Haruki Murakami

Yazar 7,8/10 · 2043 Oy · 23 kitap · 4740 okunma ·  963 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

963 okur beğendi.
2.043 puanlama · 1.986 alıntı
8 haber · 24.629 gösterim
4.740 okur kitaplarını okudu.
4.100 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
201 okur kitaplarını şu anda okuyor.
74 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Haruki Murakami'nin Biyografisi

(Haruki Murakami, 5 Ocak 2014-11 Ocak 2014 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
1949 yılında dünyaya geldi, 1975'te Tokyo'daki Vaseda Üniversitesi'nden mezun oldu. 1986-1995 yılları arasında Avrupa ve ABD'de yaşadı. Yazarın ilk ve Gunzou Edebiyat Ödülü'nü alan romanı "Kaze no oto vo kike"dir (1979). Onu "Hitsuci vo meguru Bohken" (1982) isimli romanı izledi. Yazar bu eseriyle Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü'nü aldı. Ardından "Sekai no ovari to hahdo bohrudo" (1985) geldi ve bu kitap da yazara Tanizaki Ödülü'nü kazandırdı. Ama ona asıl ününü kazandıran 16 dile çevrilen "İmkânsızın Şarkısı" (1987) oldu. 1995'te yayımlanan "Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle 1996 yılında Yomiuri Edebiyat Ödülü'nü de kazanan Murakami, daha sonra baştan çıkarıcı bir aşk hikâyesi olan "Supuhtoniku no Koibito"yu (2001) yazdı. Yazar ayrıca, "Zoh no şohşitsu" (1993) ve "Kami no Kodomotaçi-va mina adoru" (2002) adı altında öykülerini de kitaplaştırmıştır. Japonya'nın XX. yüzyıldaki en büyük edebiyatçılarından biri olarak kabul edilmesine rağmen, Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu eleştirilerine maruz kalan yazarın edebiyat dışı tek kitabı "Andahguraundo"dur (2001). Murakami'nin son eserleri ise "Kokky no minami, taiyou no nişi" (2003) ve "Dansu dansu dansu"dur (2003).

Ödülleri :


1996 Yomiuri Edebiyat Ödülü ("Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle)
1985 Tanizaki Ödülü ("Sekai no ovari to hahdo bohrudo"yla)
1982 Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü ("Hitsuci vo meguru Bohken"le)
1979 Gunzou Edebiyat Ödülü ("Kaze no oto vo kike"yle)

Haruki Murakami'nin Kitapları Kitap Ekle

8,3/ 10  (324 Oy) ·  725 Okunma
7,5/ 10  (157 Oy) ·  385 Okunma
5. 1Q84 (Tek Cilt)
8,3/ 10  (190 Oy) ·  383 Okunma
7,3/ 10  (119 Oy) ·  278 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Ferah, bir alıntı ekledi.
27 Eki 2015

''Sadece herkesin okuduğu kitapları okursan, sadece herkesin düşündüğünü düşünürsün.''

Haruki MurakamiHaruki Murakami
Aysel, bir alıntı ekledi.
09 Mar 2015

"İnsan kendisinin eksik bir parçasını bulmak umuduyla aşık olur. O yüzden de, aşık olduğu insanı düşünürken, az ya da çok hüzünlenir."

Sahilde Kafka, Haruki MurakamiSahilde Kafka, Haruki Murakami
mithrandir21 | Uğur, bir alıntı ekledi.
 26 May 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Niye Gülüyorsun?
"Neden bana öyle bakıyorsun?" diye sorardı.
"Çünkü çok tatlısın" diye cevaplardım.
"Bunu söyleyen ilk kişisin."
"Bunu bilen tek kişiyim" derdim ona.

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında, Haruki Murakami (Sayfa 62 - Doğan Kitap)Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında, Haruki Murakami (Sayfa 62 - Doğan Kitap)
Evrem B., bir alıntı ekledi.
23 Mar 2016

Müziğin yaşananları canlandırma etkisi vardır, bazen yürek sızlatacak kadar güçlü bir etki.

Kadınsız Erkekler, Haruki MurakamiKadınsız Erkekler, Haruki Murakami
merve, bir alıntı ekledi.
09 Haz 2015

Sana bir öğüt verebilir miyim?
-Elbette
Kaderinden yakınma. Bunu aptallar yapar.
-Unutmayacağım bunu.

İmkansızın Şarkısı, Haruki Murakamiİmkansızın Şarkısı, Haruki Murakami
Aysel, bir alıntı ekledi.
08 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 2/10 puan

" Ölüm hayatın öteki yüzü değildir. Onun bir parçasıdır."

Norwegian Wood, Haruki MurakamiNorwegian Wood, Haruki Murakami
Aysel, bir alıntı ekledi.
15 Nis 2015

"O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu..."

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında, Haruki Murakami (Sayfa 28)Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında, Haruki Murakami (Sayfa 28)
Aysel, bir alıntı ekledi.
11 Oca 2015

“İnsan bir şeyleri ne kadar isterse istesin, o şeyler asla kendiliğinden çıkıp gelmez. İnsan bir şeylerden özel olarak uzak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine üzerine gelir.”

Sahilde Kafka, Haruki MurakamiSahilde Kafka, Haruki Murakami
Mühendis Bey, bir alıntı ekledi.
Dün 04:10 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Hiç ama hiç uykum yoktu. Öylece, durmaksızın kitap okumayı sürdürebildim.

Uyku, Haruki MurakamiUyku, Haruki Murakami
Bütün Alıntıları Göster

Haruki Murakami kitap incelemeleri

KörKalem | Dumbledore, 1Q84 inceledi.
 12 Eki 2017 · Kitabı okudu · 49 günde · Beğendi · 10/10 puan

İnanamıyorum, bitti.
Çok üzgünüm şuan. Sanki bir dostum çook uzaklara gitmiş gibi hissediyorum. Çok uzun zamandan beri ilk defa, tam anlamıyla içimden gelerek 10/10 puan verdiğim bir kitapla karşı karşıyayım.Peşin peşin söylemem gerek, sakın ama sakın kitabın hacimli olması sizi etkilemesin. Nasıl böyle bir hazineden mahrum kalırsınız?
Son derece akıcı, konusu muhteşem sürükleyici, insana nerede olduğunu unutturan bir kitap. Umarım 2Q17 yılına geçiş falan yapmış olmadım, akşam benim için bakar mısınız gökteki ay hala tek mi? :)

Kitabın konusu çok muhteşem, büyük bir zeka örneği Sayın Murakami. Arkadaşım size ne yediriyorlar, ne içiriyorlar? Bu nasıl kafa, bu nasıl kurgu? Nerede olduğumun bilincinde değilim hala, inanın. Kitap üç kişi etrafında dönüyor, Aomame, Tengo ve Fukaeri. Kitap Aomame'nin bir kanal yoluyla başka bir dünyaya geçmesiyle başlıyor, sonrasında ammann Allah'ım olaylar, olaylar. :)

Kitabımızın içerisinde konunun bütününü oluşturan bir kitap var ismi Pupa Hava, Paşiva ve Reşiva olarak da iki kişi, iki varlık mevcut. Ben olaya biraz farklı bir gözle bakmış bulundum. Paşiva, "algılayan" yani ses'i, ilahi mesajı algılayan, duyandı. Reşiva ise o sese uyan varlık. Ve Pupa Hava sanki ilahi bir kitaptı. Yani sanki bir Tanrı-Peygamber-Kutsal Kitap motifi işlenmişti.

Kitabımızın ana konusu ise bana göre "inanç." Eğer inanırsan bütün olmazlar gerçek olabilir, bu senin içindeki inancın gücüyle doğru orantılı olarak gelişen bir durum. Kitaptan cımbızla tutup çektiğim ve özümsediğim ders "asla vazgeçmemek" oldu. Seneler geçse bile...

Kitap gerçekten çok fazla fantastik öge içeriyordu, Murakami, bizim fantastik dünya ile yaşadığımız dünya arasındaki perdemizi aralayıp, bize hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu anlayamayacağımız bir dünyanın kapılarını aralıyor.
Gerçekten muazzamdı. Ne söylesem kitap hakkında bilgi vermek gibi olacak, sadece bu kitabı okumadan ölmemelisiniz demekle yetinmek istiyorum. Okuduğum kitaplar arasında, "en iyi kitaplarımdan bir kaçı" kategorisine kendiliğinden sıvışıverdi. Rüyalarıma giren, elime aldığımda büyük bir heyecan ve hazla okuduğum, hem sonunu merak edip, hem de bitmesini istemediğim yegane kitaplardan biri olarak belleğimde yerini aldı 1Q84. Kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum, tavsiyeme muhakkak kulak asın olur mu?

Ben şimdi Kediler Şehri'nden ayrılıyorum, çıkış kapanmadan hemen önce...

mithrandir21 | Uğur, 1Q84 inceledi.
 17 Oca 2017 · Kitabı okudu · 30 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı kitaplar vardır okuyup bitirdikten sonra o kitabı çok beğenirsiniz ama o kitaplar da sizi etkisi altına o kadar kuvvetli alır ki sizin başka bir kitabı beğenmenizi adeta engeller, her yeni bir kitabın konusuna bakınca, sayfalarını açıp kokusunu içinize çekince ve kitaba başladığınızda size sürekli kendini hatırlatır ve bunlarla beraber de okuduğunuz kitabı bitirince daha çok aklınıza girer ve “hadi kabul et, benim kadar güzel değildi” der, işte bu dediklerime örnek verebileceğim ve okura doyumsuz bir kitap 1Q84. Eminim ki bundan sonra okuyacağım ve okuduğum tüm kitaplarda 1Q84 kendisini bana hatırlatacak ve bana verdiği zevki, tarifinin yapılmasının zor olduğu o güzel duyguları hissettirecek.

