Günhan Kuşkanat

Günhan Kuşkanat

Yazar
8.7/10
17 Kişi
·
54
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.157
Gösterim
Adı:
Günhan Kuşkanat
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1962
1962 yılında, İstanbul’da doğdu. Kadıköy, Fatih ve Ataköy’de, o yılların çocukları gibi tozlu arzalarda, ağaç tepelerinde büyüdü. 1980-83 yıllarında New York’ta yaşamayı denedi. Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü’nü 1988’de bitirdi. Yazarın ilk öykü kitabı olan Kış Leylekleri 2005’te Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı. Bu kitapla aynı yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü aldı. İlk romanı Kıyısız Gemiler de Doğan Kitapçılık tarafından 2006’da yayımlandı. 1996 yılından beri Yeditepe Üniversitsi lisans ve lisansüstü programlarında İngilizce dersleri veriyor.
"Hayat bazen de böyle işkembe çorbası gibidir işte çocuğum" demişti.
(...)
"İçinde ne olduğunu kimse görmek istemez. Ama çorba oradadır, hiçbir şeyi saklamaz. Çorba dürüsttür."
Günhan Kuşkanat
Doğan Kitap Aralık 2012
Rakıyı ve geceyi severdi. Küfretmeyi, hikâyeler uydurmayı, hep varolduğunu sanmayı ve hiç sevmediği şeyleri hiç sevmemeyi severdi. Bir de
Müzeyyen Senar'ı...
Günhan Kuşkanat
Doğan Kitap Aralık 2012
128 syf.
Fesleğen, çay, soba, kahve, arabesk edebiyatıyla ajitasyon kokan cümlelerle kitap yazıp en çok satanlarda raf dolduran yazarlar kaynıyor ortalık.

"Söz uçar, yazı kalır" diyerek değerli eserler çıkaran, akademisyen yazarlara neden az değer verilir dediğim yazarlardan biri oldu benim için Günhan Kuşkanat

Yeditepe Üniversitesi'nde akademisyen olan Kuşkanat'ın ilk kitabı. Bu eseriyle 2005 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazanmış.

Kısa kısa , sebep sonuç ilişkisi kurulmadan, bazılarında sonu verilmeyerek meraklandırıp ; sonunu okura bırakan, düşündüren, farklı benzetmeleriyle böylesi benzetme görmedim dedirten, betimlemeleriyle hayalinizde resimler çizdiren hikayelerden oluşan akıcı bir eser.
Benzetmelerden bahsetmişken alıntılarda da paylaşmıştım "işkembe çorbasıyla ilgili" asla unutmayacağım , dostlarla muhabbette yâd edeceğim bir benzetme. Teşekkürler Kuşkanat...

Bir arkadaşım "çiçek börtü böcek sevenlere göre" demişti eser için. Bakmayınız siz onlara bir şans verip , tanışmaya değer bir yazar.
Keyifli okumalar.
288 syf.
·Beğendi·9/10
Hastane odasında başlayan, hasta profilleri ve akıl hastanesi kültürünü işleyiş biçimiyle farkını ortaya koyan bir kitap bu. Alzheimer hastalığını anlatan onlarca bilimsel makale okuyabilirsiniz ama bir alzheimer hastasının kafasının içinde ne yaşadığını, neler hissettiğini -neler hissedemediğini belki- daha iyi anlatan bir kitap bulamazsınız diye düşünüyorum.
"Bir geceden bir sabaha bir ömür kaybedilir mi, sen kaybettin. Belki harca harca bitmem sanıyordun ama bittin..."
144 syf.
·9 günde
Kıyıyı kaybeden bir gemi varoluş amacını nasıl devam ettirebilir? Kıyıyı bir gün yeniden bulacağına inanarak mı? Kıyının hiç var olmadığına inanmaya sığınarak mı? Gemi olduğunu unutup kendisini bir gezgin ada sanarak mı? Hepsi mi hiçbiri mi?

Aklını ve geçmişini kaybeden bir insan nasıl dayanır hayata, kendisine ve her şeye? Fikret gibi... Şizofren olduğunu bilen önce bunu tedavi etmeye çalışsa da sonunda üstesinden gelemeyebilir ne yazık ki. Fikret gibi... Aileler bu hastalıktan kurtulur ümidiyle çocuklarını evlendirip kurtarabileceklerini sanabilir ama yanılırlar. Hastalık daha da gizlice büyüyebilir insanın ruhunun derinliklerinde. Fikret gibi... Gün gelir karısını da öldürebilir hastalığın şiddetlendiği bir anda. Fikret gibi... Yazdığı günlükleri miras bırakıp dünyaya vefa edebilir Azrail'le el sıkışarak. Fikret gibi...

Şizofreni, genetik etkilere sahip bir hastalık. Fikret'in annesi de bunu yaşamış ilk gençliğinde ama onunki zamanla kaybolmuş. Nasıl olmuş? Bilinmezlik... Oğlunun hasta olduğunu bildiği halde onu evlendirmesi ve farkında olmadan sorumluluktan kurtulmaya çalışması, anne Piraye Hanım özelinden yola çıkılarak toplumun genel bakış açısının bir yansıması olarak başarılı bir şekilde ortaya konulmuş. Nice genç kadın veya erkek, bu şekilde hastalıklı evliliklere mahkum edilmekte günümüzde de. Akıl hastalıklarının yok sayılarak ört bas edilmeye çalışılması, bu kitapta olduğu gibi hayatta da ölüm(ler)le sonuçlanabilmekte ne yazık ki...

Ah İhsan Bey! Ah sevgili emekli öğretmenim! Gençliğinde inandığı düşüneler uğruna mücadele etme isteğiyle dolup taşsa da "inadına yaşamak" kalkanına bürünerek terk etmiş mücadelesini. Korkusunu kabullenmekte zorlandığı için, çok sevdiği karısı Saliha Hanım'a az çektirmemiş. Psikolojik açıdan pek çok çıkarım yapılmasına da imkan tanıyor yazar okuruna. Örneğin; İhsan Bey'in kendisine olan öfkesini karısına yöneltmesiyle yansıtma savunma mekanizmasını görüyoruz. Saliha Hanım'ın ölümünden sonra, yaşarken rahatsız olduğu davranışlarından olan titizliği, aşırı düzenli olması, bahçe düzenlemesi gibi özelliklerinin hepsini kendisinin yapmaya başlaması, İhsan Bey'in pişmanlığının ve karısı tarafından affedilme arzusunun göstergeleri sayılabilir.

Rasim Dayı! Yüreğindeki sevdayı, diktiği çınar ağacıyla büyüten romantik... Çınar'ında meydana gelen intihar olayı sonrası, kan sıçramış parçasını yüreği yana yana kesen bir can... Sevildiğini sanırken terkedilen insan ne yapar ve ne hisseder? Şiddet, öfke, hayal kırıklığı, kin... Hayır! Sevdiğini yüreğinde, aklında, ruhunda yaşatmak için, onu her gün hatırlatsın diye bir çınar diker. Rasim dayının ölümü ve çınar ilişkisi müthiş bir final olarak yazılmış. İnsan ne zaman ölür? soruna harika bir cevap niteliği taşımakta.

Kitapla ilgili hoşuma gitmeyen tek öğe "Gurbet Baba" türbesi ile ruhani bir hava yaratma çabası oldu. Kitabın kurgusal yapısı bu öğe olmadan da yeterince başarılıydı oysaki.

Betimlemeler ve akıcı bir olay örgüsüne sahip olması açısından başarılı bir eser. Kitabın okunma oranının düşük olması, kıyıda köşede kalmış bir kitap olması kitaba yakışmayan bir yön olmasına rağmen keyifle okunması tavsiye olunası bir kitap.
144 syf.
·9 günde·6/10
Farklı bir hikaye farklı bir anlatım. Başında bırakacak olduysam da bitirdim.
Bu yazarın başka bir kitabını okurmuyum? Zannetmiyorum.
Sonunu beğenmedim. Bı kere okunur..
284 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitap çok güzeldi emeğe sağlık ama iki soru cevapsız kaldı benim için.. Yada bi ara okuduğumu unutup oralara gittim bi karmaşa yaşadım.. Bitireli bi kaç saat oldu ama içimde bi hüzün.. Yine de okuduğuma pişman değilim.. Hikayeyi yaşamak güzeldi..
128 syf.
·3 günde·10/10
Günhan Kuşkanatla daha önce Kıyısız Gemiler ile tanışmıştım. Kalemiyle bağımı kurup çok sevmiştim ancak Kış Leylekleri çok daha etkileyici. Kısaca bayıldım ve bu kadar az okunmuş olmasına da üzüldüm doğrusu. Hüzünlü bir kalem. Pek çok hikayeden oluşuyor. İlk ve en kısa hikayesi aynı yarayı paylaştığımızdan mıdır bilmem allak bullak etti beni. Aralık hikayesinin karşılığı bende Mayıstı maalesef ve hüznünü paylaştım içten...
Kuzguncuk Berberindeki Yoel amca sanki karşımdaymış gibi sessizce dinledim, hissettim...
Ve kitabına ismini veren son ve uzun hikayesi Kış Leyleklerini de çok sevdim. Samimi,sıcak ve farklıydı.
Yazarı sevmemin rastlantısal olmadığına kanaat getirdim her iki kitabında da bana hitap ettiğini anladım. Şahane bir anlatım. Daha fazla okunmasını dilerim. Hiç inceleme eklenmediğinden eksikliğini hissettiğim için içimden gelenleri paylaştım. Tavsiye ediyorum kesinlikle...

Yazarın biyografisi

Adı:
Günhan Kuşkanat
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1962
1962 yılında, İstanbul’da doğdu. Kadıköy, Fatih ve Ataköy’de, o yılların çocukları gibi tozlu arzalarda, ağaç tepelerinde büyüdü. 1980-83 yıllarında New York’ta yaşamayı denedi. Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü’nü 1988’de bitirdi. Yazarın ilk öykü kitabı olan Kış Leylekleri 2005’te Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı. Bu kitapla aynı yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü aldı. İlk romanı Kıyısız Gemiler de Doğan Kitapçılık tarafından 2006’da yayımlandı. 1996 yılından beri Yeditepe Üniversitsi lisans ve lisansüstü programlarında İngilizce dersleri veriyor.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 54 okur okudu.
  • 39 okur okuyacak.