Çin kronika'ları Gök-Türkler hakkında şunları yazarlar: "Savaşta ölmeyi şeref sayarlar, hastalanarak ölmekten utanırlar".
Türklerin mukavimliği, kanaatkârlığı ve savaş araçlarını kullanmaktaki maharet ve idmanlı bulunuşları çok eski çağlardan itibaren batılı komşuları arasında da ün salmıştır. Bizans'li Prikopios V. yüzyılda Sabir'ler hakkında şunları söyler: "Yerin sırtında insanlar yaşamaya başlayalıdan beri ne Yunan'ların ve ne de İran'lıların kafasından, Sabir'lerin kullandığı silâhlar çıkmadı" der.
Muasir Arap ve Farklar, Türklerin gittikçe atan tarihi rolleri kendilerini gölgelendirmesine rağmen, onların bir çok üstünlüklerini tanımaya mecbur oldular. Basralı Câhiz (vefatı 864) IX. yüzyıl ortalarında kaleme aldığı meşhur Risale'sinde Türklerden sitayişle bahseder. Bundan birkaç cümleyi zikredelim: "Eğer üstünde dayanmaya gelince, simir eri, postacı, muhafız, mutaassıp bir harici (mezhep mensubu) bütün meziyetlerini bir araya getirseler bile alelâde bir Türk ile boy ölçüşemezler. Ahlâki vasıfları ise maddi değerlerini de aşar: Enerjik, canlı, faal ve zekidirler, kanaati miskinlik, savaştan feragati tereddi sayarlar. Yer yüzünde, harpte sorumluluk la'netine uğramayan tek kavimdirler. Yurtseverlik, her kavmin takdir ettiği, bütün insanlığa şamil bir meziyettir. Bilhassa bu duygu Türk'lerde çok kuvvetlidir".
XI. yüzyılda diğer bir Arap müellif İbn Hassul Türk'ler hakkında ayrı bir risale yazmıştır. Diğer konular arasında aşağıda ki satırlara rastlanır:
"Bütün kavimler arasında secaat, cesaret bakımından Türk'.lerden üstün, büyük hedeflere ulaşmak için onlardan daha dirayetli hiç biri yoktur. Cenab-i Hak onları arslan sıfatında yarattı. Onlar bozkırlara, otsuz ve ocaksız çöllere de alışıktırlar. Zaruret halinde, pek aza kanaat getirerek gün geçirecek derecede
Sayfa 63 - 64 Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1971