1Q84 bana göre kesinlikle son yüzyılın kitapları arasında yer edinmesi gereken bir kitap diyebilirim ve son yılların tartışmasız en büyük edebiyat olayı 1Q84’tür ve bana göre tartışmasız bir şekilde Murakami de yaşadığımız yüzyılın en büyük yazarlarından biridir, özellikle de son 2 senedir Nobel’i kazanmasını bekliyorum ve bir türlü beklentim gerçeğe de dönüşemedi. Bu yıl kazanır mı ya da bu yıl içinde bir acil çıkıştan çıkıp başka bir yılda, başka bir diyarda Murakami kazanabilir mi daha çok merak ediyorum.

Kitap kimine göre 1Q84 yılında geçiyor kimine göre Kediler Şehri’nde geçiyor ama aslında o kimileri Kediler Şehri’nin 1Q84 yılına ait bir şehir olduğunu bilmiyor, kitap anlaşılacağı üzere ismini Kara Dörtleme’nin bana göre en güzel kitabı dediğim George Orwell’ın 1984 isimli kitabından alıyor, alıyor almasına ama 1984’e de sadece ilk başlarda kısa kısa göndermeler yapıyor yani birçok arkadaşın tahmin yürüttüğü üzere aralarında sağlam bir bağ yok. Roman içinde 1256 sayfa boyunca bir romanda olması gereken ve bulmak isteyeceğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz, romantizm, aksiyon (abartılı bir aksiyon değil), din ve mezhepçilik, gizem, bilim kurgu, cinsellik ve fantastik öğeler. Fantastik öğeler ama nasıl desem böyle büyü, süper güçleri olan insanlar tarzında bir fantastik öğeler değil, masal ve gerçeğin harmanlanıp önümüze sunulması gibi, bir taraftan diyorsunuz ki bu gerçek olamaz, roman olsa bile bu nasıl bir saçmalıktır demek istiyorsunuz ama bir yandan da bu öğeleri aslında tartışmasız olarak kabul ediyorsunuz; çünkü dediğim gibi masalsı öğeler ve gerçekler o kadar güzel harmanlanıp aslında sırıtmadan önümüze konuyor ki bize sadece okumak düşüyor ve yazılanlara inanmak kalıyor ama dediğim gibi de bunları sorgulamamızı aslında Murakami de istiyor. Kitap genel olarak 2 karakter üzerinden gidiyor, kitap başlarında bazı şeyleri genel olarak yüzeysel bir şekilde tahmin yürütebilirken esas konuları hiçbir şekilde Murakami tahmin etmemizi istemiyor, bize birçok soru işareti verirken birçok da cevaplar veriyor, kitabın çoğu yeri aslında gündelik olaylarla dolu ama ne okurken “e hani konu nerede” diyorsunuz ne de bu bölümleri okuma kısmında en ufak bir sıkıntınız oluyor, hem yazım hem de başarılı çeviri sayesinde kitabın her bir kısmı çok güzel gerçekten, he bu arada kitabın en başında taksi şoförümüzün dediği gibi “her şey göründüğü gibi değildir” demek istiyorum, onun için belki de bu gündelik olaylar diye okuduğumuz sayfaların arasında, arkasında gizlenmiş çok önemli unsurlar da olabilir.

Bazı bölümlerde bir tahsildar görevlisi görevini yerine getirmek, tahsilatını yapabilmek için geldiği dairenin kapısını ısrarla yumruklayarak çalarken ve o esnada cümleler kurarken, içeride saklandığını ve kapıyı açmayı düşünmeyen kimseye baskı kurmak istiyor ve o kişiyi psikolojik olarak germeye çalışıyor ve işte burada Murakami’nin yazarlığının büyüklüğü tekrardan ortaya çıkıyor, bu kadar basit bir sahnede bu kadar basit bir olayda okuru bu derece gerebilmek, psikolojisini bu derece yerinden oynatabilmek gerçekten de kolay olmasa gerek. O kapıdaki tahsildarın kurduğu cümleler, kapıyı yumruklaması filan o kadar başarılı bir şekilde anlatılmış ki sadece bu kısımlar için bile okunabilir; ama bu bölümlerde Murakami’nin başarısı kadar çevirmen Hüseyin Can Erkin’in de başarısını kenara atmamak lazım yani genel olarak Erkin o kadar güzel bir çeviri yapmış ki kitabın başarısını hak ettiği ölçüde tutmuş, düşünsenize kitabın çevirmeni bir profesör.

Murakami’nin diğer kitabında da olduğu gibi bu kitapta da karakterlerin bir yalnızlığı mevcut ve bu yalnızlıkları ile beraber yaşadıkları aşkı bize anlatış şekilleri de çok güzel belki bu aşk içinde aşka uymayan hareketleri de var diyebiliriz ama kitap içinde inanın bunlar göze çarpsa da 1Q84 yılı içinde çok fazla önemsenmiyor. Romanın kalınlığı ilk başta size kitabın içinde çok fazla karakter var gibi bir hava verebilir ama dediğim gibi içindeki karakterler yalnızlar ve kitap içinde de çok fazla bir karakter yok, genel olarak 2 karakterimiz var ve bu karakterlere bağlı yaklaşık olarak 10 karakterimiz var, bu 10 karakter içinde de konu içinde ön plana sıyrılan az sayıda başka karakterlerimiz var ve Murakami bu kişileri bize en ince ayrıntısına kadar tanıtıyor, uzun uzun betimlemeleri bizlere anlatırken ne okuru sıkıyor ne de konudan bizleri uzaklaştırıyor, o tanımlamalar o betimleler bölüm aralarına sayfa içlerine o kadar güzel serpiştirilmiş ki şurada sorun var demek imkansız. Tek kusur diyebileceğim ise karakterlerin düşüncelerini okurken biraz fazla kısa kısa tekrarlara giriyor gibi ama aslında kitabın ana temasını Murakami beyinlerimize işlemek istediği için bu yola başvurduğunu düşünüyorum ve aslında bu kusur dediğim de okuru sıkmıyor aksine kitabın gelecek bölümlerine devam etme isteğimizden daha çok biraz rahatsızlık veriyor gibi.

Sahilde Kafka kitabında Sakura karakteri gibi 1Q84’te de aşık olunası kadın karakterler vermiş bize Murakami ama bu sefer 1 değil 2 karakter vermiş. Aomame ve Fukaeri. Bu kişileri bizlere kusurları ile tanıtıp nasıl bu kadar güçlü ve onlara bağlanılası kadınlar oluşturabiliyor çok hoş gerçekten. Fukaeri mi desem yoksa Aomame desem hala bilemedim. Aomame için de güzel bir videoyu sizlere burada paylaşayım. https://www.youtube.com/...F-SQGyPyDc&t=39s Sizce de Aomame çok güzel değil mi?

Roman bize bol bol müzik dinlettiriyor ve zaten Murakami takipçileri Murakami ile müzik bağlantısını çok iyi bilirler, bu kitabında da Leoš Janáček – Sinfonietta bize en büyük hediyesi ve dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/...ncXDimwbQ&t=348s

Doğan Kitap gerek baskı olarak, gerek çeviri olarak gerekse de editörlük kısmında çok başarılı bir iş çıkarmış ve her kitap okurunun bence kesinlikle okuması gereken bir kitap 1Q84.

“Evet, evet” dedi altısı birden hep bir ağızdan.

Muzaffer Akar, Sputnik Sevgilim'i inceledi.
 20 Mar 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Yazarın 1Q84 romanına başlamadan önce tarzına alışayım diye bir günde okuduğum romanı, çok garip ve keyifli bir yolculuğa çıkardı beni. Japonya’dan Avrupa’nın egzotik yerlerine, son olarak da Yunanistan’ın bir adasına. Bu yolculuk bana kendini arayan, kendi yaşamını tanımlamaya çalışan kişilerin hikayesi gibi geldi. Hepimizin hayatında anlamlandıramadığımız mistik olaylar olmuştur, rüyada garip görüntüler, birdenbire gelen tanmlanamayan hisler, ortama yabancılaşma gibi. Yazar bunlar gibi, durumu biraz büyüterek romana eklemiş, güzel de olmuş.

Roman akıcı dili ve mükemmel benzetmeleriyle edebi bir doyum veriyor bu da yazarın son zamanlardaki yükselişini açıklıyor, daha çok kitabını okuyacağımı hissediyorum.

Esther. Sema, Koşmasaydım Yazamazdım'ı inceledi.
14 Oca 23:01 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sevgili Haruki Murakami'nin koşmak üzerine yazmış olduğu 2 yıllık süreçte oluşmuş denemeleri, anılarından oluşmakta kitap.
Anıları diyorum, çünkü kendisi denemeleri anılarından oluşturmuş.
Murakami severim ben. Üstelik de öğrendim ki rock dinliyor. Ama ne mutluyum ki sormayın:) Yahu insanın sevdiği yazar ile aynı şarkıları dinlediğini öğrenmek süper bir şeymiş.:D Konuya dönelim öhöm:)
Murakami maratonlara bile katılmış. Öyle bir koşma aşkı. Üstelik son aşamalara kadar, yaşı ilerlese bile vazgeçmemiş. Denemeleri de yine bu maraton koşuları için gittiği yerlerde yazılmış ve o anları, koştuğu esnada hissettiklerini anlatmakta bizlere.
Ama asıl konu; koşmanın yazması ile ilişkisini aktarıyor. Roman yazanları edebiyat dehası olarak nitelendiriyor. Yazması için ilhamını koşmasına bağlıyor. Herkesin, bu hayatta yaşamak için ilhamı olması gerektiğine ve iyi hissetmek için bunun gerektiğine inanıyor. Asla ne olursa olsun, bu ilhamdan vazgeçilmemesi, sımsıkı bırakmadan ilhamına sarılmasının gerekliliğini belirtiyor.
Deneme severlerin okuması tavsiyesi ile tabi ki kitapta yer alan grubun bir şarkısı ile sona erdiriyorum incelememi:)
https://youtu.be/BfOdWSiyWoc

Cem, Tuhaf Kütüphane'yi inceledi.
 25 Oca 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Aslında birkaç gündür Stephen King'in 30 sene önce kısa versiyonunu okuduğum ve bu hafta kesintisiz versiyonu çıkan Korku Ağı adlı kitabını okuyorum ve büyük keyif alıyorum; ama, artık, yaşım gereği mi bilmem, vampirler, korkutucu ölüm biçimlerinin olduğu kitapları okumak istemiyorum galiba. Benimkisi bir çeşit nostalji, gençliğimi yad etmek tabii ki, yani güzel fotoğraflar ve anılarla hatırlamak daha güzel ama, söz konusu olan edebiyat ve Stephen King benim için önemli, onu eski kitaplarıyla da olsa seviyorum, ve yeniden okumadan edemezdim Korku Ağı'nı...

Bugün, akşama doğru biraz bunaldım açıkçası. Kitabın negatif havasından, giderek korkutucu olan havasından uzaklaşmak istedim. Yeni kitaplarla dolu odamdaki küçük kitaplığım, yani bu siteden sevdiğim insanlardan gelen güzel yeni kitaplarla dolu raflarda arayıp buldum, aklımdaydı zaten, biraz da aradan çıkarsam mı diye düşünüyordum...

Murakami galiba en çok okuduğum yazarlardan birisi olmak üzere. Okuduğum bütün eserlerini çok sevdim. Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları ile tanışmıştım onunla ve ne harika bir tanışma olmuştu! Benim için en önemli kıstas olan karakter geliştirme, karakter yaratma özelliği Murakami'de son derece yalın, rahatça akan bir kıvrak dille ortaya konuyor. Tsukuru Tazaki kesinlikle en sevdiğim edebiyat karakterlerinden birisidir, yazarın diğer eserlerini okudukça yarattığı karakterlerin birbirine benzediğini görüyorum ancak bu negatif bir etki yaratmıyor kesinlikle, çünkü Murakami gerçekten anlatmayı çok iyi bilen ve ilgi çekici kılmakta hiç sıkıntı çekmeyen bir usta. Okumayan varsa, mutlaka denemeli.

Murakami'nin dünyasında paralel dünyaların misafiriyiz. Belki bütün karakterler tek bir karakterin farklı eserlerde anlatılan çoklu hikâyelerinin yansımalarıdır. Ne olursa olsun, Murakami deyince son derece doğal bir şekilde var olan garip, şaşılası dünyaların yan yanalığına şahit olmak normal. Bu dünyalarda kedilerin konuştuğunu ya da cinayet işlediğini, bir resimdeki ayrıntıdan yola çıkarak bir yaban koyununun peşine düşen insanları görmek, bilinmez ve harikalar ötesi bir ormanda yaşamaya başlamak mümkün. Ancak bunlar eserlerin gerçeklik duygusunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama sadece mekân olarak bozuyor, ama duygu olarak ister bu gerçek dünyada ister Murakami paralel evrenlerinden birinde olalım, hiç bir şey değişmiyor: herkes Murakami dünyasında, dünyalarında duygu ve his olarak komple bir bütünün içerisinde ve parçası olarak nefes almaya devam ediyor. Bana göre, bu, büyük bir meziyet bir yazar için.

Tuhaf Kütüphane, Murakami'nin paralel evrenlerinden birinde geçiyor. Bu sefer bir kütüphanedeyiz ve yaşımız küçük, ve sırf öylesine Osmanlı Devleti'nde vergi tahsilatı üzerine kitap var mı merak ediyoruz ve okumak istiyoruz. Bizimle ilgilenen yaşlı kütüphaneci oldukça asabi, itici birisi ama yardım ediyor ve bizi kütüphanenin aşağılarında bir yerlerde bir hücreye götürüyor. Orada bir Koyun Adam var ve yaşlı adamın emri üzerine en kısa sürede bize verilen 3 kitabı bitirmek zorundayız, çünkü sınav olacağız. Ancak Koyun Adamın bize söylediğine göre, sınavı geçsek bile kurtulmamız imkânsız, beynimizin yenmesinden kaçmamız mümkün değil.. evimize dönmek istiyoruz, acaba dönebilecek miyiz?

Kitap, yazarın hayâl gücünün zirvelerde dolaştığı bir eser, bu sefer yazarın paralel evreninde daha fazla zaman geçiriyoruz ve gerçek dünya bütün ağırlığıyla ve hüznüyle son sayfalara ve son paragrafa saklıyor kendini. Bu, aslında bir çeşit korku hikâyesi. Başımıza gelen olaylar değil, başımıza ne gelirse gelsin, ruh halimize ve duygularımıza verdiği hasarı anlatması anlamında bir korku kitabı. Bir kâbus mu? Bu dünyada ya da diğerinde, fark etmez, bir çocuk olan karakterimiz kıstırıldığı kapandan kurtulsa da kurtulmasa da boynuna geçirilmiş bir iple dolaşır gibi, herşey bir hayâlmiş, bir rüyaymış hissi vermeden, bize rahatlama konforunu sunmadan bitiyor kitap. Bu anlamda, ben Stephen King'in kitabındaki bu histen kurtulmaya çalışırken Murakami de aslında aynı şey yapmış oldu bana.

Bugün vampirlerle, kötü yaşlı adamlarla, saf temiz Koyun Adamlarla geçti. Her iki kitaptan yayılan karamsarlık ve kötülük hissi, çocuk dahi olsak bizi koruyacak kimsenin olmadığı hissi kitap yapraklarından yükseldi, odama yayıldı. Pencereleri açıp yazdım, ama hava fazla soğuk, geriye küçük odamda böyle oturup oflayıp puflamak ve bunalmak kaldı.

Muzaffer Akar, Kadınsız Erkekler'i inceledi.
24 May 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Aldatılmış, terkedilmiş öyle bir başına bırakılmış erkeklerin yedi ayrı öyküsü bu kitap. Evet konuya göre çok az kalır sayfaları ama yazar öykülerin ucunu açık bırakarak okuyucuya bırakıyor işin zor kısmını, iyi de yapıyor zira çok düşünmek kafa yormak lazım bu konuya.

Dünya kurulalı beri en zor meselelerden biri de kadın erkek ilişkileri değil mi? Konu yanlızca kadınsız kalan erkek değil ki asıl konu eşini bulamamış ya da bulup kaybetmiş kişi. Ne çok kitap yazılmıştır bunun üstüne, ayrılığın yani, bir başına kalmanın, terkedilmemin üstüne ne çok şiir yazılmış türkü yakılmıştır, haksız da değil hani öyle bir acı söyletir tabi hissedeni. Belki de onun için şiiri türküyü çok sevmem, bu yaşanmışlıkların ardına yakılan ağıtlar öyle içten öyle samimi.

Çok türkümüzde “ölüm allahın emri ya şu ayrılık olmasa” denir ya bu istek de olası değil, ayrılık da ölüm de hayatın gerçeği ve ikisinin de çaresi yok. Anlıyoruz ki, her ırk, kültür ve din farklı farklı olsa da dünyanın öbür ucunda japonyada, afrikada ve de çini maçinde de olsa ayrılığın, bir başına kalmanın acısı aynı demek. Derler ya dert söyletir diye, bu öyküleri daha çok okuruz gibi görünüyor.

Pınar Yiğitcan, Uyku'yu inceledi.
17 Nis 12:52 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

“Uykusuzluk”
Kitaba bu isim bu mâna daha çok yakışıyor...

Murakami ile tanışma kitabım...Ben dilini, anlatımını, detaylı betimlemelerini sevdim..

Gördüğü karabasandan sonra on yedi gündür uyuyamayan kadının hikayesi..Tam on yedi gündüz ve on yedi gece...
Bu kadın uyuyamadığı o süre zarfında kendini ailesini yaşamını sorguluyor aydınlanma yaşıyor.
Uyku ne büyük zaman kaybı oysa ama sağlığımızı da ona borçluyuz...

Kitapta sürekli üzerine düşülmüş bir konu var ; 3 sayfa da bir yazar gözümüze sokuyor Tolstoy’un Anna Karenina romanı... Okumayanlar için bilgilendirici bir özet niteliğinde olmuş.Kitaptaki baş karakter kadın bu romanı tam 3 kez bitiriyor bu uykusuzluk halinde.

Bende sanki kitap yarım kalmışlık hissi yarattı, bir anda bittiği için çok şaşırdım. Ben sonunda bunların hepsinin bir rüya olacağını var saydım. Aslında rüyasında uykusuzluk çeken bir kadının öyküsü gibi düşündüm. Öyle bağlasa bence basit ama böyle yarım kalmışlık hissinden daha tatmin ediciği olacağını düşünüyorum.

*Söylemeden geçemeyeceğim muhteşem bir baskı!!
Ciltli ve o sayfaların hepsi kuşe kağıda basılmış zevkle okunuyor :)
Keyifli okumalar diliyorum...

Nina, 1Q84 inceledi.
 05 Haz 2016 · Kitabı okudu · 43 günde · Beğendi · 10/10 puan

Her şeyden önce bir uyarıda bulunmak isterim Değerli okurlar: Bu romanı sushi’yi tatmadan Japon çorbasını içmeden başlamayın :) Dışarıdan pek basit gibi görünen şeyler hiç de basit değildir .

Kendimce bu romana fantastik öykü diyorum. Bazı şeylerine inanılması gerçekten güç olacaktır.

Japonya'da 1984 te olaylar gelişiyor demekte doğru değil ama böyle başlamak istedim. Tengo ve Aomame adındaki iki kişinin hayatları dolu dolu anlatılıyor. Bazen soluk almadan bazen yazara sitem edercesine sayfaları çeviriyordum. Spoiler olacaksa olsun ama bunu söylemek isterim Tengo ve Aomame ile birlikte bu kitapta olan karakterlerin hepsi bir birine bağlıdır. Dini cemaatin yapısı ve işleyişini, onun görünmez gücü ve büyüklüğünü değinmiş yazar. ‘’Lider’’ kişinin felsefesini, yaptıklarına ve yapacaklarına anahtar olarak kullanılır ve bu şekilde ‘’dönen dolaplar’’ anlaşılıyor, bazı kişilerin bu dünyaya gelişinin farklı bir misyon olarak değerlendirebilinir. Bir şey daha var: Hz.Meryem'in cinsel ilişkiye girmeden hamile kaldığını bilirsiniz. Burada da benzer olay var açıklaması bi hayli ilginçtir.


İnanç ve dini, aşk ve seksi, silah ve aile içi şiddeti, cinayet ve intihar temaları, çocukluğunda temel olarak döşenmiş ‘’taşların’’ ilerleyen zamanda ne kadar ve nasıl verimli bir zemin olabileceğine, insanların ilişkilerini nasıl etkileyeceğini düşündüren bir kitaptır. İyi ve kötü kavramların çok farklı boyuta girebileceğini şaşkınlıkla takip etmiştim. Siyahın beyaz beyazın da siyah olduğuna bile inanmaya başlamıştım. Kitaptaki karakterleri birleştiren bence tek bir nokta var; yalnız olmaları. Kimisi küçük yaşta aile fertlerine başkaldırı da bulunmuş ve aile içerisindeki ciddi sebeplerden dolayı ailesini terk etmiş, kimisi de çok çirkin olduğu için aileden dışlanmıştır, kimisi … kimisi… kimisi… Yani yalnızlık ve tabii ki büyük aşk.

Haruki Murakami benim için anlatılması zor okuması bi’ o kadar güzeldi.

NOT: Çocuklarımızı yetiştirirken ceza uygulaması olmasın, yoksa böyle korkutucu hikayeler gerçek olabilirler.

Nesrin Ay, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu'yu inceledi.
 07 Oca 10:34 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Avrupa'da salyangozların mitolojik anlamları varmış bilir misiniz okuyucular? Kabukları karanlık dünyayı sembolize edermiş, salyangozların kabuklarından çıkması da güneş ışınlarının ortaya çıkışını. O yüzden insanlar salyangoz gördüklerinde içgüdüsel olarak kabuklarına vurup salyangozu dışarı çıkarmak isterlermiş. Küçücükken hiç deneyen oldu mu?

Hepimizin kabukları var, hatta sırları, sınırları, upuzun surları var koruma kalkanı olarak. Kimilerininkini delip geçmesi çok zor, kimi de çocuk oyuncağı... Kişiyi anahtarlarını vermeye ikna etmek, kapılarını açmak uğraş gerektiriyor ve savunmasız alana geçiş yapılıyor böylece. Canının acıtılmasına, kırılıp parçalanmaya hazır ol bundan sonra. Neyse.

Kitapta 2 ayrı evren var, haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonu. Karakterlerimizin isimleri yok. Başkahraman Albert Camus' un Yabancı'sındaki gibi seçimlerinin sonuçları hakkında ayrıntılı düşünmeyen, rahat, kovalamacalar sırasında bile esneyen, en çok kullandığı cevap 'bilmiyorum' ve 'belki de' olan, klasik okuma düşkünü zevkli bir şifre çözücü. Fantastik dünya tarafında ise tekboynuzlar, karanlık karası, kafatasları var. Doğal, katıksız, huzur dolu, savaşların, nefretin, ihtirasların olmadığı ve tabii ki karşıt duygularında yer almadığı bir dünya. "Hiç kimse yaralanmıyor, hiç kimseye yetişmek gerekmiyor, kimse kimseyi geçmiyor. Zafer yok, yenilgi de yok." Gölgelerin bile özel bir hayatı var, senin kopyan olması gerekmeyen.

Edebi yönü kuvvetli doyurucu bir kitap, gerilimli, fantastik, masalsı bir dünya isteyen okurlara şiddetle öneriyorum.

Aldatılan erkekler ne hisseder tam olarak kestiremiyorum ama sanırım erkekler aldatılmada eşlerinin cinsellik olarak terkine biz kadınlarsa erkeklerin duygusal göçlerine takıntı yapıyoruz. Birlikte oldukları kadınlara aşık oldukları fikri beynimizi kemirip durur. Aldatılan kadında ilk kaygı; rakip, metres, kuma adı her ne olursa olsun karşı taraftaki kadının merak edilmesi oluyor. Benden çok mu güzel, çok mu akıllı tedirginliği içinizi yiyip bitiriyor. Kocanızı suçlamak yerine öteki kadın yargılanıyor. Tabii ki çok iyi bir evliliğiniz var ve eşiniz katiyyen sizi aldatmaz. Muhakkak kadındı onu baştan çıkaran, sizi unutturan. Sonra kendinizi suçlayıp hafife almaya başlıyorsunuz, kendinizi ihmal edip eşinizi önemsemediğiniz psikolojisi sizi dibe çekiyor. Kocanızın pişman olmak yerine pişkinleştiğini ise çok ama çok geç fark ediyorsunuz. İşte asıl ayrılık sebebi de bu oluyor. Aldatılmak değildir kadınlara ağır gelen. Beklediğiniz yalanları duymayışınızdır..Senelerinizi birlikte geçirdiğiniz insanın ihaneti,yaşadığınız yılları, geçmişinizi hatta geleceğinizi de tarumar ediyor. Evlenirken yanınızda olan hiç kimse boşanma anınıza tanıklık etmek istemiyor. Aile Mahkemelerinin,Nüfus Müdürlüğünün kabul ettiği boşanma halini ne kadar zaman ilerlerse ilerlesin, aileniz çocuklarınız hatta arkadaşlarınız bir türlü kabul etmek istemiyor. “İki medeni insan gibi ayrılıyoruz.'' ne komik ayrılmanın medeniyeti mi olur? Tuhaf gelmesin sorum inanın ki hiç bir ayrılığın medenisi olmuyor. Bitmek bilmeyen patırtı kütürtü,kavgalar sonucunda da olsa romantizmin tavan yaptığı ilişkide de olsa sonuç değişmiyor insan yine aynı duygular ile başbaşa kalıyor. Koskocaman bir anlamsızlık.
Biraz da kitaptan bahsedeyim;
Yazarın okuduğum ilk kitabı ve bu kitapla birlikte medeni ayrılıkların da mümkün olabildiğini okudum. Tam yedi ayrı kahramanın yedi farklı hikayesi;
Eşini kanserden kaybetmiş ve eşinin vefatından önce de eşi tarafından aldatıldığını bilen ve eşinin birlikte olduğu adam ile bağlantı kuran tiyatro sanatçısı Kafuku
Çocukluğunu birlikte geçirdiği sevgilisinin isteklerini karşılayamadığı düşüncesi ile bir erkek arkadaşının sevgili olmalarını isteyen Kitaru..
Lüks bir hayat süren, evlilik hatta aşk karşıtı , ama yine de aşkın bağımlılık çemberinden kendisini kurtaramayan kendini ölüme terk eden plastik cerrah Tokay
Evine düzenli olarak ihtiyaçlarını gideren kadın ile aralarında başlayan cinsel ilişkinin yanı sıra ondan dinlediği bin bir gece masalları ile mutlu olan evinden dışarı çıkamayan Habara
Karısının kendisini aldattığını öğrendikten sonra spor mağazasında çalışmakta iken bar açmaya karar verip hayata bakış açısını değiştiren Kino
Dünya ile bağlantısı kalmayan sürekli hayal aleminde yaşayan ancak eve gelen kambur anahtarcı kız ile gittikçe ilgilenmeye başlayan Gregor Samsa.
Gece yarısı çalan telefon sonucu sevgilisinin intihar ettiğini öğrenmesi üzerine anıları canlanan ve üç sevgilisinin de intihar ettiği Kadınsız Erkekler..
Ben yeni tanıştım Murakami ile, tanışmamış iseniz tavsiye ediyorum Keyifli okumalar...

Bütün İncelemeleri Göster