Joseph Heath

Joseph Heath

10.0/10
1 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
417
Gösterim
Adı:
Joseph Heath
Unvan:
Yazar
Doğum:
1967
1967 yılında doğan Joseph Heath Toronto Üniversitesi’nde felsefe profesörüdür. Hem popüler hem de akademik alanda birçok kitap yayımlamıştır. Kitaplarından bazıları şunlardır:
Communicative Action and Rational Choice, 2001.
The Efficient Society, 2002.
Following the Rules. Practical Reasoning and Deontic Constraint, 2008.
Filthy Lucre: Economics for People Who Hate Capitalism, 2009.
Mesela XIII. yüzyılda önerilen aşağıdaki tavsiyelere bakalım:
- Hardal ve tuzdan hoşlananlar içine parmaklarını sokma pis alışkanlığından vazgeçmelidir.
- Masa örtüsüne sümkürmeniz yakışık almaz.
- Masaya ya da masadayken tükürülmez.
- Bayanlara hizmet ederken şapkanızın başınızda olması kötü bir davranıştır.

Çatal kaşık kullanımıyla ilgili kural yoktur çünkü insanlar esas olarak elleriyle, bıçaklardan bazı yardımlar alarak yiyordu. XV. yüzyılda da çok farklılık yoktu:
- Oturmadan önce sandalyenizin pislenmemiş olduğundan emin olun.
- Çıplak elinizle giysinizin altından kendinize dokunmayın.
-Yarısını yediğiniz bir yiyeceği başkasına sunmayın.
...
Mesela XVI. yüzyılda insanların özel olarak tuvalet kullanma talimatına ihtiyacı vardı: “Kimse, kim olursa olsun, yemekten önce, yemek sırasında ya da sonrasında merdivenleri, koridorları ya da tuvaletleri idrar ya da başka pisliklerle kirletmemeli; böyle hacetler için uygun, kurallarla belirlenmiş yerlere gitmelidir.” Bir XVIII. yüzyıl el kitabı şu talimatı verdiğine göre, kurala her zaman uyulmadığı belliydi: “Hacet gideren bir insanın yanından geçerseniz, onu görmemiş gibi davranmalısınız; selam vermek nezaketsizliktir.”

Gaz çıkarmayla ilgili sosyal normlar toplumun bireye dayattığı bastırma için bir örnek teşkil edebilir. XV. yüzyılda konunun ilk bahsi geçtiğinde, birincil kaygı sesti: “Ses olmadan gaz çıkarmak iyidir. Ama sesli salıvermek tutmaktan daha iyidir... Uzaklaşmak mümkünse yalnız başına yapılır. Değilse, eski bir atasözünün dediği gibi, bir Öksürük sesi bastırır.” XVIII. yüzyıla gelince insanlar tutmaktansa çıkmasına izin vermenin daha iyi olduğu görüşünü artık onaylamıyordu: “Başkalarıyla birlikteyken, sessiz bile olsa, üstten de alttan da gaz çıkarmak büyük nezaketsizliktir; hele de bunu başkalarının duyabileceği şekilde yapmak utanç verici ve yakışıksızdır.”
Birer birer tüm temel bedensel işlevler nezih ortamlardan çıkarıldı. Gideceklerin sonuncusu tükürmekti. Önceki geleneğe göre, “ayağıyla sildiği” müddetçe yere ya da döşemeye tükürmek caizdi. Sonunda bu yasaklandı: insanlara mendillerinin içine tükürmeleri talimatı verildi. XIX. yüzyıla gelindiğinde bu bile uygun görülmez oldu. 1859 tarihli bir rehbere göre: “Tükürmek her zaman iğrenç bir alışkanlıktır. Bundan daha fazla bir şey söylemem gerekmez. Bunu asla yapmayın.” Ama XX. yüzyılda bile pek çok üst sınıf evinde bekleme salonunda bir tükürük hokkası vardı, insanlar sokaktan girip oraya bir miktar tükürük çıkarabilirdi. Burada uygarlaşmanın bedensel doğamızı inkâr etmeyi nasıl hedeflediği görülebilir. Birçok durumda nezaket normları kişinin keyfîne bakma ya da arzularını tatmin etme olasılığıyla uzlaşmaz hale gelir. Bunun pek farkına varmıyoruz çünkü o kadar iyi sosyalleştik ki artık kuralları bir dayatma olarak deneyimlemiyoruz. Toplumumuzdaki pek çok çocuk, on yaşına kadar, davranışları üzerinde beş yüzyıl önceki bir tam yetişkinden daha fazla kontrolü başarır ve daha fazla kuralı içselleştirir. Bu uygarlık için ödediğimiz bedeldir.
... gerçek dünyada “özgürleşen imgelem” adaletsizliği engellemek, yoksulluğu yok etmek ya da savaşı durdurmak şöyle dursun, proletaryayı heyecanlandırmaz bile.
... ilk kuşak hippiler 50’ler toplumunun giyim kodlarını ihlal edebilecekleri her şeyi yaptılar: Erkekler saçlarını uzattı ve sakal bıraktı, takım elbise giymeyi ve kravat takmayı reddetti; kadınlar mini eteği benimsedi, sütyenlerini attı, makyaj yapmayı bıraktı. Fakat çok geçmeden bu malzemeler ve giyim tarzı reklamlarda ve vitrin mankenlerinin üzerinde boy göstermeye başladı. Kısa süre sonra büyük mağazalar barış madalyonları ve aşk kolyeleri satıyordu. Başka bir deyişle “Sistem” hippilere kurulu düzene bir tehdit olmaktan çok bir pazarlama fırsatı olarak bakıyordu. Punk rock tam aynı şekilde alındı. Özel tasarım çengelli iğneler Sex Pistols’un dağılmasından bile çok önce ünlü Londra mağazalarında satıştaydı.
" ... çoğu insan “bilinçaltı” denen bir şeye sahip olduğunu farz eder. Garip bir rüya gördüklerinde ya da kelimeleri karıştırdıklarında ya da açıklanamayacak bir iş yaptıklarında, suçu tamamen bilinçaltlarına atarlar. Onlara bunun yalnızca bir teori olduğunu ve böyle bir şeyin olmayabileceğini söylerseniz inanmazlık ve hor görmeyle karışık bir tepki verirler. Bir bilinçaltımız olduğu aşikârdır. Bunu inkâr edenin sadece inkâr içinde olması gerekir. Fakat bilinçaltının gerçekten bilincin altı olduğunu nasıl bili­yoruz? Onun doğrudan farkında olsaydık, artık bilinçaltı olmazdı. Sadece bir teori olduğu o kadar aşikâr ki. Doğrusunu isterseniz, Freud’un The Interpretation of Dreams’ini yayınladığı 1900’den önce, insanlar genel olarak kendilerinin hem bilinçli hem de bilinçdışı bir zihinle dolaştıklarını düşünmüyordu. Bizim şimdi öyle düşünmemiz Freud’un mirasının bir parçasıdır. Freud yanlısı olmasaydı, karşı kültür fikri muhtemelen hiç kök salmayacaktı."
Freud’a göre, uygarlık esas olarak özgürlüğün antitezidir. Kültür insan içgüdülerinin kont­rol altına alınması üzerine inşa edilir. Bunun için uygarlığın ilerle­mesi, temel güdüsel doğamızın bastırılmasında sürekli bir artış ve mutluluk deneyimleme yeteneğimizde ona eş bir düşüşle başarılır. Freud’un kendisi, uygarlık ve özgürlük arasında seçim yapmaya zorlandığında, uygarlıktan başkasını seçmenin akıl kârı olmayaca­ğından asla kuşkulanmadı. Onun asıl tutkusu bu seçimdeki trajik karaktere dikkati çekmekti. Öte yandan 1960’larda birçok insan zıt sonuçlar çıkarmaya başladı. Özgürlük ve uygarlık arasında bir seçim söz konusu olduğunda, özgürlüğü daha arzu edilir buldular. Freud’dan öğrendikleri ders, içgüdüsel doğamızın bastırılmasından kaçmak için kültürümüzü tamamıyla reddetmemiz gerekeceğiydi. Bu da bir karşı kültür yaratmayı gerektirecekti.

Karşı kültür fikri birçok yönden neredeyse doğrudan doğruya Freud'un psikoloji teorisinden çıkar. Freud'un insan zihninin yapısını analiz etme şekli göz önüne alınırsa, bir bütün olarak kültü­rün bir bastırma sistemi olduğu sonucundan kaçınmak çok zordur. Ve toplumdaki problem —hepimizin o kadar mutsuz olmasının ne­deni— toplumun kendisiyse, o zaman kendimizi kurtarmanın tek yolu kültürün ve toplumun tamamını reddetmektir. Bütün sistem­den “çıkmamız” gerekir.
Gergin insanları “bastırıl­mış” ya da “anal” olarak tanımlarken, gerçekçi olmayanların “inkâr içinde” olduğunu iddia ederken, huysuz insanların çok fazla “bas­tırılmış öfkelerinin” ya da “sorunlarının” olduğunu ileri sürerken örtük olarak bu teoriye dayanırız.
60’ların ikonu Abbie Hoffman politikanın sadece “örgütçüler doğurduğu” gerekçesiyle “politik devrimi” aşağılayarak reddetti. Halbuki kültürel devrim “kanun dışılar üretir”. Bu kesinlikle kültürel devrimin kulağa daha heyecan verici gelmesinin nedenidir. Fakat bütün bunların amacının entelektüeller için eğlence sağlamak olmadığını, toplumda kimi iyileştirmeler gerçekleştirmek olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Kanun dışı olmak, örgütlenmiş bir toplumun üzerinde birçok şekilde asalak olmaktır. Herkes kanun dışı olursa, ne olur? Hiçbir kurumu, hiçbir kuralı ve hiçbir kaidesi olmayan bir toplum neye benzer?
Sonuç olarak işçiler imgelemlerini özgürleştirmekle pek ilgilenmediler. Fırsat verildiğinde sanat galerilerine ve şiir dinletilerine akın etmektense spora, televizyona ve malt içkilere sağlıksız bir ilgi göstermeye devam ettiler. Bu, halkın çoğunluğunun kapitalizmden hakikaten hoşlanıyor olabileceği, tüketim mallarını gerçekten isteyebileceği şeklindeki kemirici kuşkuyu besledi doğal olarak. Kapitalizmin insanların “derin ihtiyaçlarını” tatmin etmedeki başarısızlığının sorun yaratmadığı çünkü insanların derin ihtiyaçları­nın olmadığı ileri sürüldü. Belki öğrenciler kendi sınıf çıkarlarını genel çıkarlarla karıştırmıştı. “Benim için iyi olan” “toplum için iyi olan”la aynı şeydir diye varsaymışlardı (Elbette ki bunu ilk kez yapanlar onlar olmayacaklardı).
İlk defa Fransız Devrimi sırasında kullanı­lan giyotin aydınlanmanın ve ilerlemenin bir sembolüydü. Bundan evvel cellat mahkûmun boynunu kesmek için genellikle dört beş kez baltayla vuruyordu. Giyotin buna kıyasla oldukça insaniydi.
İşçiler o kadar çok tüketmeye başlamışlardı ki artık sistemi düşürmek ve yıkmak zahmetine giremezler. Ama bu bir soru doğurur: Niçin isteyeceklerdi?
Aslında Roszak 1968 Paris ayaklanmasında Fransız işçileriyle bir ittifak kurmaya çalışan öğrencileri eleştirir. İşçilerin sanayi üretim sisteminde menfaatleri olduğu için güvenilmez bir müttefik olduğunu iddia eder. “Meselenin mihenk taşı, işçilerin verimlilik, üretkenlik ve yüksek tüketimden başka hedefleri gerçekleştirmenin gerekli olduğu sanayi aygıtının tüm sektörlerini lağvetmeye ne kadar hazır olduğudur? Yeni bir basit hayat, yavaş bir sosyal tempo, boş zaman lehine teknokratik öncelikleri bir kenara koymaya ne kadar istekliler?”
Burada işçi sınıflarının geleneksel çıkarlarının “teknokratik öncelikler” statüsüne indirildiği görülebilir. Ama Rozsak sadece entelektüellerin ve öğrencilerin sınıf çıkarlarını —imgelemin
özgürleştirilmesi, “yeni basit hayat” bulunması- almak ve bunları (hemfikir olmayan herhangi birinin teknokrasinin kurbanı olduğunu ileri sürerek) nüfusun geri kalanına dayatmak tehlikesi içindedir.
Modern insan o kadar suçluluk duygusu içinde ve bastırılmıştır ki halka açık bağırsak deşme artık düzeni devam ettirmek için gerekli değildir; geceyi kodeste geçirme korkusu çoğu suçu caydırmak için yeterlidir.
Gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız? Peki rüyanızdan uyanmaya?
Bu, bir kitap olmaktan çok öte! Lakin bir kitap olarak insanlara çok fazla şey sunuyor. Kendini defalarca kez okutuyor ve her seferinde daha fazla şey katıyor !

Yazarın biyografisi

Adı:
Joseph Heath
Unvan:
Yazar
Doğum:
1967
1967 yılında doğan Joseph Heath Toronto Üniversitesi’nde felsefe profesörüdür. Hem popüler hem de akademik alanda birçok kitap yayımlamıştır. Kitaplarından bazıları şunlardır:
Communicative Action and Rational Choice, 2001.
The Efficient Society, 2002.
Following the Rules. Practical Reasoning and Deontic Constraint, 2008.
Filthy Lucre: Economics for People Who Hate Capitalism, 2009.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 5 okur okuyacak.