Haruki Murakami

Haruki Murakami

YazarDerleyen
7.8/10
9.179 Kişi
·
25.043
Okunma
·
2.861
Beğeni
·
72238
Gösterim
Adı:
Haruki Murakami
Unvan:
Japon Yazar
Doğum:
Kyoto, Japonya, 12 Ocak 1949
1949 yılında dünyaya geldi, 1975'te Tokyo'daki Vaseda Üniversitesi'nden mezun oldu. 1986-1995 yılları arasında Avrupa ve ABD'de yaşadı. Yazarın ilk ve Gunzou Edebiyat Ödülü'nü alan romanı "Kaze no oto vo kike"dir (1979). Onu "Hitsuci vo meguru Bohken" (1982) isimli romanı izledi. Yazar bu eseriyle Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü'nü aldı. Ardından "Sekai no ovari to hahdo bohrudo" (1985) geldi ve bu kitap da yazara Tanizaki Ödülü'nü kazandırdı. Ama ona asıl ününü kazandıran 16 dile çevrilen "İmkânsızın Şarkısı" (1987) oldu. 1995'te yayımlanan "Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle 1996 yılında Yomiuri Edebiyat Ödülü'nü de kazanan Murakami, daha sonra baştan çıkarıcı bir aşk hikâyesi olan "Supuhtoniku no Koibito"yu (2001) yazdı. Yazar ayrıca, "Zoh no şohşitsu" (1993) ve "Kami no Kodomotaçi-va mina adoru" (2002) adı altında öykülerini de kitaplaştırmıştır. Japonya'nın XX. yüzyıldaki en büyük edebiyatçılarından biri olarak kabul edilmesine rağmen, Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu eleştirilerine maruz kalan yazarın edebiyat dışı tek kitabı "Andahguraundo"dur (2001). Murakami'nin son eserleri ise "Kokky no minami, taiyou no nişi" (2003) ve "Dansu dansu dansu"dur (2003).

Ödülleri :


1996 Yomiuri Edebiyat Ödülü ("Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle)
1985 Tanizaki Ödülü ("Sekai no ovari to hahdo bohrudo"yla)
1982 Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü ("Hitsuci vo meguru Bohken"le)
1979 Gunzou Edebiyat Ödülü ("Kaze no oto vo kike"yle)
"İnsan kendisinin eksik bir parçasını bulmak umuduyla aşık olur. O yüzden de, aşık olduğu insanı düşünürken, az ya da çok hüzünlenir."
Anlaşılan o da benim dünyamdan silinip gitmişti.Sanki insanlar benim ait olduğum dünyanın kenarından teker teker düşüyorlar.Hepsi de durmadan ilerliyor ve ansızın yok oluyorlar.Bir yerlerde dünyanın sınırı türünden bir şey olmalı.
Sadece kitap okudum ve kendime döndüm. Ve katılaştım. Dışarıya karşı duruşumu kastediyorum. Böylece sonunda çoğu insan benim kibirli, kendini beğenmiş biri olduğum fikrine vardı.
1256 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır okuyup bitirdikten sonra o kitabı çok beğenirsiniz ama o kitaplar da sizi etkisi altına o kadar kuvvetli alır ki sizin başka bir kitabı beğenmenizi adeta engeller, her yeni bir kitabın konusuna bakınca, sayfalarını açıp kokusunu içinize çekince ve kitaba başladığınızda size sürekli kendini hatırlatır ve bunlarla beraber de okuduğunuz kitabı bitirince daha çok aklınıza girer ve “hadi kabul et, benim kadar güzel değildi” der, işte bu dediklerime örnek verebileceğim ve okura doyumsuz bir kitap 1Q84. Eminim ki bundan sonra okuyacağım ve okuduğum tüm kitaplarda 1Q84 kendisini bana hatırlatacak ve bana verdiği zevki, tarifinin yapılmasının zor olduğu o güzel duyguları hissettirecek.

1Q84 bana göre kesinlikle son yüzyılın kitapları arasında yer edinmesi gereken bir kitap diyebilirim ve son yılların tartışmasız en büyük edebiyat olayı 1Q84’tür ve bana göre tartışmasız bir şekilde Murakami de yaşadığımız yüzyılın en büyük yazarlarından biridir, özellikle de son 2 senedir Nobel’i kazanmasını bekliyorum ve bir türlü beklentim gerçeğe de dönüşemedi. Bu yıl kazanır mı ya da bu yıl içinde bir acil çıkıştan çıkıp başka bir yılda, başka bir diyarda Murakami kazanabilir mi daha çok merak ediyorum.

Kitap kimine göre 1Q84 yılında geçiyor kimine göre Kediler Şehri’nde geçiyor ama aslında o kimileri Kediler Şehri’nin 1Q84 yılına ait bir şehir olduğunu bilmiyor, kitap anlaşılacağı üzere ismini Kara Dörtleme’nin bana göre en güzel kitabı dediğim George Orwell’ın 1984 isimli kitabından alıyor, alıyor almasına ama 1984’e de sadece ilk başlarda kısa kısa göndermeler yapıyor yani birçok arkadaşın tahmin yürüttüğü üzere aralarında sağlam bir bağ yok. Roman içinde 1256 sayfa boyunca bir romanda olması gereken ve bulmak isteyeceğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz, romantizm, aksiyon (abartılı bir aksiyon değil), din ve mezhepçilik, gizem, bilim kurgu, cinsellik ve fantastik öğeler. Fantastik öğeler ama nasıl desem böyle büyü, süper güçleri olan insanlar tarzında bir fantastik öğeler değil, masal ve gerçeğin harmanlanıp önümüze sunulması gibi, bir taraftan diyorsunuz ki bu gerçek olamaz, roman olsa bile bu nasıl bir saçmalıktır demek istiyorsunuz ama bir yandan da bu öğeleri aslında tartışmasız olarak kabul ediyorsunuz; çünkü dediğim gibi masalsı öğeler ve gerçekler o kadar güzel harmanlanıp aslında sırıtmadan önümüze konuyor ki bize sadece okumak düşüyor ve yazılanlara inanmak kalıyor ama dediğim gibi de bunları sorgulamamızı aslında Murakami de istiyor. Kitap genel olarak 2 karakter üzerinden gidiyor, kitap başlarında bazı şeyleri genel olarak yüzeysel bir şekilde tahmin yürütebilirken esas konuları hiçbir şekilde Murakami tahmin etmemizi istemiyor, bize birçok soru işareti verirken birçok da cevaplar veriyor, kitabın çoğu yeri aslında gündelik olaylarla dolu ama ne okurken “e hani konu nerede” diyorsunuz ne de bu bölümleri okuma kısmında en ufak bir sıkıntınız oluyor, hem yazım hem de başarılı çeviri sayesinde kitabın her bir kısmı çok güzel gerçekten, he bu arada kitabın en başında taksi şoförümüzün dediği gibi “her şey göründüğü gibi değildir” demek istiyorum, onun için belki de bu gündelik olaylar diye okuduğumuz sayfaların arasında, arkasında gizlenmiş çok önemli unsurlar da olabilir.

Bazı bölümlerde bir tahsildar görevlisi görevini yerine getirmek, tahsilatını yapabilmek için geldiği dairenin kapısını ısrarla yumruklayarak çalarken ve o esnada cümleler kurarken, içeride saklandığını ve kapıyı açmayı düşünmeyen kimseye baskı kurmak istiyor ve o kişiyi psikolojik olarak germeye çalışıyor ve işte burada Murakami’nin yazarlığının büyüklüğü tekrardan ortaya çıkıyor, bu kadar basit bir sahnede bu kadar basit bir olayda okuru bu derece gerebilmek, psikolojisini bu derece yerinden oynatabilmek gerçekten de kolay olmasa gerek. O kapıdaki tahsildarın kurduğu cümleler, kapıyı yumruklaması filan o kadar başarılı bir şekilde anlatılmış ki sadece bu kısımlar için bile okunabilir; ama bu bölümlerde Murakami’nin başarısı kadar çevirmen Hüseyin Can Erkin’in de başarısını kenara atmamak lazım yani genel olarak Erkin o kadar güzel bir çeviri yapmış ki kitabın başarısını hak ettiği ölçüde tutmuş, düşünsenize kitabın çevirmeni bir profesör.

Murakami’nin diğer kitabında da olduğu gibi bu kitapta da karakterlerin bir yalnızlığı mevcut ve bu yalnızlıkları ile beraber yaşadıkları aşkı bize anlatış şekilleri de çok güzel belki bu aşk içinde aşka uymayan hareketleri de var diyebiliriz ama kitap içinde inanın bunlar göze çarpsa da 1Q84 yılı içinde çok fazla önemsenmiyor. Romanın kalınlığı ilk başta size kitabın içinde çok fazla karakter var gibi bir hava verebilir ama dediğim gibi içindeki karakterler yalnızlar ve kitap içinde de çok fazla bir karakter yok, genel olarak 2 karakterimiz var ve bu karakterlere bağlı yaklaşık olarak 10 karakterimiz var, bu 10 karakter içinde de konu içinde ön plana sıyrılan az sayıda başka karakterlerimiz var ve Murakami bu kişileri bize en ince ayrıntısına kadar tanıtıyor, uzun uzun betimlemeleri bizlere anlatırken ne okuru sıkıyor ne de konudan bizleri uzaklaştırıyor, o tanımlamalar o betimleler bölüm aralarına sayfa içlerine o kadar güzel serpiştirilmiş ki şurada sorun var demek imkansız. Tek kusur diyebileceğim ise karakterlerin düşüncelerini okurken biraz fazla kısa kısa tekrarlara giriyor gibi ama aslında kitabın ana temasını Murakami beyinlerimize işlemek istediği için bu yola başvurduğunu düşünüyorum ve aslında bu kusur dediğim de okuru sıkmıyor aksine kitabın gelecek bölümlerine devam etme isteğimizden daha çok biraz rahatsızlık veriyor gibi.

Sahilde Kafka kitabında Sakura karakteri gibi 1Q84’te de aşık olunası kadın karakterler vermiş bize Murakami ama bu sefer 1 değil 2 karakter vermiş. Aomame ve Fukaeri. Bu kişileri bizlere kusurları ile tanıtıp nasıl bu kadar güçlü ve onlara bağlanılası kadınlar oluşturabiliyor çok hoş gerçekten. Fukaeri mi desem yoksa Aomame desem hala bilemedim. Aomame için de güzel bir videoyu sizlere burada paylaşayım. https://www.youtube.com/...F-SQGyPyDc&t=39s Sizce de Aomame çok güzel değil mi?

Roman bize bol bol müzik dinlettiriyor ve zaten Murakami takipçileri Murakami ile müzik bağlantısını çok iyi bilirler, bu kitabında da Leoš Janáček – Sinfonietta bize en büyük hediyesi ve dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/...ncXDimwbQ&t=348s

Doğan Kitap gerek baskı olarak, gerek çeviri olarak gerekse de editörlük kısmında çok başarılı bir iş çıkarmış ve her kitap okurunun bence kesinlikle okuması gereken bir kitap 1Q84.

“Evet, evet” dedi altısı birden hep bir ağızdan.
1546 syf.
·49 günde
İnanamıyorum, bitti.
Çok üzgünüm şuan. Sanki bir dostum çook uzaklara gitmiş gibi hissediyorum. Çok uzun zamandan beri ilk defa, tam anlamıyla içimden gelerek 10/10 puan verdiğim bir kitapla karşı karşıyayım.Peşin peşin söylemem gerek, sakın ama sakın kitabın hacimli olması sizi etkilemesin. Nasıl böyle bir hazineden mahrum kalırsınız?
Son derece akıcı, konusu muhteşem sürükleyici, insana nerede olduğunu unutturan bir kitap. Umarım 2Q17 yılına geçiş falan yapmış olmadım, akşam benim için bakar mısınız gökteki ay hala tek mi? :)

Kitabın konusu çok muhteşem, büyük bir zeka örneği Sayın Murakami. Arkadaşım size ne yediriyorlar, ne içiriyorlar? Bu nasıl kafa, bu nasıl kurgu? Nerede olduğumun bilincinde değilim hala, inanın. Kitap üç kişi etrafında dönüyor, Aomame, Tengo ve Fukaeri. Kitap Aomame'nin bir kanal yoluyla başka bir dünyaya geçmesiyle başlıyor, sonrasında ammann Allah'ım olaylar, olaylar. :)

Kitabımızın içerisinde konunun bütününü oluşturan bir kitap var ismi Pupa Hava, Paşiva ve Reşiva olarak da iki kişi, iki varlık mevcut. Ben olaya biraz farklı bir gözle bakmış bulundum. Paşiva, "algılayan" yani ses'i, ilahi mesajı algılayan, duyandı. Reşiva ise o sese uyan varlık. Ve Pupa Hava sanki ilahi bir kitaptı. Yani sanki bir Tanrı-Peygamber-Kutsal Kitap motifi işlenmişti.

Kitabımızın ana konusu ise bana göre "inanç." Eğer inanırsan bütün olmazlar gerçek olabilir, bu senin içindeki inancın gücüyle doğru orantılı olarak gelişen bir durum. Kitaptan cımbızla tutup çektiğim ve özümsediğim ders "asla vazgeçmemek" oldu. Seneler geçse bile...

Kitap gerçekten çok fazla fantastik öge içeriyordu, Murakami, bizim fantastik dünya ile yaşadığımız dünya arasındaki perdemizi aralayıp, bize hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu anlayamayacağımız bir dünyanın kapılarını aralıyor.
Gerçekten muazzamdı. Ne söylesem kitap hakkında bilgi vermek gibi olacak, sadece bu kitabı okumadan ölmemelisiniz demekle yetinmek istiyorum. Okuduğum kitaplar arasında, "en iyi kitaplarımdan bir kaçı" kategorisine kendiliğinden sıvışıverdi. Rüyalarıma giren, elime aldığımda büyük bir heyecan ve hazla okuduğum, hem sonunu merak edip, hem de bitmesini istemediğim yegane kitaplardan biri olarak belleğimde yerini aldı 1Q84. Kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum, tavsiyeme muhakkak kulak asın olur mu?

Ben şimdi Kediler Şehri'nden ayrılıyorum, çıkış kapanmadan hemen önce...
224 syf.
Aldatılan erkekler ne hisseder tam olarak kestiremiyorum ama sanırım erkekler aldatılmada eşlerinin cinsellik olarak terkine biz kadınlarsa erkeklerin duygusal göçlerine takıntı yapıyoruz. Birlikte oldukları kadınlara aşık oldukları fikri beynimizi kemirip durur. Aldatılan kadında ilk kaygı; rakip, metres, kuma adı her ne olursa olsun karşı taraftaki kadının merak edilmesi oluyor. Benden çok mu güzel, çok mu akıllı tedirginliği içinizi yiyip bitiriyor. Kocanızı suçlamak yerine öteki kadın yargılanıyor. Tabii ki çok iyi bir evliliğiniz var ve eşiniz katiyyen sizi aldatmaz. Muhakkak kadındı onu baştan çıkaran, sizi unutturan. Sonra kendinizi suçlayıp hafife almaya başlıyorsunuz, kendinizi ihmal edip eşinizi önemsemediğiniz psikolojisi sizi dibe çekiyor. Kocanızın pişman olmak yerine pişkinleştiğini ise çok ama çok geç fark ediyorsunuz. İşte asıl ayrılık sebebi de bu oluyor. Aldatılmak değildir kadınlara ağır gelen. Beklediğiniz yalanları duymayışınızdır..Senelerinizi birlikte geçirdiğiniz insanın ihaneti,yaşadığınız yılları, geçmişinizi hatta geleceğinizi de tarumar ediyor. Evlenirken yanınızda olan hiç kimse boşanma anınıza tanıklık etmek istemiyor. Aile Mahkemelerinin,Nüfus Müdürlüğünün kabul ettiği boşanma halini ne kadar zaman ilerlerse ilerlesin, aileniz çocuklarınız hatta arkadaşlarınız bir türlü kabul etmek istemiyor. “İki medeni insan gibi ayrılıyoruz.'' ne komik ayrılmanın medeniyeti mi olur? Tuhaf gelmesin sorum inanın ki hiç bir ayrılığın medenisi olmuyor. Bitmek bilmeyen patırtı kütürtü,kavgalar sonucunda da olsa romantizmin tavan yaptığı ilişkide de olsa sonuç değişmiyor insan yine aynı duygular ile başbaşa kalıyor. Koskocaman bir anlamsızlık.
Biraz da kitaptan bahsedeyim;
Yazarın okuduğum ilk kitabı ve bu kitapla birlikte medeni ayrılıkların da mümkün olabildiğini okudum. Tam yedi ayrı kahramanın yedi farklı hikayesi;
Eşini kanserden kaybetmiş ve eşinin vefatından önce de eşi tarafından aldatıldığını bilen ve eşinin birlikte olduğu adam ile bağlantı kuran tiyatro sanatçısı Kafuku
Çocukluğunu birlikte geçirdiği sevgilisinin isteklerini karşılayamadığı düşüncesi ile bir erkek arkadaşının sevgili olmalarını isteyen Kitaru..
Lüks bir hayat süren, evlilik hatta aşk karşıtı , ama yine de aşkın bağımlılık çemberinden kendisini kurtaramayan kendini ölüme terk eden plastik cerrah Tokay
Evine düzenli olarak ihtiyaçlarını gideren kadın ile aralarında başlayan cinsel ilişkinin yanı sıra ondan dinlediği bin bir gece masalları ile mutlu olan evinden dışarı çıkamayan Habara
Karısının kendisini aldattığını öğrendikten sonra spor mağazasında çalışmakta iken bar açmaya karar verip hayata bakış açısını değiştiren Kino
Dünya ile bağlantısı kalmayan sürekli hayal aleminde yaşayan ancak eve gelen kambur anahtarcı kız ile gittikçe ilgilenmeye başlayan Gregor Samsa.
Gece yarısı çalan telefon sonucu sevgilisinin intihar ettiğini öğrenmesi üzerine anıları canlanan ve üç sevgilisinin de intihar ettiği Kadınsız Erkekler..
Ben yeni tanıştım Murakami ile, tanışmamış iseniz tavsiye ediyorum Keyifli okumalar...
224 syf.
·1 günde·6/10
- Ben bu kadına aşık oldum. Şüphe yok. Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki kendimi korumam neredeyse olanaksız. Şimdi sahip olduğum her şey elimden çıkıp gidebilir. Ama artık dönüş yok. Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de.

- Sumire, hayatının baharında, içi yazma arzusuyla dolu genç bir kız. Bu arzusuyla arasına hiçbir şey giremezdi. Tutkusunun yanında başka hiçbir yeteneği yoktu. Ne yön bulma, ne ev işi ne de başka bir beceriye sahip değil aksine; dağınık bir odası ve düzensiz hayatı olan bir kız. Bu güzel çağda aşık olacağı aklına gelir miydi hiç? Gelse de her şeyden vazgeçebilecek gücü var mı? Özellikle de yazma arzusundan..

- Öğretmen, ilkokul öğretmeni, oldukça bilgili, kültürlü, görmüş geçirmiş birisi ve hemen hemen her konuda bir fikre sahip. Aslında bu özelliği ona kazandıran şey öğrencileri de denebilir. 10 yaşında çocukların soracağı soruları hangimiz hayal edebiliriz ki? Onlarla başedebilmek için doğal olarak onlar gibi kıvrak düşünmek gerek. Bu öğretmenimizin bazı kötü özellikleri var. Sadece öğrencilerle değil velileriyle de aşırı ilgileniyor.. Ama ne olursa olsun aşkını kalbinde yaşatmaya devam ediyor. Ne yaman çelişki ama.

- Myu, 30'lu yaşlarının sonunda, güzel, alımlı ve çekici bir patroniçe(kitap öyle diyor :) Babasından miras kalan işleri başarılı bir şekilde yönetmeye ve bu uğurda seyyah gibi dolaşarak, ekmeğini taştan değil de uçak seferleriyle gittiği anlaşmalardan kazanan ablamız. Sayesinde kaliteli üzüm bağları nerede var öğreniyoruz bununla kalmayıp güzelinden şarap markalarını ve tadını damağımızda hissediyoruz.. Çok farklı ve gizli bir karakteri olan Myu geçmişini sır gibi saklıyor. Yaşadığı olay onda çok büyük travmalara sebep olmuş ve bunu kimseye anlatmamış. Biz öğreniyoruz.

- Simure "Sputnik Sevgilisi" ile karşılaştığında üniversiteyi bırakalı iki yıldan fazla olmuştu. Müzik zevkleri ortak olan sevgilisiyle kuzi in düşünde tanışacak ve bu çıkmaz aşka düşecekti. Bu uğurda, kendini elinden geldiğince fazla zorlayıp, sevgilisi uğruna en başta sigaradan vazgeçerek nelet yapabileceğini kanıtlamaya çalıştı. Onunla olmak ona ayrı bir haz ve mutluluk veriyordu. Dolaştıkları yerlerin güzelliğinden çok sevdiğine odaklanmış ve tam anlamıyla zilzurna aşık olmuştu. Gözü hiçbir şey görecek gibi değil. Tek arzusu yanyana olmak ama elbette o gün geldi ve hiç olmayacak şeyler oldu. Yazma arzusu tükenir gibi oldu, içine düştüğü ruhsal durumla kabuslar gördü. Her zaman yanında olup sohbet etmekten farklı keyif aldığı arkadaşına, mektuplar yazdı, telefon etti ve hep değerli olduğunu hissettirdi.

- Bir gün hiç beklenmedik bir şey oldu. Kahramanlarımızdan birisi kayboldu ve diğerleri deliye döndü resmen. İşler bundan sonrası karışık. Bu olaylar da bizim hemen yakınımızdaki Yunan adalarında oldu. İçimden gidip yardım etmek geldiyse de elimden bişey gelmedi. Kitabı okumaya devam etmek daha faydalı oldu.

- Kitabın en güzel yanı betimlemeleri. O anın duygusunu içimize işletecek güzel örneklerle pekiştirmiş yazar. Ama gelgelelim konuyu toparlamamış ve dağınık bırakmış. Kitabın başı farklı, ortası farklı, sonu farklı olaylar zinciriyle kurulu 3 halka var. Hepsinin konusu güzel ama ben bağlamakta zorlandım. Yazar neden böyle bir yola başvurmuş anlamış değilim.

- Murakami diliyle ve hikayenin özgünlüğüyle güzel bir eser ortaya çıkarmış ama bütünlüğü sağlayamamış bence. Yine de okunabilecek güzel bir eser.

- İncelememi okuyan herkese teşekkürler.
470 syf.
·3 günde·7/10
Haruki Murakami'nin karakter ve hikaye konusunda pek sıkıntı çekmediği bir gerçek. Bu kitaba başlarken de (serinin ilk kitabı) nasıl bir kurguyla karşı karşıya olduğumu bilmeden ve düşünmeden direk kitaba daldım. Ancak böyle karanlık sayfaları aydınlatabilirdim.

SPOİLER ve kitap karakterleri hakkında bilgi içerir.

Aomame; kadın karakterimiz ile başlıyor kitabımızda olaylar zinciri. İlk halka olarak, toplantısı ve oraya giderkenki seçtiği uçarı yol. Kitabın başında, acaba neden? Diye düşünmeme sebep olsa da, ilerleyen sayfalarda her şey açıklığa kavuşuyor ve taşlar yerine oturuyor. Aomame'nin hayatı, yetenekleri, yaşam tarzı, asıl mesleği gibi detayları öğrendikçe gittiği yolun doğrusu olduğunu kabulleniyor ve hak veriyoruz. Asıl mesleği derken, 2. Mesleğine nasıl ve neden yöneldiğiyle ilgili bilgiler 2. Kitap incelemesinde olabilir. Aslında birçok soru işareti var hala karakter ile ilgili ama bu ilk kitaptı ve yüzeysel olarak bir tanıtım iyi olur diye düşündüm.

Tengo; erkek karakterimiz ise Aomame ile aynı yaşlarda ve neredeyse birbirine zıt denecek hayata sahip 2 kişiler. Tengo'nun duygusal yönü ve olaylara bakış açısı diğer karakterlerden farklı ve düğüm noktaları denen adımları atan kişi olarak tanıyabilirsiniz. Tengo olmasa ilk kitabın içinde kocaman bir boşluk olurdu bence. Yazar, Tengo'yu bu kitabı taşıyacak sütunlar olarak kullanıyor bence. 2. Ve 3. Kitapta etkisini ve kendisini daha ağır hissedeceğimi düşünüyorum.

Fukaeri henüz genç bir kız. Kitaptaki rolü bir deneme yazmış ve yarışmaya göndermiş olması. İsmi de "Pupa Hava". Olayların en gizemli yerleri Fukaeri ile süslenmiş. Çok gizemli bir havası ve ne yapacağı kestirilemeyen bir tarzım var. En çok tahmin yürütüp merak ettiğim ve sonunu kestiremediğim kişi kendisi. Neler olacak diye 2. Kitaba bir an önce başlama isteği uyandırıyor kitabın sonunda olanlar.

Tabii ki bu 3 karakterden başka incelemem gereken karakterler de var ama onların daha fazla rolü olacağını düşündüğüm 2. kitaba saklıyorum.

Şimdi kitaba genel bir gözle bakarak inceleyecek olursam; kitap hiç anlamadığım bir yerde, anlaşılmaz bir amaca hizmet etmek üzere yola çıkmış birinin hayatını anlatıyor gibi. Oysa bu sadece karışık paketteki çerezlerden biriymiş. Olayların devamı geldikçe ve düğüm çözüldükçe ortaya çok garip şeyler çıkıyor. Örneğin kitabınızın karakterlerinin ve yaşadıkları dönemin çeşitli suikast ve tacizlerine maruz kaldığı dinsel cemaatler. Evet ben de ilk duyduğumda çok şaşırdım. Ama etkisi çabuk geçti. Gündem konularımızdan biri ne de olsa. Yalnız yazarın kurgusu daha farklı. Konu da olaylar da acemice değil gayet derinlemesine ve birbirini tetikleyecek bir sarmal oluşturarak ilerliyor. Her türlü rant sağlanması ve çıkarların en üst düzeyde tutulması, müridlerin seçimine kadar her olay mantık çerçevesini aşmayacak ve kitabın bütünlüğüyle doğru orantılı. Bu yönüyle hoşuma gitti kitap. Yazarın bilindik akıcı dili ve kendine özgü örnekleriyle anlık olayları yorumlayışı keyif aldığım diğer şeyler. Bunların yanında hoşuma gitmeyen demeyeyim ama sabırsız olduğum için tahammül edemediğim bir şey, karakterlerin dıdısının dıdısına kadar tanıtma zahmetine girmiş yazar. 2. Ve 3. Kitapta böyle şeylere yer vermemek için belki ama mesela bir olayın en can alıcı noktasına yaklaşırken tam kitabı yakaladım kuyruğundan diyorum hop hem farklı bir kişiye hem de çok alakasız bir yere geçiyor kitap. E böyle olunca o kısımda heyecan kırılmış şekilde okumaya devam ediyorum. Bu serinin ilk kitabıydı ve yazarın diğer kitaplarda bizi hangi sürprizler ve olaylarla karşı karşıya bırakacağı hakkında çok az fikir yürütebildiğim nadir kitaplardan. Bu yüzden bir an önce 2. Kitaba başlayıp, seriye kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Umarım bu kitabı ve bu seriyi okuyacak arkadaşlara faydalı bir inceleme olmuştur. Keyifli okumalar.

1Q84 - 2. Kitap incelemem #46690365
1Q84 - 3. Kitap incelemem #47287507
540 syf.
·12 günde·5/10
1Q84 - 1. Kitap incelemem #46340632
1Q84 - 2. Kitap incelemem #46690365

3 kitabı okuyup seriyi tamamladım. Aklımda tek soru
''BEN BU KİTABI (1Q84) NEDEN OKUDUM???''
Bu kitabı okuyacaklara tavsiyem: OKUMAYIN..

İlk iki incelememde de olduğu gibi bir takım bilgiler ve spoiler içeriyor.
Önce biraz 3. kitaptan bahsetmek istiyorum. Bilindiği üzere ilk iki kitapta Tengo ve Aomame ikilisinin kavuşma süreci acaba kavuşabilecekler mi? Aralarında ne gibi engeller var ve bu engelleri aşmak mümkün mü düşüncesi içinde geçiyordu. Görevler tamamlanmış, her ikisi için de iç sesinin dinlediği gibi farklı diyarlara gidip gereken zorluklar aşılmıştı oysa. Kitabın içimde bıraktığı muammalar zincirinin ucu hep açıktı ve hala açık bir şekilde duruyor. Kitap tam ortalarında tamamen kopuyor. Baskıdan dolayı mı yoksa yazarın kendi tercihi mi böyleydi bilmiyorum ama olaylar zinciri Tengo ve Aomame açısından bir ileri iki geri şeklinde dengesini yitirmiş bir haldeydi. Kitaba heyecan katan tek şey Uşikava karakterinin olaylara etkin bir şekilde dahil olmasıydı. Zekası ve yetenekleriyle, gerçekten fark yaratabileceğini düşünmüştüm ama yazar ne yazık ki bu karakterin de hakkını verememiş bence. İlk kitaptan beri bahsedilen 'Little People' diye diye kafayı yedirdiği ''Havadan Pupa'' olayı ise, gölgede kalmış karpuzdan başka hiçbir şey değil. Kitabın ana olayı diye tahmin etmiştim oysa ben bu dünyayı ve bu 1Q84 dünyasında olanları. Bu karmaşanın 3. kitapta çözülüp artık bir sonuca ulaşmasını umuyordum ama Murakami beni şaşırtmadı ve sonuç FOS çıktı. 3. Kitap için diyeceklerim kısaca bu kadar.

Şimdi gelelim 3 kitabın ortalaması bir incelemeye. 3 kitap ve tam 1.440 sayfada hiç mi aklıma kazınacak bir olay ya da edebi açıdan elde avuçta tutulacak, okudum deyip tadı damağımda kalacak bir olay yaşanmaz? Sen 3 kitap boyunca ver gizemi ver ucu açık olayları biz de hevesle okuyalım, acaba şimdi ne olacak? haydi bakalım bu zorluğun altından nasıl kalkacak? diye düşünürken her şey tren rayına oturmuş gibi yolunda gitsin ve kitap birden Pollyanna oluversin. Tengo'nun düşmanları ve peşindeki kişiler, utanmasa giderken yoluna güller dökecekmiş gibi bir izlenim bıraktı kitap bende. Çok fazla kendini yormamış bence yazar bu kitabı yazarken. Hayal gücünde oluşturduğu Little People'ları yerleştirecek bir yer bulamamış ve bir işe yarayacak hale getiremediği için her şey böyle askıda kaldı, karakterlere ne oldu ve hangisi nereye gitti? bir sürü belirsizlikle yine bir Murakami kitabı bitti gitti. 3. kitabı tamamen bitirmek için yazdı diye düşünüyorum. 3 kişinin gözünden olaylara bakmak insanın canını bir süre sonra sıkıyor. Akış bozuluyor ve olayların akışını da gereksiz cinsellikle süslemesi çok absürttü bence. En duygusal anlarda araya giren cinsellik. Özellikle tüylere pek düşkün bir yazar olduğunu sanıyorum kendisinin. Bolca yer vermiş kitabında da. Bu, inceleme olduğu kadar eleştiri niteliği de taşıyor tabii ki. Tamamen kişisel görüşlerim. Okuyan herkeste farklı etki bırakabilir. Bunu dikkate alarak okuyup değerlendireceğinizi düşünüyorum.

Bu kitap büyük bir hüsran ve hayal kırıklığından başka hiçbir etki bırakmadı bende. Bundan önce Rüzgarın Şarkısını Dinle , Sputnik Sevgilim ve 1Q84 üçlemesini okudum. Bundan sonra herhangi bir eserini okumayı düşünmüyorum. Medyanın abartılı bir şekilde şişirdiği ve (benim için) ekstra hiçbir özeliği olmayan bir yazar olduğundan hiçbir şüphem kalmadı.
352 syf.
·8/10
Merhabalar Haruki Marukumi’nin İmkansızın Şarkısı kitabı gerçekten bildiğim tarz eserlerden çok farklı ve etkileyici bir eserdi.Üslup olarak kısa anlaşılır ve açık bir dille yazılmıştır.Çok beğendiğim bir alıntı ;Sana bir öğüt verebilir miyim?
-Elbette
Kaderinden yakınma. Bunu aptallar yapar.
-Unutmayacağım bunu.
Yazar kitapta en çok intihar-ölüm ve yalnız konuları üzerinde durmuştur.Kitaptaki karakterlerin genel özelliği az konuşarak çok şey anlatmak isteyen ve şimdiki insanlarımız gibi kalabalıklar içinde yalnız kalan insanlar ve ortak acıların insanları yakınlaştırıp uzaklaştırılması anlatılmaktadır.Konu olarak ise Toru Watanabe,Kizui,Miduri ve Naoko isimlerinde karekterlerin başlarından geçenler kaleme alınmıştır.Olaylardan biraz bahsedecek olursam Naoko,Toru Watanabe’nin çocukluk yıllarından beri yanında olan yakın arkadaşıdır.Naoko’nun kız arkadaşı Kizui’nin ani bir şekilde intihar etmesiyle iki yakın arkadaşı üzerinde bıraktığı etki üzerinde de durmaktadır.İncelemeyi bitirirken son olarak şunu da belirtmek isterim kitabın filmi de bulunmaktadır izlemek isteyenlere tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar Dilerim
1256 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Japon edebiyatının en beğendiğim yazarı olan Haruki Murakami’nin Sahildeki Kafka eseriyle tanıyıp 1Q84 okuduktan sonra bir an önce diğer kitaplarını da okumaya başladım.1Q84 kitabı kendi ülkesinde ilk çıktığında baya yankı uyandırmıştı ve ilk basımda 500.000 den daha fazla bir sayıda satışı yapılmıştı.1Q84 ülkemizde şekilde satışa sunulmuştur ; üç cilt halinde ve tek cilt olarak.Kitap 1000 sayfadan daha fazla olmasına rağmen çok abartısız bir şekilde söylemem gerekirse hiç dolambaçsız,abartısız ve sade bir şekilde kaleme alınmıştır.Karakter olarak Tengo ; matematik öğretmeninidir Aomame ise ; spor eğitmenidir.Tengo yazarlık İçin çalışmalar yapmaktadır Aomame ise kadınlara şiddet uygulayanlar İçin kas uzmanı olan biridir.Çok ilginç ve heyecan içinde okuyacağınız olaylar yer almaktadır.Kitabın isminden de anlayacağınız gibi kitap 1984 kitabına göndermeler bulunmuştur.Kitapta paralel evren mevcut mudur ? Varsa nasıl bir evrendir gibi tuhaf sorularla karşılaşacaksınız.Kitabın ismi dolaylı yoldan olsa da ismi Aomame’nin geçtiği paralellere verdiği isimdir.Sahildeki Kafka’dan sonra okunması gereken bir eser.
Keyifli Okumalar Dilerim
1256 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Ne yazık ki bitti..
Bu uzun serüvene veda etmek zorundayım artık.
Büyülü gerçekçilik dünyasından ayrılmak, 1Q84 yılından çıkmak zorundayım. Bu dünyadan ayrılmak zorunda olmak beni o kadar üzüyor ki..

Kitabı bitirdikten sonra, bende bıraktığı etkilerden kurtulabilmek için zamana ihtiyacım vardı ve sonunda sizlerle bu incelemeyi paylaşmayı deneyeceğim.

İlk incelememde, kitabın içerik ve üslubundan bahsettim. ( #33147118 )

Şimdi daha farklı bir konuya değinmek istiyorum.

Kitap bana neler hissettirdi? Beni nereye götürdü? Hayata bakış açımda bir şeyler değiştirmeyi başarabildi mi?

Ben sadece bir romanı bitirmedim. Başka bir dünyaya gittim, orada yeni insanlarla tanıştım. O insanlar için ağladım, o insanlar için mutlu oldum ve o insanlar için mücadele ettim. O insanlardaki yalnızlıkta kendi yalnızlığımı hissettim. Bu dünyaya resmen bağlandım.

Realist tarafımı bir köşeye bıraktım. Bu büyülü gerçekçilik dünyasının içinde her şey mümkündü artık. Çünkü Murakami o kadar ikna edici bir yazar ki, neden "imkansız" diye bir şey olabileceğini sorgulattırdı bana. Her cümle o kadar etkiliydi ki okuduğum süre boyunca yaşadığımız dünyanın gerçek olup olmadığından emin olamadım. Bunu sorgulamayı sürdürdüm, kitabın sonunda ise cevabımı almış gibiydim.

Ve aşk.. Aşka inanmıyor olabilirsiniz. Bir insanın bir insanı en fazla ne kadar sevebileceğini hayal edemiyor olabilirsiniz. Ama bu kitabı okuduktan sonra "aşk" dediğimiz şeyin aslında gerçekten hayatını başkasına adamaktan da öte olduğunu hissedeceksiniz.

Hayata daha umutlu bakmayı, ne olursa olsun vazgeçmemem gerektiğini, gerçek ya da hayal her ne olursa olsun bu dünyanın mücadele ettikçe güzelleşeceğine inanma isteği uyandırdı bende.

Duygularımı kelimelerle anlatmakta zorlanıyorum. Tek bildiğim şey mükemmel bir yolculuktu! Size tavsiyem, bu kitabı elinize aldığınızda "Bir roman bitireceğim." diyerek değil, "Başka bir dünyaya yolculuk yapacağım." diyerek başlamanız ve tadını çıkarmanız.

Tüm Murakami severlere veya ilk kez okuyacak olan herkese iyi okumalar dilerim. :)
651 syf.
Öncelikle spoiler almak istemeyenler okumasın, söze bununla başlayalım.

Sevgili yazarımızın, romanın başlangıcındaki kum fırtınası teşbihiyle kaderi betimlemesi, beni ilk andan itibaren romanın içine çekti. Okuyan hemen herkes gibi anlamlandıramadığım noktalar olsa da asla kitabı yarıda bırakmayı düşünmedim; ensest ögeleri bünyesinde tutmasına rağmen.

"Neden ensest ilişkiyi konu başlıklarından biri yapmış?" diye okuma esnasında düşünüp durdum; kitabın sonlarına yaklaştıkça aslında reenkarnasyona değinmek istediğini anladım nihayet. Çıkardığım bir diğer anlam da şuydu: Yaşam yorucu, kırıcı, ve ilk nefes almaya başladığımız anda yavaş yavaş ölmeye de başlıyoruz, bir anlamda "ölmek için doğuyoruz". Ensest ilişkiye maruz kalmış bireyi düşünelim; ne kadar insanın ruhunu zedeleyici, insanı yavaş yavaş öldüren, ruhunu ondan koparıp, ruhsuz, hissiz, içi boş hale getiren bir tecrübe... Hayal etmesi bile zorken yazar bunu bize yaşatıyor. Ensest de bir anlamda yaşamın o acımasız, ölümcül yanını gösteriyor bize, yaşamı o şekilde tanımlamaya çalışıyor yazar sanki.

Nakata öldüğünde içinden çıkmaya çalışan o "şey"i ise kötülük olarak imgeledim. Hoşino o şeyi öldürmek için parça parça etmek zorunda kalır, tek seferde öldürmeyi, yok etmeyi başaramaz. Kötülük de öyledir; kendimizi törpülememiz ve içimizdeki kötücül ruhu terbiye etmek için çok defa uğraşmamız gerekir.

Ve, insan naparsa yapsın kaderinden kaçamaz, kötülük yapar çünkü kader içinde iyiyi ve kötüyü barındırır. Bana göre romanda iyiliğin timsali Nakata'ydı ama içinde kötülük de vardı, ne kadar istemese de o orada içinde duruyordu.

Her şeye rağmen başka bir dünya vardır diyor yazar bize, umut var ve kötülüğün yok edilebilmesi en azından başka bir dünya için mümkün.

Öte yandan yaşam bir rüya, yazarın deyişiyle bir "metafor"; nitekim kitabı bitirdikten sonra rüyadan uyanmış gibi hissediyorsunuz, sanki onca yaşananlar hiç olmamış gibi... Kitapta zaten baş kahraman sık sık rüyalarda geziniyor, rüyalarında bir şeyler yapıyor ve rüya ile reel birbirine karışıyor. Ama aslında hiçbir yaşanan gerçek değil; Kuran'ı Kerim'de söylendiği gibi dünya oyun ve eğlence yeri... Ama başıboş değiliz; "sorumluluk rüyalarda başlar" diyor Haruki.

Yazarın biyografisi

Adı:
Haruki Murakami
Unvan:
Japon Yazar
Doğum:
Kyoto, Japonya, 12 Ocak 1949
1949 yılında dünyaya geldi, 1975'te Tokyo'daki Vaseda Üniversitesi'nden mezun oldu. 1986-1995 yılları arasında Avrupa ve ABD'de yaşadı. Yazarın ilk ve Gunzou Edebiyat Ödülü'nü alan romanı "Kaze no oto vo kike"dir (1979). Onu "Hitsuci vo meguru Bohken" (1982) isimli romanı izledi. Yazar bu eseriyle Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü'nü aldı. Ardından "Sekai no ovari to hahdo bohrudo" (1985) geldi ve bu kitap da yazara Tanizaki Ödülü'nü kazandırdı. Ama ona asıl ününü kazandıran 16 dile çevrilen "İmkânsızın Şarkısı" (1987) oldu. 1995'te yayımlanan "Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle 1996 yılında Yomiuri Edebiyat Ödülü'nü de kazanan Murakami, daha sonra baştan çıkarıcı bir aşk hikâyesi olan "Supuhtoniku no Koibito"yu (2001) yazdı. Yazar ayrıca, "Zoh no şohşitsu" (1993) ve "Kami no Kodomotaçi-va mina adoru" (2002) adı altında öykülerini de kitaplaştırmıştır. Japonya'nın XX. yüzyıldaki en büyük edebiyatçılarından biri olarak kabul edilmesine rağmen, Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu eleştirilerine maruz kalan yazarın edebiyat dışı tek kitabı "Andahguraundo"dur (2001). Murakami'nin son eserleri ise "Kokky no minami, taiyou no nişi" (2003) ve "Dansu dansu dansu"dur (2003).

Ödülleri :


1996 Yomiuri Edebiyat Ödülü ("Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle)
1985 Tanizaki Ödülü ("Sekai no ovari to hahdo bohrudo"yla)
1982 Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü ("Hitsuci vo meguru Bohken"le)
1979 Gunzou Edebiyat Ödülü ("Kaze no oto vo kike"yle)

Yazar istatistikleri

  • 2.861 okur beğendi.
  • 25.043 okur okudu.
  • 951 okur okuyor.
  • 15.477 okur okuyacak.
  • 409 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları