Mary Shelley

Mary Shelley

Yazar
8.4/10
243 Kişi
·
652
Okunma
·
63
Beğeni
·
3.468
Gösterim
Adı:
Mary Shelley
Tam adı:
Mary Wollstonecraft Godwin Shelley
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
İngiltere, 30 Ağustos 1797
Ölüm:
1 Şubat 1851
1797 yılında Londra'da doğdu. Babası William Godwin, radikal siyasal görüşleriyle tanınan bir yazar, annesi Mary Wollstonecraft ise dönemin etkili bir kadın hakları savunucusuydu. Annesi doğumu sırasında ölünce, babası tarafından büyütüldü ve doğal olarak ondan ve arkadaş çevresinden oldukça etkilendi. Bu şartlar altında edebiyat ve felsefe'nin başlıca ilgi alanları olması kaçınılmazdı. Çocukluğunun büyük bölümünü kitap okuyarak, hikâyeler yazarak geçiren Mary 1814'de, dönemin en gözde romantik şairlerinden Percy Bysshe Shelley'e aşık oldu. Percy Shelley'in evli olması nedeniyle İsviçre'ye kaçmak zorunda kaldıklarında Mary henüz 17 yaşındaydı. Babası William Godwin bu ilişkiye karşı çıktı. İki sevgili, Percy'nin eşinin 1816'da ölümünden sonra Londra'ya dönüp evlenebildiler. Ardından İtalya'ya yerleştiler.

Frankenstein'in düşüncesi; Mary'de, 1816 yazında yarı uyanık olarak gördüğü bir kabus sebebiyle oluştu ve hikâyeyi geliştirmesi için eşi tarafından desteklendi. Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818 başlarında yayımlandı. Romanın doğuşunda, İngiltere'deki sanayi devriminin, Locke ve Hobbes gibi düşünürlerin etkisini de görmek mümkündür. 1822 yılında eşini bir tekne kazasında kaybeden Mary, Londra'ya döndü ve 1851 yılında ölünceye kadar profesyonel yazarlık yaptı.Frankenstein; kuşaktan kuşağa bir korku klasiği olarak aktarılsa da, öyküde doğrudan korkuya yapılan bir gönderme yoktur aslında. Katil, canavar denilen yaratık ve yaratıcısı Dr. Frankenstein kurbandır aslında. Modern çağa ve rasyonel aklın egemenliğine karşı romantik başkaldırının metaforudur onlar. Yani toplum dışına itilen, kendi savaşını veren ve bu savaşta yenilen farklı insanların acıklı öyküsüdür.

Daha çok Frankenstein ile anılan Mary Shelley ayrıca, Lodore, Falkner (1837), Perkin Warbeck ve insanlığın yavaş yavaş yok oluşunu inceleyen ve 1826 da yayımlanan apokaliptik bir roman olan The Last Man'in de yazarıdır.
"Amaçlarınızdan dönmeyin ve kaya kadar sağlam olun."
Mary Shelley
Sayfa 242 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 5.Baskı, Çeviri: Orhan Yılmaz, Neil Gaiman Önsözü ile
"Ben yardımsever ve iyiydim; acı beni iblis yaptı. Beni mutlu et ki, yeniden erdemli olayım."
Mary Shelley
Sayfa 120 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 5.Baskı, Çeviri: Orhan Yılmaz, Neil Gaiman Önsözü ile
"Bazen mutlak başarının eşiğindeyken başarısızlığa uğradım; yine de sonraki gün ya da saatte gerçekleşebilir umuduna sarıldım."
Mary Shelley
Sayfa 70 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 5.Baskı, Çeviri: Orhan Yılmaz, Neil Gaiman Önsözü ile
Onca zamandır ruhumu besleyip bana mutluluk veren hayallerim, şimdi cehennemden farksızdı.
"Unutma ki, ben senin yaratığınım; ben senin Adem’in olmalıydım ama hiçbir suç işlemeden neşeden mahrum ettiğin, cennetten kovulan melek sayılırım daha çok."
Mary Shelley
Sayfa 120 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 5.Baskı, Çeviri: Orhan Yılmaz, Neil Gaiman Önsözü ile
Hiç dostum yok Margaret; başarının heyecanıyla tutuştuğum anlarda sevincimi paylaşacak kimsem olmayacak. Hayal kırıklığına uğrarsam, etrafımda beni derdimden uzaklaştırmaya çalışacak kimseyi bulamayacağım.
Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Bilimkurgu’nun ilk örneklerinden olan Mary Shelley‘nin Frankenstein’ı ile inceleme yolculuğumuza başlıyoruz. #28996895

Bu kitabı okumadan önce, Netflix üzerinden yayınlanan The Frankenstein Chronicles dizisini izlemenizi tavsiye ediyorum. Dizi de Londra’nın o dönemine dönecek, yer altına inecek ve Mary Shelley ‘nin kitabı yazdıktan sonra, nelerle karşılaştığına biraz da olsa şahit olacaksınız. Kitap o dönem de sükse yaratmış ve bir kadın yazar olan Mary Shelley’nin kitabı nasıl yazdığı hep tartışılmıştı. Dizi de Canavarımıza tanıklık etmiyoruz, o dönemde yapılan deney ve havayı kokluyor ve izlerken işlenen cinayetlere kitabın ön ayak olup olmadığına tanıklık ediyoruz. İnsanların kitabı okurken ki hayretli bakış ve merakları kesinlikle ilgi çekici. Diziyi mutlaka izleyin, kitabı okumak için merakınız daha da artacaktır.

Ön Bilgi: Kitabın ismi, yılların dizi ve filmleri, Frankenstein’ı bize direkt olarak canavar olarak tanıtmıştır. İlk önce bu algıyı ortadan kaldırmak lazım. Bu kitap bilimkurgu’nun ötesinde, tam bir edebiyat sunmaktadır. İthaki detaylı bir önsöz, ve sonsöz ile bizlere zevkli bir ekstra kazandırmış. Yazarın kronolojik geçmişi de bulunmakta. İthaki’nin Bilimkurgu klasikleri, kitap üzerinde ülkemizde yapılan en iyi işlerden bir tanesi diyebilirim.

Hazırsanız, incelememize başlayalım…

Çok büyük beklenti ile başladım, hızlıca konuya girmesini bekledim, hatta ve hatta bir ara boğuldum. Şimdi bu cümleyi okuduğunuzda nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Evet kesinlikle bunu yaşadım. Tam bu durumu yaşadığım anlarıma bizzat Semih şahit oldu :) Şaşkındım, kitap bir tülü içine almadı beni, her sayfa da bir şeyler bekliyorum ama olmuyor, bekle, bekle, bekle hiçbir şey olmuyor. Kitap ilerlemiyor sanki. Alt tarafı 256 sayfa diyorsunuz ama gitmiyor. O kadar çok tasvir ve çeşitlendirmeli anlatım var ki nerede bu canavar demeye başlıyorsunuz. Bu durum sadece bana olmuşta olabilir. Büyük beklenti ile başlamam normalde kitaplara ama bu sefer çıtayı baya yukarıda tuttum sanırım. Neyse ki tam bu durumu konuşurken 118. Sayfaya geldim ve kitap yağ gibi akmaya başladı. Neredeyse kitabın yarısı hiçbir şey yokmuş gibi gelmişti bana. Şunu unutmamak lazım, kitap 1818 yılında yayımlandı. O dönemin edebiyata bakış açısına çok hakim değilseniz, bu uzun tasvirleri anlamlandırmak biraz zor olacaktır. 2018’den değil de, tam da o dönemden kitaba bakmak ve başarısını anlamak lazım.

Kitap akmaya başladı dedim. Evet öyle bir akmaya başladı ki bu sefer, her sayfayı soluksuz okumaya başladım. Öyle hızlı okuyordum ki, bir ara birkaç kupa kahvem boşa gitti buz gibi oldu. Şimdi kitabı bir kenara bırakıyorum ve neler yaşadık, neler hissettik, neler oldu ve olmadı, ne dersler aldık, ne fikirler edindik bunlara bir bakalım.

