Kristin Hannah

Kristin Hannah

Yazar
8.5/10
2.550 Kişi
·
8.460
Okunma
·
827
Beğeni
·
24.629
Gösterim
Adı:
Kristin Hannah
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Kaliforniya, ABD, 25 Eylül 1960
1960 yılının eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Kristin Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır.

Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, hala kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder.

Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara koyan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır. Kristin Hannah oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Kristin Hannah, hemen hemen her yazarın yaşadığı sorunlardan biri olan yayıncı bulmakta zorlandı. Ret cevapları onu yıldırmadı, denemeye devam etti. 1990 yılında aldığı bir çağrıya cevap verdiğinde, hayatı da değişmiş oldu. O andan itibaren artık geriye hiç bakmadı ve profesyonel bir yazar olma yolunda adımlarını attı, o günden bugüne de yazma hevesini hiç kaybetmedi.

Kristin Hannah şimdi iyi bir eş, anne ve yazar olmaktan duyduğu mutluluğu sürdürüyor.

Yazar Altın Kalp, Maggie, Ulusal Okuyucu Seçimi ödüllerinin de sahibi.
Fiziksel acıyla başa çıkmak, üzüntüyle başa çıkmaktan daha kolaydı.
Kristin Hannah
Sayfa 131 - Pegasus Yayınları
Bir şeyi ne kadar çok duyarsan doğruluğunu o kadar az sorguluyordun.
Kristin Hannah
Sayfa 310 - Pegasus Yayınları
Her şeyi doğru yaptığınız halde bile başınıza kötü şeyler gelebiliyordu.
Kristin Hannah
Sayfa 197 - Pegasus Yayınları
Bazı kitaplar vardır ilk sayfasından itibaren sizi içine alır ve o kitabın huzurlu, büyülü ortamından, son sayfayı çevirene kadar hatta kitabı bitirdiğinizde dahi çıkamazsınız. İşte Gerçek Renkler öyle bir kitap. Karakterlerle aranızda sağlam bir köprü kuran, hüznün ve mutluluğun en saf halini tattıran bir kitap. Diğer Kristin Hannah kitaplarında olduğu gibi Gerçek Renkler'de de karakterle aramda bir bağ oluştu. Yaşadıkları kötü günlerde üzüldüm, mutlu olduklarında ben de mutlu oldum ve zaman zaman insanların peşin hükümlülüklerine sinirlendim. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda ise hissettiğim ve düşündüğüm şey Gerçek Renkler'in ne kadar etkileyici olduğuydu.

Gerçek Renkler'i bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de bir kız kardeşe sahip olmamdır belki de. Çünkü Kristin Hannah bu kitabında okurları üç kız kardeşin dünyasına davet ediyor. Peki onlar kim? Winona kız kardeşlerin en büyüğü avukat, daima mantıklı ve zaman zaman gaddar. Aurora ortanca kardeş; ılımlı sevecen, orta yolu bulmayı her zaman başaran biri. Vivi Ann kız kardeşlerin en küçüğü. Biraz uçarı, deli dolu, kırılgan ve her zaman güzel. Annelerini her biri henüz çok küçükken kaybeden bu üç kardeşin yaşadıkları olaylara tanık oluyoruz Gerçek Renkler'de. Ağızdan çıkan tek bir kelime bir aileyi nasıl parçalanma noktasına getirir, zedelenen aile ilişkileri bireyi ne derece sıkıntıya sokabilir ve sevgi her türlü zorluğun üstesinden ne şekilde gelir? Tüm bu soruların cevapları Gerçek Renkler'de.

Kristin Hannah Ateşböceği Yolu ve Kış Bahçesi kitapları ile beğenimi kazanmıştı ve yazarın tüm kitaplarını alışveriş listeme eklemiştim. Diğer kitaplarında olduğu gibi Gerçek Renkler'de de dupduru bir dili var Hannah'ın. Okurken son derece keyif aldığım eserler ortaya koyan Kristin Hannah bu kitabıyla da sıcacık bir hikayeyle okurların karşısında. Ayrıca Gerçek Renkler'de yazarımız kitabın içine bir cinayet ve buna bağlı olarak bir parça gizem de katmış. Bu da kitapta beğendiğim bir diğer noktaydı.

Ailenin, kardeş olmanın ve sevginin türlü güzelliklerini içinde barındıran Gerçek Renkler inancın ve umudun insan kalbinde her zaman var olduğunu da anlatıyor. Winona, Aurora ve Vivi Ann'in hayallerini, hayal kırıklıklarını, sevinçlerini okurken, hayatlarının içinde kendinizden de bir parça bulacağınızın garantisini verebilirim.

Demem o ki bir kardeşiniz varsa daha güçlüsünüzdür, bir kardeşiniz varsa arkanızda daima dimdik durmanıza yardımcı olacak bir duvar vardır. Son olarak bu kitabı okumanızı istiyorum ve bir de şunu istiyorum sizlerden: "Kardeşlerinizin değerini bilin." Sevgiler...
İncelememe bizi birbirinden mükemmel kitaplarla buluşturan Kristin Hannah ile başlamak istiyorum. Gece Yolu ile birlikte Kristin Hannah'ın 4 kitabını okumuş bulunmaktayım: Ateşböceği Yolu, Kış Bahçesi, Gerçek Renkler, Gece Yolu. Okuduğum her kitabının ardından son sayfayı çevirdiğimde içimde tarifsiz hisler oluştu. Bir yazar sözlü olarak anlatıldığında çok basitmiş gibi görünebilecek bir konuyu nasıl bu denli etkileyici ve sarsıcı hale getirebilir, aklım almıyor. Kristin Hannah okurken, genelde olduğu gibi Gece Yolu'nu okurken de sayfaların arasında kayboldum. Sıcacık, samimi bir dil, anında ısındığınız karakterler, binbir duygu... Betimlemeler aracılığıyla adeta gözünüzün önünden akıp giden mekanlar, olaylar.

Bir kadının çocukluğundan genç kızlığına, oradan olgun bir kadın olduğu döneme ve yaşlılığına... Kristin Hannah "kadını" büyüleyici bir şekilde ele alıyor. Elinizde bir Hannah kitabı varsa bu kitapta kendinizden, çevrenizden bir şeyler bulacağınıza eminim; olayları sadece okumayacağınıza karakterlerle birlikte yaşayacağınıza eminim.

Aile ve arkadaşlık ilişkilerinin Kristin Hannah ustalığı ile kusursuz bir şekilde ele alındığı Gece Yolu'nda Lexi Baill ve Jude Farraday ana karakterlerimiz. Lexi henüz 14 yaşında, uyuşturucu bağımlısı annesi nedeniyle hayatını koruyucu aile değiştirerek geçirmiş, henüz çocukken hayatın zorluklarını yaşamış, annesinin, gözleri önünde ölümüne şahit olmuş bir kız. Jude Farraday ise kırklı yaşlarında hayatın iyi olarak görebileceğimiz neredeyse bütün nimetlerine sahip, iki çocuklu, zengin bir anne. Zach ve Mia adında iki çocuğu olan Jude çocuklarının hayatını tamamen kendi ellerinde tutmayı seven bir helikopter anne*. Birbirinden bu denli bağımsız iki kadının hayatı Jude'un kızı Mia aracılığıyla kesişirken yapılacak ufak bir hatanın, alınacak yanlış bir kararın bir aileyi nasıl parçaladığına şahit olacaksınız. Gece Yolu'nu okursanız bu olaylara şahit olurken benim gibi, gözyaşlarınızı tutmakla zorlanabilirsiniz.

Geçmişte yaşananlar yakanızdan asla düşmüyorken umuda tutunabilir misiniz? Hayatınızı kararttığını düşündüğünüz birini affetme erdemini gösterebilir misiniz yoksa adalet adı altında intikam için vicdanınızı tamamen kapatır mısınız? Affetmenin acının, umudun ve sevginin somut şeylermişçesine hissedildiği Gece Yolu son derece dramatik bir konuya sahip, büyüleyici bir kitap...

*Helikopter Anne: Çocuklarının üzerine çok düşen, yaşamlarını sürekli gözlemleyen ve kontrol altında tutmaya çalışan ebeveynlere psikolojide verilen isim.
Az önce gözyaşları ile bitirdiğim bu harika kitaptan bahsedeceğim şimdi.. Okumayı hem çok sevdiğim, hem de okurken her seferinde ağladığım bir konu 2. Dünya Savaşı.. Kitaplarla yetinmeyip bu konuda birçok makale, araştırma yazısı da okuyup, birbirinden güzel belgeseller de izledim. Bu nedenle konuya oldukça hakimim...

Naziler, soykırım ve işkenceler hakkında okuduğum birçok eserden farklıydı Bülbül.. Yeni kitap arayışındayken bir anda keşfettiğim ve iyi ki okudum dediğim eser diye tanımlayabilirim Bülbül'ü..
(Konudan yine içeriğe çok fazla değinmeden bahsedeceğim.. Çünkü inceleme yaparken ipucu vermeyi de almayı da asla sevmiyorum..)

Soykırımın ilk yıllarında, 2. Dünya Savaşı dönemlerinde, Fransa'da yaşayan iki kız kardeş olan Viann ve Isabelle'in savaş,soykırım ve işgal sırasında hayata tutunma çabaları ile başlıyor kitap.. Kocası savaşa çağırılan Viann, kızı ile bir başına kalır ve kardeşi Isabelle zor şartlarda onun yanına gelmeyi başarır. Ancak hayali direnişe katılmaktır, bu uğurda yapmayacağı şey yoktur Isabelle'in. Bir yanda acımasızca yapılan işkenceler, yaşanan zorluklar, yemek sıkıntısı ve ayrımcılık; diğer yanda özgürlük ve hürriyet için direnen iki kadın...

Elinizden bırakamayacağınız, her satırı etkileyici, içinizi acıtacak ama okuduğunuzda asla pişman olmayacağınız başarılı bir eser...
Okuduğum kitaplar listesine eklenen beşinci Kristin Hannah romanı oldu Yaz Rüzgârı. Yine sımsıcak bir dil, sevilesi karakterler ile buram buram samimiyet kokan bir roman. Romanlarında aile ilişkileri, aşk, arkadaşlık gibi konulara yer veren Hannah, Yaz Rüzgârı'nda temel olarak anne-kız ilişkisini ele alıyor. Bir yazarın birden fazla kitabını okuduğumuzda her zaman bu kitaplar arasında karşılaştırma yaparız. Yaz Rüzgârı, Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu kadar olmasa da beni tatmin etti ve beklentilerimi karşıladı.

Ünlü bir talk show sunucusu olan Nora Bridge kendisine aile, arkadaşlık, aşk ilişkileri ile ilgili sorular soran dinleyicilerine yardımcı olurken, kendi kalp kırgınlığına merhem bulamamış bir kadındır. On bir yıl önce eşini ve çocuklarını terk eden Nora'nın hayatı ve kariyeri ortaya çıkan bir skandalla alt üst olur. Bir süre bu olaylardan uzaklaşmak isteyen Nora kendini terk ettiği Summer Adası'ndaki evde bulur. Öte yandan Nora'yı bir türlü affedemeyen küçük kızı Ruby ise ablası ve annesinin ısrarıyla evde Nora'ya eşlik etmeyi kabul eder. Ruby'nin adada kalmaktaki asıl amacı skandalın ana karakteri olan ve basının oyuncağı haline gelen annesi hakkında bir yazı yazarak karşılığında 50 bin doların sahibi olmaktır.

Bazı insanlara ne kadar kızsak ya da kırılsak da içten içe yine onlara özlem duyar yine yanlarında olmak isteriz. Birçoğumuz hattâ tamamımız için anne ve babalarımız söz konusu olduğunda durum böyledir. Onlara karşı hissettiğimiz sevginin ne kadar derin olduğunu anlayabilmek için ağızlarından çıkan bir "kızım, oğlum" sözcüğü yeterlidir çoğu zaman. Bazen de kendimizi bir şeye yıllarca o kadar inandırmışız, o şeyi o kadar çok doğru kabul etmişizdir ki gözümüzün önünde duran gerçekleri göremeyiz ve bu durum yıllarımızdan alır götürür. İşte Yaz Rüzgârı'nda bu tür düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Güçlü görünmek istemesine rağmen, umursamıyormuş gibi davranmasına rağmen insanın içinde ne tür fırtınaların kopabileceği ve aslında insanoğlunun ne kadar kırılgan, güçsüz olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor Kristin Hannah.

Kitabı okurken bir yandan da düşündüğüm şey yanımızda olan, onlar tarafından sevildiğimizi sandığımız kişilerin yaptığımız, yapacağımız bir hata ile bizleri ne kadar çabuk yargısız infaz edebileceğiydi. Yaz Rüzgârı'nda bu durum sıkça karşımıza çıkıyor. Bir ailenin oğullarına yaptıkları ve bir kişiyi yücelten basınının yine aynı kişiyi nasıl yerin dibine sokabildiği gerçekleri ile.

Kristin Hannah'ın başarılı birey çözümlemeleri ile roman karakterlerinin iç dünyalarında yaşadıklarını âdeta ben de yaşıyorum. Her zamanki duru, akıcı diliyle herkesin yaşayabileceği sorunları aktaran Hannah her kitabında beni kendisine biraz daha hayran bırakıyor. Umarım en kısa zamanda diğer kitaplarından birini daha okuyabilirim. Kristin Hannah okumak benim için o kadar keyifli bir hale geldi ki hissetiklerimi tam olarak tarif edecek kelimeleri bulamıyor olabilirim. Hepinize keyifli okumalar...
• Kış Bahçesi'ni okuduktan sonra ilk olarak anne ve çocukları arasındaki ilişki, kardeşlerin birbirine olan bağlılığı gibi konuların kitabın temelde aktardığı şeyler olduğunu düşünebilirsiniz ki zaten genel itibariyle öyle. Ancak benim bu kitabı okuduktan sonra düşündüğüm tek şey; savaş... Hayatları parçalayan, aileleri birbirinden koparan, tüm acımasızlığıyla şehirlerin üstüne çöken savaş. Hayatta kalabilmek için göğüs germedikleri zorluk kalmayan insanların çevresinde ölüm, açlık, sefalet, hastalıklar kol geziyor. Kış Bahçesi savaş temasını farklı yollarla anlatan sarsıcı ve duygu yüklü bir kitap...

• Ateşböceği Yolu'nu okuyup çok beğenmiş biri olarak Kış Bahçesi konusunda da beklentilerim yüksekti. Sonuç mu? Bu kitap beklentilerimi tam anlamıyla karşılayan ve beni gerçekten etkileyen bir kitap oldu.

• Kristin Hannah insanın kalbine, vicdanına, duygularına dokunmayı çok iyi bilen bir yazar. Kış Bahçesi de başta hüzün olmak üzere birçok duyguyu iliklerinize kadar hissettiriyor.

• Kitabın konusuna gelirsek;
Nina ve Meredith birbirlerinden siyah ve beyaz kadar farklı iki kardeştir. Babaları iki kızı için elinden gelen her şeyi yaparken ve onlara sımsıkı bağlıyken; anneleri Anya, kızlarına karşı son derece mesafelidir. Ancak babaları vefat ettiğinde iki kız kardeş için tek sığınak anneleri kalmıştır. Babaları ise ölmeden önce kızlarından son bir şey ister "Annelerinin çevresindeki duvarı yıkmaya çalışmaları ve onunla yakınlık kurmaları." Kızlar, annelerini içine girdiği kabuktan çıkarmaya çalışırken kendilerini Anya'nın acı verici geçmişiyle, savaşın her şeyi yerle bir eden korkunç yüzüyle karşı karşıya bulurlar. Sırlar ve korkunç anılar birbir açığa çıkar.

"Kış Bahçesi'ni tüm okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum, keyifli okumalar."
Gümüş Gözyaşları ile yedinci Kristin Hannah kitabımı da okumuş bulunuyorum. Hannah'ın okuduğum her kitabının ardından "İyi ki yazarın bu kadar çok kitabı var!" diyorum. Yine dupduru ve oldukça akıcı bir dille yazılmış ve günlük hayatın karmaşıklığından insanı uzaklaştıran bir kitap. Normal olarak, her günümüz aynı güzellikte geçmiyor; bazen sıkıldığımız, yalnız kalmak istediğimiz günler de oluyor. İşte bana göre Kristin Hannah tam olarak böyle günlerde okunabilecek yazarlardan. İstisnasız her kitabında okuruna bir şekilde ayakta kalmanın yollarını gösteren yazarımız Gümüş Gözyaşları'nda da insan hayatına yine ayna tutuyor. Gümüş Gözyaşları'nda mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Kristin Hannah kitaplarının en güzel yanlarından biri bu zaten: Hayatlarımıza tuttuğu ayna, herkesin başına gelebilecek olaylar, durumlar.

Kristin Hannah'ın diğer kitaplarında olduğu gibi Gümüş Gözyaşları'nda da "Ben olsam ne yapardım?" sorusunu kendinize bolca soruyorsunuz. Kitabımız bir ailenin başına gelen korkunç bir olayı, yine bu aileye ait sırları ve bunların üstesinden gelme çabalarını konu alıyor. Liam Campbell'ın dünyası, karısı Mikaela'nın geçirdiği bir kaza sonucu komaya girmesiyle başına yıkılmıştır. Kendisi de bir doktor olan Liam günlerini karısının başucunda onunla konuşarak geçirir. Mikaela henüz uyanmamışken Liam karısının giysi dolabında Mikaela'nın geçmişine dair bir şeyler bulur. Liam'dan önce bir evlilik yapan Mikaela bu evliliği hakkında Liam ile pek konuşmamıştır. Ancak o kişi son dönemin ünlü sinema yıldızı Julian True'dan başkası değildir. Karısına her gün onlardan bahseden Liam, Julian'dan da bahseder ve Mikaela ilk kez bir şeye tepki verir. Karısının uyanması için her şeyi yapabilecek olan Liam, Julian'i hastaneye çağırmaya ve ondan Mikaela ile konuşmasını istemeye karar verir.

Kristin Hannah bu kitabında sevginin tarifini çok güzel yapıyor. Diyor ki: "Gerçek aşkın havai fişeklerin aydınlattığı gökyüzünün altında tutkulu bir sevişmeyle geçen bir gece değil, ağrılarınızı dindirmek için kocanızın size bir bardak su, iki aspirin ve bir sıcak su torbası getirdiği sıradan bir pazar sabahı olduğunu böyle bir adama nasıl anlatırdınız?" Bence bu durum, bir cümleyle ancak bu kadar iyi anlatılabilir. Gümüş Gözyaşları'na kadar okuduğum altı kitabında da ağırlıklı olarak kadın karakterleri tercih eden ve bir kadının hislerini başarılı şekilde ele alan Hannah, bu kez olayları ağırlıklı olarak bir erkeğin ağzından anlatıyor. Ben Kristin Hannah kitaplarında bunu ilk kez görüyorum, yazarımız bu durumun da hakkını vermiş. Gümüş Gözyaşları film gibi bir kitap desem yanlış olmaz. Kış aylarında geçen bu kitabın keşke filmi de olsaydı ve soğuk bir kış gecesinde izleyebilseydik.

Gümüş Gözyaşları bir Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu olmasa da yine oldukça güzeldi. Sanırım yazarın en az beğenilen kitabını bile okusam bana yine de güzel gelecek. Çünkü açıkçası ben Hannah'ın kötü olarak nitelendirilecek bir kitabının bile ortalamanın üstünde olacağını düşünüyorum. Kristin Hannah okumaya tabii ki devam...
Bir Kristin Hannah kitabı daha sona erdi. Mucizeler Yağarken okuduğum sekizinci Kristin Hannah kitabı oldu. Kristin Hannah okumaktan çok keyif aldığım bir yazar, kitaplarını okurken huzur buluyorum diyebilirim. Bazı okurlara yazarın dili ve ele aldığı konular basit gelebilir ancak zaten Kristin Hannah'ın en sevdiğim yönlerinden biri basit konuları, basit bir dille anlatmasına rağmen okurun duygularını çok rahat etkileyebilmesi. En sevdiğim Hannah kitapları yazarın en çok bilinen romanı olan Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu olmuştu. Bu kitapların yazarın okuduğum ilk kitapları arasında olması diğer kitaplarına dair beklentilerimi yükseltti elbette. Mucizeler Yağarken'e de bu beklentilerle başladım fakat maalesef yazarın bu kitabı beklentilerimi karşılayamadı. Mucizeler Yağarken'i okumak için bilerek kış aylarını bekledim bunun nedeni kitabın kış temalı harika bir kapağa sahip olması ve daha kitabın ilk cümlesinde Noel kutlamalarıyla ilgili detaylar görmüş olmamdı. Kış mevsiminde geçen kitapları okumaya bayılırım, yazarların havanın soğukluğuna ilişkin cümleleri, etrafı kaplayan kara dair betimlemeleri bana bir hayli huzur verir, sanırım bu kitapta da en çok beğendiğim nokta da bu oldu. Ancak bu gibi noktaları dışarda bırakırsak genel itibariyle söyleyebileceğim şey kitabın beklentilerimi karşılayamadığı ve kitabı okurken Kristin Hannah'ı değil de başka bir yazarı okuyormuş gibi hissettiğim.

Mucizeler Yağarken'in konusu kısaca şöyle: Eşi ve kız kardeşi tarafından hayatının en büyük ihanetine uğrayan Joy Candellaro Noel vaktinde evinden uzaklaşmak amacıyla kendini havaalanına atar. En yakın saatte kalkacak uçağa bir bilet alır, nereye gittiği onun için tamamen önemsizdir çünkü Joy'un tek yapmak istediği kendisine acıdan başka bir şey getirmeyen evinden kaçıp kurtulmaktır. Yolculuk sırasında yaşanan beklenmedik bir olay sonucunda Joy kendini yağmur ormanlarının ortasında, göl kenarında bir kasabada bulur gölün kıyısındaki eski evde küçük Bobby ve babası Daniel yaşamaktadır. Bir süreliğine eski hayatına dair her şeyi geride bırakan Joy bu eski kulübenin kapısını çalar ve birkaç hafta öncekinden tamamen farklı bir yaşama adım atar.

Bu tarz kitapların sonunu rahat bir şekilde tahmin etmek benim için genelde sorun değildir. Mucizeler Yağarken'de de bu durum bir sorun yaratmazdı ancak sorun olmaması için konunun, üslubun, yaşanan olayların beni etkilemesi gerekiyor. Ancak maalesef Mucizeler Yağarken'i okurken olaylardan pek fazla etkilenemedim. Tamamen duygular üzerine yazılan bu kitaptan beklentim benim de duygularıma hitap edebilmesiydi fakat böyle bir şey olmadı. Tamamen günlük hayata, insanların her zaman başlarına gelebilecek olaylara dair kitaplarda çok fazla tesadüflere yer verilmesini ve sadece kitabın daha ilgi çekici olması için işin içine katılan "mucizeleri" sevemiyorum. Yani konu bu kadar normalken o konuya çok fazla tesadüf, inanılması güç olaylar, durumlar eklenmemeli bence. Maalesef Mucizeler Yağarken'de bu vardı. Kitaba dair sevdiğim şeyler ise sadece birkaç cümlenin beni etkilemiş olması ve daha da önemlisi kitaptaki mekanların anlatılması sırasında aldığım keyifti. İlk defa bir Hannah kitabından fazla keyif alamadım ancak nazar boncuğu diyorum bu kitap için, Hannah okumaya ise tabii ki devam edeceğim.
Hayattaki en büyük zenginliğimiz kendimiz. Eğer sabah uyandığımızda yataktan kalkabiliyor ve kendi işlerimizi kendimiz yapabiliyorsak başka zenginliğe ihtiyacımız yok.. Elden ayaktan düşmediğimiz , sevgi dolu ,umut dolu ,sağlıklı ve acı haberler duymayacağımız bir hayat ise en büyük mucizemiz.
Joy Candellaro; hayatının en büyük darbesini en sevdiklerinden alıyor. Kız kardeşinin eşi ile birlikte olduğunu öğrenmek onu hayatta çaresizliğe itiyor. Joy daha fazla bunları yaşamamak yaşanan yeri de terk etmek unutmak için havaalanına gittiğinde bir anda gördüğü tek uçak seferi bulunan ve birazdan kalkacak olan uçağa atlayıp nereye gittiğini bile bilmeden uzaklaşmaya karar veriyor. Bindiği uçağın düşmesi işte ; asıl macera burada başlıyor.
Bobby yakın zamanda annesini trafik kazasında kaybetmiş, annesinden ayrılmış olan babasıyla annesinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalan ancak babası ile düşman gibi geçinen bir çocuktur. Annesi ölmeden önce annesini kırdığı için kendisini affetmemiş , tüm bu yaşadığı travmalar sebebiyle de hayali arkadaşlar edinmiş ve kendini hayattan tamamen uzaklaştırmıştır.
Anne ve annelik özlemi çeken iki kahramanın yolu nerede kesişiyor? Son sayfalara gelindiğinde tahmin ettiğiniz sonda nasıl da hayrete düşeceksiniz?
Kristin Hannah kalemine sağlık demek için okumaya hazır olun.
Ne dersiniz? Bir mucize yaklaşır ve belki gelip hayatımıza yapışır. Bize sevgiyi sonsuz yaşatanlara minnet duyup , şükranla anacağımız hayata devam ederiz. Keyifli okumalar...
Ateşböceği Yolu adı verilen karanlık bir sokakta karşılaşan, birbirinden yer ve gök, siyah ve beyaz kadar farklı iki küçük kızın yürek burkan hikayeleri. Çılgın, havalı, hırslı, cesur Tully ve anaç tavırlı, ılımlı, fedakar Kate. Ateşböceği Yolu ile başlayan kahkaha, gözyaşı, ihanet,  fedakarlık dolu bir macera. Kristin Hannah, Tully ve Kate'in sevgi dolu dünyalarının kapısını bir kez daha ardına kadar açıyor.

Kristin Hannah kitapları neredeyse tamamı seri olmayan, tek kitaplardan oluşuyor. Ateşböceği Yolu ve Ateşböceğinin Şarkısı hariç. Ateşböceği Yolu'nun ardından yazılan Ateşböceğinin Şarkısı ile bu mini seriyi tamamlamış bulunuyorum. Sadece iki kitaptan oluşmasına rağmen on kitap okumuş etkisi yaratan, hacmi az etkisi fazla mini bir seri. Ateşböceğinin Şarkısı, okumaya başlar başlamaz daha ilk sayfalardan gözlerimin dolu dolu olmasına neden oldu. Her şeyin istediğimiz gibi gitmesinin imkansız olduğu bir hayatta, işler Tully ve Kate'in de istedikleri gibi gitmiyor. Ateşböceği Yolu'nda yaşanan acı verici olayların ardından karakterlerimizin bu olaylardan nasıl etkilendiğini, hayatlarına ne şekilde devam ettiklerini öğreniyoruz bu kitapta.

Ateşböceği Yolu'nu yaklaşık bir yıl önce okumuş ve uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Kristin Hannah'ın oluşturduğu karakterlerin kusurlarıyla bile mükemmel oluşu, okuyucuda yaratılmak istenen duyguların ancak bu şekilde sarsıcı bir biçimde aktarılabilecek olması, iyi ya da kötü yaşanan tüm olayların etkilerini iliklerinizde hissettirecek bir anlatım ile harika bir devam kitabını noktalamış bulunuyorum. Bana göre olayları okuyucuya geçirme anlamında en başarılı olan yazarlardan biri Kristin Hannah. Dupduru, yalın anlatımını hayatın içinden konularla bir araya getiren Hannah, Ateşböceğinin Şarkısı ile beni yine büyüledi. Neden bilmiyorum, Kristin Hannah okuduğumda kendimi yaşanabilecek kötü olaylara daha hazır hissediyorum. Bana bunu hissettirebilen bir yazar için ne söylesem az kalacak gibi.

İçinde aile, aşk gibi konular da olsa bu serinin genel teması dostluk. Tully ve Kate'in hayatlarını, birbirlerine bağlılıklarını okuduğumda bizim "dostluk" dediğimiz şeyin ne kadar yavan olduğunu fark ettim. Elbette bu bir roman, elbette kurgu ancak bence bir yerlerde böyle dostluklar mutlaka vardır ve böyle dostluklara sahip kişiler dünyanın en şanslı kişileri olabilirler. Günümüzde birçok ilişkinin çıkar üzerine kurulu olduğunu,  insanların sadece kendisini pohpohlayan kişilerle diyalog kurduğunu düşünürsek gerçek bir dost bulduğumuzda ona sımsıkı sarılmak en doğrusu olacaktır ve bir gerçek bir dost bulmanın ne kadar zor olduğunun da altını çizmek isterim.

Tully ve Kate hayatımda yeri olan karakterler haline geldiler diyebilirim, özellikle Tully'nin gazeteci olması, iyi bir gazeteci olmak için verdiği mücadele ona kendimi daha yakın hissetmemi sağladı. Ateşböceği Yolu ve Ateşböceğinin Şarkısı bitirmiş olduğum kitaplar olsa da aklıma geldiklerinde hissettiklerim hiç değişmeyecek, hattâ bir süre sonra kitapları yeniden okumayı da planlıyorum. Kırmanın çok kolay tamir etmenin zor olduğu, kırılmanın kolay affetmenin zor olduğu bilincinin her sayfada var olduğu, hüzün dolu bu kitabı ve okuduğum en özel serilerden biri olan bu seriyi sizlere de tavsiye ediyorum. Tully ve Kate ile tanıştığım için kendimi çok şanslı sayıyorum. Ve tabii ki iyi ki Kristin Hannah okumaya karar vermişim, iyi ki...
Bir okurun, e-kitap arşivini paylaşması sonucu tanıştım eserle. Hangi okurun paylaştığını şu anda anımsamıyor olsam da, o zaman arşivlerinde bulunan eserleri paylaşan bütün okurlara gelsin edeceğim bu teşekkür.
Teşekkürler, okur arkadaşlar...

E-kitap okumak ile yazarlara çok büyük haksızlık yapıldığını savunan fikirlerin yoğunluklu olarak hissedildiği bir platformda hislerimi telaffuz etmek, ince bir buz tabakasının üzerinde yürüyormuşcasına bir izlenim uyandırsa da üzerimde, doğru bildiğinden şaşmaz bir mizaca sahip olduğumdandır, hakikatleri olduğu gibi deşifre etmek.

Ben böyleyim işte! Neylersiniz, değerli okurlar. Ne eksik, ne de fazla! Ruhum da kopan fırtına, olduğu gibi dilime yansır. Bazen kızarım kendime. Her şeyi aleni bir şekilde beyan etmek zorunda mısın, derim. Ama dil lal olsa da, gönlüm susar mı? Hadi gönlüme söz geçirdim diyelim, bu sefer de dil susar mı? Susmaz değil mi, arkadaşlar. Birinden biri habire durmadan konuşur, konuşur...

O zaman özgür bırak cümlelerini. Bırak hakkında isteyen, istediğini düşünsün. Ne eksilirsin, ne de artarsın. En azından sen doğru bildiğinden ödün vermemiş olursun, derim.

Hayata dair tek pişmanlığım keşke, birbirimizle doğru düzgün konuşabilsek! Evet, doğru okudunuz arkadaşlar. Maalesef konuşmayı beceremiyoruz. Tek bildiğimiz öfkelenmek, bağırmak ve haykırmak. Öfkeli düşüncelerin adaletsiz bencilliğinden yaşansa da bütün bu kavgalar, emin olun ki konuşarak her türlü mevzuların üstesinden gelebiliriz. Yaradılışımızdan kaynaklanan bütün farklılıklarımıza rağmen...

Rabbim insanoğluna konuşma yetisi vermiş, değil mi? Hem atalarımız boşuna mı demiş, " insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır. " diye!

Kahramanımız Ruby'de konuşamayanlardan. Canından bile çok sevdiği annesi evlerini terk etmiş ve bu terk ediliş akabinde, ailesi tarumar olmuştur. Annesinin sorgusuz sualsiz evi terk etmesine, bir türlü anlam veremez. Tam da annesine en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda terk edilmek ağır gelir, gencecik omuzlarına. Haliyle acısını sevdiklerinden çıkarır, kendi canını yakma pahasına da olsa. Canı yandıkça, sevdiklerinin de canını yakar. Çünkü yaptıklarından dolayı, bir türlü annesini affedemez. Affetmeden, unutmak ister. Peki, affetmeden unutabilir mi, bir insan. Unutamayacağını bildiği halde...

Oysa ki, bağışlamak ve affetmek en büyük ihsan. Bakalım Ruby de acı yaşanmışlıklara rağmen, annesini affetmeyi öğrenebilecek mi? Yazarın okumuş olduğum ilk eseri olmasına rağmen, yazım dili samimi ve içten. Okumak isteyen okurlara tavsiye ederim. Gerçek hayatınızın karmaşasından yorulduğunuzda, zihninizi yormayan eserler iyi gelir.

Yaşadığımız atmosfer de, kötülüklerin olduğu yadsınamaz. Objektif bir bakış açısıyla bakabilirsek eğer kötülüklerin yanı sıra, iyilik ve güzelliklerin de var olduğunu görebiliriz. O halde iyilik ve güzellikler adına, dünya da ne varsa arta kalan siz değerli okurlara gelsin...

Yazarın biyografisi

Adı:
Kristin Hannah
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Kaliforniya, ABD, 25 Eylül 1960
1960 yılının eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Kristin Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır.

Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, hala kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder.

Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara koyan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır. Kristin Hannah oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Kristin Hannah, hemen hemen her yazarın yaşadığı sorunlardan biri olan yayıncı bulmakta zorlandı. Ret cevapları onu yıldırmadı, denemeye devam etti. 1990 yılında aldığı bir çağrıya cevap verdiğinde, hayatı da değişmiş oldu. O andan itibaren artık geriye hiç bakmadı ve profesyonel bir yazar olma yolunda adımlarını attı, o günden bugüne de yazma hevesini hiç kaybetmedi.

Kristin Hannah şimdi iyi bir eş, anne ve yazar olmaktan duyduğu mutluluğu sürdürüyor.

Yazar Altın Kalp, Maggie, Ulusal Okuyucu Seçimi ödüllerinin de sahibi.

Yazar istatistikleri

  • 827 okur beğendi.
  • 8.460 okur okudu.
  • 118 okur okuyor.
  • 4.273 okur okuyacak.
  • 69 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları