Kemal Demirel

Kemal Demirel

Yazar
8.3/10
183 Kişi
·
573
Okunma
·
13
Beğeni
·
1829
Gösterim
Adı:
Kemal Demirel
Unvan:
Türk Senarist, Yazar ve Oyuncu
Doğum:
İstanbul, 1926
Ölüm:
31 Ekim 2009
Kemal Demirel, 1926'da İstanbul'da doğdu. Taksim Lisesi'ni bitirdi. İ. Ü. Fen Fakültesi'nde dört sömestre matematik-astronomi okudu. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde dört yıl Prof. Dr. Takiyettin Mengüşoğlu'nun ders ve seminerlerine katıldı. 1966'da Yankı Yayınevi'ni kurdu. Eserleri: Antigone, (oyun) 1970'te Yunanca'ya çevrildi, Devlet Tiyatrosu'nda oynandı. Büyük Yargıç (oyun), İsa'nın yaşamını yansıtan bu eser 1980'de Peder Renata tarafından İtalyan Kültür Merkezi'nde sahnelendi. 1992'de Sylvia Meyer çevirisiyle Amerika'da yayınlandı. Farenin Ölümü (Amipler oyun) 1972, Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin (oyun) 1997. Denemeler: İnsanlar Üzerine (1968), İnsan ve Dünyası (1980), Tanrı'nın Onuru İnsan (1997). Roman ve öyküler: Özel Cezaevi (1995), Evimizin İnsanları (1988), Gençlik Yılları (1994. Basılı Senaryoları: Anafartaların Kış Günü (1992), Süleyman Çelebi (Mevlidin Doğuşu) (1966), Piano Piano Bacaksız (1994), Itri'nin Hayatı (1994).
Sen gülümseyerek, "Bak Kemal, ne kadar güzel, bütün gün Beyoğlu'ndan çamaşır topladı, lokantalardan ekmek artıkları, fırından köz getirdi, çamaşırları yıkadı, karnını doyurdu, şimdi şarkı söyleyip mutlu olabiliyor. Şarkı söyleyebiliyor, düşün bir kere; üstelik sesi de güzel değil"
Oysa günümüzün insanlarının bir sorunu var: zamanı geçirmek. Sanki yaşamaya mahkum olmuşlar da bu cezalarını nasıl çekeceklerini baş sorun etmişler.
İnsanlar insanlardan
insanlar için yaşadıklarının,
yaptıklarının hesabını
sorarlar,
sonra da evlerine gidip
rahat rahat uyurlar.
Güneş doğar, güneş batar,
zaman arkada kalır.
İçinde
birçok hesap, birçok kitap,
suçlular, suçsuzlar,
güçlüler, zavallılar, yargılayanlar,
yargılananlar.

Yalın ayak toprak üstünde,
oynayan
küçük çocuklar büyür, yetişir
bu güneşin altında.

İnsanlar, insanlar için
yaşadıklarının,
yaptıklarının
hesabını verirler
insanlara.
Kemal Demirel
Sayfa 66 - Yaba Yayınları, 2002
Kim çocukların avunmaya gereksinimi yok der de onları hafife alırsa yanılır.O minik yüreklerin salt oyunla avunabileceğini sanmak ne büyük bir yanılgı...
64 syf.
Kitabın içindeki betimlemeler o kadar başarılı ki, insan 3 boyutlu bir oyunda etrafı geziyor gibi...

Koğuşta doktor ve hasta arasında geçen diyaloğa değinmeden geçmek mümkün değil, bu kadar az sayfada bu kadar dolu dolu felsefe okumak, anlamak çok etkileyiciydi.

Bir saatte bitse de uzun süre etkisinde kalınacak bir kitap. Insan "keşke uzun olsa bütün karakterlere değinilse, çok güzel olurdu" diye içinden geçiriyor.
117 syf.
"Hangi yaşta olursak olalım kendimize sormalıyız: Neyi yaşamamız gerek, biz neyi yaşıyoruz? Önemli olan bu..."
(Piano Piano Bacaksız)

Kitabı çok sevdim hatta o güzel film uyarlamasından daha da çok sevdim.
Dili çok samimiydi , zarif , güzel bir sadelikteydi.
Hikayesinde ise çocukluk anılarının saf güzelliği vardı.
En sevdiklerim listeme bir kitap daha eklendi bile;)
117 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Bu kitabı okuduktan sonra şaşırdığım tek nokta , neden bu kitabı bu kadar az kişinin okumuş olduğuydu.Acaba tavsiye mi edilmemişti?İnanın çok şaşkınım.Gizlenmemiş, utanılmamış bir geçmişe, çocuk gözüyle, elma şekeri tadında bir bakış.Keşke daha önce okusaydım.
64 syf.
·Puan vermedi
Doktor yefimiç akıl hastası olan İvan dmitriçin ne demek istediğini kendisi de akıl hastası olunca gaddar bakıcı nikitanın sırtına vurduğu kırbacta anladı iyi okumalar
117 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
tek kelimeyle harika bir kitap. küçük bir çocuğun büyük dünyası. çevresindeki ayrı ayrı hikayeler , farklı karakterler, farklı kişiler. insanın içinde kekremsi bir tat bırakan , belki de o yıllarda olmamızı isteten çok naif bir anlatım. okurken o kadar derinden hissettim ki o bacaksıza para yardımı yapmak geldi içimden :) keşke daha çok kişi tarafından okunmuş olsaydı.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
merhabalar öncelikle elimde kayıp romanlar varken malumunuz ramazan dolayısıyla bizler temizliğe giriştik ve öyle kalın bir kitabın okumasını ertelemek durumunda kaldım. Öykü(novella) ve dergi yazılarında kendimi buldum. araya saatleri ayarlama enstitüsünü ' de yerleştirdim ve maalesef zamanında paylaşamadım. Eksiğim olursa affınıza sığınıyorum sayın 1000K oyucuları.

ANTON ÇEHOV- ALTINCI KOĞUŞ
öncelikle kitabımız 68 sayfalık çok ince bir kitap içi ise bir o kadar yoğun
kitabımız Rusyanın küçük bir kasabasında akıl hastalarının olduğu yerde altıncı koğuşta geçiyor. burdaki karakterler aslında toplumda var olan kişilikleri ortaya koyan bir yapıt.
kitabımız ivan dmitriç(hasta!) ve andrey yefimiç (doktor) arasında geçen felsefik tartışmayı görüyoruz. bu tartışmada andrey yefimiçin toplumdaki sorunlara sadece dışarıdan baktığı ve aslında eyleme dökülünce kafasından daha farklo bir sonuçlar doğuracağını kitabın sonlarına doğru öğreniyor. kitabımızda aslında rus yaşantısına bir nevi eleştri vardır. toplumu ivan üzerinden yapılanları da andrey üzerinden görmek mümkündür.
kitabımızın asıl karakteri olan ivan dmitriç eğitimli ve bilgili olup memurluktan nasıl akıl hastanesine düştüğünü ilk sayfalarda anlatıyor. ivan dmitriç aslında bir obsesif kompülsif bozukluk gösteren biri (bana göre ) . memurluk hayatında sürekli basına kötü bir şey gelceğinin sürekli birileri tarafından takip edildğini hissettiğini görüyoruz. ve bu yüzden akıl hastaesine yattığına şahit oluyoruz. aynı zamandan kitapta ivanın çok okuduğunu ve hayatta bazı tahlihsizlikler yaşadığını anlatiyor. peki böyle biri tımarhaneye cidden düşecek biri mi?
Andrey Yefimiç ise hastanemizin doktoru.bu doktorumuz sürekli her şeye dişarıdan bakıp eleştiren aslında yaşamdan oldukça uzak. hayatı okuduğu kitapları gibi sanıp yaşadıklarına kayıtsız kalan Rus aydınlarını canlandırıyor.
bu kitapta aslında adaletsizliğe içinde yaşanılan koşulları kabul etmeyen İvan Dmitriç
yaşanılan durumları görmezden gelip aldırmayan veya ivan gibilerin yanlış yolda olduğunu düşünen Yefimiç gibilere
Nikita(koğuşun güvenlikçisi) gibi dünya düzenine sımsıkı bağlı düzen için şiddet uygulayabilecek kadar ileri giden ve tek düze düşüncelerden ibaret
moyseka gibi ise hayatın içinden ufacık şeylerle mutlu eden edebilen karakterlerin hikayesini okuyacaksınız.
kitap çok kısa olmasına rağmen gerçekten derin bir kitap..
iyi okumalar
112 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Günümüzde insanlar, bir şeylere bağlanmadan yaşayamıyorlar sanki. Kafanızı hangi yöne çevirirseniz, ya bir şeye fanatiklik derecesinde ilgi duyan ya da aynı şeyden lanetli bir şeymişçesine kaçan insanlarla yüz yüze geliyorsunuz. Bunun tek bir sebebi var aslında, ki Mevlana bunu çok güzel bir şekilde ifade ediyor. İnsanlar sağsız solsuz bakamıyor (#49740784). Hal böyle olunca da sürüler sarıyor her bir yanımızı.

Sürüleri basitçe ikiye ayırabiliriz aslında: Kin besleyenler ve fanatikler. Bu iki grubu kendi arasında kıyaslamayacağım ve açıkçası aralarında bir fark da görmüyorum. Kin besleyenler insana insanca muamele etmeyi es geçerken, fanatikler sevdiklerini iddia ettikleri şeyi neden sevdiklerini bile bilmezler. İddia ettikleri diyorum, çünkü bu insanlar sevginin ne olduğundan bihaberdirler. Halbuki her şeyden önce, hakkında konuştuğumuz kişi ile ilgili bilgimizin olması gerekir. Burada kulaktan duyma olan her şeyden arınılmalıdır. Bir kişiyi değerlendirmek, değerlendirme türlerinin en zor olanıdır, der Kuçuradi. Bir çırpıda kılıf biçmemek gerekir.

Kemal Demirel'i bu bakımdan pek sağlam buluyorum. Tarihin içinde yitip gitmiş kişilerin insanlığını gün yüzüne çıkarma konusunda iyi işler başarmış. Tarihin içinde yitip gidenler derken, sadece unutulanlardan bahsetmiyorum. Popüler hale getirmek de yozlaştırmanın en belirgin hallerindendir. Bu söylediğimi daha iyi anlamak için Hümanist Atatürk'ün yanı sıra, Şeyh Bedrettin veya Kadı Burhaneddin hakkında yazdığı senaryolar okunmaya değerdir. Herhangi bir düşünceye bağlanmadan, önce o kişileri birer insan olarak görmek gerekir.

Demirel bu eserinde, insan olduklarının unutulduğu kişiler ile ilgili yazdığı senaryoların dışına çıkarak, Atatürk'ün yakın çevresinde yer alan ve aynı zamanda kendisinin kayınpederi olan, Nebizade Hamdi olarak da bilinen, Hamdi Ülkümen'in ses kayıtlarını derlemiştir. Eserde Atatürk'ün insanlığına parmak basan birçok anıya yer verilmiştir. Bu eser, ona sağsız solsuz bakabilmeyi sağlayacak zor bulunur eserlerden sayılabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Demirel
Unvan:
Türk Senarist, Yazar ve Oyuncu
Doğum:
İstanbul, 1926
Ölüm:
31 Ekim 2009
Kemal Demirel, 1926'da İstanbul'da doğdu. Taksim Lisesi'ni bitirdi. İ. Ü. Fen Fakültesi'nde dört sömestre matematik-astronomi okudu. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde dört yıl Prof. Dr. Takiyettin Mengüşoğlu'nun ders ve seminerlerine katıldı. 1966'da Yankı Yayınevi'ni kurdu. Eserleri: Antigone, (oyun) 1970'te Yunanca'ya çevrildi, Devlet Tiyatrosu'nda oynandı. Büyük Yargıç (oyun), İsa'nın yaşamını yansıtan bu eser 1980'de Peder Renata tarafından İtalyan Kültür Merkezi'nde sahnelendi. 1992'de Sylvia Meyer çevirisiyle Amerika'da yayınlandı. Farenin Ölümü (Amipler oyun) 1972, Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin (oyun) 1997. Denemeler: İnsanlar Üzerine (1968), İnsan ve Dünyası (1980), Tanrı'nın Onuru İnsan (1997). Roman ve öyküler: Özel Cezaevi (1995), Evimizin İnsanları (1988), Gençlik Yılları (1994. Basılı Senaryoları: Anafartaların Kış Günü (1992), Süleyman Çelebi (Mevlidin Doğuşu) (1966), Piano Piano Bacaksız (1994), Itri'nin Hayatı (1994).

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 573 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 247 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.