Öncelikle her şeyin ötesinde Frankenstein bir canavar değil. Victor Frankenstein’ın yaratmış olduğu bir canlı. Bu canlı ile yaratıcısı arasında yaşananların akabinde gelişen olayların anlatıldığı bir öykü ile karşı karşıyayız. Burada tabi ki Tanrı’ya çok sağlam bir atıf var. Madem yarattın, neden bizi bıraktın ya da beni bıraktın? Neden bana sahip çıkmadın, kollamadın, doğru yolu göstermedin, neden içimi sevgi ile doldurmadın haykırışları var. Şimdi kendi dünyamıza dönelim ve insanların yüzyıllardır haykırışlarına kulak verelim.

Tanrı’m – Allah’ım;
Neden böyle , neden şöyle, neden ben zengin değilim, neden ben daha rahat bir hayat sürmüyorum, neden o araba benim değil, neden şu ev benim değil, neden benim kız arkadaşım o değil, neden ben bir rock star ya da popstar değilim, neden sesim kötü, neden burnum uzun, neden bacağım kısa, neden ben siyah tenliyim, neden o renkli gözlü, neden daha çok param yok, neden şu üniversiteye gitmiyorum, neden dualarıma karşılık vermiyorsun, neden beni cennete direkt almıyorsun, neden benim ailem böyle, neden daha iyi bir işe sahip değilim…! Tanrım neden bana sırtını döndün ve cevap vermiyorsun?!...

Bir insan bu haykırışları yapabiliyor da, neden insanın başka başka uzuvlardan yaratmış olduğu bir canlı bu soruları sormasın, haykırışta bulunmasın? O da bunu yaratıcısına soruyor. Yaratıcısı ona sırtını dönüyor. Sırtını döndüğünde, yarattığı canlı, kendi içinde intikam yeminleri ediyor. Şimdi tekrar bizlere, yani insanlara dönelim.

İnançlı olalım ya da olmayalım her zaman yaratıcıdan bir şeyler bekleriz. Kendi kendimize bir ışık, bir işaret, ufakta olsa bir kıvılcım göremediğimizde içten içe sorgularız. (Dini başka türlü yaşayan veya her türlü Tanrı’ya, Allah’a iman edenleri ayrı tutalım.) Bu sorgulama sonucunda kopmalar yaşarız, kopmaların sonucunda başka şeylere çok rahat meyilli oluruz. Bu Tanrı’yı adalet sistemi, Devlet, Para vsvsvsvs çoğaltabiliriz. Bunu demem de ki amaç, herkesin Tanrısı başkadır. Herkes Tanrı’yı göklerde aramıyor. Zaten insanların yarattığı tanrıların sayısı da bilinmiyor. Bu çeşitlilik esasına göre değerlendirelim. İnandığınız Tanrınıza artık inancınız kalmadı, her şey yalan geliyor, kendinizi aldatılmış, terk edilmiş, yalnız bırakılmış hissetmez misiniz? Büyük bir çoğunluk bu soruya evet yanıtı verecektir. İnsanların büyük bir bölümü inandığı Tanrı’ya sığınır ve onunla yaşama tutunur. Bu tutunma ortadan kalktığında ise tam bir kopuş, inançsızlık, intikam ortaya çıkar. Günümüzde bunların birçok örneği var. Dün, bugün ve yarın da olmaya devam edecektir.

Kitabın bence ana konusu şu “İnsan ne dilediğine ve ne yarattığına (icat ettiğine) dikkat etmeli.” Eylemlerimizin sonucun da ortaya çıkan gerçeği kabul edemeyeceksek, asla o olaya el sürmemeli ve dokunmamalıyız. Eğer yaptığımız bir şey birini canının yanmasına ve hayatına mal olacaksa bundan uzak durmalıyız. Atom bombasını ele alalım. Ortada tamamen bilimsel bir keşif amacı güdülürken, birden Almanlardan daha büyük bir silaha sahip olma fikri ve koşuşturmacası hatta zorlaması ortaya çıktı. İş o kadar zorlandı ki, üretilen gücün farkında bile olunamadı. Atom bombası bulundu bulunmasına ama sonucunda ne oldu? Bir bakalım ne olmuş: Atılan bomba 600 metre yukarıda patlamış, ilk atıldığında 70 bin kişi hayatını kaybetmişti. Devamında ki iki ay boyunca, yağan asitler 70 ile 80 bin kişi, takip eden beş yıl boyunca da 60 ile 70 bin arasında kişiyi öldürmüştü. Ayrıntılarında ise bilinen ya da bilinmeyen bir çok olay meydana gelmiştir. Ülkeye, Dünyaya ve İnsanlığa verdiği zarar ise devasa boyutlardaydı. Bir atom bombası sadece kayıtlara göre en az 250 bin kişinin ölümüne neden olmuştu. Peki Atom bombasının mucidi bunun olacağını biliyor muydu? Bu sonuçtan nasıl bir mutluluk duyardı? Bu sonuçtan mutluluk duyan tek taraf, güç gösterisi yapan Amerikan Siyasetçileri idi. Yıllar, yıllar sonra ilk defa bir Amerikan başkanı, Barack Obama Hiroşima’ya gitmişti ama bir kez aforoz edilmişlerdi. Hiçbir anlamı yoktu. Paragrafın başlangıcına geri dönelim ve şunu tekrar edelim: “İnsan ne dilediğine ve ne yarattığına (icat ettiğine) dikkat etmeli.”

Tekrar kitabımıza dönecek olursak, sayfa 118’den itibaren çok güzel bir yazım dili ile karşılaştım. Öncesi de güzeldi elbet ama benim merakım o kısımlarda değildi. Bir canavarın, hayatı öğrenme ve anlama biçimini okudum. Bir bebeğin büyüdüğü gibi, adım adım bilgi büyümesi yaşamasını okudum. Bunların akabinde, öğrenen, uygulayan ama görünüşü yüzünden toplumdan dışlanan, buna rağmen tekrar deneyen ve yılmayan bir yaratık ile karşı karşıya kaldım. Mary Shelley ilk etapta çok dolandırsa da sonradan yağ gibi akan bir roman yazmış. Yazdığı bu kitap, 200 yıl sonra bile hala okunuyor ise, sadece insanların abartması ile değil, kendi değeri bunu hak ettiği içindir. İlk önce kitaba biraz zaman tanırsanız, hayal ettiğinizden daha da başka bir eserle karşılaşacaksınız.

İncelememin sonuna gelirken, İthaki Yayınevi’ne tekrardan teşekkür ediyorum. Hem Bilimkurgu Klasikleri dizisini vazgeçmeden devam ettirdikleri, hem çok başarılı çeviriler ile bize sundukları, hem de kitaplar hakkın da çok güzel ön ve sonsözler hazırladıkları için. Editör ekibine de ayrıca teşekkür ediyorum. Belki bir tane olduysa oldu, onun dışında hiç harf veya yazım hatasına rastlamadım. Genel olarak İthaki’de bu durumla karşılaşmıyorum zaten.

Diyeceğim o ki, ne dilediğimize dikkat edelim. İnsanlar yüzyıllardır ne dilediklerine pek dikkat etmediler. Onun sonucu Tanrı rolüne büründüler. Kainatın yaratanı inanışlara göre değişse de, inancı her türlü kendi isteğine göre kullanan ve değiştiren, güncelleyen(!) insan, bu dünya da kendisine her gün farklı bir Tanrı rolü biçmekle meşgul.

Sadece insan olabildiğimiz ve birbirimizi anladığımız ve çizgimizi aşmadığımız günlere diyorum. Bir canavar yaratmaya da ihtiyacımız yok, milyarlarca iki ayaklı canavar var zaten.

Kitabı herkese öneriyor, bilimkurgu etkinliğimize kesinlikle uğramanızı bekliyoruz. #28996895
Yarattığının Hakkını Gizleyen Yaratıcı

Eşi ve arkadaşlarıyla birbirlerine korku hikâyeleri uydurup anlattıkları bir akşam bu hikayeyi anlatan sonra da bunu yazı hale getirmiş olan yazar, daha sonra bazı bölümleri çıkararak sadeleştirmeye gitmiştir. Kitabın önsöz bölümünde bu sadeleşmenin hikayenin özüne dokunulmadan yapıldığını da belirtmiştir.

Bilimin en önemli dayanağı meraktır. Yaratıcı Frankenstein, bu merakla ölümün kapatılmış kapısını aralayarak bir canlı var edebileceğini düşünür. Birçok zorlu yolla bunu başaracağını anlar. Üstelik yaratacağı bu canlının devasa büyüklükte ve güçte olması gerektiğini düşündükçe çalışmalar onu daha da cezbeder. Frankenstein ’in bu düşüncesi ölümü yenebileceğine olan inatçı bakışından ileri gelir. Yaratığını heybetli olacak şekilde yaratma çalışmalarına girişir ve çalışmaları sonuç verir; yarattığı canlı yaşar. Ancak Frankenstein yarattığı bu yaratığın can bulmuş halini görünce ondan tiksinir ve onu yalnız bırakır.

Hikayenin buraya kadar olan bölümü aslında çoğu yerden bildiğimiz kısım. Ancak bundan sonra modern kültürün bizlere pompaladığı filmlere göre yaratılmış bu karakterin oldukça farklı bir seyir aldığını anlıyoruz. Yani izlediğimiz karakterle kitapta can bulan karakter arasında farklılıklar var.


Bir adam yalnızca ölümü alt etmek ister. Başarır. Ama düşünmediği bir şey vardır. Bu yaratık kimdir, nasıl bir gelişim süreci gösterecektir.

Şimşeğin elektrik enerjisini kullanarak elektroşok dalgası elde edip bir ritm oluşturmaya çalışan Frankenstein, yazıldığı dönemde bilimkurguya hizmet etse de bize ilerleyen dönemlerde kullanılacak çeşitli yöntemlerin öngörüldüğünü de göstermektedir.

Shelly, Frankenstein’i mitolojiden bildiğimiz, Zeus’tan ateşi çalıp insanlığa bahşeden ve cezalandırılan Prometheus ’la eşleştirir. Modern Prometheus olan Frankestein, tıpkı Zeus tarafından derin bir azaba terk edilen Prometheus gibi azap çekecektir.

1800’lü yılların gotik tarzını romantik ögelerle besleyen ancak bilimin henüz açıklamakta güçlükler çektiği var oluşu ele alan kitap, daha sonraki dönem eserlerini beslemiştir. Hala günümüzde birçok kitapta etkisini hissetmemize neden olan da modern Prometheus’ ların artması ve artacak olmasından ileri gelir.

Tüm bu nedenlerin yanı sıra dilinin akıcılığı, kurgunun sağlamlığı için elbette okunmalıdır. Ayrıca felsefik ve psikolojik yönü çok sağlam kurgulanmış bir kitap Frankenstein. Yaratığımızın gelişim süreci, ruh durumunu ve yaşadığı duygu değişimlerini anlayabilmek için de bir o kadar okunmaya değerdir.

Yazarın genç yaşta bu derece sağlam bir eser bırakması çok dillendirilmiş; ancak kişisel kanaatim bir şey yazmak için gerekli olanın nicel değil nitel olgunluk olduğudur. Shelly, zihninin yapıtaşlarını farklı kaynaklara kanalize etmiş ve bize aslında büyük merak uyandıracağına emin olduğu bilimsel bir de kapı açmıştır.
İzlediklerinize aldırmadan bu kapıdan geçmenizi ve okumanızı önereceğim güzellikte bir kitaptır. :)
Keyifle okuyun…
Frankenstein veya Modern Prometheus.

Kitabın adı ve hikaye kaynağı ile ilgili:
*** Modern Prometheus tüm zamanların yazarlarının hep başvurduğu gibi bizi de antik mitolojiye sürüklüyor. Prometheus efsaneye göre kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Frankenstein de Yaradan olarak karşımıza çıkıyor ki şu farkı ile kendi yaptığını beğenmeyerek, korkarak ve rededip kaçar ondan. Dahası da var; Pandora, Prometheus’un eşi, açılmaması gereken içindeki tüm insanların kötülüklerini barındıran kavonozu (kutuyu sandık) açar açmaz kapatır (değişik versiyonlar var). Frankenstein de az kalsın yaratığı eşi ile kavuşturacaktı fakat vazgeçti bundan dolayı büyük bedeller ödedi.

***Bir musevi efsanesinin kahramanı Golem, ruhu olmayan, konuşma becerisinden yoksul ve cinsellikten uzak olan yaratık, Viktor Frankenstein bilimde başarılarının kanıtlamasını için (ego,kibir göstergesidir) buna benzer birini yaratmaya çalıştı. Düşündüğü gibi olmadı yarattığı yaratık tüm insanların sahip olduğu duygulara sahipti. Mary Shelley efsanesinin içeriğini değiştirir: Frankenstein aksine canavar düşünür ve hisseder üstelik derin bir sorumluluk kavramı ile donatılmıştı.

*** Kendisi Mary Shelley romanın yapısından esinlendiği Shakespeare'in "Fırtına" ve "Kayıp Cennet" J. Milton söylüyor. Frankenstein’deki ucube ise hem cellat hem de kurban bir aradadır.

Roman kaptan Robert Walton’un kızkardeşi Mrs. Margaret Saville’e mektuplar şeklinde yazılmıştır. Viktor Frankenstein’i kutup buzulların arasından bulup gemisine alınmış ve sonra Viktor'un anlattığı hayatını o mektuplardan öğreniyoruz . Romanda Viktor hayat gizeminin sırrını öğreniyor, cansız maddeden canlı yaratık yaratmayı başarıyor Frankenstein. Bir bilim adamın kendi yaptığının sorumluluğu, Frankenstein’in ve toplumun tepkileri ve tabii ki yazarın kadın olması düşündürücüdür.

Romanın içeriği ile ilgili daha fazla bir şey söylemiyim yoksa spoilerde boğulurum :) Ama bu kitaba nasıl ‘’geldim’’ küçük bir hikaye sizlerle paylaşmak isterim: kitabından önce tiyatrosu vardı. Sahne efektlerini ve gerçekten muhteşem oyuncu kadrosu ile (Frankenstein - Cansel Elçin; Elizabeth - Deniz Uğur; Alphonse Frankenstein – Yılmaz Gruda; Canavar – Kerem Alışık) o akşam benim için unutması zor olacaktır. Finale yaklaştığımızdan canavarın aşk ile ilgili uzun ve güzel bir monoloğu vardı, o kadar güzel söylemişti ki kitabını okumalıyım diye o zaman içimden geçirmiştim. Kitapta tabii ki o monoloğunu bulamadım, nede olsa sahneye uyarlanmış bir kitap tıpa tıp aynısı beklenilmemeli. Ama sahnede göremediklerim kitapta, kitapta okumadıklarım ise sahne de gördüm. Frankenstein’i hem izleyip hem okuduğum için gerçekten mutluyum.

…Zaten ‘’klasikleri’’ damgasını taşıyan bir kitap okunmalı dememe gerek yok .
Kişiye sorulur;

-Frankenstein kimdir nedir?
- Hani var ya şu çizgi filmlerde bi yaratık kafasının iki tarafnda bi şeyler , dikişler , yıldırım filan , yoksa o değil mi

pat küt çat çut bam bum pata küte...
--
kişiye sorulmaz;

-bilinenin aksine Frankenstein canavarın ismi değildir , o doktorun ismidir...


Mary Shelley'in 19 yaşında yazdığı Frankenstein romanı, canavarın yaratılması bilim-kurgusal bir temelde olduğundan, tam anlamıyla ilk bilim kurgu çalışması olarak tanınır.

Kitap ne kadar bilim kurgu olarak görünse de kitabın özü felsefi mesajlar temel alınırak oturtulmuş. Yalnız kalan birinin nasıl saldırganlaştığı, güzelliklerin manevi olmayan sınırlar içinde aranması vs...

Bazı eleştirmenlere göre Frankenstein, bilimin küstahlığına atılan bir tokattır. Bir haddini bildirme çabası. Her şeyin akla dayandığını söyleyen bir anlayışa insanoğlunun sadece akıldan ibaret olmadığını haykıran bir çığlığı
anlatmıştır...
1800'lü yılların korkunçlu yaratığı,sefili,canavarı,VİKTOR FRANKEŞTAYN.

Hırs ve merak duygusuyla insancıl duygulara sahip bir varlık yarattı.İyilik bekleyen,her şeye pozitif bakan,dikdörtgen kafalı-filmlerde gördüğümüz kadarıyla-,deve boylu insanların görünce oralara buralara kaçıştığı bir varlıktı.Biz insanlarla yaşamak istedi,insan olmak istedi,konuşmayı öğrendi,yemeğini doğadan topladı,geleceğe düşmüş bir cromagnon gibiydi aynı.Ne oldu,ne buldu?Ne istemişti ki bizlerden?

Yarattığımız,sefil canavar haline biz düştük.Bir bebeğin eline silah verdik,intikam ve nefret duygusuyla bezedik,yeni Frankensteinler yarattık.Frankenstein sandıklarımızı yok etmeye çalıştık.Öldük,öldük,dirildik.

1818 yılında Mary Shelley tarafından 19-20'li yaşlarında yazıldı bu kitap.Okuyunca amatörlük izlerini görmeyecek,içinizdeki buhranı hissedeceksiniz.Kitabı elinize alıp baktığınızda bir sürü önsözle karşılaşacaksınız,zaten bu önsözleri okuyunca kitabı okumuş gibi de olacaksınız.

Hatta filmi de çekildi 1931 yılında,o zamandan beri Frankenstein'i yanlış tanımaya devam ettik,sanılanın aksine Frankenstein,hayata döndürülen yaratık değil,onu yaratan,tanrıcılık oynayan Frankenstein sülalesinin Victor'udur.

Kitap insana,canavara,Victor'a,dünyaya,her şeye yaratık demiş,her şeyi küçümsemiş,insan olarak hiçbir şeyden değerli,özgür olmadığımızı inatla vurgulamış,1800'lü yıllara da atıfta bulunmuş.

Okuduğuma göre o dönemlerde gerçekten ölüler diriltilmeye çalışılmış,çeşitli yöntemlerle de ölüye,diriye zarar vermişlerdir.Yani bu okuduklarımız belki de gerçektir,belki de gerçek olacaktı,kim bilir.

Bir de Prometheus hikayesi de var tabi,kitabın boşa alt başlığı olmamış.

Prometheus bir Yunan Tanrısıdır.Ateş sadece Tanrılarda bulunmaktadır.Prometheus da insanların bu denli sefil kalmasına dayanamaz,ateşi çalıp,yeryüzüne indirir.Zeus bir bakar ki ne görsün,insanlar ateşi bulmuş.Prometheus ateşi vermiş.Zeus da bunu görünce tanrıyı kayaya bağlar sonsuza dek kargalar tarafından ciğerlerinin yenilmesine mahkum eder.

Kitaptaki Prometheus'ta bizizdir,Frankenstein'dir.Yarattıklarımız karşısında yalnız,umutsuz bir yaşama mahkum olmuşuzdur.

200 yıldır,yaşamımızı felsefik yönde anlatan bu kitabı yalnızca yaratığın yönünden değil,bütün karakterlerin yönünden okumanızı öneriyorum.Son bir kısa bilgiyle de sonlandırıyorum incelememi;

Birçok yerinde de karakterlerin Türk'lere atıfta bulunduğunu görebiliyoruz,olumlu yönde de anlatılmış,olumsuz yönde de.Ama Mary Shelley'in gözünde de tembel olduğumuz aşikar.

Keyifle kalın :)
Eser, 1818 yılında 19 yaşında bir genç kız tarafından yazılmış. Eser, kendi celladını yaratan V. Frankenstein'in fantastik, acıklı hikayesini anlatıyor. Canavarın temsilinde şeytanı V. Frankenstein'in temsilinde Tanrı'yı göreceksiniz.
Genellikle okumaya aşina olduğum ve daha çok tercih ettiğim kitaplar çizgisinden bir hayli uzak bir kitaptı. Fakat değişiklikler güzeldir ve pişman da olmadım. Kitabı çok severek okudum. Korkuyu, gerilimi iliklerime kadar hissettim. Konuyla beraber yazarın üslubu, yaptığı güzel tasvirler ve çevirinin başarısı da fazlasıyla takdire şayandı. Bu tür kitaplarda genellikle rastlanmayacak kadar edebi bir dille yazılmıştı. Okunmaya değer...
Konu, anlatım, çizim vs gayet başarılı olmasına rağmen, Everest Yayınları çizgi roman kitaplarının baskı ve ciltlemesi konusunda çok başarısız. Kitapları çizik, kırışık olmasın diye itina gösteren benim gibi biri için bu çok büyük bir eksi. Yayınevine de bu konuyu iletmeyi düşünüyorum. Elimde daha önceden de aynı kaderi yaşayan çizgi romanları olmasına rağmen almış bulundum ve okunacaklar arasında yine Everest yayınlarının kitapları olması beni düşündürüyor. "Ben her şeye rağmen okuduğuma bakarım." diyorsanız kısa sürede beğeniyle okunacak bir kitap olduğunu söylemem de yeterli olacaktır. Kitaplarla kalınız ve de mümkünse elinizde parçalanmayanlardan olsun :))
Eğitimsiz geç bir kaptanın öyküsü ile giriş yapıyorsunuz kitaba.
Genç kaptan aşık olduğu Rus hanımı babasından ister, biriktirdiği hatırı sayılır paranın da etkisiyle bu evliliğe izin çıkar. Nikâh tarihi belirlenir ve delikanlı nikahtan önce kızla ilk kez görüşme imkanı bulur.
Fakat bu görüşmede kız gözyaşlarına boğularak kendini delikanlının ayaklarının dibine atar ve bir başkasına gönül verdiğini bu yüzden kendisinden vazgeçmesini söyler.
Ve sonrası okunmalı...Tam olarak yaşatma gayesi için yaşama. Aşkında tam ihtiyaç duyduğu şey...
Frankenstein gibi ölümsüz bir eserin sahibi olan Mary Shelley'in kısa ama çok tatlı bir hikayesi. Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz eserindeki sevecenlik ve gizem bu hikayede de mevcut. Bir nefeste okunabilecek çok tatlı bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mary Shelley
Tam adı:
Mary Wollstonecraft Godwin Shelley
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
İngiltere, 30 Ağustos 1797
Ölüm:
1 Şubat 1851
1797 yılında Londra'da doğdu. Babası William Godwin, radikal siyasal görüşleriyle tanınan bir yazar, annesi Mary Wollstonecraft ise dönemin etkili bir kadın hakları savunucusuydu. Annesi doğumu sırasında ölünce, babası tarafından büyütüldü ve doğal olarak ondan ve arkadaş çevresinden oldukça etkilendi. Bu şartlar altında edebiyat ve felsefe'nin başlıca ilgi alanları olması kaçınılmazdı. Çocukluğunun büyük bölümünü kitap okuyarak, hikâyeler yazarak geçiren Mary 1814'de, dönemin en gözde romantik şairlerinden Percy Bysshe Shelley'e aşık oldu. Percy Shelley'in evli olması nedeniyle İsviçre'ye kaçmak zorunda kaldıklarında Mary henüz 17 yaşındaydı. Babası William Godwin bu ilişkiye karşı çıktı. İki sevgili, Percy'nin eşinin 1816'da ölümünden sonra Londra'ya dönüp evlenebildiler. Ardından İtalya'ya yerleştiler.

Frankenstein'in düşüncesi; Mary'de, 1816 yazında yarı uyanık olarak gördüğü bir kabus sebebiyle oluştu ve hikâyeyi geliştirmesi için eşi tarafından desteklendi. Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818 başlarında yayımlandı. Romanın doğuşunda, İngiltere'deki sanayi devriminin, Locke ve Hobbes gibi düşünürlerin etkisini de görmek mümkündür. 1822 yılında eşini bir tekne kazasında kaybeden Mary, Londra'ya döndü ve 1851 yılında ölünceye kadar profesyonel yazarlık yaptı.Frankenstein; kuşaktan kuşağa bir korku klasiği olarak aktarılsa da, öyküde doğrudan korkuya yapılan bir gönderme yoktur aslında. Katil, canavar denilen yaratık ve yaratıcısı Dr. Frankenstein kurbandır aslında. Modern çağa ve rasyonel aklın egemenliğine karşı romantik başkaldırının metaforudur onlar. Yani toplum dışına itilen, kendi savaşını veren ve bu savaşta yenilen farklı insanların acıklı öyküsüdür.

Daha çok Frankenstein ile anılan Mary Shelley ayrıca, Lodore, Falkner (1837), Perkin Warbeck ve insanlığın yavaş yavaş yok oluşunu inceleyen ve 1826 da yayımlanan apokaliptik bir roman olan The Last Man'in de yazarıdır.

Yazar istatistikleri

  • 63 okur beğendi.
  • 652 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 480 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları