Kristin Hannah

Kristin Hannah

Yazar
8.5/10
5,8bin Kişi
·
20,7bin
Okunma
·
1.302
Beğeni
·
38,7bin
Gösterim
Adı:
Kristin Hannah
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Kaliforniya, ABD, 25 Eylül 1960
1960 yılının eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Kristin Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır.

Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, hala kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder.

Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara koyan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır. Kristin Hannah oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Kristin Hannah, hemen hemen her yazarın yaşadığı sorunlardan biri olan yayıncı bulmakta zorlandı. Ret cevapları onu yıldırmadı, denemeye devam etti. 1990 yılında aldığı bir çağrıya cevap verdiğinde, hayatı da değişmiş oldu. O andan itibaren artık geriye hiç bakmadı ve profesyonel bir yazar olma yolunda adımlarını attı, o günden bugüne de yazma hevesini hiç kaybetmedi.

Kristin Hannah şimdi iyi bir eş, anne ve yazar olmaktan duyduğu mutluluğu sürdürüyor.

Yazar Altın Kalp, Maggie, Ulusal Okuyucu Seçimi ödüllerinin de sahibi.
+“Bizi biz yapan anılarımızdır Tul. Sonunda valize koyup yanına aldığın şey anıların oluyor yalnızca. Aşk ve anılar unutulmuyor...”
-“Aşk ve anılar mı? Yandım desene. Hiçbir şey anımsamıyorum...”
-"Hayatımın sonlarına yaklaşırken kederin de tıpkı pişmanlık gibi DNA'mıza işlediğini ve sonsuza dek bir parçamız olarak kaldığını biliyorum."
“Zihnimde ve anılarımda kapıyı tekmeliyorum.
İnsanlara böyle anlattım.
Gerçekteyse kapıyı açacak gücü
Kendimde zor bulmuştum..”
544 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
DAA - ĞIIILL - DIMMM !!!

Uzun zamandır inceleme yazmadığım için kuvvet ihtimal bu da dağınık bir inceleme olacak ama olsundu. Gelsindi.

En son fareler ve insanlar'da böyle berbat hissediyorken bir de bu çok ağır geldi üzerine.
Şimdiye kadar hiiiiiçç tarih kitabı okumadım malesef. Hatta sürekli tarih bilgimin kötü olduğundan yakınıp diğer yandan da sıkıcı ama hangisinden başlasam ne yapsam diye kendimle cebelleşiyordum ki bu kitap güzel bir başlangıç oldu. Ve sebep olan A.Y.' e sonsuz teşekküür (:

Gelelim kitabın konusuna; İkinci dünya savaşı döneminde annelerini küçük yaşta kaybetmiş, babaları tarafından da terk edilmiş iki kız kardeş Isabelle ve Viann'ın öyküsü ve savaş sırasında hayata tutunma çabalarını anlatıyor.

Daha önce hiç savaşla alakalı bir şey okumadığımdan mı bu kadar etkilendim bilmiyorum ama bir çok bölümünde hayretler içerisinde kaldım. Öyle ki bi ara (artık yüzüm nasıl bir ifade aldıysa) kardeşimin "abla iyi misin ? " dediğini duydum. İşte tam da böyle bir kitap 'Bülbül'.
Okurken sizi dehşete düşürecek, zaman zaman yüreğinizi kabartacak, çoğu zaman gözlerinizi dolduracak, ama o iki kadın ile de hep gurur duymanızı sağlayacak bir türden.

Yaşananlar, katliamlar, işkenceler, bir kadının (ki malesef) başına gelebilecek en kötü şey de bile sırf ailesi ve sevdikleri için hayatta kalma çabası, azmi, mücadelesi, güçlü duruşu öyle hayran olunası ve etkileyici ki... Yutkunmak da zorlanarak ilerliyorsunuz sayfalarda.

İki zıt karakter Isabelle ve Viann...
Direnişe katılıp ülkesini korumak isteyen asi, başına buyruk ve sürekli fevri hareket eden Isabelle, red edilişi ve sevgisizliği kabul etmeyip birine sığınmak ve onun kanatları altında güvende olmak isteyip çok güçsüz, kırılgan olduğunu zannetmesine rağmen şartlar zorlaştığında ve sevdikleri söz konusu olduğunda aslında ne kadar da güçlü ve cesur olduğunu fark eden Viann.

İkisinin bu zorlu şartlar da birbirlerine kattıkları ve birbirlerinden aldıkları... Sevgisini dile getiremeyişleri ve pişmanlıkları...

Kitabı okurken zaman zaman da kız kardeşimle kendimi de kıyaslarken bulmadım değil. Hangimiz hangi durumda olurduk acaba ? Biz de tüm bu yaşananlara rağmen sevgimizi dile getirmeyip daha sonra pişmanlığını yaşar mıydık ?
Gerçi hep aynı şeyi yapmıyor muyuz ? Belki kaybetme korkusu ile, belki alışık değiliz diye... Kaçımız özgürce çekinmeden söyleyebiliyor ki sevdiğini?

Ah Isabelle... sen, hep benim bir yandan mücadele etmeye çalışıp çok güçlü gözüken, ama aynı zamanda da fazlası ile kırılgan yanım. Ve sen Viann, sürekli çevresindekileri korumak isterken kendinden feda eden diğer yanım. Koca yürekli kadın...

Tüm bu duygu karışıklığı içerisinde hiçbir cümleyi birbirine bağlayamadım farkındayım.
Fazla spoiler vermeme adına olaylardan hiç bahsetmemeye çalıştım ama umarım birazda olsa merak uyandırabilmişimdir.
Velhasıl kelam okumayan kaldıysa ve hala soruyorsa okuyalım mı? Diye;
- Kitabı okuduğunda niye bu kadar geç okudum pişmanlığını yaşamak istemiyorsan eğer, koşarak gidip almalısın.

* He bir de; seviyorsanız gidin söyleyin. Yarın hatta belki 2 dakika sonrası bile geç olabilir. Hayat size son kez "seni seviyorum" deme şansı vermeyebilir.
Yani hala vakit varken......

Sevgi ile kalın ^_^
624 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum ilk Kristin Hannah kitabı. Her ne kadar bitiremeyeceğimi düşünsem de muazzamdı. Özellikle son 100 sayfası için diyecek bir söz bile bulamıyorum. O denli mükemmel ve duygusaldı. Okurken 70leri ve 80leri dibine kadar yaşıyorsunuz.
Kate ailesiyle sevgi dolu bir evde büyümüş ama sosyal ilişkilerinde zorluk çeken içine kapanık bir kızdır. Tully ise alkol bağımlısı annesi tarafından terkedildiği için büyükannesi tarafından büyütülmüş okulda popüler ama kendi içinde yalnız bir kızdır. Bu birbirinden zıt karakterlerin yolu bir defa kesişir ve sonsuza kadar dost olacaklarının sözünü verirler.
Kitabın bize anlatmak istediği çok şey var ama bence en önemlisi şu ki sevdiklerimizin hayattayken kıymetlerini bilmemiz gerekiyor. Aksi takdirde çok geç olabilir.
624 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Spoiler içerir!!

Kitabı okurken bazen Tully oldum bazen Kate. Yazar karakterlerin duygularını o kadar güzel anlatmış ki.. Dostluk kavramının en güzel halleriydi. Ne olursa olsun birbirinden vazgeçmeyen birbirlerini kıskansalar dahi hatta kırsalar bile gene birbirlerinde huzuru bulan iki dost.

Kate’nin anne olduktan sonra yaşadıkları, kızı Marah’ın ona isyanlarını anneliğin zorluğunu, evlatlarını sevdiğini o kadar güzel anlatmış ki yazar acaba ilerde anne olursam nasıl baş ederim diye düşünmeden edemedim.

Tully ise annesi tarafından istenmeyen sürekli anne sevgisini, kendisine aile arayan bir karakter. Kendini sadece işiyle mutlu olduğuna ikna etmeye çalışan başarıdan beslenmeye çalışan biri. 40’lı yaşlara geldiğinde kurmadığı aile özlemini çekiyor hep ve en sonunda Kate‘nin onun ailesi olduğunu anlıyor.

Kristin Hannah gene kalemini konuşturmuş, kitaplar da buluşmak üzere
480 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bolca sübliminal mesaja maruz kalacağınız, olaylar ve kişiler arasında sürüklenirken yorulacağınız ve bazen nerEde olduğunuzu şaşıracağınız harika bir kitap. Farklı karakterlerdeki iki genç kadının destansı dostluğuna şahit olacak, güçlü ve duygusal bir roman okuyacaksınız.
Tavsiye olunur...

İyi okumalar
480 syf.
·5 günde·9/10
Ateşböceği Yolu’nun devamı olan bu kitabı yine ilk kitap gibi kirpiklerim ıslak bitirdim ve yine kalbim Hannah diye pıt pıt attı.
Kitap Kate’nin ölümünden sonra Tully ve ailesinin yaşamına kaldıkları yerden nasıl devam etmeye çalıştıklarını konu alıyor. Tully, Kate’in ölümünden 4 yıl sonra kötü bir trafik kazası geçiriyor ve komada kalıyor. Bundan sonra her şeyin başladığı yerden, 4 yıl önce Kate’in cenazesinden devam ediyor kitap. Kate’in kızı Marah, annesinin ölümünü kabullenemez ve annesine yaşattığı zorluklar için kendini suçlar ve ne vaftiz annesi Tully’nin ne de babasının yardım elini tutmayarak büyük bir depresyona girer. Bazı yerlerde Marah’a o kadar sinir oldum ki kitaba odaklanamadım. Bazı yerlerde de Johnny’ye o kadar üzüldüm ki kalbim paramparça oldu. Bir baba düşünün karısının ölümünden sonra sudan çıkmış balığa dönmüş, onun yasını tutarken aynı anda da ailesi ellerinin arasından kayıp gidiyor ve bunu durduramıyor. Tully’nin hayatı ise her yönden tamamen tepetaklak oluyor. Kate’e ölmeden önce verdiği sözü tutamıyor. Ve tabi bunun devamında Tully bir kaza geçiriyor ve makinelere bağlı bir şekilde komada kalıyor. Ama yalnız değil çünkü yanında Kate var :) burada ak sakallı dede = Kate olarak düşünün. Kate ile Tully’nin bu diyalogları beni gerçekten çok etkiledi. Dedim ki kendi kendime gerçekten böyle bir arkadaşlık olabilir mi?
Bu kitabımızda ilk kitaptan kalma cevapsız sorular da cevaplanıyor. Mesela Tully’nin annesi Dorothy ve yaşadıkları ve tabi Tully’nin babası. İçim gerçekten çok kötü oldu. Bağımlılık yüzünden kaybolan bir ömürü okudum ve bu beni derinden etkiledi. Yine de kitabın sonu bence tam olması gerektiği gibi bitti. Mutlu veya mutsuz demiyim ama yüreğinizde iz bırakacağından şüpheniz olmasın. Kesinlikle ve kesinlikle okuyun ve okutun.
544 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Az önce gözyaşları ile bitirdiğim bu harika kitaptan bahsedeceğim şimdi.. Okumayı hem çok sevdiğim, hem de okurken her seferinde ağladığım bir konu 2. Dünya Savaşı.. Kitaplarla yetinmeyip bu konuda birçok makale, araştırma yazısı da okuyup, birbirinden güzel belgeseller de izledim. Bu nedenle konuya oldukça hakimim...

Naziler, soykırım ve işkenceler hakkında okuduğum birçok eserden farklıydı Bülbül.. Yeni kitap arayışındayken bir anda keşfettiğim ve iyi ki okudum dediğim eser diye tanımlayabilirim Bülbül'ü..
(Konudan yine içeriğe çok fazla değinmeden bahsedeceğim.. Çünkü inceleme yaparken ipucu vermeyi de almayı da asla sevmiyorum..)

Soykırımın ilk yıllarında, 2. Dünya Savaşı dönemlerinde, Fransa'da yaşayan iki kız kardeş olan Viann ve Isabelle'in savaş,soykırım ve işgal sırasında hayata tutunma çabaları ile başlıyor kitap.. Kocası savaşa çağırılan Viann, kızı ile bir başına kalır ve kardeşi Isabelle zor şartlarda onun yanına gelmeyi başarır. Ancak hayali direnişe katılmaktır, bu uğurda yapmayacağı şey yoktur Isabelle'in. Bir yanda acımasızca yapılan işkenceler, yaşanan zorluklar, yemek sıkıntısı ve ayrımcılık; diğer yanda özgürlük ve hürriyet için direnen iki kadın...

Elinizden bırakamayacağınız, her satırı etkileyici, içinizi acıtacak ama okuduğunuzda asla pişman olmayacağınız başarılı bir eser...
496 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İncelememe bizi birbirinden mükemmel kitaplarla buluşturan Kristin Hannah ile başlamak istiyorum. Gece Yolu ile birlikte Kristin Hannah'ın 4 kitabını okumuş bulunmaktayım: Ateşböceği Yolu, Kış Bahçesi, Gerçek Renkler, Gece Yolu. Okuduğum her kitabının ardından son sayfayı çevirdiğimde içimde tarifsiz hisler oluştu. Bir yazar sözlü olarak anlatıldığında çok basitmiş gibi görünebilecek bir konuyu nasıl bu denli etkileyici ve sarsıcı hale getirebilir, aklım almıyor. Kristin Hannah okurken, genelde olduğu gibi Gece Yolu'nu okurken de sayfaların arasında kayboldum. Sıcacık, samimi bir dil, anında ısındığınız karakterler, binbir duygu... Betimlemeler aracılığıyla adeta gözünüzün önünden akıp giden mekanlar, olaylar.

Bir kadının çocukluğundan genç kızlığına, oradan olgun bir kadın olduğu döneme ve yaşlılığına... Kristin Hannah "kadını" büyüleyici bir şekilde ele alıyor. Elinizde bir Hannah kitabı varsa bu kitapta kendinizden, çevrenizden bir şeyler bulacağınıza eminim; olayları sadece okumayacağınıza karakterlerle birlikte yaşayacağınıza eminim.

Aile ve arkadaşlık ilişkilerinin Kristin Hannah ustalığı ile kusursuz bir şekilde ele alındığı Gece Yolu'nda Lexi Baill ve Jude Farraday ana karakterlerimiz. Lexi henüz 14 yaşında, uyuşturucu bağımlısı annesi nedeniyle hayatını koruyucu aile değiştirerek geçirmiş, henüz çocukken hayatın zorluklarını yaşamış, annesinin, gözleri önünde ölümüne şahit olmuş bir kız. Jude Farraday ise kırklı yaşlarında hayatın iyi olarak görebileceğimiz neredeyse bütün nimetlerine sahip, iki çocuklu, zengin bir anne. Zach ve Mia adında iki çocuğu olan Jude çocuklarının hayatını tamamen kendi ellerinde tutmayı seven bir helikopter anne*. Birbirinden bu denli bağımsız iki kadının hayatı Jude'un kızı Mia aracılığıyla kesişirken yapılacak ufak bir hatanın, alınacak yanlış bir kararın bir aileyi nasıl parçaladığına şahit olacaksınız. Gece Yolu'nu okursanız bu olaylara şahit olurken benim gibi, gözyaşlarınızı tutmakla zorlanabilirsiniz.

Geçmişte yaşananlar yakanızdan asla düşmüyorken umuda tutunabilir misiniz? Hayatınızı kararttığını düşündüğünüz birini affetme erdemini gösterebilir misiniz yoksa adalet adı altında intikam için vicdanınızı tamamen kapatır mısınız? Affetmenin acının, umudun ve sevginin somut şeylermişçesine hissedildiği Gece Yolu son derece dramatik bir konuya sahip, büyüleyici bir kitap...

*Helikopter Anne: Çocuklarının üzerine çok düşen, yaşamlarını sürekli gözlemleyen ve kontrol altında tutmaya çalışan ebeveynlere psikolojide verilen isim.
512 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
• Kış Bahçesi'ni okuduktan sonra ilk olarak anne ve çocukları arasındaki ilişki, kardeşlerin birbirine olan bağlılığı gibi konuların kitabın temelde aktardığı şeyler olduğunu düşünebilirsiniz ki zaten genel itibariyle öyle. Ancak benim bu kitabı okuduktan sonra düşündüğüm tek şey; savaş... Hayatları parçalayan, aileleri birbirinden koparan, tüm acımasızlığıyla şehirlerin üstüne çöken savaş. Hayatta kalabilmek için göğüs germedikleri zorluk kalmayan insanların çevresinde ölüm, açlık, sefalet, hastalıklar kol geziyor. Kış Bahçesi savaş temasını farklı yollarla anlatan sarsıcı ve duygu yüklü bir kitap...

• Ateşböceği Yolu'nu okuyup çok beğenmiş biri olarak Kış Bahçesi konusunda da beklentilerim yüksekti. Sonuç mu? Bu kitap beklentilerimi tam anlamıyla karşılayan ve beni gerçekten etkileyen bir kitap oldu.

• Kristin Hannah insanın kalbine, vicdanına, duygularına dokunmayı çok iyi bilen bir yazar. Kış Bahçesi de başta hüzün olmak üzere birçok duyguyu iliklerinize kadar hissettiriyor.

• Kitabın konusuna gelirsek;
Nina ve Meredith birbirlerinden siyah ve beyaz kadar farklı iki kardeştir. Babaları iki kızı için elinden gelen her şeyi yaparken ve onlara sımsıkı bağlıyken; anneleri Anya, kızlarına karşı son derece mesafelidir. Ancak babaları vefat ettiğinde iki kız kardeş için tek sığınak anneleri kalmıştır. Babaları ise ölmeden önce kızlarından son bir şey ister "Annelerinin çevresindeki duvarı yıkmaya çalışmaları ve onunla yakınlık kurmaları." Kızlar, annelerini içine girdiği kabuktan çıkarmaya çalışırken kendilerini Anya'nın acı verici geçmişiyle, savaşın her şeyi yerle bir eden korkunç yüzüyle karşı karşıya bulurlar. Sırlar ve korkunç anılar birbir açığa çıkar.

"Kış Bahçesi'ni tüm okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum, keyifli okumalar."
Merhabalar Kristin Hannah’ın kitaplarını nedense her zaman edebi olarak eksik buluyorum kitap sürükleyicimi karakterler belirgin ama 512 sayfada Elif Şafak Orhan Pamuk’tan aldığım lezzeti alamadım
512 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bazı kitaplar vardır ilk sayfasından itibaren sizi içine alır ve o kitabın huzurlu, büyülü ortamından, son sayfayı çevirene kadar hatta kitabı bitirdiğinizde dahi çıkamazsınız. İşte Gerçek Renkler öyle bir kitap. Karakterlerle aranızda sağlam bir köprü kuran, hüznün ve mutluluğun en saf halini tattıran bir kitap. Diğer Kristin Hannah kitaplarında olduğu gibi Gerçek Renkler'de de karakterle aramda bir bağ oluştu. Yaşadıkları kötü günlerde üzüldüm, mutlu olduklarında ben de mutlu oldum ve zaman zaman insanların peşin hükümlülüklerine sinirlendim. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda ise hissettiğim ve düşündüğüm şey Gerçek Renkler'in ne kadar etkileyici olduğuydu.

Gerçek Renkler'i bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de bir kız kardeşe sahip olmamdır belki de. Çünkü Kristin Hannah bu kitabında okurları üç kız kardeşin dünyasına davet ediyor. Peki onlar kim? Winona kız kardeşlerin en büyüğü avukat, daima mantıklı ve zaman zaman gaddar. Aurora ortanca kardeş; ılımlı sevecen, orta yolu bulmayı her zaman başaran biri. Vivi Ann kız kardeşlerin en küçüğü. Biraz uçarı, deli dolu, kırılgan ve her zaman güzel. Annelerini her biri henüz çok küçükken kaybeden bu üç kardeşin yaşadıkları olaylara tanık oluyoruz Gerçek Renkler'de. Ağızdan çıkan tek bir kelime bir aileyi nasıl parçalanma noktasına getirir, zedelenen aile ilişkileri bireyi ne derece sıkıntıya sokabilir ve sevgi her türlü zorluğun üstesinden ne şekilde gelir? Tüm bu soruların cevapları Gerçek Renkler'de.

Kristin Hannah Ateşböceği Yolu ve Kış Bahçesi kitapları ile beğenimi kazanmıştı ve yazarın tüm kitaplarını alışveriş listeme eklemiştim. Diğer kitaplarında olduğu gibi Gerçek Renkler'de de dupduru bir dili var Hannah'ın. Okurken son derece keyif aldığım eserler ortaya koyan Kristin Hannah bu kitabıyla da sıcacık bir hikayeyle okurların karşısında. Ayrıca Gerçek Renkler'de yazarımız kitabın içine bir cinayet ve buna bağlı olarak bir parça gizem de katmış. Bu da kitapta beğendiğim bir diğer noktaydı.

Ailenin, kardeş olmanın ve sevginin türlü güzelliklerini içinde barındıran Gerçek Renkler inancın ve umudun insan kalbinde her zaman var olduğunu da anlatıyor. Winona, Aurora ve Vivi Ann'in hayallerini, hayal kırıklıklarını, sevinçlerini okurken, hayatlarının içinde kendinizden de bir parça bulacağınızın garantisini verebilirim.

Demem o ki bir kardeşiniz varsa daha güçlüsünüzdür, bir kardeşiniz varsa arkanızda daima dimdik durmanıza yardımcı olacak bir duvar vardır. Son olarak bu kitabı okumanızı istiyorum ve bir de şunu istiyorum sizlerden: "Kardeşlerinizin değerini bilin." Sevgiler...

Yazarın biyografisi

Adı:
Kristin Hannah
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Kaliforniya, ABD, 25 Eylül 1960
1960 yılının eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Kristin Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır.

Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, hala kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder.

Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara koyan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır. Kristin Hannah oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Kristin Hannah, hemen hemen her yazarın yaşadığı sorunlardan biri olan yayıncı bulmakta zorlandı. Ret cevapları onu yıldırmadı, denemeye devam etti. 1990 yılında aldığı bir çağrıya cevap verdiğinde, hayatı da değişmiş oldu. O andan itibaren artık geriye hiç bakmadı ve profesyonel bir yazar olma yolunda adımlarını attı, o günden bugüne de yazma hevesini hiç kaybetmedi.

Kristin Hannah şimdi iyi bir eş, anne ve yazar olmaktan duyduğu mutluluğu sürdürüyor.

Yazar Altın Kalp, Maggie, Ulusal Okuyucu Seçimi ödüllerinin de sahibi.

Yazar istatistikleri

  • 1.302 okur beğendi.
  • 20,7bin okur okudu.
  • 292 okur okuyor.
  • 9bin okur okuyacak.
  • 224 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları