baskın ise kötü davranışlar gösterecek. bu üç özellik ölümseverlik, hastalıklı narsisizm ve ortak yaşam düşkünlüğüdür.

ikinci bölümde değişik şiddet biçimlerini anlatıyor. tehlikesiz şiddet ve hastalıklı şiddet ayrımı yapıyor. mesela oyun oynarken ortaya çıkan şiddet yazara göre tehlikesiz şiddete bir örnek. çünkü amaç yok etmek değil, beceri göstermek. şiddet burada nefretten doğmuyor. “ödünleyici şiddet” dediği tehlikeli olan şiddet türü ise amacın yok etmek olduğu şiddet türü. burada kişi yaşamseverlik derecesi geri olduğu için, yaşamı sevemediği için, yaratıcı gücü olmadığı için bunu şiddetle, yok ederek, telafi etmeye çalışıyor. bu tür şiddete de ödünleyici şiddet adını vermiş fromm.

üçüncü bölümde yaşamsever ve ölümsever insanın ne olduğunu, bunların özelliklerini açıklıyor. ölümsever insan, cansız nesnelere ilgi duyan, ölüm, kan, cesetler hakkında konuşmaktan hoşlanan, bunlar hakkında sık sık rüyalar gören, yaratmak yerine yok etmeyi isteyen insan tipi. yaşamsever insan ise tam tersine canlılara ilgi duyan, üretmekten yaratmaktan hoşlanan insan tipi. tabi hiç kimse tam olarak yaşamsever veya ölümsever değil. herkeste ikisinin belli bir karışımı var. önemli olan o kişide hangisinin baskın olduğu. (şunu eklemeliyim ki bir insanın ölüm,kan ve cesetlerle ilgili rüyalar görmesi sadece ölümsever bir yapıda olduğuna kanıt olamaz. mesela savaş görmüş insanlar rüyalarında ölüm ve cesetler görebilir ve ya cerrahlar ameliyathane görevlileri kanlı rüyalar görebilirler bu onların ölümsever olduğunu göstermez. yaşadığı travmaların veya yaptığı işin sonucu da olabilir)

dördüncü bölümde narsisizm hakkında oldukça güzel açıklamalar var. yazar sık sık freud’a gönderme yapıyor. jung’u yer yer eleştiriyor. tabi burada fromm’un yahudi asıllı olmasının da etkisi olduğunu düşünüyorum. kitapta sık sık hitler’i kötü eğilimlerin örneği olarak vermesi de bu şekilde yorumlanabilir.

beşinci bölüm kandaşla cinsel ilişki bağlılığı olarak çevrilen bölüm. burada insanın içinde doğumdan itibaren hep tekrar anne rahmine dönme isteği olduğunu söylüyor fromm. insanın içindeki dışarıya çıkma, büyüme, gelişme isteği ile az önce söylediğim bu anne rahmine dönme isteğinin çarpıştığını söylüyor. anne rahmine dönüş gerileme iken tersi ilerleme. bazı insanlarda bu anne’ye bağlılık normalden fazla. bazı insanlar ise anne yerine boy,klan,kulüp,millet,din gibi toplulukları anne yerine koyup bağlılığı buraya yönlendiriyor.

son bölüm olan altıncı bölümde ise yazarın özgürlük, determinizm gibi konularda fikirleri var. özgür irade konusunda insanın ne tam olarak özgür iradesi olduğunu ne de tam determinizmi benimsediğini söylüyor. ikisinin arasında bir derecede, insanın belli bir seçme özgürlüğü olduğunu düşünüyor.
143 syf.
·Beğendi·10/10
sevginin ve şiddetin kaynağı kitabı erich fromm un en iyi kitaplarından. şiddet ve sevgi biçimlerini anlatan kitapta hastalıklı şiddetten, insanın bu hayat karşısında nesne olmadığını yaratarak gideremediğinde ortaya çıkan yok etme öldürme isteğinin temellerine bir çok şiddet biçimini detaylı bir biçimde anlatılıyor. Ve insan psikolojisinin sevgi ve şiddet skalası üzerinde konumlanmasını; hastalıklı şiddetin bu skalanın tamamen şiddet biçimine yönelmiş olduğunu, en alt kısmında olduğunu, hümanist peygamber yada ermiş olarak bahsedilen insanların skalnın en üstünde artık değiştirilemez olduğunu diğer tip tüm sevgi ve şiddet eğilimlerinin insanlar tarafından değiştirlebilir geliştirilebilir olduğunu yalın bir dille yoğun bilgi verebilme yeteneğini harmanlayarak bizlere sunmaktadır. Ve popüler olarak tek doğru ve ünlü olarak bilinen freud'un açmazlarının üzerini aydınlatıyor. Psikolojiyle ilgilenen insanlar için başucu eseri olabilecek nitelikte herkese tavsiye ediyorum.
143 syf.
·3 günde
Yaratmayan insan, yok etmek ister. Yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer.
Fromm kitabında ölüm sevgisi, yaşam sevgisi-bireysel narsisizm, toplumsal narsisizm-kandaşla cinsel ilişki bağlılıkları gibi başlıklarla; gelişen insan ve çürüme belirtisi gösteren insanı tanımlamaya çalışmış.
Güzel bir çalışmaydı, keyif aldım okumaktan. Tavsiye ederekten keyifli okumalar...
143 syf.
·78 günde·6/10
Kitap henüz bitmiş değil ama okuduğum kısma kadar diyebilirim ki fromm hissedilebilir,kanıtlanabilir yargılar kullansada birçok yargısı kurgu gibi kitap bittiğinde daha detaylı bir inceleme yapacağım.
Yaşam hiçbir zaman kesin, tahmin edilebilir, kontrol edilebilir değildir; yaşamı kontrol edilebilir kılmak için, ölüme dönüştürülmesi gerekir; gerçekten de yaşamdaki tek eminlik ölümdür.
Erich Fromm
Sayfa 40 - Öteki Yayınevi, Çeviri: Selçuk Budak
Çocukta yaşam sevgisinin gelişmesi için en önemli koşul onun yaşamı seven insanlarla birlikte olmasıdır.
Çağdaş sanayi toplumunun tipik özellikleri olan entelleştirme, nicelleştirme, soyutlama, bürokratizasyon ve nesnelleştirme, eşyadan çok insana uygulandığı zaman, yaşamın değil, mekaniğin ilkeleri olmaktadır. Böyle bir sistemde yaşayan insanlar yaşama kayıtsızlaşmakta, hatta ölüme ilgi duymaktadır.
Erich Fromm
Sayfa 56 - Öteki Yayınevi, Çeviri: Selçuk Budak
insan hastalığın, yaşlılığın, ölümün gerçek olduğunu, açgözlülükle peşinden koştuğu amaçların olanaksızlığını kabul etmelidir.
Erich Fromm
Payel Yayınevi/ Çeviri: Yurdanur Salman, Nalân İçten/5. Baskı Mayıs 1990
Kişi tanrılaşmaya çalıştıkça kendini öteki insanlardan soyutlar; bu soyutlama onu daha çok korkak yapar, herkes onun düşmanı olur; bunların sonucunda doğan korkuya dayanabilmek için kişi gücünü, acımasızlığını ve narsisizmini gittikçe artırır.
Erich Fromm
Sayfa 59 - payel yayıncılık
Aşırı narsist bir topluluk kendisini özdeşleştirebileceği bir önder bulmak ister. Topluluk kendi narsisizmini yansıttığı bu öndere hayranlık duyar. Aslında birlikte yaşama ve özdeşleşmeden başka bir şey olmayan bu öndere boyun eğme durumu içinde bireyin narsisizmi öndere aktarılır. Bireysel yapıları yüzünden, özellikle kendilerine hayran olan kişiler önderin peşine takılmaya en yatkın olan kişılerdir.
Erich Fromm
Sayfa 79 - payel yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
Baskı tarihi:
Ocak 1994
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753880190
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Heart Of Man Its Genius For Good And Evil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Payel Yayınları
Yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan birtakım nitelikleri gerektirir. Yaşamı yoketmekse yalnızca bir tek niteliği -şiddete başvurmayı- gerektirir. Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yokederek onu aşabilir. Böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister, yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer. Caligula'ya şunları söyletirken Camus, bu fikri özlü olarak dile getirmiştir: "Yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin insanı kendinden geçiren gücünü yaşıyorum; bununla karşılaştırıldığında yaratmanın gücü çocuk oyuncağından başka bir şey değildir." Bu, sakatların, yaşamın kendilerinden insanca güçlerini olumlu bir biçimde ortaya dökme yetisini esirgediği kimselerin kullandığı şiddettir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 182 okur

  • Hatice
  • Ali Can
  • Osman Seyda Taşdemir
  • Pınar Kıvrak
  • Mami
  • Seren Günay
  • Mehmet Ali Aydemir
  • Buse Pınarbaşı
  • Lothar Nevi
  • İsmail

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%21.8
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%18.2
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.4
Erkek
%57.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (15)
9
%26.7 (16)
8
%28.3 (17)
7
%18.3 (11)
6
%1.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0