Geri Bildirim
Kristin Hannah

Kristin Hannah

8.5/10
2.189 Kişi
·
6.834
Okunma
·
737
Beğeni
·
22.034
Gösterim
Adı:
Kristin Hannah
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Kaliforniya, ABD, 25 Eylül 1960
1960 yılının eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Kristin Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır.

Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, hala kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder.

Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara koyan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır. Kristin Hannah oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Kristin Hannah, hemen hemen her yazarın yaşadığı sorunlardan biri olan yayıncı bulmakta zorlandı. Ret cevapları onu yıldırmadı, denemeye devam etti. 1990 yılında aldığı bir çağrıya cevap verdiğinde, hayatı da değişmiş oldu. O andan itibaren artık geriye hiç bakmadı ve profesyonel bir yazar olma yolunda adımlarını attı, o günden bugüne de yazma hevesini hiç kaybetmedi.

Kristin Hannah şimdi iyi bir eş, anne ve yazar olmaktan duyduğu mutluluğu sürdürüyor.

Yazar Altın Kalp, Maggie, Ulusal Okuyucu Seçimi ödüllerinin de sahibi.
Bir söz verip onu yerine getirmemekten kötüsü var mı?
Kristin Hannah
Sayfa 245 - Pegasus Yayınları
Fiziksel acıyla başa çıkmak, üzüntüyle başa çıkmaktan daha kolaydı.
Kristin Hannah
Sayfa 131 - Pegasus Yayınları
En kötüsü de buydu, güvenin kırılması.
Kristin Hannah
Sayfa 100 - Pegasus Yayınları
Bir şeyi ne kadar çok duyarsan doğruluğunu o kadar az sorguluyordun.
Kristin Hannah
Sayfa 310 - Pegasus Yayınları
Bir kadının ruhunun manzarası savaştaki bir dünya kadar hızlı değişebilir.
ERKEKLER OKUMAZ ALGISINI KIRACAK KİTAPLAR SERİSİ 1

Onlara Ateşböceği Yolu kızları derlerdi…

Öncelikle harika bir kitap okuduğumu belirtmek istiyorum. Kitabı okumadan önce karakterlerin kişilik özelliklerinin nasıl aktarıldığını, kitabın söylenildiği gibi güzel olup olmadığını merak ediyordum. Karakterler, olayların anlatılış şekli, seçilen konunun önemi bu merakımı fazlasıyla giderdi. Sade ifadeleri, abartıya kaçmayan üslubu, konunun gerçekçi bir şekilde anlatılması bunda etkili oldu. Peki, kitap ne anlatıyor? Arka kapakta da belirtildiği gibi dostluğun büyüsünü anlatıyor. İnsanın iyi ya da kötü her zamanında sığınabileceği, sağlam taşlarla örülmüş surları olan dostluk kalesinin yüceltildiği, herkesin izleyebileceği 37 bölümlük bir dizi tadında Ateşböceği Yolu.

Otuz yıllık bir dostluk. Gerçek dostluk. TullyileKate. Adları gibi dostlukları da sımsıkı. Tully annesinden yoksun büyümüş, istediğini alabilecek kararlılıkta bir kız. Kate modası geçmiş kemik gözlükleriyle sınıfta inek diye nitelendirilen, ailesinin yanında sevgiyle büyümüş bir kız olarak karşımıza çıkıyor. Aralarındaki bu zıtlıklar, daha çocukken tanışmaları, hayatlarının her aşamasını beraber geçirmeleri belki de bu bozulmaz dostluğun sebebidir. Muhtaç olduğumuz ama doğrusunu çok zor bulduğumuz bir dostluğa şahit olmak bazen kıskandırdı. Bazen de kitapta olsa bile görebiliyoruz dediğimiz bu dostluğa şahit olmak sevindirdi. Kitap 1970, 1980, 1990 ve 2000’li yılları içine alan 4 kısımdan oluşuyor. Tully ve Kate 1970 yılında daha çocukken tanışıyor. Bu süreden sonra artık TullyileKate’i ayrı düşünmek, çocuklukta başlayan bu dostluğun büyüsüne kapılmamak imkânsız. 30 senelik sürede onlarla beraber büyüyorsunuz. Geçirdikleri değişimler, kişiliklerindeki oturmalar, kurdukları hayaller, yaşadıkları acı tatlı olayların hepsine bu kitapta şahit oluyorsunuz. Değişmeyen tek şey dostlukları. Ben ne kadar anlatırsam anlatayım hep biraz eksik kalacak. Kitabı okuyanlarda hak verecektir, kitabı özetleyen ve dostluğun önemi vurgulayan aşağıdaki şiir tam olarak ne demek istediğimi anlatıyor:

Dostluk dediğin güzel bir kitap
Hava gibi
Su gibi
Ekmek gibi
Vazgeçilmez bir tad
Sonuna kadar dayanmak şart
Dostluk dediğin eşsiz bir kitap
Sevmediğin sayfaları varsa atla
Sayfayı kökünden yırtmak şart mı

Kitabın sonunda, ne kadar konuları farklı olsa da Fareler ve İnsanlar’ın sonunda olduğu gibi duygulandım. Eğer George ve Lennie, Harry-Ron-Hermoine vb. dostluklara şahit olduysanız Tully ile Kate arasındaki dostluğa da şahit olmanızı şiddetle istiyorum.

Kitaptan dostluğun yanında o kadar çok ders çıkarabilirsiniz ki. Benim Tully ile Kate’in dostluğundan sonra en çok hoşuma giden şey Tully’nin kararlılığı ve azmiydi. İnsanın gerçekte ne istediğini bilmesi onun ileriki hayatında ben şunu istemiştim, istediğim şeyi başardım demesi için çok önemli. Tully’ye arada kızsam da herhangi bir sorunla başa çıkma yolları gerçekten takdire şayandı. Eğer ne istediğimizi bilmezsek yazarların “Her tarafta isteyen insanlar..., çapsız ya da esrarengiz hedeflere doğru koşuşturan adımların maskaralığı, çakışan iradeler, herkes bir şey istiyor, kalabalık bir şey istiyor, bilmem neye doğru yönelmiş binlerce insan” gibi sözler söylemesi de hayatın üstümüzden silindir gibi geçmesi de doğal karşılanmalı.

Gel gelelim neden incelemeye böyle bir başlıkla başladığıma. Bazı insanlar bu tür kitapları elinizde gördüğünde ‘-Aaa, sen kadın kitabı mı okuyorsun, hahaha?’ diye dalga geçebiliyorlar. Lafa bakın ‘kadın kitabı’.(Tam tersi de olabilir.) Bu tür bir konuşmaya şahit olan kişide oracıkta erkekler okuyamaz önyargısı oluşur. Sonra ne oluyor, biliyor musunuz? 936 okurun okuduğu bir kitabı yüzde dört oranında, yani 38, erkek okuyor. Ben bu kitapta dostluğun sıcaklığını, hayallerin insanlar için ne kadar önemli olduğunu gördüm ama erkeklerin okumasına mani olacak bir şey göremedim. Gördüğünüz gibi bir önyargıyla dünya yerinden oynar mı bilemiyorum ama küçük bir istatistikle ortaya çıkan tablo gözümüzün önünde. Bir önyargının nelere yol açabileceğini belirttiğimiz örtülü sosyal mesajı verdikten sonra kitabın cinsiyeti olmaz, olmamalı diyorum. İsteyen istediğini okusun ama tabii doğru şekilde ele alarak, soruşturarak.

Maalesef “dostluk” konusunda, gerek kavram açısından gerekse de simgelediği nitelikler bakımından gün geçtikçe giderek eksiliyoruz. Bu eksilişin günümüzün maddeci anlayışları yüzünden mi, teknolojiyle beraber küçük ekranlara sığdırılan duyguların basitliğinden mi ya da insanların birbirine olan güvensizliğinden mi kaynaklandığını bilemiyorum. Bulmakta çok zorlandığımız ama bulduğumuzda da kendimizi bulutların üzerinde uçuyor gibi hissedeceğimiz, çıkar ilişkisi gütmeyeceğimiz nice dostluklara. Firefly Lane Serisi’nin ikinci ve son kitabı Ateşböceğinin Şarkısı ile görüşmek üzere…
Bazı kitaplar vardır ilk sayfasından itibaren sizi içine alır ve o kitabın huzurlu, büyülü ortamından, son sayfayı çevirene kadar hatta kitabı bitirdiğinizde dahi çıkamazsınız. İşte Gerçek Renkler öyle bir kitap. Karakterlerle aranızda sağlam bir köprü kuran, hüznün ve mutluluğun en saf halini tattıran bir kitap. Diğer Kristin Hannah kitaplarında olduğu gibi Gerçek Renkler'de de karakterle aramda bir bağ oluştu. Yaşadıkları kötü günlerde üzüldüm, mutlu olduklarında ben de mutlu oldum ve zaman zaman insanların peşin hükümlülüklerine sinirlendim. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda ise hissettiğim ve düşündüğüm şey Gerçek Renkler'in ne kadar etkileyici olduğuydu.

Gerçek Renkler'i bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de bir kız kardeşe sahip olmamdır belki de. Çünkü Kristin Hannah bu kitabında okurları üç kız kardeşin dünyasına davet ediyor. Peki onlar kim? Winona kız kardeşlerin en büyüğü avukat, daima mantıklı ve zaman zaman gaddar. Aurora ortanca kardeş; ılımlı sevecen, orta yolu bulmayı her zaman başaran biri. Vivi Ann kız kardeşlerin en küçüğü. Biraz uçarı, deli dolu, kırılgan ve her zaman güzel. Annelerini her biri henüz çok küçükken kaybeden bu üç kardeşin yaşadıkları olaylara tanık oluyoruz Gerçek Renkler'de. Ağızdan çıkan tek bir kelime bir aileyi nasıl parçalanma noktasına getirir, zedelenen aile ilişkileri bireyi ne derece sıkıntıya sokabilir ve sevgi her türlü zorluğun üstesinden ne şekilde gelir? Tüm bu soruların cevapları Gerçek Renkler'de.

Kristin Hannah Ateşböceği Yolu ve Kış Bahçesi kitapları ile beğenimi kazanmıştı ve yazarın tüm kitaplarını alışveriş listeme eklemiştim. Diğer kitaplarında olduğu gibi Gerçek Renkler'de de dupduru bir dili var Hannah'ın. Okurken son derece keyif aldığım eserler ortaya koyan Kristin Hannah bu kitabıyla da sıcacık bir hikayeyle okurların karşısında. Ayrıca Gerçek Renkler'de yazarımız kitabın içine bir cinayet ve buna bağlı olarak bir parça gizem de katmış. Bu da kitapta beğendiğim bir diğer noktaydı.

Ailenin, kardeş olmanın ve sevginin türlü güzelliklerini içinde barındıran Gerçek Renkler inancın ve umudun insan kalbinde her zaman var olduğunu da anlatıyor. Winona, Aurora ve Vivi Ann'in hayallerini, hayal kırıklıklarını, sevinçlerini okurken, hayatlarının içinde kendinizden de bir parça bulacağınızın garantisini verebilirim.

Demem o ki bir kardeşiniz varsa daha güçlüsünüzdür, bir kardeşiniz varsa arkanızda daima dimdik durmanıza yardımcı olacak bir duvar vardır. Son olarak bu kitabı okumanızı istiyorum ve bir de şunu istiyorum sizlerden: "Kardeşlerinizin değerini bilin." Sevgiler...
İncelememe bizi birbirinden mükemmel kitaplarla buluşturan Kristin Hannah ile başlamak istiyorum. Gece Yolu ile birlikte Kristin Hannah'ın 4 kitabını okumuş bulunmaktayım: Ateşböceği Yolu, Kış Bahçesi, Gerçek Renkler, Gece Yolu. Okuduğum her kitabının ardından son sayfayı çevirdiğimde içimde tarifsiz hisler oluştu. Bir yazar sözlü olarak anlatıldığında çok basitmiş gibi görünebilecek bir konuyu nasıl bu denli etkileyici ve sarsıcı hale getirebilir, aklım almıyor. Kristin Hannah okurken, genelde olduğu gibi Gece Yolu'nu okurken de sayfaların arasında kayboldum. Sıcacık, samimi bir dil, anında ısındığınız karakterler, binbir duygu... Betimlemeler aracılığıyla adeta gözünüzün önünden akıp giden mekanlar, olaylar.

Bir kadının çocukluğundan genç kızlığına, oradan olgun bir kadın olduğu döneme ve yaşlılığına... Kristin Hannah "kadını" büyüleyici bir şekilde ele alıyor. Elinizde bir Hannah kitabı varsa bu kitapta kendinizden, çevrenizden bir şeyler bulacağınıza eminim; olayları sadece okumayacağınıza karakterlerle birlikte yaşayacağınıza eminim.

Aile ve arkadaşlık ilişkilerinin Kristin Hannah ustalığı ile kusursuz bir şekilde ele alındığı Gece Yolu'nda Lexi Baill ve Jude Farraday ana karakterlerimiz. Lexi henüz 14 yaşında, uyuşturucu bağımlısı annesi nedeniyle hayatını koruyucu aile değiştirerek geçirmiş, henüz çocukken hayatın zorluklarını yaşamış, annesinin, gözleri önünde ölümüne şahit olmuş bir kız. Jude Farraday ise kırklı yaşlarında hayatın iyi olarak görebileceğimiz neredeyse bütün nimetlerine sahip, iki çocuklu, zengin bir anne. Zach ve Mia adında iki çocuğu olan Jude çocuklarının hayatını tamamen kendi ellerinde tutmayı seven bir helikopter anne*. Birbirinden bu denli bağımsız iki kadının hayatı Jude'un kızı Mia aracılığıyla kesişirken yapılacak ufak bir hatanın, alınacak yanlış bir kararın bir aileyi nasıl parçaladığına şahit olacaksınız. Gece Yolu'nu okursanız bu olaylara şahit olurken benim gibi, gözyaşlarınızı tutmakla zorlanabilirsiniz.

Geçmişte yaşananlar yakanızdan asla düşmüyorken umuda tutunabilir misiniz? Hayatınızı kararttığını düşündüğünüz birini affetme erdemini gösterebilir misiniz yoksa adalet adı altında intikam için vicdanınızı tamamen kapatır mısınız? Affetmenin acının, umudun ve sevginin somut şeylermişçesine hissedildiği Gece Yolu son derece dramatik bir konuya sahip, büyüleyici bir kitap...

*Helikopter Anne: Çocuklarının üzerine çok düşen, yaşamlarını sürekli gözlemleyen ve kontrol altında tutmaya çalışan ebeveynlere psikolojide verilen isim.
Az önce gözyaşları ile bitirdiğim bu harika kitaptan bahsedeceğim şimdi.. Okumayı hem çok sevdiğim, hem de okurken her seferinde ağladığım bir konu 2. Dünya Savaşı.. Kitaplarla yetinmeyip bu konuda birçok makale, araştırma yazısı da okuyup, birbirinden güzel belgeseller de izledim. Bu nedenle konuya oldukça hakimim...

Naziler, soykırım ve işkenceler hakkında okuduğum birçok eserden farklıydı Bülbül.. Yeni kitap arayışındayken bir anda keşfettiğim ve iyi ki okudum dediğim eser diye tanımlayabilirim Bülbül'ü..
(Konudan yine içeriğe çok fazla değinmeden bahsedeceğim.. Çünkü inceleme yaparken ipucu vermeyi de almayı da asla sevmiyorum..)

Soykırımın ilk yıllarında, 2. Dünya Savaşı dönemlerinde, Fransa'da yaşayan iki kız kardeş olan Viann ve Isabelle'in savaş,soykırım ve işgal sırasında hayata tutunma çabaları ile başlıyor kitap.. Kocası savaşa çağırılan Viann, kızı ile bir başına kalır ve kardeşi Isabelle zor şartlarda onun yanına gelmeyi başarır. Ancak hayali direnişe katılmaktır, bu uğurda yapmayacağı şey yoktur Isabelle'in. Bir yanda acımasızca yapılan işkenceler, yaşanan zorluklar, yemek sıkıntısı ve ayrımcılık; diğer yanda özgürlük ve hürriyet için direnen iki kadın...

Elinizden bırakamayacağınız, her satırı etkileyici, içinizi acıtacak ama okuduğunuzda asla pişman olmayacağınız başarılı bir eser...
Okuduğum kitaplar listesine eklenen beşinci Kristin Hannah romanı oldu Yaz Rüzgârı. Yine sımsıcak bir dil, sevilesi karakterler ile buram buram samimiyet kokan bir roman. Romanlarında aile ilişkileri, aşk, arkadaşlık gibi konulara yer veren Hannah, Yaz Rüzgârı'nda temel olarak anne-kız ilişkisini ele alıyor. Bir yazarın birden fazla kitabını okuduğumuzda her zaman bu kitaplar arasında karşılaştırma yaparız. Yaz Rüzgârı, Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu kadar olmasa da beni tatmin etti ve beklentilerimi karşıladı.

Ünlü bir talk show sunucusu olan Nora Bridge kendisine aile, arkadaşlık, aşk ilişkileri ile ilgili sorular soran dinleyicilerine yardımcı olurken, kendi kalp kırgınlığına merhem bulamamış bir kadındır. On bir yıl önce eşini ve çocuklarını terk eden Nora'nın hayatı ve kariyeri ortaya çıkan bir skandalla alt üst olur. Bir süre bu olaylardan uzaklaşmak isteyen Nora kendini terk ettiği Summer Adası'ndaki evde bulur. Öte yandan Nora'yı bir türlü affedemeyen küçük kızı Ruby ise ablası ve annesinin ısrarıyla evde Nora'ya eşlik etmeyi kabul eder. Ruby'nin adada kalmaktaki asıl amacı skandalın ana karakteri olan ve basının oyuncağı haline gelen annesi hakkında bir yazı yazarak karşılığında 50 bin doların sahibi olmaktır.

Bazı insanlara ne kadar kızsak ya da kırılsak da içten içe yine onlara özlem duyar yine yanlarında olmak isteriz. Birçoğumuz hattâ tamamımız için anne ve babalarımız söz konusu olduğunda durum böyledir. Onlara karşı hissettiğimiz sevginin ne kadar derin olduğunu anlayabilmek için ağızlarından çıkan bir "kızım, oğlum" sözcüğü yeterlidir çoğu zaman. Bazen de kendimizi bir şeye yıllarca o kadar inandırmışız, o şeyi o kadar çok doğru kabul etmişizdir ki gözümüzün önünde duran gerçekleri göremeyiz ve bu durum yıllarımızdan alır götürür. İşte Yaz Rüzgârı'nda bu tür düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Güçlü görünmek istemesine rağmen, umursamıyormuş gibi davranmasına rağmen insanın içinde ne tür fırtınaların kopabileceği ve aslında insanoğlunun ne kadar kırılgan, güçsüz olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor Kristin Hannah.

Kitabı okurken bir yandan da düşündüğüm şey yanımızda olan, onlar tarafından sevildiğimizi sandığımız kişilerin yaptığımız, yapacağımız bir hata ile bizleri ne kadar çabuk yargısız infaz edebileceğiydi. Yaz Rüzgârı'nda bu durum sıkça karşımıza çıkıyor. Bir ailenin oğullarına yaptıkları ve bir kişiyi yücelten basınının yine aynı kişiyi nasıl yerin dibine sokabildiği gerçekleri ile.

Kristin Hannah'ın başarılı birey çözümlemeleri ile roman karakterlerinin iç dünyalarında yaşadıklarını âdeta ben de yaşıyorum. Her zamanki duru, akıcı diliyle herkesin yaşayabileceği sorunları aktaran Hannah her kitabında beni kendisine biraz daha hayran bırakıyor. Umarım en kısa zamanda diğer kitaplarından birini daha okuyabilirim. Kristin Hannah okumak benim için o kadar keyifli bir hale geldi ki hissetiklerimi tam olarak tarif edecek kelimeleri bulamıyor olabilirim. Hepinize keyifli okumalar...
Bir Kristin Hannah kitabı daha sona erdi. Mucizeler Yağarken okuduğum sekizinci Kristin Hannah kitabı oldu. Kristin Hannah okumaktan çok keyif aldığım bir yazar, kitaplarını okurken huzur buluyorum diyebilirim. Bazı okurlara yazarın dili ve ele aldığı konular basit gelebilir ancak zaten Kristin Hannah'ın en sevdiğim yönlerinden biri basit konuları, basit bir dille anlatmasına rağmen okurun duygularını çok rahat etkileyebilmesi. En sevdiğim Hannah kitapları yazarın en çok bilinen romanı olan Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu olmuştu. Bu kitapların yazarın okuduğum ilk kitapları arasında olması diğer kitaplarına dair beklentilerimi yükseltti elbette. Mucizeler Yağarken'e de bu beklentilerle başladım fakat maalesef yazarın bu kitabı beklentilerimi karşılayamadı. Mucizeler Yağarken'i okumak için bilerek kış aylarını bekledim bunun nedeni kitabın kış temalı harika bir kapağa sahip olması ve daha kitabın ilk cümlesinde Noel kutlamalarıyla ilgili detaylar görmüş olmamdı. Kış mevsiminde geçen kitapları okumaya bayılırım, yazarların havanın soğukluğuna ilişkin cümleleri, etrafı kaplayan kara dair betimlemeleri bana bir hayli huzur verir, sanırım bu kitapta da en çok beğendiğim nokta da bu oldu. Ancak bu gibi noktaları dışarda bırakırsak genel itibariyle söyleyebileceğim şey kitabın beklentilerimi karşılayamadığı ve kitabı okurken Kristin Hannah'ı değil de başka bir yazarı okuyormuş gibi hissettiğim.

Mucizeler Yağarken'in konusu kısaca şöyle: Eşi ve kız kardeşi tarafından hayatının en büyük ihanetine uğrayan Joy Candellaro Noel vaktinde evinden uzaklaşmak amacıyla kendini havaalanına atar. En yakın saatte kalkacak uçağa bir bilet alır, nereye gittiği onun için tamamen önemsizdir çünkü Joy'un tek yapmak istediği kendisine acıdan başka bir şey getirmeyen evinden kaçıp kurtulmaktır. Yolculuk sırasında yaşanan beklenmedik bir olay sonucunda Joy kendini yağmur ormanlarının ortasında, göl kenarında bir kasabada bulur gölün kıyısındaki eski evde küçük Bobby ve babası Daniel yaşamaktadır. Bir süreliğine eski hayatına dair her şeyi geride bırakan Joy bu eski kulübenin kapısını çalar ve birkaç hafta öncekinden tamamen farklı bir yaşama adım atar.

Bu tarz kitapların sonunu rahat bir şekilde tahmin etmek benim için genelde sorun değildir. Mucizeler Yağarken'de de bu durum bir sorun yaratmazdı ancak sorun olmaması için konunun, üslubun, yaşanan olayların beni etkilemesi gerekiyor. Ancak maalesef Mucizeler Yağarken'i okurken olaylardan pek fazla etkilenemedim. Tamamen duygular üzerine yazılan bu kitaptan beklentim benim de duygularıma hitap edebilmesiydi fakat böyle bir şey olmadı. Tamamen günlük hayata, insanların her zaman başlarına gelebilecek olaylara dair kitaplarda çok fazla tesadüflere yer verilmesini ve sadece kitabın daha ilgi çekici olması için işin içine katılan "mucizeleri" sevemiyorum. Yani konu bu kadar normalken o konuya çok fazla tesadüf, inanılması güç olaylar, durumlar eklenmemeli bence. Maalesef Mucizeler Yağarken'de bu vardı. Kitaba dair sevdiğim şeyler ise sadece birkaç cümlenin beni etkilemiş olması ve daha da önemlisi kitaptaki mekanların anlatılması sırasında aldığım keyifti. İlk defa bir Hannah kitabından fazla keyif alamadım ancak nazar boncuğu diyorum bu kitap için, Hannah okumaya ise tabii ki devam edeceğim.
• Kış Bahçesi'ni okuduktan sonra ilk olarak anne ve çocukları arasındaki ilişki, kardeşlerin birbirine olan bağlılığı gibi konuların kitabın temelde aktardığı şeyler olduğunu düşünebilirsiniz ki zaten genel itibariyle öyle. Ancak benim bu kitabı okuduktan sonra düşündüğüm tek şey; savaş... Hayatları parçalayan, aileleri birbirinden koparan, tüm acımasızlığıyla şehirlerin üstüne çöken savaş. Hayatta kalabilmek için göğüs germedikleri zorluk kalmayan insanların çevresinde ölüm, açlık, sefalet, hastalıklar kol geziyor. Kış Bahçesi savaş temasını farklı yollarla anlatan sarsıcı ve duygu yüklü bir kitap...

• Ateşböceği Yolu'nu okuyup çok beğenmiş biri olarak Kış Bahçesi konusunda da beklentilerim yüksekti. Sonuç mu? Bu kitap beklentilerimi tam anlamıyla karşılayan ve beni gerçekten etkileyen bir kitap oldu.

• Kristin Hannah insanın kalbine, vicdanına, duygularına dokunmayı çok iyi bilen bir yazar. Kış Bahçesi de başta hüzün olmak üzere birçok duyguyu iliklerinize kadar hissettiriyor.

• Kitabın konusuna gelirsek;
Nina ve Meredith birbirlerinden siyah ve beyaz kadar farklı iki kardeştir. Babaları iki kızı için elinden gelen her şeyi yaparken ve onlara sımsıkı bağlıyken; anneleri Anya, kızlarına karşı son derece mesafelidir. Ancak babaları vefat ettiğinde iki kız kardeş için tek sığınak anneleri kalmıştır. Babaları ise ölmeden önce kızlarından son bir şey ister "Annelerinin çevresindeki duvarı yıkmaya çalışmaları ve onunla yakınlık kurmaları." Kızlar, annelerini içine girdiği kabuktan çıkarmaya çalışırken kendilerini Anya'nın acı verici geçmişiyle, savaşın her şeyi yerle bir eden korkunç yüzüyle karşı karşıya bulurlar. Sırlar ve korkunç anılar birbir açığa çıkar.

"Kış Bahçesi'ni tüm okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum, keyifli okumalar."

Yazarın biyografisi

Adı:
Kristin Hannah
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Kaliforniya, ABD, 25 Eylül 1960
1960 yılının eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Kristin Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır.

Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, hala kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder.

Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara koyan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır. Kristin Hannah oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Kristin Hannah, hemen hemen her yazarın yaşadığı sorunlardan biri olan yayıncı bulmakta zorlandı. Ret cevapları onu yıldırmadı, denemeye devam etti. 1990 yılında aldığı bir çağrıya cevap verdiğinde, hayatı da değişmiş oldu. O andan itibaren artık geriye hiç bakmadı ve profesyonel bir yazar olma yolunda adımlarını attı, o günden bugüne de yazma hevesini hiç kaybetmedi.

Kristin Hannah şimdi iyi bir eş, anne ve yazar olmaktan duyduğu mutluluğu sürdürüyor.

Yazar Altın Kalp, Maggie, Ulusal Okuyucu Seçimi ödüllerinin de sahibi.

Yazar istatistikleri

  • 737 okur beğendi.
  • 6.834 okur okudu.
  • 94 okur okuyor.
  • 3.648 okur okuyacak.
  • 48 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları